YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-24:
TOPLUMSAL MÜCADELE, KENT KONSEYLERİ İÇERİSİNE HAPSEDİLEMEZ
2020 yılı ikinci yarısı ile
2021 yılı ilk yarısında Datça Kent Konseyi'nde yaşananların
ardından olduğu gibi bu yılın başlarında Marmaris Kent
Konseyi'nde ve bugünlerde de Milas Kent Konseyi'nde yaşananlar, bir
kez daha “Kent Konseyi” tartışmasını gündeme taşıdı.
2019 yılından itibaren Datça
yerelinde ve Datça Kent Konseyinde yaşananlardan hareketle bir çok
kez haber yapan ve oldukça çok sayıda ayrıntılı yazılar yazan
birisi olarak, 17.01.2022 tarihinde yazdığım ve paylaştığım
yazımı, bugün bir kez daha paylaşmadan önce, şunların
bilinmesinin yararlı olacağını düşünüyorum:
Datça, Marmaris ve Milas Belediye
Başkanları CHP'lidir; belediye meclislerinde çoğunluk, CHP
grubundadır.
Datça Kent Konseyindeki “olağan
dışı” gelişmeler, Datça kamuoyunun “1+1'ler” olarak
bildiği, gerçekte, köy (şimdilerde “mahalle”, Körmen/Karaköy,
Kızlan...) yerleşim alanları içerisindeki arazilere kaç konut
yapılabileceği çerçevesindeki bir tartışmaya Datça Kent
Konseyi'nin müdahil olması ve bu konuda Datça Belediyesi üzerinden
İl Çevre, İklim Değişikliği ve Şehircilik Bakanlığı'ndan
görüş istemesi sonrasında gündeme gelmiş; kent konseyi başkanı
istifa etmiş, Sol Parti İlçe Örgütü üyeleri Datça Belediye
Binası içinde fiziki olarak taciz edilmiş... ve Datça Kent
Konseyi 18.06.2021 tarihinde kongreye gitmiştir.
Marmaris Kent Konseyi'ndeki “olağan
dışı” gelişmeler, Kızılbük Koyu'nda 30 yıl önce başlanılan
ve yarım kalan bir otel inşaatının SİNPAŞ'a devredilmesi ve
Marmaris Belediyesi'nin, bu inşaat ile ilgili bütün talepleri
onaylaması karşısında Marmaris Kent Konseyi'nin başlattığı
mücadele sürecinde gündeme gelmiş; Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu'nun bir kısmı istifa etmiş, yerel basına da
yansıyan “olağanüstü kongre” tartışmaları başlamıştır.
Milas Kent Konseyi'ndeki “olağan
dışı” gelişmeler, Milas-Bodrum Karayolu üzerindeki Bargilya
Tuzlak Alanı yakınlarında Ali Ağaoğlu'nun yaptıracağı devasa
tatil köyü inşaatına Milas Belediyesi'nin izin vermesi ve belediye başkanı
Muhammet Tokat'ın, belediye tarafından verilen bu izinler
nedeniyle, 17 Nisan 2022 tarihinde Milas'ta yapılan “Zeytin
Mitinginde” bazı katılımcılar tarafından protesto edilmesi
sonrasında gündeme gelmiş; protestonun faturası Milas Kent
Konseyi'ne kesilerek, kent konseyi olağan üstü kongreye zorlanmaya
başlanmıştır.
Görüldüğü üzere, üç
ilçedeki kent konseylerinde gündeme gelen “olağan dışı”
gelişmelerin nedeni, yerel yönetimlerin de içinde olduğu
düşünülen “rant ilişkileridir.”
Her üç kent konseyi ya da daha
doğrusu kent konseyi yürütmesindekilerin çoğunluğu bu rant
ilişkilerine karşı çıkmış ve yerel yönetimleri, bu nedenle
eleştirmeye başlamış; “kıyamet”, bu eleştiriler
dillendirilmeye başlanınca kopmuştur..
Her üç ilçede yaşananlar, var
olan CHP'li yerel yöneticilerin kent konseyini AKP, MHP vb. bazı siyasal partilerden seçilmiş yerel yöneticiler gibi ilke düzeyinde reddetmediklerini ama “görece bağımsız”
kitle örgütlenmesi olarak değil, “yan/yardımcı örgüt, arka
bahçe...” olarak gördüğü ve aykırı bir sese asla
tahammülleri olmadığını, göstermiştir.
