1 Aralık 2022 Perşembe

2022.12.01.(YAZILAR) YOLA VE YOLCULUĞA DAİR-25: KİME/KİMLERE MUHALİFİZ?

  Hiç yorum yok

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-25: KİME/KİMLERE MUHALİFİZ?

     Yakın zaman önce, bir sorun ile ilgili haber yapabilmek için birinci el kaynaklardan ya da ağızlardan bilgi edinmeye, işin aslı astarı nedir öğrenmeye çalışıyordum. Bir dönem sola meylettiğini ve sonrasında CHP'ye katıldığını öğrendiğim genç bir arkadaş, siz, dedi, üyesi olduğu CHP'yi kastederek, muhalefete muhalefet yapıyorsunuz; gidin, iktidara muhalefet edin.

     Datça'da, bazı CHP'li dostlarımız, tanık olduklarım ve gözlemlerim çerçevesinde yazıyorum, yaşanan bir sorun ile ilgili yazılı ya da sözlü eleştiriler yöneltildiğinde eleştirilen merkezi yönetim ise alkışlıyorlar, yok eğer CHP'li bir belediye başkanının yönettiği yerel yönetim ise bu genç arkadaşınki gibi benzer ifadeler ile tepki gösteriyorlar.

     Eleştirilere böylesi tepki gösterenlerin beklediği yaklaşım “Biz muhalifiz, haliyle muhalif olmanın getirdiği dezavantajlara sahibiz. Bizi iktidar ile eş konumda görüp eleştirmeyin.” değil, düpedüz “muafiyet”dir. Yani, bu dostlarımız, siz de biz de merkezi yönetime muhalifiz, haliyle, sizden beklediğimiz, bizim kusurlarımızı görüp usturuplu bir biçimde eleştirmeniz değil, görmemeniz, görseniz de başınızı öte yana çevirmeniz, bizi yurttaşların gözünde yıpratmamanızdır... diyorlar. Bu nedenle, yönetimde oldukları yerel yönetimlerin uygulamalarına yönelik her türlü eleştiriyi hiç hoş karşılamıyorlar ve yerel yönetimde kendilerine en yakın rakip olarak gördükleri siyasi partinin/gücün ekmeğine yağ sürme, onun hesabına çalışma olarak görüyorlar.

     ***

     Çok aşikar ki 1999 yılından beri CHP'li belediye başkanlarının kesintisiz olarak yönettiği Datça'da yaşanan bir sorunun kaynağının merkezi yönetim mi yoksa yerel yönetim mi olduğu ancak sorgulama yapılarak öğrenilebilir; bu yapılmadan, sahip olduğumuz siyasi konumdan hareketle peşin bir hükme vararak, sorumlunun yerel ya da merkezi yönetim olduğuna dair düşünce beyan etmek... abesle iştigal etmektir.

     Kargı Koyunda 128.000 m2'lik bir alanın ve kamuya ait pek çok yerin (doğrudan ya da Özelleştirme İdaresi üzerinden) satışa çıkarılması, kıyıların MUÇEV aracılığıyla işletmelere kiraya verilerek halka kapatılması, hesapsız kitapsız bir şekilde devasa bir yat limanı inşaatına girişilmesi, iç-dış turizmin teşvik edilmesine karşın 50 yıldır Datça Yarımadasının genelini içerecek şekilde imar planlarının çıkarılmaması ve haliyle bir biçimde “kaçak yapılaşmanın” teşvik edilerek doğal dokunun bozulmasına neden olunması, Datça Belediyesi'nin bazı taleplerinin Cumhurbaşkanınca ya da ilgili bakanlıklarca kabul edilmemesi ya da sürüncemede bırakılması vb... merkezi yönetimden kaynaklanan sorunlardır.

     Büyükşehir Yasası ile belediye mülkü haline gelen Cumalı (Çeşmeköy) köylülerine ait ortak mülk konumundaki zeytinliğin satışa çıkarılması kararı, yeni yapılacak pazar yerinin özelleştirilebileceğinin bir ara dile dolanması, alt yapı sorunları çözülmeden İskele Mahallesi Mezarlığı arkasında kalan bölgeye inşaat izni verilmesi ve 12 yıla yakın bir süre orada oturan yurttaşların mağduriyetlerine yol açılması, MUSKİ'nin yeterli arazöz olmaması nedeniyle talebi karşılayamaması ve dolan foseptik çukurları zamanında boşaltılamadığı için lağım sularının alt katların içine taşması, patlayan su ve kanalizasyon borularının günlerce o durumda kalması vb... ise yerel ve Muğla Büyükşehir yönetimlerinin sorumluluğundaki sorunlardır.

     Bunların böyle olmadığını kim söyleyebilir?

     ***

     Sol, sosyalist... muhalif bir kişi, çevre, siyasi parti... bu sorunlara dair bir görüş belirtmek istediğinde bakacağı yer yalnızca sorunun kaynağı/soruna kimin yol açtığı değil, aynı zamanda ve hatta öncelikli olarak sorunun yol açtığı mağduriyetler ve bu mağduriyetlere uğrayan vatandaşların kimler olduğudur.

     Bu yaklaşımın sonucudur ki biz Sol Partililer Kargı Koyundaki ya da diğer yerlerdeki kamu arazilerinin merkezi yönetim tarafından satışına karşı çıkarken Cumalı Köyünde (Çeşmeköy) köylülerin ortak mülkü zeytinliğin yerel yönetim tarafından satış kararına da karşı çıktık. “Kaçak yapı” oldukları gerekçesiyle bazı yurttaşların binalarının yerle bir edilmesine karşı çıkarken yasaların zorlama yorumlanması çerçevesinde 2016 yılından itibaren Karaköy (Körmen) ve Kızlan ağırlıklı bazı mahallelerde pıtrak gibi çoğalan 1+1'lerin yapılmasına da “hayır” dedik ve bilindiği üzere bu nedenle belediye binası içerisinde fiziki tacize uğradık. Büyükşehir Yasası ile köylerin mahalleye dönüştürülmesine karşı çıkarken yerel yönetimin bu mahallelerin “kırsal mahalle” statüsüne alınmasına karşı çıkmasını da eleştirdik...

     Hiç şüphesiz CHP'li yerel yönetimin “muhalif” konumda olduğunu unutmadık ama bu nedenle eleştirilerden “muaf” tutup yapılan her şeyi sorgusuz sualsiz görmemezlikten gelme ve kabullenme konumuna da düşmedik.

     ***

     Sol, sosyalist... muhalif bir kişi, çevre, siyasi parti... olarak 1999 yılından beri CHP'li bir belediye başkanının yönettiği Datça'da ve benzer konumdaki yerlerde yaşanan sorunların tümünün merkezi yönetim ya da CHP'nin merkezi yönetimde de olamaması kaynaklı olduğunu söyleyerek ya da yaşanan bazı sorunların ortaya çıkışındaki yerel yönetimin sorumluluğunu örtük olarak yok sayan bir yaklaşımla bu sorunların çözümü doğrultusunda bir mücadele örgütleyemeyiz.

     Merkezi yönetim tarafından Kargı Koyu ve başka yerlerdeki kamu arazilerinin satışına karşı çıkarken Cumalı'daki zeytinlik gibi Büyükşehir Yasası ile tasarrufu yerel yönetime geçmiş köylülerin ortak mülklerinin yerel yönetim tarafından satış kararına karşı çıkmıyorsak, yanlış olduğunu söylediğimiz Büyükşehir yasası ile mahalleye dönen köylerin “kırsal mahalle” statüsüne alınıp alınmaması konusunda tek söz söylemiyorsak... inandırıcı olamayız. Artvin'de, Rize'de, Kaz Dağlarında, Bergama'da, Aydın'da... olduğu gibi Muğla'da yürütülen ekoloji mücadelesini de bu sorunların ortaya çıkışında yerel yönetimlerin (Datça/1+1'ler, Marmaris/SİNPAŞ, Menteşe/Deştin Çimento Fabrikası, Milas/Tuzla Sulak Alanı) var olan ve herkesçe bilinen sorumluluğunu şu veya bu nedenle bir biçimde görmemezlikten gelerek yürütemeyiz...

     Kısacası, biz, hiç şüphesiz aralarında görece farklılıklar olduğunu unutmadan, her kim ki yaşadığımız sorunlara kaynaklık etmekte ve mağduriyetlere yol açmaktadır, ona muhalifiz.

     01.12.2022/Datça/Mehmet Erdal

 

21 Ekim 2022 Cuma

2022.10.21.Bir örgütlenme deneyimi: ÇANDARLI HALK MECLİSİ

  Hiç yorum yok

 

     



     


     

     Bir örgütlenme deneyimi: ÇANDARLI HALK MECLİSİ (*)

     “Çandarlı Halk Meclisi'ni kurma fikri nereden geldi aklınıza? Nasıl karar verdiniz? Nasıl kurdunuz?”

     Bu ve benzeri soruları, Bergama Devlet Hastanesinin bir odasında yatan Eyüp Sabri Gamsız'a yöneltiyorum. Eyüp Sabri, 1980 öncesi İzmir'de yürütülen anti-faşist mücadelede çok aktif olarak yer alan ve çok önemli görevler üstlenen genç devrimcilerin içerisinde örgütlendiği İDOD'un (İzmir Demokratik/Devrimci Orta Öğrenimliler Derneği) örgütlediği okullardan birisi olan Çınarlı Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi iken bir nedenle cezaevine düşen, uzun yıllar içeride kalan, sayısız kez sürgüne gönderilen, en ağır işkenceleri gören... bir devrimci. 2009 yılından beri Çandarlı'da yaşıyor. Çandarlı Halk Meclisini oluşturma fikrini ortaya atan, ilk çağrı metnini yazan, yayınlayan ve kurucuları arasında yer alan kişi.

     Bu söyleşiden iki gün öncesine kadar Çandarlı'ya gitmeyi ve orada Çandarlı Halk Meclisi üyesi başka arkadaşlarla da söyleşiler yaparak bu yazıyı hazırlamayı düşünüyordum; aniden rahatsızlandığını, önce Dikili, sonra da Bergama Devlet Hastanesine kaldırıldığını ve tedavi altına alındığını öğrenince, söyleşiyi bu hastane odasında ve şimdilik onunla sınırlı kalacak bir çerçevede yapmaya karar verdim.

                                             18.10.2022/Bergama Devlet Hastanesi

     ÇANDARLI

     Çandarlı, şu an Dikili'ye bağlı bir mahalle. Bir sahil kenti. Kayıtlı nüfusu 7500 civarında. Yaz aylarında bu nüfus 200 bin civarına çıkıyormuş. Büyükşehir yasası çıkıp mahalle statüsüne dönüştürülmeden önce nüfusu 1450 civarında olmasına karşın belediyesi olan bir belde imiş. Eyüp Sabri, Bergama'ya bağlı Zeytindağ ile Dikili'ye bağlı Denizköy arasındaki bölgenin Çandarlı olduğunu söylüyor. Çandarlı'daki konutların çoğunluğu yazlık olarak kullanılıyormuş; konut sahipleri Çandarlı'ya gelip 6 ay kalıyor ve sonra ayrılıyorlarmış. Kış aylarında pek çok binada tek bir pencerede bile ışık görülemezmiş. Aliağa'ya ulaşan metro nedeniyle günübirlik turizm de söz konusuymuş; özellikle dar gelirli yurttaşlar metro ile Aliağa'ya geliyor ve oradan da Çandarlı'ya günübirlik gelip akşamına evlerine dönebiliyorlarmış. Çandarlı Halk Meclisi kurulduktan sonra Aliağa-Çandarlı arası belediye otobüs sayısının arttırılması talepleri karşılık bulmuş; önceleri sabah 2, akşam 2 belediye otobüsü yolcu taşırken, şimdilerde 40 dakikada bir otobüs kalkıyormuş. Bu yetmez, bu otobüsler, özellikle yaz aylarında 20 dakikada bir kalkmalı, diyor.