Sonuç: Her üç ilçede
yaşananlar, şu anki kent konseylerinin “hepten yararsız” değil
ama yürütülüp-yönlendirilecek toplumsal mücadelenin, içerisine
hapsedileceği ya da bu mücadelenin kalıcı öznesi olabilecek
örgütlenmelerden birisi olamayacağını somut olarak ortaya
koymuştur; yapılması gereken, mücadelenin içinde, gücünü, toplumsal mücadelenin öznesi olan yurttaşların iradesinden ve birleşik gücünden alan örgütlenmelerin yaratılmasıdır.
Şimdi, 17.01.2022 tarihli yazım: (25.05.2022)
BİR KEZ DAHA KENT KONSEYİ VE
MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE
Datça Kent Konseyi Yürütme
Kurulu üyesi Kent Plancısı & Kent Bilimci Dr. Mehmet
Pembecioğlu'nun 10 Aralık günü zoom üzerinden yapılan Datça
Kent Konseyi Seçimsiz Genel Kurulunda sunumunu yaptığı “DATÇA
KENT KONSEYİ ÇALIŞMA YÖNERGESİNİN YENİLENMESİ VE
GELİŞTİRİLMESİ” başlıklı çalışma ile bir kez daha
gündemimize giren kent konseyi tartışmasına, aynı konuda, farklı
tarihlerde hem teorik hem de Datça'da uygulamada karşılaşılan
sorunlar kapsamında yazan ve bu yazıları da Datça Kent Konseyi
Facebook sayfası başta olmak üzere birçok yerde kamuoyu ile
paylaşan (1) birisi olarak, birkaç açıdan katkıda bulunmak
istiyorum.
Kent
konseyi konusunda “afaki” bir tartışmayı sürdürmemek için,
öncelikle şu üç noktanın altını
çizmemiz gerekiyor:
1) KENT KONSEYİ, NE ZAMAN
GÜNDEME GELDİ?
“Kent
konseyi örgütlenmesi doğrultusunda ilk adım, 1992 yılında,
Brezilya'nın Rio Grande de Sul eyaletinin başkenti Porto Allegre
Belediyesi'nce (önceki yıllarda ülke genelinde yaygınca gündeme
gelen 'adem-i merkeziyetçi/ yerinden yönetim' uygulamalarının bir
devamı anlamında da) başlatılan 'katılımcı bütçe' deneyimi
ile atılmıştı: Bu uygulama ile belediye bütçesinin tamamında
değil, yalnızca yatırımlara ayrılan (bugüne kadarki
uygulamalara bakarsak % 5-20'lik) kısmının nerelerde ve hangi
yatırımlarda nasıl kullanılması gerektiği konusunda
yurttaşların öneri ve düşüncelerinin alındığı; yurttaşların
söz, yetki ve karar sahibi olarak kabul edildiği; böylece 'yöneten
ve yönetilen' ayrımının önüne geçilmeye çalışıldığı bir
sürecin önü açılmak istenmişti. (Brezilya'da
2002 yılında 140 yerde bu 'Katılımcı bütçe' uygulamasına
geçilmiş; bugün ise, dünyanın farklı yerlerinde 300 kadar yerde
bu uygulama yapılmaktadır.)
Aynı
yıl, 1992 yılında, Brezilya'da, BM Çevre ve Kalkınma Konferansı,
'Yeryüzü Zirvesi' adı altında toplanmış, burada 'Gündem 21'
olarak bilinen 'sürdürülebilir kalkınma', bir başka deyişle
'kalkınma ve çevre' içerikli uluslararası 'eylem planı' kabul ve
ilan edilmişti. '...İnsanlık tarihsel bir dönüm noktasındadır'
cümlesi ile başlayan bu zirvede kabul edilen bu 'Gündem 21' eylem
planı ile '...merkezi
yönetim-yerel yönetim ilişkisinde yerel yönetim lehine daha fazla
yetki devredilmesi, yerelin güçlendirilmesi, hükumet ve hükumet
dışı kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesi ve
halkın etkin katılımının sağlanması...' anlayışı
benimsenmişti.(Bir
başka deyişle 'Toplumsal Uzlaşma') (Bknz:Mehmet
Çilsal/Bodrum...Keza, İnternette farklı kaynaklar)
'Gündem
21' veya 'Yerel Gündem 21' adıyla bilinen bu program, 1997 yılında,
Avrupa ile birlikte ülkemizde de BMKP (Birleşmiş Milletler
Kalkınma Programı) çerçevesinde 'Yerel Gündem 21'lerin Teşviki
ve Kalkındırılması' başlığıyla uygulanmaya başlanmış; ilk
elde 9'u Büyükşehir, 3'ü İl Özel İdaresi olmak üzere toplam
48 yerel yönetimin katılımıyla yürütülmüştü.