     Pandemiden sonra, özellikle Ankara, İstanbul gibi illerden gelen yaşlılar geriye dönmeyip yaz-kış Çandarlı'da yaşamaya başlamışlar. Bu nedenle, kış aylarında da Çandarlı pek tenha değilmiş. Ayrıca, Çandarlı diğer sahil kentlerine göre daha ucuz bir yermiş. Neler ucuz, diye soruyorum; yeme-içme, pazar... diyor. Çandarlı'da yaşayanlar ve yaz aylarında Çandarlı'yı tercih edenler çoğunlukla emekliler ve daha az gelire sahip olanlarmış. Çandarlı Çeşme, Foça, Bodrum... gibi yerlere göre daha az popülermiş. Tarımla uğraşan çevre köylerin yanı sıra Yunt Dağındaki köyler, hatta Kınık'a bağlı bazı köyler dahi ürettiklerini satmak için Çandarlı Pazarına getiriyorlarmış. 2009 yılında Çandarlı'ya gelip yerleşmeye karar verdiğinde kiralar da çok uygunmuş.

     Söyleşinin bu bölümünde, Çandarlı'ya ve yanı başındaki Dikili'ye dair politik konulardan da konuşuyoruz.

     ÇANDARLI VE DİKİLİ'DE POLİTİK YAŞAM

     2009 yılında gelip yerleştiği günlerde, Çandarlı'da, toplumsal faaliyet yürüten dernek, sendika...vb. namına hiç bir şey yokmuş. 19-20 km. mesafedeki Dikili'de ise bazı dernek ve sendikaların olduğunu anımsıyor. Ama, örn: Eğitim-Sen'in yeri yokmuş. Sol siyasi partilerden bir tek ÖDP varmış. Şimdilerde CHP'nin yanı sıra Sol Parti, HDP, TİP, Emek Partisi ilçe örgütlerini oluşturmuşlar ama CHP dışında hiç birisinin ilçe binası bulunmuyormuş; gerektiğinde, kahvelerde toplanıyorlarmış.

     Kesin tarih veremiyor; geldiği zamandan beri Dikili'de bir Emek ve Demokrasi Platformu olduğunu anımsıyor. Bu platform, Dikili'deki sol, sosyalist, demokrat, yurtsever... siyasal partilerden, siyasal yapılardan, derneklerden, sendikalardan... gelen 2'şer kişilik temsilcilerden oluşuyormuş. Siyasi partileri anladım da siyasi yapılar derken neyi anlamalıyız, diyorum; Örn: diyor, Halkevi yok ama Dikili'de Halkevci olduğunu ve Halkevi'ni temsil ettiğini söyleyen kişi ya da kişiler var ise platforma Halkevi'ni temsilen katılabiliyorlar.

     Anlatımına göre, bu platform, faaliyet olarak, takvimde yazılı, Örn: 1 Mayıs, 1 Eylül... gibi belli günlerde ne yapabiliriz diyerek toplanıyor, sonra da Dikili'nin Cumhuriyet Meydanına çıkıp basın açıklaması yapıyor, bir-iki slogan atıp dağılıyormuş. Platformun yerele dair farklı toplumsal sorunlarda aktif olarak yer aldığı ve tepki gösterdiği bir faaliyetini anımsamıyor. Özellikle Dikili Belediyesine karşı hiç bir faaliyetleri olmuyormuş. Bunun nedeninin, CHP'li belediyenin olanaklarından yararlanma düşüncesi olduğunu düşünüyor. Örnek vermesini, istiyorum. Farklı örnekler veriyor... Kısacası, platformda yer alanlar Dikili Belediyesi ile arayı bozmak istemiyormuş. Halbuki, diyor, Dikili'de yıllardır yerel yönetimde CHP iktidar olduğundan, her yerel sorunu çözmek için yola çıkıldığında, karşına, doğal olarak CHP çıkar...

     Artık, söyleşinin asıl konusuna geçebiliriz.

     HALK MECLİSİ ÖNERİSİ

     “Biliyorsun, biz bir gelenekten (Devrimci Yol) geliyoruz. Geleneğimizde, halk örgütlenmesiyle ilgili, örn: Fatsa deneyimi, bir refleksimiz var. Yalnızca Çandarlı'da değil, ÖDP'de de nereye gidersek gidelim, halkı örgütleyelim deyip tabandan örgütlenmeye yöneliyoruz. Bu bizde doğal bir refleks haline gelmiş. Öte yandan, senin Datça'ya, Datça'daki deneyimlere ilişkin bütün yazdıklarını da okudum sayılır. Ayrıca sohbetler de yaptık, biliyorsun. O sıralar rahatsızlıklarım nedeniyle işe koyulmakta biraz geciktim. En son geldiğinde (18-21 Haziran)seninle konuştuktan sonra bastım düğmeye, yazılı bir çağrı yaptım..."

     Eyüp Sabri, önerdiği Halk Meclisi'nin teorik arka planının Devrimci Yol'un düşünceleri, Örn: Direniş Komitesi olduğunu, söylüyor. Çandarlı'da, bu Halk Meclisi adımı ile günümüz koşullarında bir Fatsa yaratma iddiasında olduklarını anlatıyor. İkincisi, benim Datça Demokrasi Platformu ve 2021 yılında Marmaris'te başlayıp hızla yaygınlaşan orman yangını sonrasında Datça'nın 11 mahallesinde kurulma adımları atılan mahalle dayanışmaları/mahalle meclisleri deneyimlerine ilişkin yazdıklarımı okumuş, yüz yüze yaptığımız sohbetlerden etkilenmiş.

     HALK MECLİSİ KURMA ÇAĞRISI

     Bir dönem, Çandarlı'ya geldikten sonra da İzmir Konak'taki Mine Bademci Kültür Merkezi'nin kuruluş sürecinde yer almış ve çalışmalarına katılmış. Çandarlı civarındaki köylerle ilişkileri de o dönemde başlamış. ÖDP'li olduğu süreçte, Bergama köylülerinin çıkarılacak altın madeninin siyanürle ayrıştırılmasına karşı yürüttükleri mücadeleye aktif olarak katılmış... Bir başka deyişle, her daim toplumsal içerikli mücadeleler içerisinde bir biçimde yer almış...

     21 Haziran 2022 günü akşamı kısa bir çağrı metni kaleme alıyor, Çandarlı'da yaşamaya devam eden bir arkadaşının Facebook'ta adına kayıtlı ama pasif konumdaki Çandarlı Emek ve Demokrasi Platformu sayfasında yayınlıyor. Çağrısında, Çandarlı'da yaşayan ve faşizme karşı olan herkesi 26 Haziran günü Çamlaraltı çay bahçesinde toplantıya çağırıyor.

     Sorum üzerine, çağrıyı kaleme aldığında ve yayınladığında hiç bir siyasi oluşumun içerisinde yer almadığını, söylüyor. O günlerde kendisini, halihazırda olduğu gibi Devrimci Yolcu birisi olarak tanımlıyormuş. Çağrıyı kaleme almadan ve yayınlamadan önce Çandarlı'da ya da Çandarlı'nın idari olarak bağlı olduğu Dikili'de var olan sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. yapılardan kimse ile görüşmemiş. Bunun nedenini, kurulacak olan örgütlenmenin bağımsızlığını ve ilk başlarda kurucuların, sonrasında ise örgütlenme içerisinde yer alacak olan Çandarlıların iradesinin üstünde herhangi bir iradenin olamayacağını baştan ilan etmek olarak açıklıyor.

     İLK TOPLANTI

                                        1.07.2022/Çamlaraltı çay bahçesi

     21 Haziran günü yapılan çağrıya 2 TİP'li, 1 Sol Partili, 1 Emek Partili, 1 HDP'li ve bir de eskiden DK (Devrimci Kurtuluş) saflarında yer almış 1 kişi, yani toplam 6 kişi karşılık veriyor; 26 Haziran günü Çamlaraltı çay bahçesinde bir araya geliyorlar. Konuşuyorlar. Gelenlere nasıl bir örgütlenme çağrısı yaptığını anlatıyor. HDP'li ve Emek Partili katılımcılar, anlatılan bu örgütlenme modelini yanlış bulduklarını söylüyorlar; onların önerdikleri Dikili Emek ve Demokrasi Platformu'nun Çandarlı versiyonuymuş. Eyüp Sabri'ye, madem böyle düşünüyorsun, o zaman daha ayrıntılı bir açıklama ile yeni bir çağrı yap diyorlar. Toplantıya katılanlar da katılımı yetersiz bulduklarından, 1 Temmuz günü yeniden ve daha geniş katılımlı bir toplantı yapmak için yeni bir çağrı yapılmasına karar veriliyor.

     Eyüp Sabri, o çağrı metnini de yazıyor ve paylaşıyor. Çağrı metni “ÇANDARLI'DA YAŞAYAN DEMOKRAT DUYARLI ARKADAŞLAR ARTIK BİR ARAYA GELİP ORTAK HAREKET ETME ŞARTLARINI OLUŞTURMALIDIRLAR.” diye başlıyor, Çandarlı'nın plajlarının bazı işletmeler tarafından işgal edilmesi, İzmir ile olan ulaşım sorunu ve Çandarlı-Aliağa metrosu arasındaki belediye otobüslerinin yetersizliği, sivri sinekle savaş, elektrik ve su kesintileri gibi çözümlenmesi gereken sorunlara değiniyor, bu sorunların çözümü için de örgütlenerek bir güç oluşturmak gerektiğine işaret ediyor. Toplantı tarihi 1 Temmuz, toplantı yeri yine Çamlaraltı çay bahçesi olarak duyuruluyor.

     Anlatımına göre, bu çağrı yapıldıktan sonra, farklı iş yerlerinde çalışanlardan bazıları biz o gün çalışıyoruz, toplantıya katılamayız, bu nedenle 3 Temmuz günü bizim de katılabileceğimiz bir toplantı daha yapılsın, diyorlar. O da kabul ediliyor. Böylece 1 ve 3 Temmuz günleri geniş katılımlı iki toplantı yapılıyor; farklı nedenlerle katılmak istemeyenlerin dışında isteyen herkes bu iki toplantının birisine katılmış oluyor.

     EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMLARI

     “Beni tanıyanlar bilir, ben cezaevinde de cezaevi dışında da birilerinin ya da 3-5 kişinin kendiliğinden edindikleri ya da nereden aldıkları belli olmayan yetki ile birilerine hükmetmesine ve insanları yönetmeye kalkmasına karşıyım; bunlar abilerimiz ve ablalarımız olsalar bile. Bu konularda her yerde ve her zaman konuşmuşumdur. Bunları, Devrimci Yolun ruhuna da aykırı görmüşümdür. En önemlisi, bu Emek ve Demokrasi, Demokrasi vb... adlarla anılan temsile dayalı platformların hiç bir işe yaramadığını gördük. Aynı şeyleri deneyip deneyip aynı şeyleri yaşamayı akıllıca bulmuyorum. Kişi o ilçede tek kişi ama bir siyasi partiyi ya da bir siyasi oluşumu temsil ettiği kabul edildiği için platformda bir oy sahibi, bir başkası diyelim ki 5-10-20... hatta daha fazla üyeye sahip, o da bir oya sahip oluyor; böyle bir saçmalık olamaz. Oylama oluyor, orada üyeleri nedeniyle çok kişiyi temsil eden, Örn: 3 kişi, kitlenin 3/4'nü temsil ederken, diğer oy kullanan 5 kişi, kitlenin 1/3'nü temsil ediyor ama karar onların oyu ile alınıyor. Bu, bir yönüyle, bu 5 kişinin, nesnel olarak azınlıkta olmalarına karşın, kendi görüşlerini çoğunlukta olanlara bile mecbur kabul ettirmeleri anlamına geliyor. Bu durumda ne oluyor? Gerçekte çoğunlukta olanlar bu alınan kararları içlerine sindiremedikleri için alınan kararın gereğini yerine getirmede mızmızlanıyorlar; bir biçimde dışarıda kalmaya çalışıyorlar... Velhasıl, ben, bu platform türü örgütlenmelere karşıyım.”

     NE YAPMALI?

     “Bir çare bulmamız ve bir yerden başlamamız gerekiyordu. İşte senin Datça'da yaşananlara ilişkin yazdıklarından, birebir yaptığımız sohbetlerden algıladıklarım benim düşündüklerim ile çakıştı; Çandarlı'da ne yapabiliriz, ne yapabiliriz diye düşündüm. Dedim ki, bugüne kadar yapılanların tersini yapalım. Nedir bu? Temsilcilerin toplantısı yerine biz taban olarak toplanalım. Siyasi partilere üye ya da üye olmayan ama kendisini o siyasi partinin, siyasi oluşumun taraftarı olarak gören, kendisini var olan siyasi yapılanmaların dışında konumlandıran, var olan dernek, sendika vb. örgütlenmelere üye ya da değil Çandarlı'da bir yığın insan var. Kimisi markette, kimisi manavda, restoranda, kafede... çalışan ve kendisinin düzene karşı olduğunu bağıra çağıra haykıran bir halk var. Biz bu insanları burada, bir potada toplayalım. Bunların hepsini kapsayacak bir örgütlenme ne olabilir, diye düşündüm. Halk Meclisi fikri öne çıktı...”

     1980 sonrası içine girilen yenilgi döneminde sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb... siyasi yapıların halktan uzak olmaları ve halk ile aralarında oluşan mesafeyi bir türlü kapatamamaları nedeniyle halkın parti, platform... gibi yapılardan uzak durduğunu, soğuk baktığını, bu nedenle de Halk Meclisi isminin halka sempatik geldiğini, halkın bu örgütlenmeyi kendi örgütü gibi gördüğünü söylüyor. Bu önerinin bir nedeni de bu imiş.

     HALK MECLİSİ

    1 Temmuz günkü toplantıya 16-17 kişi katılmış. Bu katılımcıların içerisinde TİP'li 3, Sol Partiliyim diyen 7, Emek Partili 1 (önceki toplantıya katılanın dışında) önceki toplantıya da katılan eski DK'lı varmış, diğerleri siyasi angajmanı olmayan yurttaşlarmış.

     Sorum üzerine, toplantılara CHP İlçe Örgütü yönetiminden ya da Dikili Belediyesinden kimsenin katılmadığını ama katılanların içerisinde kendisini CHP'li olarak tanımlayanların olduğunu, söylüyor.

     Eyüp Sabri o gün ve bilahare 20-21 kişinin katılımıyla yapılan 3 Temmuz günkü toplantılarda düşündüklerini açık açık dillendirmiş: “Arkadaşlar, burada her birimizin bir oyu var. Hiç birimiz bir diğerimizden üstün değildir. Bu çağrıyı ben yaptım diye sizden bir farkım ve ayrıcalığım yoktur. Ben de sizin eşitinizim. Hiçbir siyasi yapı burayı kendi örgütlenmesi olarak göremez. Elbette bu örgütlenmeyi kabul eden her siyasi yapıdan insanlar buraya katılabilirler ve halk içinde örgütlenme çalışması yapabilirler; buna ambargo konulamaz. Neticede bizlerin de siyasallaşması gerekmektedir. Bu örgütlenme içerisinde bulunan siyasi yapıların oyu, her toplantıda, o toplantıya katılımcı olan üyelerinin sayısı kadardır; Örn: TİP'li 3 kişi aynı yönde oy kullanırlar ise 3 oyu vardır. Bir başka toplantıya bir kişi katılıyor ise yalnızca bir oyu var demektir. Öyle, bir temsilci toplantıya gelip, bizim burada şu kadar oyumuz var diyemez.”

     Anlattıklarından anladığım, Eyüp Sabri, siyasi ya da başka bir örgütü, Örn: dernek, sendika... temsil ettiğini söyleyenlerin temsilinin pek çok açıdan sorunlu olduğunu, bu temsilcilerin, gerçekte, ancak kendilerini temsil ettiklerini düşünüyordu.

     KAOS VE ANARŞİ OLUR KORKUSU

     Toplantının birisinde bir Sol Partili bu anlatılanlara karşı çıkmış ve temsile dayalı bir platformun daha iyi olacağını söylemiş. Eyüp Sabri, bu yaklaşımın, 40 yıl süren yenilgi döneminin alışkanlıklarından kaynaklandığını, düşünüyor. Anlattıklarını duyunca, katılımcılar biraz şaşırmışlar ama sessiz kalmışlar. İlk kez böyle bir şeyle karşılaşıyorlardı, o nedenle normal, diyor. “Sanıyorlar ki bu anlattıklarımda bir darmadağınıklık, bir boşluk var. Anlattıklarım hayata geçerse bir anarşi olacak, bir kaos yaşanacak. Böyle bir kaygıları var. Ben, bu düşündüklerinin tam aksinin olacağını söyledim. Bakın, dedim, bu meclise katılan herkes, bu meclise getirilen her önerinin kabul edilip edilmeyeceğine karar verecek; her şey tartışılacak ve oylanacak. Karar verildiğinde, çoğunluğun verdiği karara herkes uyacak. Bu meclise katılan hiç kimse, burada kafasına göre hareket edemez. Ben yaptım, gittim diyemez. İstediği bir şeyi mutlaka meclise onaylatacak. Yürütmede olan da onaylatacak. Yürütme, ayrıcalıklı bir makam değildir. Yürütmede yer alıyorum diye herhangi bir yürütme kurulu üyesi kafasına göre iş yapamaz.”

     1 ve 3 Temmuz günü yapılan toplantılarda yürütmede yer alacak üyeler belirlenmiş; 3 kişi seçilmiş. Çalışanlar, çalıştıklarından hareketle yürütmede yer almak istememişler.

     ÇALIŞMA PROGRAMI

     “Oluşturulan Halk Meclisinin çalışma programının belirlenmesi konusunda şöyle bir şey yaptık: Çandarlı'nın sorunları üzerinden yola çıkacağız, dedik. Çandarlı'nın en göze batan, Çandarlıları en çok mağdur eden sorunlar neler, öncelikle onları tespit edeceğiz. Herkes mahallesinde, sitesinde, köyünde... her nerede ise oradaki en önemli sorun ne ise onu tespit etsin. O tespitler üzerinden bir değerlendirme yapalım. Hangisi öncelikli olarak çözülmeli, hangisi için ne yapılması gerekli ona karar verelim. Bir eylem planı oluşturalım. Tamam, denildi. Herkes yola koyuldu. Elbette aramızda haberleşiyoruz, oluşturduğumuz WhatsApp grubunda yazışıyoruz...”

     ZEHİRLİ GEMİ GELİYOR HABERİ

     “Biz bu çalışma programını tam bitirmiştik ki bir zehirli (asbestli) geminin Brezilya'dan hareket ederek söküm için Aliağa'ya geleceği haberi geldi.”

     Bu haberi alınca, Aliağa'nın onlara çok yakın bir yer olması nedeniyle, bu olayın çok önemli olduğunu düşünmüşler.

     “Türkiye'de, eylemsel anlamda, söküm için Aliağa'ya doğru yola çıkacağı söylenen bu gemi ile ilgili hiç bir hareket yoktu, bu haberi aldığımızda. Biz, gemi yola çıkmadan çok önce eylemlere başladık; bakın, dedik, Aliağa karşıda. Rüzgar oradan doğru esiyor, bu rüzgar gemiden çıkan bütün pisliği, zehri bize getirecek. Haliyle, bu sorun öncelikle Çandarlı'nın sorunudur. Bir eylemlilik süreci başlatalım, dedik. Kabul edildi. Bildirilerimizi bastırdık. Dövizlerimizi hazırladık. İlk eylemlerimize başladık. İmza topladık. Ondan sonra ALÇEP (Aliağa Çevre Platformu) devreye girdi.”

     ALÇEP öteden beri var olan bir örgütlenmeymiş ama Brezilya'dan Aliağa'ya gelecek olan zehirli gemi konusunda kendilerinden sonra harekete geçmiş. ALÇEP harekete geçince Bergama filan her yer harekete geçmeye başlamış. Olay patlamış. Türkiye ayağa kalmış. Çandarlı Halk Meclisi ismi yerel, bölgesel ve ulusal basın ile TV'lerde dillendirilir olmuş. Zehirli gemiye karşı oluşan bu güçlü karşı çıkıştan sonra Çandarlı Halk Meclisi, ALÇEP... filan birlikte hareket etmeye başlamış. Bu ortak eylemlerin çoğunda kendileri öncülük etmiş. Aliağa 'da gemi sökümünün olduğu yerin önüne gitmişler. Orada da eylem yapmışlar. Çadır ve nöbet tutma eylemleri olmuş.

     Eylemlere katıldıkça, Halk Meclisinde yer alan katılımcılar birbirlerine daha çok güvenmeye başlamışlar. Hepsinin eşit olduğunu görmüşler. En önemlisi konuşmaya ve düşüncelerini ifade etmeye başlamışlar. Rahatlıkla öneri sunar ve katılmadıkları bir konuda karşı çıkar olmuşlar.

     Bu eylemlilik süreçlerinde de her hafta yine Çamlaraltı çay bahçesinde toplanmışlar.

     Zehirli gemi ile ilgili TV'lerde haberler çıkınca Çandarlı Halk Meclisi'nin adı çok sık duyulur olmuş, yaygınlaşmış. Halbuki, daha 20 günlük bir oluşumduk, diyor. Halk Meclisi'nin bu olayda bu ölçüde duyulur olması, ona çok geniş bir alanda meşruiyet sağlamış. “Örneğin pazarda bildiri dağıtıyoruz, hiç tanımadığımız bir yurttaş, birader bana da bir miktar ver, götürüp oturduğum sitede dağıtayım, diyor. Elimizden bildirileri alıp halktan insanlar, kendileri dağıtıyorlar. Öyle bir ortam yaşandı ki pazar yerinde, elimizde bildiri kalmadı.” İmzalar da o havada toplanmış. Plajlarda dolaşarak, güneşlenenlerin yanında oturarak imza toplamışlar. Halk Meclisinden bahsetmişler. Bu etkinlikler sırasında Çandarlı Halk Meclisi yazılı önlükleri giymişler.