1997
yılından itibaren il il, ilçe ilçe yapılan 'Gündem 21'
toplantılarının ardından ise 2005'de resmi gazetede yayınlanan
5393 Sayılı Belediyeler Kanununun 76. maddesi ile 'Kent Konseyi'
resmen kabul edilmiş ve günlük hayatımıza girmiştir...” (2)
2)
KENT KONSEYİ NEDEN GÜNDEME GELDİ?
“Dünyanın
pek çok ülkesinde (ülkemizde de olduğu gibi) yerellerde var olan
yerel yönetim (belediye) modellerindeki işleyişin (görece
farklılıklar olsa da özde aynıdırlar) nasıl olduğunu hepimiz
biliyoruz: Yerel yönetim seçimleri gündeme geldiğinde sandığa
gidiliyor, başkanlığa aday olanlardan birisini 'başkanlığa' ve
belediye meclisi için çıkarılan listelerden (veya 'bağımsız'
adaylardan) birisindeki adayları da belediye meclisine seçmek için
oy kullanılıyor; en çok oy alan başkan
adayı 'başkanlığa' seçiliyor ve belediye meclisi için liste
çıkaranlardan ise (keza bağımsız adaylar),
aldıkları oy oranında 'belediye meclisine' temsilci gönderiliyor.
Belediye
başkanlığına aday gösterilebilmek, belediye meclis üyelikleri
için çıkarılacak 'aday listelerine' girebilmek, hele hele
kazanılması garantili sıralarda yer alabilmek, seçilebilmek
vb.vb. için kendilerince 'en uygun yol ve yöntemleri' izleyen (ki
bizim, bütün bu yol ve yöntemlere başvurulmaması veya en azından
minimalize edilebilmesi için önerdiğimiz yol 'ön seçim'dir) bu
'temsilci adaylardan' seçilebilenler, seçildikten sonraki dönem
içerisinde (yeni seçime kadar), yerel yönetimlerdeki yetki
alanları dahilindeki her konuda ( yasal zorunluluklar dışında)
kelimenin tam anlamıyla 'özgür' oluyorlar ve bu sahip oldukları
özgürlük ekseninde hareket ediyorlar; kendi kişilikleri,
sorumluluk duyguları, ahlaki ve toplumsal değerleri ve mensubu
oldukları siyasi partinin denetimi dışında, bu 'temsilcileri/
vekilleri/ emanetçileri', yerel yönetimdeki görevleri çerçevesinde
denetleyen herhangi bir mekanizma olmuyor.
Bir
başka deyişle, seçmenler, seçim öncesi dönemde, yani seçim
sürecinde kendilerinin varlığını hatırlayan, hal hatır soran,
gönüllerini kazanmaya çalışan, herhangi bir sorunu olup
olmadığını ve eğer varsa, bu sorunları hemen veya bilahare
(eğer seçilebilirler ise) çözebileceklerini söyleyen, tabir-i
caizse evlerinin, iş yerlerinin, derneklerinin, sendikalarının...
oturdukları kahvehanelerin vb. yollarını aşındıran,
seçilebildikleri takdirde yerine getirip getiremeyecekleri meçhul
sayısız vaatlerde bulunan 'temsilcilerinin', seçildikten sonraki
'görev' sürecinde yaptıkları faaliyetleri ve aldıkları
kararları yalnızca seyredebilmekte; bu faaliyetlerin ve alınan
kararların ne ölçüde (vekaleti verenler olarak) kendi iradelerine
ve istemlerine uygun olup olmadığını asla denetleyememektedirler.
Bu
çerçevede eleştiri yönelttiklerinde, aldıkları cevap,
çoğunlukla 'bakarız, ederiz', hatta bazen, doğrudan 'gelecek
seçim oy vermezsin, seçmezsin, olur biter' olmaktadır.
Literatürdeki
adlandırmayla, seçilen temsilcilerin, süreç içerisinde,
kendisini seçenlere 'yabancılaşma' olasılığının bulunduğu,
keza yaygın olarak da bu 'yabancılaşma' olgusuna tanık olunduğu
ama buna rağmen bu düzlemde 'görevine' (!) devam ettiği bu modelin
adı, 'temsili demokrasidir.'” (3)
“Kent
konseyi”, işte bu yerel yönetim modelinin (“temsili
demokrasi”nin) alternatifi olarak değil, “eksik ve
yetersizliklerinin” giderilebilmesi amacıyla gündeme getirilmiş,
tartışılmaya başlanmış ve pek çok ülkede, o ülkedeki
(yönetenler ile yönetilenler arasındaki) güçler dengesi
çerçevesinde şekillenerek günlük yaşamda somut bir olgu haline
gelmiş “örgütlenme biçimi”dir.