     ETKİNLİKLERE KATILIM

     İlk aşamada etkinliklere 18-20 kişi arasında katılımlar olmuş. Şimdilerde 60 civarında bir katılımcıya ulaşmışlar. Bu katılımcıların çoğunluğunun emekli olduğunu söylüyor. Çalışanlar, izin alamadıkları için eylemlere katılamıyorlarmış. Bunu, sıkıntılı bir durum olarak görüyor. Yapılan işleri genellikle emekliler götürüyor, diyor. İşten izin alabilenler zaman zaman katılım gösterebiliyormuş.

     Geriye dönmez denilen zehirli gemi geriye döndürülünce, insanlara büyük bir moral gelmiş. Halk Meclisine güven duygusu artmış. Helal olsun, bak, gemiyi geri döndürdüler, deyip, başarıyı Halk Meclisine mal etmişler.

     BAKIRÇAY'DAKİ BALIK ÖLÜMLERİ

     Asbestli gemi olayının ardından Bakırçay'daki balık ölümleri olayı gündeme girmiş. İkinci eylemleri, bu konuda olmuş.

     Anlattığına göre, Halk Meclisi içerisinde yer alan bir arkadaş o civardaki sitelerin birisinde kalıyormuş; balık ölümlerini gözlemleyince Halk Meclisine haber vermiş. Halk Meclisinden birkaç kişi, bu haber üzerine olay yerine gitmişler. Gördüklerini fotoğraflamaya başlamışlar. Videolar çekmişler. Olayı basına duyurmuşlar. Basın olayın üzerine gitmeye başlamış.

     Olay, Bergama Belediyesi'nin mermer ocaklarındaki cüruflar ile nehrin önünü kesmesinden, yani bent kurmasından kaynaklanıyormuş. Nehrin önü kesilince, önü kesilen nehirde kalan balıklar, oksijensizlikten ve mermer ocağında kullanılan zehirli kimyasalların suya karışmasından dolayı ölmüşler. Nehrin bir tarafı tertemiz iken diğer tarafı binlerce ölü balıkla dolu idi, diyor. Aslında bu konu Bergama Belediyesi'nin değil Devlet Su İşleri'nin yetkisinde imiş. Bergama Belediyesi, halı sahalara çim yetiştirip satan AKP'li bazı işletmelere kıyak olsun diye nehrin önüne bu cürufları döküp suyun seviyesini yükseltmeye çalışmış.

     Dikili Belediyesi işgüzarlık yapıp bu bendi yararken, yani ölü balıkların denize karışmasını sağlamaya çalışırken müdahale ediyorlar. Halbuki, diyor, suçu işleyen AKP'li Bergama Belediyesi ama suç kanıtlarını yok etmeye çalışan CHP'li Dikili Belediyesi. Dikili Belediyesi, bu yaptıklarını, Çandarlı Mahallesinin muhtarının gazına geldik, diyerek, açıklamaya çalışmış... Halk Meclisi üyesi bir Çandarlı, ki balık ölümlerini de haber veren o imiş, bendin yarılmaya başlandığını görür görmez kepçenin önüne atlamış. Belediye görevlileri onu kolundan çekip çıkarmaya çalışmışlar. Hemen akabinde, diğer Halk Meclisi üyeleri olay mahalline varmışlar. Olayı fotoğraflamışlar. Gidip suç duyurusunda bulunmuşlar. Bergama Belediyesi yetkisi olmadığı halde nehrin önünü kesip balık ölümlerine yol açmaktan, Dikili Belediyesi ise herhangi bir işlem ve tahlil yapmadan bu ölü balıkların denize karışmasına yol açmaktan ve haliyle insan sağlığını tehlikeye atmaktan suçludur, diyor. Savcı dilekçeyi okuyor, sunulan delillere bakıyor ve şikayeti işleme koymak zorunda kalıyor. Duyduklarına göre bakanlık hem Dikili hem de Bergama Belediyesinde bu konu ile ilgili soruşturma yürütüyormuş. Ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından müfettişler gelmiş, olayı incelemişler ve kendilerini haklı bulmuşlar...

                                                              


     BAŞARI, SAYGINLIĞI GETİRİR

     Üst üste iki konuda başarılı olunca, Halk Meclisi üyelerinin özgüven duygusu artmış. Çandarlı'da, Çandarlı Halk Meclisi denilince herkes dikkate almaya başlamış. İlk gittiğinde Dikili Belediye Başkanı'nın kendisini kapıdan içeriye almadığını, şimdi ise konuşmak için kendilerini çağırdığını, söylüyor. Başka bazı konularda da gelin aramızda konuşalım, kamuoyuna duyurmayın, seçim yaklaştı, bunları aleyhimize kullanırlar, diyorlarmış...

     Çandarlı Sağlık Ocağı'nın ambulansı yokmuş. Bu konuyu Dikili İlçe Sağlık Müdürü ile konuşmuş, Corana 19 aşısı olmak için sağlık ocağına gittiği zaman. Çandarlı'da uzman doktorun, ambulansın bulunmadığını, buna karşın çok sayıda yaşlı ve hasta insanların olduğunu, anlatmış. Bu konularda imza toplayacağız, sonra gelip bu konuları bize neden anlatmadınız, demeyesiniz, demiş. Müdür, halledeceğini söylemiş. "Hiç inanmıyordum halledeceğine ama telefon numaramı aldı ve bir gün İzmir'e gidiyordum, telefon geldi; Çandarlı'ya bir ambulansın geldiği söylendi." 

     Yani sizin bir güç olduğunuzu düşünüyorlar, diyorum. Halk Meclisi adını duyunca dikkat kesiliyorlar, diyor. Bu olayı başka başka düzlemlerde de gözlemlediklerine dair örnekler veriyor...

     Suç duyurusuna gittiklerinde, savcı, bu nasıl bir yapı, hiç bir yerde kaydı yok, demiş. Bu, demiş, öyle bir örgüt değil, kendiliğinden oluştu, kendine Çandarlı'nın sorunlarını çözmeyi iş edindi. Gönüllüler olarak bir araya geldik, öyle yasa dışı falan değil, meşru/aleni bir ilişkimiz ve çalışmamız var. Emniyet, bazı arkadaşlarımıza sormuş, Halk Meclisi'ni kim yönetiyor, bunun arkasında kim var, falan diye. Onlar da doğru dürüst cevap vermişler.

     ETKİNLİKLERİN FİNANSMANI

     Çandarlı Halk Meclisi'nin etkinliklerinde bugüne kadar yapılan harcamaları hep cebinden karşılamış. Bunu, ilk başlarda bir zorunluluk olarak görmüş. Olaylar çok hızlı gelişti ve Örn: bildiri bastırmak, pankart yaptırmak için gerekli parayı toplamak için zaman yoktu, diyor. Şimdilerde, etkinliklerde yapılacak harcamaları Halk Meclisi üyelerinin gücü oranındaki gönüllü katılımları ile karşılayabilmeyi konuşuyorlarmış. Bir yöntem geliştirebileceklerine inanıyor.

     DİKİLİ EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMUNA KATILIM

     Çandarlı Halk Meclisi, iki temsilci ile Dikili Emek ve Demokrasi Platformu toplantılarına da katılıyormuş; çağrı, platformdan gelmiş. Toplantıda, bu platformun örgütlenmesini yanlış bulduklarını, 40 yıldır uyguladıkları yöntemlere katılmadıklarını, bu platformun kendilerine ters geldiğini, yapılması gerekenin, halkın içerisine girerek, tabanda, Çandarlı Halk Meclisi gibi bir örgütlenmeye gitmek olduğunu ama buna Dikili'nin karar vermesi gerektiğini, söylemişler. Emek Parti temsilcisi, Dikili'de böyle bir şey olmaz gibi sözler söylemiş. 1 Eylül Barış Günü nedeniyle yapılan bu toplantıda Dikili Emek ve Demokrasi Platformu nezdinde platformlara yönelik eleştirilerini dillendirmişler. Şimdilerde, HDP dışındakiler, bir gün oturup bu önerileri ciddi ciddi tartışalım diyorlarmış.

     YÜRÜTME KURULU ÜYELERİNİN SAYISI ARTIRILMALI

     Emboli nedeniyle hastanede yattığı için kafamın içinde dolaşıp duran soruyu soruyorum: “Çandarlı Halk Meclisi'nin kuruluşunda aktif olarak yer aldın ve anlattıklarından da anlaşılıyor ki oldukça ağır bir yük var sırtında. Sana bir şey olursa ne olacak?”

     Yüz ifadesinden, sıkıntısı kolayca anlaşılabiliyordu. Çandarlı Halk Meclisi'nin kuruluşunun üzerinden çok kısa bir süre geçtiği için onun şu an üstlendiği görevleri üstlenebilecek kişilerin halihazırda öne çıkamadığını düşünüyor. Çok kısa sürede çok yoğun bir eylemlilik süreci yaşadık, şöyle oturup da bu konuları tartışmak ve somut bir şekle sokabilmek mümkün olmadı, diyor.

     Yürütmeyi ve yürütme kurulu üyelerinin yaptıklarını, yürütme kurulu üyelerinin nasıl belirlendiğini anlatıyor, örnekler vererek. Çandarlı Halk Meclisi'nin kuruluşundan sonraki o çok kısa sürede gerçekleştirdiği eylemliliklere ilişkin anlattıkları çerçevesinde soruyorum; bir yürütme kurulu üyesinin bütün bunları yapabilmesi için her daim boşta, yani emekli birisi olması gerekiyor; bu ne kadar hayata uygun bir önermedir? Yürütme kurulu üyesi çalışan birisi olursa ne olacak?

     Zor, diyor. Sıkıntılar yaşanır. Çözümün, yürütme kurulu üyelerinin sayısını artırmakta olduğunu, söylüyor. Örn: Çandarlı Halk Meclisi'nin şu anki yürütme kurulu 3 kişiden oluşuyormuş, bu sayıyı 10 kişiye çıkarmak gerekiyormuş. Sayı artınca, mutlaka bir ya da birkaç kişinin gereksinim duyulduğunda o işe koşturabileceğini, düşünüyor. Sayı az olunca sıkıntı yaşanırmış. Şimdiki hedefleri bu sayıyı artırmakmış. Yürütme kurulu üyeleri 10 kişi olsun, bu hiç sorun yaratmaz, diyor. Kim boşta ise o gider ve yapılacak işi yapar. O iş mutlaka yapılır. Bu tür örgütlenmelerin siyasi yapılanmalar gibi merkezi yapılar olmadığını ve haliyle yönetim mekanizmalarında yer alacakların sayısının sorun yaratmayacağını, söylüyor. Yeter ki sorumluluğu alsınlar ve aldıkları sorumluluğun bilincinde olsunlar, diyor.

     Sohbetimizde sıkça Datça vb. sahil kentlerinden söz edildiğinden sahil kentlerinde çok sayıda yaşlı ve emekli sol, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişi olduğundan bu yörelerde bu konuda sıkıntı yaşanmayabileceğini ama diğer yerleşim yerlerinde yaşanacak sıkıntıların bu şekilde aşılmasının mümkün olduğunu düşünüyor. Bu yörelerde yürütme iki-üç kişiden oluşturulur ve işler onların omuzlarına yıkılırsa, bu yapılar çöker, diyor.

     HALK MECLİSİ ÖRGÜTLENMESİ YAYGINLAŞTIRILMALI

     Çandarlı Halk Meclisi kurulmadan önce de Dikili'de benzeri bir örgütlenmenin kurulması önerisini dillendirmiş; yanaşan olmamış. Çandarlı dışında benzeri örgütlenmelerin olmasının çok hoş olacağını, düşünüyor. İnsanlar yanaşmıyor, delireceğim, diyor. Kahve köşelerinde okey oynayarak, takvimde yazılı günlerde kent meydanlarına çıkıp basın açıklaması yaparak ve iki-üç slogan atarak toplumsal bir örgütlenme olunamayacağı düşüncesinde ısrarlı; bu söylemi sıkça tekrar ediyor. Sol Parti'nin son dönemde yaptığı eylemleri örnek veriyor. Fatsa ve Uşak mitinglerine atıfta bulunuyor. Sol Partili değilim ama bu yapılanları beğeniyorum, diyor... Başka türlü toplum nasıl örgütlenir? Ben devrimciyim, ben sosyalistim ha hu denildiğinde halk senin yüzüne bile bakmıyor, diyor...

     18-21 Ekim 2022/Akhisar


     (*) Bergama Devlet Hastanesi 3. Kat 320 nolu odada yatan Eyüp Sabri Gamsız'ın anlatımları çerçevesinde öyküsünü okuyacağınız Çandarlı Halk Meclisi'ne ve/veya Eyüp Sabri Gamsız'ın yaklaşımlarına dair pek çok konuda farklı düşünüyor ve haliyle bunları tartışma götürür buluyor olabiliriz; bu çok doğaldır.

     Çandarlı Halk Meclisi deneyimi, 2021 yılında Marmaris Armutalan'da başlayan ve hızla yaygınlaşan orman yangınının devam ettiği günlerde Datça'nın 11 mahallesinde kurulma adımları atılan mahalle meclisleri/mahalle dayanışmaları deneyimleri gibi toplumsal mücadele açısından çok önemlidir; bu nedenle incelemeye ve tartışılmaya değerdir.

     Toplumsal mücadeleyi var olan yasalar çerçevesinde kurulan dernek, sendika, kooperatif, kent konseyi vb... örgütlenmeler içerisinde hapsetme anlayışlarını dışlayan ve aşan, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan toplumsal mücadelenin gereksinimlerinden doğan, mücadelenin seyrine bağlı olarak farklı biçimlere bürünen ve bütün yetkiyi içinde örgütlenen yurttaşlardan alan bu tür aleni/meşru örgütlenmeler, umudun ve yarının vücut bulmuş halidirler.

     Devrimci Yol'un Direniş Komiteleri önermesi ve 1980 öncesi iç savaş koşullarında yaşanılan deneyimler, bu örgütlenmeler için en dikkate değer referanstır.


27 Mayıs 2022 Cuma

2022.05.28.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-24: TOPLUMSAL MÜCADELE, "KENT KONSEYLERİ" İÇERİSİNE HAPSEDİLEMEZ!

  Hiç yorum yok

 

   




 YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-24: TOPLUMSAL MÜCADELE, KENT KONSEYLERİ İÇERİSİNE HAPSEDİLEMEZ

     2020 yılı ikinci yarısı ile 2021 yılı ilk yarısında Datça Kent Konseyi'nde yaşananların ardından olduğu gibi bu yılın başlarında Marmaris Kent Konseyi'nde ve bugünlerde de Milas Kent Konseyi'nde yaşananlar, bir kez daha “Kent Konseyi” tartışmasını gündeme taşıdı.

     2019 yılından itibaren Datça yerelinde ve Datça Kent Konseyinde yaşananlardan hareketle bir çok kez haber yapan ve oldukça çok sayıda ayrıntılı yazılar yazan birisi olarak, 17.01.2022 tarihinde yazdığım ve paylaştığım yazımı, bugün bir kez daha paylaşmadan önce, şunların bilinmesinin yararlı olacağını düşünüyorum:

     Datça, Marmaris ve Milas Belediye Başkanları CHP'lidir; belediye meclislerinde çoğunluk, CHP grubundadır.

     Datça Kent Konseyindeki “olağan dışı” gelişmeler, Datça kamuoyunun “1+1'ler” olarak bildiği, gerçekte, köy (şimdilerde “mahalle”, Körmen/Karaköy, Kızlan...) yerleşim alanları içerisindeki arazilere kaç konut yapılabileceği çerçevesindeki bir tartışmaya Datça Kent Konseyi'nin müdahil olması ve bu konuda Datça Belediyesi üzerinden İl Çevre, İklim Değişikliği ve Şehircilik Bakanlığı'ndan görüş istemesi sonrasında gündeme gelmiş; kent konseyi başkanı istifa etmiş, Sol Parti İlçe Örgütü üyeleri Datça Belediye Binası içinde fiziki olarak taciz edilmiş... ve Datça Kent Konseyi 18.06.2021 tarihinde kongreye gitmiştir.

     Marmaris Kent Konseyi'ndeki “olağan dışı” gelişmeler, Kızılbük Koyu'nda 30 yıl önce başlanılan ve yarım kalan bir otel inşaatının SİNPAŞ'a devredilmesi ve Marmaris Belediyesi'nin, bu inşaat ile ilgili bütün talepleri onaylaması karşısında Marmaris Kent Konseyi'nin başlattığı mücadele sürecinde gündeme gelmiş; Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu'nun bir kısmı istifa etmiş, yerel basına da yansıyan “olağanüstü kongre” tartışmaları başlamıştır.

     Milas Kent Konseyi'ndeki “olağan dışı” gelişmeler, Milas-Bodrum Karayolu üzerindeki Bargilya Tuzlak Alanı yakınlarında Ali Ağaoğlu'nun yaptıracağı devasa tatil köyü inşaatına Milas Belediyesi'nin izin vermesi ve belediye başkanı Muhammet Tokat'ın, belediye tarafından verilen bu izinler nedeniyle, 17 Nisan 2022 tarihinde Milas'ta yapılan “Zeytin Mitinginde” bazı katılımcılar tarafından protesto edilmesi sonrasında gündeme gelmiş; protestonun faturası Milas Kent Konseyi'ne kesilerek, kent konseyi olağan üstü kongreye zorlanmaya başlanmıştır.

     Görüldüğü üzere, üç ilçedeki kent konseylerinde gündeme gelen “olağan dışı” gelişmelerin nedeni, yerel yönetimlerin de içinde olduğu düşünülen “rant ilişkileridir.”

     Her üç kent konseyi ya da daha doğrusu kent konseyi yürütmesindekilerin çoğunluğu bu rant ilişkilerine karşı çıkmış ve yerel yönetimleri, bu nedenle eleştirmeye başlamış; “kıyamet”, bu eleştiriler dillendirilmeye başlanınca kopmuştur..

     Her üç ilçede yaşananlar, var olan CHP'li yerel yöneticilerin kent konseyini AKP, MHP vb. bazı siyasal partilerden seçilmiş yerel yöneticiler gibi ilke düzeyinde reddetmediklerini ama “görece bağımsız” kitle örgütlenmesi olarak değil, “yan/yardımcı örgüt, arka bahçe...” olarak gördüğü ve aykırı bir sese asla tahammülleri olmadığını, göstermiştir.

     Sonuç: Her üç ilçede yaşananlar, şu anki kent konseylerinin “hepten yararsız” değil ama yürütülüp-yönlendirilecek toplumsal mücadelenin, içerisine hapsedileceği ya da bu mücadelenin kalıcı öznesi olabilecek örgütlenmelerden birisi olamayacağını somut olarak ortaya koymuştur; yapılması gereken, mücadelenin içinde, gücünü, toplumsal mücadelenin öznesi olan yurttaşların iradesinden ve birleşik gücünden alan örgütlenmelerin yaratılmasıdır.

     Şimdi, 17.01.2022 tarihli yazım: (25.05.2022)

     BİR KEZ DAHA KENT KONSEYİ VE MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE

     Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi Kent Plancısı & Kent Bilimci Dr. Mehmet Pembecioğlu'nun 10 Aralık günü zoom üzerinden yapılan Datça Kent Konseyi Seçimsiz Genel Kurulunda sunumunu yaptığı “DATÇA KENT KONSEYİ ÇALIŞMA YÖNERGESİNİN YENİLENMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ” başlıklı çalışma ile bir kez daha gündemimize giren kent konseyi tartışmasına, aynı konuda, farklı tarihlerde hem teorik hem de Datça'da uygulamada karşılaşılan sorunlar kapsamında yazan ve bu yazıları da Datça Kent Konseyi Facebook sayfası başta olmak üzere birçok yerde kamuoyu ile paylaşan (1) birisi olarak, birkaç açıdan katkıda bulunmak istiyorum.

     Kent konseyi konusunda “afaki” bir tartışmayı sürdürmemek için, öncelikle şu üç noktanın altını çizmemiz gerekiyor:

     1) KENT KONSEYİ, NE ZAMAN GÜNDEME GELDİ?

     “Kent konseyi örgütlenmesi doğrultusunda ilk adım, 1992 yılında, Brezilya'nın Rio Grande de Sul eyaletinin başkenti Porto Allegre Belediyesi'nce (önceki yıllarda ülke genelinde yaygınca gündeme gelen 'adem-i merkeziyetçi/ yerinden yönetim' uygulamalarının bir devamı anlamında da) başlatılan 'katılımcı bütçe' deneyimi ile atılmıştı: Bu uygulama ile belediye bütçesinin tamamında değil, yalnızca yatırımlara ayrılan (bugüne kadarki uygulamalara bakarsak % 5-20'lik) kısmının nerelerde ve hangi yatırımlarda nasıl kullanılması gerektiği konusunda yurttaşların öneri ve düşüncelerinin alındığı; yurttaşların söz, yetki ve karar sahibi olarak kabul edildiği; böylece 'yöneten ve yönetilen' ayrımının önüne geçilmeye çalışıldığı bir sürecin önü açılmak istenmişti. (Brezilya'da 2002 yılında 140 yerde bu 'Katılımcı bütçe' uygulamasına geçilmiş; bugün ise, dünyanın farklı yerlerinde 300 kadar yerde bu uygulama yapılmaktadır.)