3)
TÜRKİYE,
KENT KONSEYİNİ NEDEN KABUL ETTİ?
Türkiye'nin,
kent konseyini, 2005 yılında, 5393 sayılı Belediyeler Kanunu'nun
76. maddesi çerçevesinde resmen kabul etmesinin nedeni, bugüne
kadar, hatta bugün dahi hep tartışma konusudur.
2001
yılında kurularak siyasal yaşamımıza katılan ve 2002 yılında
yapılan genel seçimi kazanarak hükumet olan AKP'nin, kurulmasının
dahi gündemde olmadığı tarihlerde “bir tartışma konusu”
olarak Türkiye'nin gündemine giren kent konseyini, ülkeyi
yönetmeye başladığı ilk yıllarda kabul etmesinin nedeninin,
başka pek çok ülkede olduğu gibi, var olan yerel yönetim
modelinin (“temsili demokrasi”nin) “eksik ve yetersiz”
oluşunu kabullenmesi ve bunların bir ölçüde de olsa
giderilebilmesini sağlamak olduğu, söylenebilir mi?
AKP
hükumetinin, 2005 yılında kent konseyini kabul etmesinin ardından,
2006 yılında “kent konseyi yönetmeliği”ni çıkarmasına ve
2009 yılında da bu yönetmelikte bazı yeni düzenlemeler yapmasına
karşın, bu soruya, “evet” diyebilmek, olası değildir.
Böyle
düşünmemizin nedeni, AKP hükumetinin, bugüne kadar, kent
konseyine ilişkin başkaca hiç bir somut adım atmamış,
olmasıdır. Tartışmanın ileriki bölümlerinde daha ayrıntılı
bir biçimde görüleceği üzere, kent konseyi, yasalarca “tüzel
bir kişilik” olarak tanımlanmadığı için, devlet kurumlarınca
ciddi bir muhatap olarak görülmemekte; Devletin hiç bir resmi
kurumu, ülkemizde var olan kent konseylerine dair tek bir cümle
bile bilgi verememekte; kent konseyinin kurulup kurulmaması,
kurulmuş ise kağıt üzerinde kalıp kalmaması, tamamen belediye
başkanlarının “keyfiyetine” bırakılmakta; ilgili
yönetmelikte, “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak
tanımlanmakta; dahası, bu haliyle bile “güvenilmez” görülüp,
fiilen, yerel mülki idarenin ve asıl olarak da yerel
yönetimin/belediye başkanının mutlak kontrolüne
bırakılmaktadır...
Bütün
bunların yanı sıra, (ki, kent konseyine ilişkin AKP'lilerin ne
düşündüğünü öğrenmemizde çok somut bir veridir) 19 yıldır
hükumet olan AKP'nin belediye başkanlarının tamamına yakını,
uzun yıllar yönetimde oldukları ya da yönetime geldikleri
yerlerde kent konseyini toplantıya çağırmamakta (yani,
kurmamakta), dahası, adını ağızlarına bile almamaktadırlar.
Bütün
bu nedenlerle, 2002 yılında hükumet olan AKP'nin, o
günlerde gündemde olan “AB'ne
üyelik” tartışmaları ve parlamentodan geçirilen “AB'ne uyum
yasaları” çerçevesinde kent konseyini kabul ettiğini ve ilgili
yönetmeliği çıkardığını, ama “yönetilen yurttaşların
yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine katılımını sağlama”
gibi herhangi bir derdi olmadığından, savunduğu dünya görüşü
nedeniyle karşı olduğu bu örgütlenme biçimini “kerhen”
kabul ederek, ilgili yönetmelikte, olabildiğince “yetkisiz ve
şekli bir örgütlenme” olarak tanımladığını, söyleyebiliriz.
Şimdi,
tartışmaya devam edebiliriz.
KENT
KONSEYİ
Yasaya
göre, kent
konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşerilik bilincinin
geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir
kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma,
saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim
ilkelerini hayata geçirmeye çalışır. (Bknz: 5393 sayılı
yasa/76.madde)
KENT
KONSEYİ KİMLERDEN OLUŞUR?