     Aynı yıl, 1992 yılında, Brezilya'da, BM Çevre ve Kalkınma Konferansı, 'Yeryüzü Zirvesi' adı altında toplanmış, burada 'Gündem 21' olarak bilinen 'sürdürülebilir kalkınma', bir başka deyişle 'kalkınma ve çevre' içerikli uluslararası 'eylem planı' kabul ve ilan edilmişti. '...İnsanlık tarihsel bir dönüm noktasındadır' cümlesi ile başlayan bu zirvede kabul edilen bu 'Gündem 21' eylem planı ile '...merkezi yönetim-yerel yönetim ilişkisinde yerel yönetim lehine daha fazla yetki devredilmesi, yerelin güçlendirilmesi, hükumet ve hükumet dışı kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesi ve halkın etkin katılımının sağlanması...' anlayışı benimsenmişti.(Bir başka deyişle 'Toplumsal Uzlaşma') (Bknz:Mehmet Çilsal/Bodrum...Keza, İnternette farklı kaynaklar)

     'Gündem 21' veya 'Yerel Gündem 21' adıyla bilinen bu program, 1997 yılında, Avrupa ile birlikte ülkemizde de BMKP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) çerçevesinde 'Yerel Gündem 21'lerin Teşviki ve Kalkındırılması' başlığıyla uygulanmaya başlanmış; ilk elde 9'u Büyükşehir, 3'ü İl Özel İdaresi olmak üzere toplam 48 yerel yönetimin katılımıyla yürütülmüştü.

     1997 yılından itibaren il il, ilçe ilçe yapılan 'Gündem 21' toplantılarının ardından ise 2005'de resmi gazetede yayınlanan 5393 Sayılı Belediyeler Kanununun 76. maddesi ile 'Kent Konseyi' resmen kabul edilmiş ve günlük hayatımıza girmiştir...” (2)

     2) KENT KONSEYİ NEDEN GÜNDEME GELDİ?

     “Dünyanın pek çok ülkesinde (ülkemizde de olduğu gibi) yerellerde var olan yerel yönetim (belediye) modellerindeki işleyişin (görece farklılıklar olsa da özde aynıdırlar) nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz: Yerel yönetim seçimleri gündeme geldiğinde sandığa gidiliyor, başkanlığa aday olanlardan birisini 'başkanlığa' ve belediye meclisi için çıkarılan listelerden (veya 'bağımsız' adaylardan) birisindeki adayları da belediye meclisine seçmek için oy kullanılıyor; en çok oy alan başkan adayı 'başkanlığa' seçiliyor ve belediye meclisi için liste çıkaranlardan ise (keza bağımsız adaylar), aldıkları oy oranında 'belediye meclisine' temsilci gönderiliyor.

     Belediye başkanlığına aday gösterilebilmek, belediye meclis üyelikleri için çıkarılacak 'aday listelerine' girebilmek, hele hele kazanılması garantili sıralarda yer alabilmek, seçilebilmek vb.vb. için kendilerince 'en uygun yol ve yöntemleri' izleyen (ki bizim, bütün bu yol ve yöntemlere başvurulmaması veya en azından minimalize edilebilmesi için önerdiğimiz yol 'ön seçim'dir) bu 'temsilci adaylardan' seçilebilenler, seçildikten sonraki dönem içerisinde (yeni seçime kadar), yerel yönetimlerdeki yetki alanları dahilindeki her konuda ( yasal zorunluluklar dışında) kelimenin tam anlamıyla 'özgür' oluyorlar ve bu sahip oldukları özgürlük ekseninde hareket ediyorlar; kendi kişilikleri, sorumluluk duyguları, ahlaki ve toplumsal değerleri ve mensubu oldukları siyasi partinin denetimi dışında, bu 'temsilcileri/ vekilleri/ emanetçileri', yerel yönetimdeki görevleri çerçevesinde denetleyen herhangi bir mekanizma olmuyor.

     Bir başka deyişle, seçmenler, seçim öncesi dönemde, yani seçim sürecinde kendilerinin varlığını hatırlayan, hal hatır soran, gönüllerini kazanmaya çalışan, herhangi bir sorunu olup olmadığını ve eğer varsa, bu sorunları hemen veya bilahare (eğer seçilebilirler ise) çözebileceklerini söyleyen, tabir-i caizse evlerinin, iş yerlerinin, derneklerinin, sendikalarının... oturdukları kahvehanelerin vb. yollarını aşındıran, seçilebildikleri takdirde yerine getirip getiremeyecekleri meçhul sayısız vaatlerde bulunan 'temsilcilerinin', seçildikten sonraki 'görev' sürecinde yaptıkları faaliyetleri ve aldıkları kararları yalnızca seyredebilmekte; bu faaliyetlerin ve alınan kararların ne ölçüde (vekaleti verenler olarak) kendi iradelerine ve istemlerine uygun olup olmadığını asla denetleyememektedirler.

     Bu çerçevede eleştiri yönelttiklerinde, aldıkları cevap, çoğunlukla 'bakarız, ederiz', hatta bazen, doğrudan 'gelecek seçim oy vermezsin, seçmezsin, olur biter' olmaktadır.

     Literatürdeki adlandırmayla, seçilen temsilcilerin, süreç içerisinde, kendisini seçenlere 'yabancılaşma' olasılığının bulunduğu, keza yaygın olarak da bu 'yabancılaşma' olgusuna tanık olunduğu ama buna rağmen bu düzlemde 'görevine' (!) devam ettiği bu modelin adı, 'temsili demokrasidir.'” (3)

     “Kent konseyi”, işte bu yerel yönetim modelinin (“temsili demokrasi”nin) alternatifi olarak değil, “eksik ve yetersizliklerinin” giderilebilmesi amacıyla gündeme getirilmiş, tartışılmaya başlanmış ve pek çok ülkede, o ülkedeki (yönetenler ile yönetilenler arasındaki) güçler dengesi çerçevesinde şekillenerek günlük yaşamda somut bir olgu haline gelmiş “örgütlenme biçimi”dir.

     3) TÜRKİYE, KENT KONSEYİNİ NEDEN KABUL ETTİ?

     Türkiye'nin, kent konseyini, 2005 yılında, 5393 sayılı Belediyeler Kanunu'nun 76. maddesi çerçevesinde resmen kabul etmesinin nedeni, bugüne kadar, hatta bugün dahi hep tartışma konusudur.

     2001 yılında kurularak siyasal yaşamımıza katılan ve 2002 yılında yapılan genel seçimi kazanarak hükumet olan AKP'nin, kurulmasının dahi gündemde olmadığı tarihlerde “bir tartışma konusu” olarak Türkiye'nin gündemine giren kent konseyini, ülkeyi yönetmeye başladığı ilk yıllarda kabul etmesinin nedeninin, başka pek çok ülkede olduğu gibi, var olan yerel yönetim modelinin (“temsili demokrasi”nin) “eksik ve yetersiz” oluşunu kabullenmesi ve bunların bir ölçüde de olsa giderilebilmesini sağlamak olduğu, söylenebilir mi?

     AKP hükumetinin, 2005 yılında kent konseyini kabul etmesinin ardından, 2006 yılında “kent konseyi yönetmeliği”ni çıkarmasına ve 2009 yılında da bu yönetmelikte bazı yeni düzenlemeler yapmasına karşın, bu soruya, “evet” diyebilmek, olası değildir.

     Böyle düşünmemizin nedeni, AKP hükumetinin, bugüne kadar, kent konseyine ilişkin başkaca hiç bir somut adım atmamış, olmasıdır. Tartışmanın ileriki bölümlerinde daha ayrıntılı bir biçimde görüleceği üzere, kent konseyi, yasalarca “tüzel bir kişilik” olarak tanımlanmadığı için, devlet kurumlarınca ciddi bir muhatap olarak görülmemekte; Devletin hiç bir resmi kurumu, ülkemizde var olan kent konseylerine dair tek bir cümle bile bilgi verememekte; kent konseyinin kurulup kurulmaması, kurulmuş ise kağıt üzerinde kalıp kalmaması, tamamen belediye başkanlarının “keyfiyetine” bırakılmakta; ilgili yönetmelikte, “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak tanımlanmakta; dahası, bu haliyle bile “güvenilmez” görülüp, fiilen, yerel mülki idarenin ve asıl olarak da yerel yönetimin/belediye başkanının mutlak kontrolüne bırakılmaktadır...

     Bütün bunların yanı sıra, (ki, kent konseyine ilişkin AKP'lilerin ne düşündüğünü öğrenmemizde çok somut bir veridir) 19 yıldır hükumet olan AKP'nin belediye başkanlarının tamamına yakını, uzun yıllar yönetimde oldukları ya da yönetime geldikleri yerlerde kent konseyini toplantıya çağırmamakta (yani, kurmamakta), dahası, adını ağızlarına bile almamaktadırlar.

     Bütün bu nedenlerle, 2002 yılında hükumet olan AKP'nin, o günlerde gündemde olan AB'ne üyelik” tartışmaları ve parlamentodan geçirilen “AB'ne uyum yasaları” çerçevesinde kent konseyini kabul ettiğini ve ilgili yönetmeliği çıkardığını, ama “yönetilen yurttaşların yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine katılımını sağlama” gibi herhangi bir derdi olmadığından, savunduğu dünya görüşü nedeniyle karşı olduğu bu örgütlenme biçimini “kerhen” kabul ederek, ilgili yönetmelikte, olabildiğince “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak tanımladığını, söyleyebiliriz.

     Şimdi, tartışmaya devam edebiliriz.

     KENT KONSEYİ

     Yasaya göre, kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşerilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır. (Bknz: 5393 sayılı yasa/76.madde)

     KENT KONSEYİ KİMLERDEN OLUŞUR?

     “Yasa koyucunun, 2006'da çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliği' ve bilahare 2009'da çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliğinde değişiklik' ile kent konseyi katılımcıları olarak belirledikleri şunlardır;

' a) Mahallin en büyük mülki idare amiri veya temsilcisi,

b) Belediye Başkanı veya temsilcisi,

c) Sayısı 10'u geçmemek üzere illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar tarafından belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri,

ç) Mahalle sayısı yirmiye kadar olan belediyelerde bütün mahalle muhtarları, diğer belediyelerde belediye başkanının çağrısı üzerine toplanan mahalle muhtarlarının toplam muhtar sayısının yüzde 30'nu geçmemek ve 20'den az olmamak üzere kendi aralarında seçecekleri temsilcileri,

d) Beldede teşkilatını kurmuş olan siyasi partilerin temsilcileri,

e) Üniversitelerden ikiden fazla olmamak üzere en az bir temsilci, üniversite sayısının birden fazla olması durumunda her üniversiteden birer temsilci,

f) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, baroların ve ilgili dernekler ile vakıfların temsilcileri,

g) Kent konseyince kurulan meclis ve çalışma gruplarının birer temsilcisi.'(Bknz:8 madde)” (4)

Görüldüğü üzere,

1- Kent konseyi, yurttaşların gönüllü katılımlarıyla (“doğrudan demokrasi”) değil, yönetmelikte belirtilmiş kurucu/katılımcı örgütlerin temsilcilerinden oluşacak (“temsili demokrasi”) bir örgütlenme biçimi olarak formüle edilmiştir.

2- Kent konseyine temsilci gönderebilecek bu örgütlenmeler, kesinlikle bu yönetmelikte tanımı yapılmış örgütlenmeler olacaktır. Haliyle, teknolojinin bugün ulaştığı seviyenin doğal bir sonucu olarak toplumsal olgular haline gelen dijital platformlar, gruplar...ve çok farklı nedenlerle toplumun bağrında uç veren toplumsal örgütlenmeler, ulaştıkları boyut, kucakladıkları kitle, toplumdaki etkileri vb. ne olursa olsun, kapsam dışıdır. Bizce, bu örgütlenmeler de kent konseyi kurucuları arasına alınmalıdır.