“Yasa
koyucunun, 2006'da çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliği' ve
bilahare 2009'da çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliğinde
değişiklik' ile kent konseyi katılımcıları olarak
belirledikleri şunlardır;
'
a) Mahallin en büyük mülki idare amiri veya temsilcisi,
b)
Belediye Başkanı veya temsilcisi,
c)
Sayısı 10'u geçmemek üzere illerde valiler, ilçelerde
kaymakamlar tarafından belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının
temsilcileri,
ç)
Mahalle sayısı yirmiye kadar olan belediyelerde bütün mahalle
muhtarları, diğer belediyelerde belediye başkanının çağrısı
üzerine toplanan mahalle muhtarlarının toplam muhtar sayısının
yüzde 30'nu geçmemek ve 20'den az olmamak üzere kendi aralarında
seçecekleri temsilcileri,
d)
Beldede teşkilatını kurmuş olan siyasi partilerin temsilcileri,
e)
Üniversitelerden ikiden fazla olmamak üzere en az bir temsilci,
üniversite sayısının birden fazla olması durumunda her
üniversiteden birer temsilci,
f)
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların,
noterlerin, baroların ve ilgili dernekler ile vakıfların
temsilcileri,
g)
Kent konseyince kurulan meclis ve çalışma gruplarının birer
temsilcisi.'(Bknz:8 madde)” (4)
Görüldüğü
üzere,
1-
Kent konseyi, yurttaşların gönüllü katılımlarıyla
(“doğrudan demokrasi”) değil, yönetmelikte belirtilmiş
kurucu/katılımcı örgütlerin temsilcilerinden oluşacak (“temsili
demokrasi”) bir örgütlenme biçimi olarak formüle edilmiştir.
2-
Kent konseyine temsilci gönderebilecek bu örgütlenmeler,
kesinlikle bu yönetmelikte tanımı yapılmış örgütlenmeler
olacaktır. Haliyle, teknolojinin bugün ulaştığı seviyenin doğal
bir sonucu olarak toplumsal olgular haline gelen dijital platformlar,
gruplar...ve çok farklı nedenlerle toplumun bağrında uç veren
toplumsal örgütlenmeler, ulaştıkları boyut, kucakladıkları
kitle, toplumdaki etkileri vb. ne olursa olsun, kapsam dışıdır.
Bizce, bu örgütlenmeler de kent konseyi kurucuları arasına
alınmalıdır.
3-
“Kent konseyi”nin çalışmaları sırasında, gerektiğinde,
yerel mülki idarenin, kamu
kurum
ve
kuruluşlarının
yardımını istemesi doğaldır; ama yerel mülki idarenin ve
sayıları 10'u geçmemek üzere de olsa kamu kurum ve kuruluşlarının
kuruluş aşamasından itibaren kent konseyi içerisinde yer alması,
başka bir şeydir; kent konseyinin tarihsel olarak ortaya çıkış
gerekçesine uygun olarak
işlevini
yerine getirebilmesi için yerel mülki idarenin, sayıları 10'u
geçmese de bütün kamu kurum
ve
kuruluşlarının kurucu ve daimi katılımcı olmalarına son
verilmelidir.
KENT
KONSEYİNİ KİM TOPLAR?
Kent
konseyi, “...belediye teşkilatı olan yerlerde, mahalli idareler
genel seçim sonuçlarını izleyen
3 ay içinde...” kurulması ve “... ilk toplantısını (genel
kurul) yapmak üzere belediye başkanının çağrısı ile
toplan..”ması öngörülen bir örgütlenme
biçimidir.(Bknz:06.06.2009 tarihli ve 27250 sayılı Kent Konseyi
yönetmeliğinde değişiklik, Madde 5-1,2)”
Anlaşılacağı
üzere, ilgili yönetmelikte, kent konseyinin, yapılan yerel seçimin
ardından gelen ilk 3 ay içinde belediye
başkanının çağrısı ile toplanacağı belirtilmiş ama bu
konuda, belediye başkanını bu işi
yapmakla yükümlü kılan hiç bir hükme yer verilmemiştir; adeta,
kurucuları toplantıya çağırıp çağırmama, belediye başkanının
keyfiyetine bırakılmıştır. Nitekim, ülkemizde, bugün, var olan
1389 yerel yönetim (belediye) örgütlenmesinin her 3 tanesinin
2'sindeki belediye başkanları kent konseyini toplantıya
çağırmamakta (bulundukları yerlerde kurmamakta), hatta bazı
belediye başkanları, kendilerinden önceki belediye başkanlarının
döneminde var olanları fiilen sönümlenmeye bırakmaktadırlar.
(Ülkemizde, kent
konseyi örgütlenmesinin kabul edilişinin üzerinden 17 yıl
geçmesine karşın, halihazırda, 1389 belediyeden 350-400 kadarında
kent konseyinin kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir; bu konuda, hiç
bir devlet kurumu sağlıklı bir bilgilendirme yapamamaktadır.) (5)
“Belde,
İlçe, İl ve Büyükşehirlerde kent konseyini kurmak, belediye
başkanının 'zorunlu' görevleri arasında sayılmalı.”dır. (6)
KENT
KONSEYİ VE BELEDİYE BAŞKANI İLİŞKİSİ
“ '...Kent
konseyi bulunmayan yerlerde ilk toplantı belediye başkanının
çağrısı ile...' (Geçici madde-1/2009) '... belediye başkanının
çağrı yazısında bildirilen gündemle, ilan edilen yer ve
tarihte...' yapılır. (Geçici madde-3) '... Belediye başkanının
başkanlığında toplanan genel kurul, toplantıyı idare etmek
üzere üyeleri arasından en az üç kişiden oluşan divan kurulunu
seçer.' (Madde 5-2)
Divan
kurulu seçildikten sonra (o ana kadarki) yetkileri hukuken sona eren
belediye başkanının, sonraki süreçte, kent konseyi ile
ilişkileri ve kent konseyi/kent konseyi çalışmaları üzerindeki
etkisi tartışma konusudur.
Kent
konseyi yönetmeliğine göre, kent konseyi ilk genel kurulunu yapıp
divan kurulunu seçtikten sonra, belediye başkanının kent konseyi
ile ilişkisi bitmez; 'Belediye başkanı veya temsilcisi' (Madde
8-b) kent konseyi kurucularından birisi olarak kent konseyi genel
kurul toplantılarına daimi katılımcı olarak katılır; hukuken
eşiti olan diğer katılımcılardan farklı olarak, yalnızca,
yürütme kuruluna (yürütme kurulu tarafından aralarından
seçilerek belirlenmek üzere) üç 'sekreter adayı' önerir (Madde
14/A-1); yine keza, bazı kent konseylerinde gerekli ise, 'sekreterya
hizmetleri' için kent konseyi yürütme kuruluna 'görevli adayları'
önerir, yürütme kurulu, önerilen bu adaylar arasından, yeterli
sayıda görevliyi belirler; bu görevliler, sekretere bağlı olarak
çalışmaya başlar.( madde 15-1)
Belediye
başkanı, (kendisinin katıldığı ya da yaygınca gözlendiği
üzere, temsilcisini gönderdiği) kent konseyi içerisinde,
yönetmeliğin lafzi yorumuna göre, yetki açısından, diğer
katılımcılardan ne bir adım önde ne de bir adım geridedir;
eşittir; aynı konumdadır; aynı haklara ve sorumluluklara
sahiptir.” (7)
Peki,
uygulamada gerçek nedir?
Kent
konseyini toplantıya çağıran belediye başkanlarının
(“demokrat” kişiliği olan istisnai konumundaki bazıları
hariç) tamamına yakını, kent konseyi başkanının ve yürütme
kurulu üyelerinin seçimi de dahil olmak üzere hemen hemen her
konuda kent konseyine müdahale etmektedir; öyle ki, belediye
başkanının bilgisi ve onayı dışında, hele hele belediye
başkanının hiç hoşlanmayacağı kişilerin kent konseyi başkanı
ve yürütme kurulu üyeleri olarak seçilebilmesi, ola ki
seçildiler, seçildikleri yerde özgürce ya da daha açık bir
ifadeyle, sonuçları itibariyle belediyenin ve belediye başkanının
hiç hoşlanmayacağı bir alanda çalışma yapması, hiç olası
değildir.(Faraza, böyle bir çalışma yapıldı, bu durumda da, o
kent konseyi başkanının ve hatta yürütme kurulu üyelerinin o
görevde kalabilmeleri, görülmüş şey değildir.) (8)
Bunun
nedeni, kent konseyinin “yetkisiz ve şekli” örgütlenmeler
olarak tanımlanması ve haliyle belediye
başkanlarının, toplantıya çağırdıkları kent konseyini
(görece de olsa) bağımsız bir örgüt olarak
görmemesidir.
Önerimiz,
şunlardır:
1-
Belediye
başkanı, kent konseyi kurulduktan sonra doğrudan ya da temsilcisi
aracılığıyla, kent konseyinin daimi katılımcıları arasında
yer almamalıdır.