3- “Kent konseyi”nin çalışmaları sırasında, gerektiğinde, yerel mülki idarenin, kamu kurum ve

kuruluşlarının yardımını istemesi doğaldır; ama yerel mülki idarenin ve sayıları 10'u geçmemek üzere de olsa kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş aşamasından itibaren kent konseyi içerisinde yer alması, başka bir şeydir; kent konseyinin tarihsel olarak ortaya çıkış gerekçesine uygun olarak

işlevini yerine getirebilmesi için yerel mülki idarenin, sayıları 10'u geçmese de bütün kamu kurum

ve kuruluşlarının kurucu ve daimi katılımcı olmalarına son verilmelidir.

     KENT KONSEYİNİ KİM TOPLAR?

     Kent konseyi, “...belediye teşkilatı olan yerlerde, mahalli idareler genel seçim sonuçlarını izleyen 3 ay içinde...” kurulması ve “... ilk toplantısını (genel kurul) yapmak üzere belediye başkanının çağrısı ile toplan..”ması öngörülen bir örgütlenme biçimidir.(Bknz:06.06.2009 tarihli ve 27250 sayılı Kent Konseyi yönetmeliğinde değişiklik, Madde 5-1,2)”

     Anlaşılacağı üzere, ilgili yönetmelikte, kent konseyinin, yapılan yerel seçimin ardından gelen ilk 3 ay içinde belediye başkanının çağrısı ile toplanacağı belirtilmiş ama bu konuda, belediye başkanını bu işi yapmakla yükümlü kılan hiç bir hükme yer verilmemiştir; adeta, kurucuları toplantıya çağırıp çağırmama, belediye başkanının keyfiyetine bırakılmıştır. Nitekim, ülkemizde, bugün, var olan 1389 yerel yönetim (belediye) örgütlenmesinin her 3 tanesinin 2'sindeki belediye başkanları kent konseyini toplantıya çağırmamakta (bulundukları yerlerde kurmamakta), hatta bazı belediye başkanları, kendilerinden önceki belediye başkanlarının döneminde var olanları fiilen sönümlenmeye bırakmaktadırlar.

     (Ülkemizde, kent konseyi örgütlenmesinin kabul edilişinin üzerinden 17 yıl geçmesine karşın, halihazırda, 1389 belediyeden 350-400 kadarında kent konseyinin kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir; bu konuda, hiç bir devlet kurumu sağlıklı bir bilgilendirme yapamamaktadır.) (5)

     “Belde, İlçe, İl ve Büyükşehirlerde kent konseyini kurmak, belediye başkanının 'zorunlu' görevleri arasında sayılmalı.”dır. (6)

     KENT KONSEYİ VE BELEDİYE BAŞKANI İLİŞKİSİ

     “ '...Kent konseyi bulunmayan yerlerde ilk toplantı belediye başkanının çağrısı ile...' (Geçici madde-1/2009) '... belediye başkanının çağrı yazısında bildirilen gündemle, ilan edilen yer ve tarihte...' yapılır. (Geçici madde-3) '... Belediye başkanının başkanlığında toplanan genel kurul, toplantıyı idare etmek üzere üyeleri arasından en az üç kişiden oluşan divan kurulunu seçer.' (Madde 5-2)

     Divan kurulu seçildikten sonra (o ana kadarki) yetkileri hukuken sona eren belediye başkanının, sonraki süreçte, kent konseyi ile ilişkileri ve kent konseyi/kent konseyi çalışmaları üzerindeki etkisi tartışma konusudur.

     Kent konseyi yönetmeliğine göre, kent konseyi ilk genel kurulunu yapıp divan kurulunu seçtikten sonra, belediye başkanının kent konseyi ile ilişkisi bitmez; 'Belediye başkanı veya temsilcisi' (Madde 8-b) kent konseyi kurucularından birisi olarak kent konseyi genel kurul toplantılarına daimi katılımcı olarak katılır; hukuken eşiti olan diğer katılımcılardan farklı olarak, yalnızca, yürütme kuruluna (yürütme kurulu tarafından aralarından seçilerek belirlenmek üzere) üç 'sekreter adayı' önerir (Madde 14/A-1); yine keza, bazı kent konseylerinde gerekli ise, 'sekreterya hizmetleri' için kent konseyi yürütme kuruluna 'görevli adayları' önerir, yürütme kurulu, önerilen bu adaylar arasından, yeterli sayıda görevliyi belirler; bu görevliler, sekretere bağlı olarak çalışmaya başlar.( madde 15-1)

     Belediye başkanı, (kendisinin katıldığı ya da yaygınca gözlendiği üzere, temsilcisini gönderdiği) kent konseyi içerisinde, yönetmeliğin lafzi yorumuna göre, yetki açısından, diğer katılımcılardan ne bir adım önde ne de bir adım geridedir; eşittir; aynı konumdadır; aynı haklara ve sorumluluklara sahiptir.” (7)

     Peki, uygulamada gerçek nedir?

     Kent konseyini toplantıya çağıran belediye başkanlarının (“demokrat” kişiliği olan istisnai konumundaki bazıları hariç) tamamına yakını, kent konseyi başkanının ve yürütme kurulu üyelerinin seçimi de dahil olmak üzere hemen hemen her konuda kent konseyine müdahale etmektedir; öyle ki, belediye başkanının bilgisi ve onayı dışında, hele hele belediye başkanının hiç hoşlanmayacağı kişilerin kent konseyi başkanı ve yürütme kurulu üyeleri olarak seçilebilmesi, ola ki seçildiler, seçildikleri yerde özgürce ya da daha açık bir ifadeyle, sonuçları itibariyle belediyenin ve belediye başkanının hiç hoşlanmayacağı bir alanda çalışma yapması, hiç olası değildir.(Faraza, böyle bir çalışma yapıldı, bu durumda da, o kent konseyi başkanının ve hatta yürütme kurulu üyelerinin o görevde kalabilmeleri, görülmüş şey değildir.) (8)

     Bunun nedeni, kent konseyinin “yetkisiz ve şekli” örgütlenmeler olarak tanımlanması ve haliyle belediye başkanlarının, toplantıya çağırdıkları kent konseyini (görece de olsa) bağımsız bir örgüt olarak görmemesidir.

     Önerimiz, şunlardır:

1- Belediye başkanı, kent konseyi kurulduktan sonra doğrudan ya da temsilcisi aracılığıyla, kent konseyinin daimi katılımcıları arasında yer almamalıdır.

2- Kent konseyinin, mali ve ayni destek açısından, mevcut haliyle belediyeye bağımlı olmasına son verilmeli: ya belediyeler, kurdukları kent konseyine, yıllık bütçeyi hazırlarken ya da merkezi otorite, ülkemizdeki bütün kent konseylerine, İçişleri Bakanlığı ya da 'Yerel Yönetimler Politikalar Kurulu ve Finans Bölümü' üzerinden, kurulduğu yerdeki nüfus oranına göre, merkezi bütçe hazırlanırken, pay ayırmalı; bu pay, doğrudan, o kent konseyinin emrine tahsis edilmeli. Böylece, kent konseyi, 'mali özerklik' sahibi olabilmelidir.

3- “Kent konseyi”, merkezi otorite ve onun bütün kurum ve kuruluşları tarafından 'tüzel bir kamu kuruluşu' olarak tanınmalı ve ilan edilmelidir.

4- Kent konseyi genel kurulundan çıkan ve belediye meclisinde görüşülmek üzere belediye başkanına sunulan kararlar, belediye başkanının keyfiyetine tabi olmaksızın belediye meclisinde mutlaka görüşülmelidir.

5- Kent konseyi, her daim belediye meclisinde temsil edilebilmeli (Datça'da olduğu gibi) ve mecliste görüşülen her konuda görüş belirtebilme hakkına sahip olmalıdır. (Mecliste alınan kararlarda oy kullanma hakkının olup-olmaması ise tartışılmaya değer bir noktadır.)

     KENT KONSEYİNDE SEÇİMLİ KONGRELER

     Kurucularının ve katılımcılarının farklı nitelikte olmaları nedeniyle “homojen” değil, “heterojen” bir örgütlenme olan kent konseyinin seçimli genel kurullarında başkan ve yürütme kurulu üyelerinin seçiminin nasıl yapılacağına dair herhangi bir hüküm yoktur; haliyle, bu konuda karar verme hakkı, genel kurullara bırakılmış sayılır.

     “Şeklen” (bulunmuş olmak için bulunma) ya da “kerhen” (istemeden) değil, gönüllü olarak birlikte olabilmenin ve üretebilmenin, eşit konumda bulunabilmenin ve eşit haklar kullanabilmenin belirleyici şartı “demokrasi”, “demokratik işleyiş” ve “demokratik seçim”dir; bunlar yoksa, her şey yanıltıcı bir görünümden ibarettir ve her şey laf-ı güzaftır.

     Bu belirsizlik nedeniyle, uygulamada, kent konseyi içerisindeki güçler dengesine (merkezi yönetim-yerel yönetim, belediye başkanı-muhalefet...) bağlı olarak, kendisini/kendilerini “daha çok” ve “daha güçlü” görenlerin “yönetimi” (başkanlığı ve yürütme kurulu üyeliklerini) ele geçirme ve böylece her istediklerini yapma/yaptırma çabaları otomatik olarak “blok liste”yi gündeme getirmektedir.

     Pek çok yönden sorunlu bulup tartıştığımız (“yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak gördüğümüz) kent konseyinde, “blok liste” ile elde edilmek istenen ve elde edilen neticenin, bu neticeyi elde edenlerin ne işlerine yaradığı ayrı bir tartışma konusu olabilir ama bu bölümde, şimdilik, şunları söylemek mümkündür: “Blok liste” uygulaması, bu uygulamaya taraf olmayanları ve “kaybeden” tarafı otomatik olarak kent konseyi çalışmalarından uzaklaştırmakta, “kazanan” tarafın iş yapamaması için izleyici konumuna geçmelerine ya da dahası, kazanan tarafın iş yapamaması için bir biçimde “tekerlerine çomak sokma” noktasında kendilerini konumlandırmalarına neden olmaktadır...

     Bu konuda önerimiz şudur: Kent konseyi başkanlığına aday olanlar/aday gösterilenler liste düzenlemeden aday olmalı/aday gösterilmeli ve seçilmelidirler. Yürütme kurulu üyelikleri için ise, kişiler, birey olarak aday olmalı ve oy kullanma hakkı bulunan her katılımcı, bu adaylar arasından yalnızca bir kişiye oy verebilmelidir. En çok oy alan ilk (...) kişi, yürütme kuruluna seçilmiş ve onlardan sonra gelen (...) kişi de yedek üye kabul edilmelidir.