2-
Kent konseyinin, mali ve ayni destek açısından, mevcut haliyle
belediyeye bağımlı olmasına son verilmeli: ya belediyeler,
kurdukları kent konseyine, yıllık bütçeyi hazırlarken ya da
merkezi otorite, ülkemizdeki bütün kent konseylerine, İçişleri
Bakanlığı ya da 'Yerel Yönetimler Politikalar Kurulu ve Finans
Bölümü' üzerinden, kurulduğu yerdeki nüfus oranına göre,
merkezi bütçe hazırlanırken, pay ayırmalı; bu pay, doğrudan, o
kent konseyinin emrine tahsis edilmeli. Böylece, kent konseyi, 'mali
özerklik' sahibi olabilmelidir.
3-
“Kent konseyi”, merkezi otorite ve onun bütün kurum ve
kuruluşları tarafından 'tüzel bir kamu kuruluşu' olarak
tanınmalı ve ilan edilmelidir.
4-
Kent konseyi genel kurulundan çıkan ve belediye meclisinde
görüşülmek üzere belediye başkanına sunulan kararlar, belediye
başkanının keyfiyetine tabi olmaksızın belediye meclisinde
mutlaka görüşülmelidir.
5-
Kent konseyi, her daim belediye meclisinde temsil edilebilmeli
(Datça'da olduğu gibi) ve mecliste görüşülen her konuda görüş
belirtebilme hakkına sahip olmalıdır. (Mecliste alınan kararlarda
oy kullanma hakkının olup-olmaması ise tartışılmaya değer bir
noktadır.)
KENT
KONSEYİNDE SEÇİMLİ KONGRELER
Kurucularının
ve katılımcılarının farklı nitelikte olmaları nedeniyle
“homojen” değil, “heterojen” bir örgütlenme olan kent
konseyinin seçimli genel kurullarında başkan ve yürütme kurulu
üyelerinin seçiminin nasıl yapılacağına dair herhangi bir hüküm
yoktur; haliyle, bu konuda karar verme hakkı, genel kurullara
bırakılmış sayılır.
“Şeklen”
(bulunmuş olmak için bulunma) ya da “kerhen” (istemeden) değil,
gönüllü olarak birlikte olabilmenin ve üretebilmenin, eşit
konumda bulunabilmenin ve eşit haklar kullanabilmenin belirleyici
şartı “demokrasi”, “demokratik işleyiş” ve “demokratik
seçim”dir; bunlar yoksa, her şey yanıltıcı bir görünümden
ibarettir ve her şey laf-ı güzaftır.
Bu
belirsizlik nedeniyle, uygulamada, kent konseyi içerisindeki güçler
dengesine (merkezi yönetim-yerel yönetim, belediye
başkanı-muhalefet...) bağlı olarak, kendisini/kendilerini “daha
çok” ve “daha güçlü” görenlerin “yönetimi”
(başkanlığı ve yürütme kurulu üyeliklerini) ele geçirme ve
böylece her istediklerini yapma/yaptırma çabaları otomatik olarak
“blok liste”yi gündeme getirmektedir.
Pek
çok yönden sorunlu bulup tartıştığımız (“yetkisiz ve şekli
bir örgütlenme” olarak gördüğümüz) kent konseyinde, “blok
liste” ile elde edilmek istenen ve elde edilen neticenin, bu
neticeyi elde edenlerin ne işlerine yaradığı ayrı bir tartışma
konusu olabilir ama bu bölümde, şimdilik, şunları söylemek
mümkündür: “Blok liste” uygulaması, bu uygulamaya taraf
olmayanları ve “kaybeden” tarafı otomatik olarak kent konseyi
çalışmalarından uzaklaştırmakta, “kazanan” tarafın iş
yapamaması için izleyici konumuna geçmelerine ya da dahası,
kazanan tarafın iş yapamaması için bir biçimde “tekerlerine
çomak sokma” noktasında kendilerini konumlandırmalarına neden
olmaktadır...
Bu
konuda önerimiz şudur: Kent konseyi başkanlığına aday
olanlar/aday gösterilenler liste düzenlemeden aday olmalı/aday
gösterilmeli ve seçilmelidirler. Yürütme kurulu üyelikleri için
ise, kişiler, birey olarak aday olmalı ve oy kullanma hakkı
bulunan her katılımcı, bu adaylar arasından yalnızca bir kişiye
oy verebilmelidir. En çok oy alan ilk (...) kişi, yürütme
kuruluna seçilmiş ve onlardan sonra gelen (...) kişi de yedek üye
kabul edilmelidir.