     Seçilen başkanın ve seçilen yürütme kurulu üyelerinin her birinin, kendisi gibi düşünmeyen başkan ve yürütme kurulu üyeleri ile uyumlu ve üretken bir çalışma yapamayacağını ileri sürerek “çarşaf liste”ye hayır demek, gerçekte, kent konseyi vb. “heterojen” örgütlenmelerin ve onların felsefelerinin (bir arada olma, birlikte üretme ve birlikte yol yürüme), yanlış olduğunu savunmak, demektir. (9)

     KENT KONSEYİ VE MAHALLE MECLİSLERİ

     29 Temmuz 2021 günü Marmaris/Armutalan'da çıkan orman yangınının hızla yaygınlaşması karşısında paniğe kapılan Datçalı bir grup yurttaşın Özbel'de bir WhatsApp grubu oluşturarak ilk adımını attıkları “mahalle meclisi” kurma düşüncesi, bir hafta gibi kısa bir sürede, 11 mahallede somut bir olgu haline gelmiş ya da o sürece girmişti; bu gelişme, doğal olarak, 2019 yılında, Datça Kent Konseyinde “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” görüşülmesi öncesi ve sonrası teorik bir konu olarak tartışılan mahalle meclislerinin(10), bu kez, “somut bir tartışma konusu” olarak yeniden gündemimize girmesine neden oldu.

     ***

     Mahalle Meclisleri Yönergesi”ni kim okumuştur, bilemiyoruz; mahalle meclisi, kent konseyi-mahalle meclisi ilişkisi konularında afaki bir tartışmanın yürütülmemesi için öncelikle bu yönergenin okunmasında ve yönergede neler yazıldığının bilinmesinde yarar vardır. (Bknz: Datça Kent Konseyi/Facebook sayfası)

     Okuyanların gördüğü üzere, “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” çerçevesinde kurulması öngörülen mahalle meclisleri, o mahalledeki sorunları çözmeye gönüllü yurttaşlardan oluşan “mahalle meclisi/mahalle gönüllüleri/mahalle çalışma grubu vb” değildir. Önerilen mahalle meclisi, “...en özet ifadeyle, Kent Konseyinin mahalledeki 'izdüşümü' olarak formatlanmış bir örgütlenme biçimidir. Dahası, anlaşılan o ki, 'yönerge' hazırlanırken, 'katılımcılığı arttıralım' diye yola çıkılmış, ama, 'her sandıktan bir temsilci belirleme' vb. ile 'masa başında', bu yönergeyi hazırlayan kişiye/kişilere (keza, belli ki bize sunulan 'taslağı' hazırlayan arkadaşa da) çok 'ideal' gibi görünen, gerçekte ise hayatta somut bir karşılığı olmayan; ille de yaratılmak istenirse, şekli bir örgütlenmeden öteye geçemeyecek ve tıpkı 'izdüşümü' olduğu kent konseyi gibi katılımcılarını 'bıkkınlık' noktasına getiren 'gel-gitler' yaşatacak çok karmaşık ve afaki bir model ortaya konulmuş.” (11)

     Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesinde önerilen bu mahalle meclisinin, (Örn: Datça'da) herhangi bir mahallede uygulanma, uygulanmaya çalışılsa da şekli bir örgütlenmeden öteye geçme, kalıcılaşma ve iş görme şansı yoktur.

     Öncelikle bunu bilelim.

     Peki, kent konseyine bağlı bir mahalle meclisi kurulamaz mı?

     “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”nin tartışılarak kabul edildiği 17.10.2019 tarihli Datça Kent Konseyi Seçimsiz Genel Kurulundan iki ay kadar önce yazdığımız bir yazıda şunları yazmışız:

     “... kent konseyleri ile ilgilenen ya da ilgilenmenin ötesinde, içerisinde yer alıp çalışmalara katılanların çok iyi bildiği gibi, kent konseyi, alt çalışma gruplarından oluşan bir bütündür; bu çalışma grupları, kadın ve gençlik gibi vazgeçilmez temel alanların yanı sıra o yerleşim biriminde var olan çevre-ekoloji, kültür-sanat, kıyılar, imar, ulaşım, altyapı, su....vb. sorunları birer 'konu' başlığı olarak ele alıp kurulabilir; öte yandan, 'yerleşim birimi' ölçeğinde ele alınarak da kurulabilir; 'A, B, C.... mahallesi çalışma grubu', 'A, B, C...mahallesi meclisi' gibi.

     Yönetmelikte, bunun böyle anlaşılamayacağına ve olamayacağına dair, herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

     Herhangi bir kişinin ya da birilerinin keyfiyetine bağlı olarak değil, bir ihtiyaca cevaben önerilen ve asıl işlevi, o ihtiyacı karşılamak olan bütün örgütlenme biçimleri gibi kent konseyinin alt bir örgütlenme biçimi olarak önerilen, kurulmaya çalışılan ve kurulan 'mahalle meclisi' de (daha işlerliğe sahip alternatif bir örgütlenme biçiminin olmadığı yerlerde) somut ve ileri bir adımdır; haliyle, içeriğine, biçimlenmesine, işleyişine vb. yönelik eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla tereddütsüz desteklenmeli ve sahiplenilmelidir.

     Bunun aksini düşünmek ve o çerçevede bir konumlanma içerisine girmek, akla ziyan bir hareket olur.” (12)

     Kent konseyi yürütme kurulu tarafından mahalledeki gönüllü yurttaşlardan oluşturulacak ya da mahalledeki gönüllü yurttaşlarca kurulup kent konseyine bağlanacak “alt çalışma grubu” niteliğindeki bu mahalle meclisleri, “...kent konseyi yönetmeliği çerçevesinde hareket eden, kent konseyi yürütme kuruluna karşı sorumlu olan, yerel düzeyde çözümlenebilmesi olası sorunları kent konseyi dolayımı ile çözmeye çalışan...bir örgütlenme biçimi” olarak tanımlanabilir. (13)

     Orman yangınlarının hızla yaygınlaştığı günlerde ortaya çıkan ve bir haftada 11 mahallede oluşturulmaya başlanan mahalle meclisleri ile yukarıda sözünü ettiğimiz ve kurulmasını olası gördüğümüz (kent konseyine bağlı) mahalle meclisi/mahalle çalışma grubu arasında yalnızca şekli bazı benzerlikler (mahalleli gönüllü yurttaşlardan oluşması, mahalle ile ilgili sorunların çözümünü kendilerine iş edinmeleri vb.) vardır; o kadar.

     Datça'da ortaya çıkan mahalle meclisleri içerisinde yer alan yurttaşlar, orman yangınlarının yol açtığı o karamsarlık ortamında, daha ilk andan itibaren, hiç bir yere (yerel mülki idare, yerel yönetim, kent konseyi vb.) danışmadan ve hiç bir yerden onay beklemeden, kendi kaderleriyle/kendi gelecekleriyle ilgili karar verme ve bir şeyler yapma yoluna yönelmişler, somut bir adım atarak, mahalle meclislerini kurmaya başlamışlardır. (14)

     Akıp giden yaşamın içerisinde somut bir olgu olarak ortaya çıkan ve gündemimize giren bu meclisler karşısında yapılması gereken, onları, yetkisiz ve şekli bir örgütlenme olan kent konseyine bağlamak, “alt çalışma grubu” niteliğindeki birer mahalle meclisine/mahalle çalışma grubuna dönüştürmek veya “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”nde önerilen mahalle meclisi formatında yeniden düzenlemek; bir başka deyişle, kadükleştirmek ve zaman içinde sönümlendirmek, olmamalıdır.

     Yapılması gereken, bu mahalle meclisleri içerisinde yer almak, ete kemiğe büründürmek ve kalıcı örgütlenmeler haline gelmelerini sağlamak; sonra da, tümünü (seçimle belirlenmiş temsilcilerini) bir “Datça Meclisi” çatısı altında toplamak olmalıdır. (15)

     Ülkemizde yürütülen “demokrasi” mücadelesinin temel örgütlenme biçimlerinden birisi olacak olan meclisler, bu nitelikteki meclislerdir.

     SON SÖZ

     Özet olarak, bu yazıda farklı açılardan ele aldığımız ve farklı yönleriyle tartıştığımız kent konseyi örgütlenmesini, tarihsel olarak ortaya çıkmış nesnel bir olgu olarak görüyoruz. Ülkemizde 2005 yılında kabul edilen ve 2006 yılında yayınlanan “Kent Konseyi Yönetmeliği” çerçevesinde faaliyet yürüten kent konseyinin ise, 2002 yılından beri ülkeyi yöneten AKP siyasi iktidarı tarafından, bilinçli olarak, “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” biçiminde tanımlandığını, söylüyoruz.

     Daha iyisinin olmadığı bir yerde kurulmasını “pozitif” bir gelişme olarak görüyor ve haliyle içerisinde çalışma yapılabileceğini, ama yereldeki “toplumsal/demokrasi” mücadelenin yalnızca bu örgütlenme biçimi içerisine hapsedilmesini ve/veya bu örgütlenme üzerinden yürütülmesi gerektiğinin savunulmasını doğru bulmuyoruz.

     Var olan “Kent Konseyi Yönetmeliği”nin pek çok yönden değiştirilmesinin ve fiilen esnetilmesinin (tabiri caizse “demokratikleştirilmesinin”) yararlı olacağını ama istenilen değişikliklerin yapılması ve esnekliğin sağlanması halinde bile, kent konseyinin, var olan yerel yönetimin eksikliklerini ve yetersizliklerini gidermeye çalışmaktan öteye geçemeyeceğini, yerel yönetimin (temsili demokrasinin) kendisinden kaynaklanan temel sorunun (yönetenler ile yönetilenler arasındaki ayırımın ve yabancılaşmanın) ortadan kalkmasını sağlayamayacağını, düşünüyoruz.

     Yurttaşların kent konseyi dolayımı ile yerel yönetimlerin karar alma mekanizmalarına bir ölçüde de olsa katılımını önemsiyoruz ama asıl olarak, yurttaşın özne olarak doğrudan yönetime katıldığı, söz-yetki ve karar alma hakkının yalnızca onda olduğu bir yerel yönetim anlayışını, yani, kendilerine dair her konuda karar alma, uygulama ve hesap verme/hesap sorma hakkına sahip iş yeri, okul, fabrika, site, sokak ve mahalle meclisleri üzerinde yükselen bir yerel yönetim modelini savunuyoruz. (Fatsa örneğini anımsayın)

Bu kadar.

17.01.2022/Datça/Mehmet Erdal

(1) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE -1-12,

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE-1-7,

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI- 1-7)

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ÜLKEMİZDE KAÇ KENT KONSEYİ

VAR?

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA KENT KONSEYİ KONGRESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 1-7

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-3

(2) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-2

(3) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-2

(4) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-3

(5) Bknz:http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, ÜLKEMİZDE KAÇ KENT KONSEYİ VAR?

      (6) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-7

      (7) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-5

      (8) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA KENT KONSEYİ BAŞKANI, GÖREVİNDEN İSTİFA ETTİ.

      (9) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, DATÇA KENT KONSEYİ KONGRESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 1-7

      (10) “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” tartışılması öncesi ve sonrası dönemlerde yazılıp paylaşılan yazılar için,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12. Bölüm,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-7,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ,DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2/'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' 1-3

(11) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2 /'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' -2

(12) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12,

(13) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12,

  1. Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , DATÇA MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-3,
    Önerinin ve ilk adımın sahibi Aylin Himmetoğlu'nun ağzından “Datça/Özbel Mahalle Meclisi”nin kısa kuruluş öyküsü, https://youtu.be/rVYVHjpTa-M , Datça/Özbel Dayanışması Muğla Turnosol.

(15) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ÇOMARLIK MAHALLE GÖNÜLLÜLERİ ÇALIŞIYOR