Seçilen
başkanın ve seçilen yürütme kurulu üyelerinin her birinin,
kendisi gibi düşünmeyen başkan ve yürütme kurulu üyeleri ile
uyumlu ve üretken bir çalışma yapamayacağını ileri sürerek
“çarşaf liste”ye hayır demek, gerçekte, kent konseyi vb.
“heterojen” örgütlenmelerin ve onların felsefelerinin (bir
arada olma, birlikte üretme ve birlikte yol yürüme), yanlış
olduğunu savunmak, demektir. (9)
KENT
KONSEYİ VE MAHALLE MECLİSLERİ
29
Temmuz 2021 günü Marmaris/Armutalan'da çıkan orman yangınının
hızla yaygınlaşması karşısında
paniğe kapılan Datçalı bir grup yurttaşın Özbel'de bir
WhatsApp grubu oluşturarak ilk adımını
attıkları “mahalle meclisi” kurma düşüncesi, bir hafta gibi
kısa bir sürede, 11 mahallede somut
bir olgu haline gelmiş ya da o sürece girmişti; bu gelişme, doğal
olarak, 2019 yılında, Datça Kent Konseyinde “Kent Konseyi
Mahalle Meclisleri Yönergesi” görüşülmesi öncesi ve sonrası
teorik bir konu olarak tartışılan mahalle meclislerinin(10), bu
kez, “somut bir tartışma konusu” olarak yeniden gündemimize
girmesine neden oldu.
***
Mahalle
Meclisleri Yönergesi”ni kim okumuştur, bilemiyoruz; mahalle
meclisi, kent konseyi-mahalle
meclisi
ilişkisi konularında afaki bir tartışmanın yürütülmemesi için
öncelikle bu yönergenin okunmasında ve yönergede neler
yazıldığının bilinmesinde yarar vardır. (Bknz: Datça Kent
Konseyi/Facebook sayfası)
Okuyanların
gördüğü üzere, “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”
çerçevesinde kurulması öngörülen mahalle meclisleri, o
mahalledeki sorunları çözmeye gönüllü yurttaşlardan oluşan
“mahalle meclisi/mahalle gönüllüleri/mahalle çalışma grubu
vb” değildir. Önerilen mahalle meclisi, “...en özet ifadeyle,
Kent Konseyinin mahalledeki 'izdüşümü' olarak formatlanmış bir
örgütlenme biçimidir. Dahası, anlaşılan o ki, 'yönerge'
hazırlanırken, 'katılımcılığı arttıralım' diye yola
çıkılmış, ama, 'her sandıktan bir temsilci belirleme' vb. ile
'masa başında', bu yönergeyi hazırlayan kişiye/kişilere (keza,
belli ki bize sunulan 'taslağı' hazırlayan arkadaşa da) çok
'ideal' gibi görünen, gerçekte ise hayatta somut bir karşılığı
olmayan; ille de yaratılmak istenirse, şekli bir örgütlenmeden
öteye geçemeyecek ve tıpkı 'izdüşümü' olduğu kent konseyi
gibi katılımcılarını 'bıkkınlık' noktasına getiren
'gel-gitler' yaşatacak çok karmaşık ve afaki bir model ortaya
konulmuş.” (11)
Kent
Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesinde önerilen
bu mahalle meclisinin, (Örn: Datça'da) herhangi bir mahallede
uygulanma, uygulanmaya çalışılsa da şekli bir örgütlenmeden
öteye geçme, kalıcılaşma ve iş görme şansı yoktur.
Öncelikle
bunu bilelim.
Peki,
kent konseyine bağlı bir mahalle meclisi kurulamaz mı?
“Kent
Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”nin tartışılarak kabul
edildiği 17.10.2019 tarihli Datça Kent Konseyi Seçimsiz Genel
Kurulundan iki ay kadar önce yazdığımız bir yazıda şunları
yazmışız:
“...
kent
konseyleri ile ilgilenen ya da ilgilenmenin ötesinde, içerisinde
yer alıp çalışmalara katılanların çok iyi bildiği gibi, kent
konseyi, alt çalışma gruplarından oluşan bir bütündür; bu
çalışma grupları, kadın ve gençlik gibi vazgeçilmez temel
alanların yanı sıra o yerleşim biriminde var olan çevre-ekoloji,
kültür-sanat, kıyılar, imar, ulaşım, altyapı, su....vb.
sorunları birer 'konu' başlığı olarak ele alıp kurulabilir; öte
yandan, 'yerleşim birimi' ölçeğinde ele alınarak da kurulabilir;
'A, B, C.... mahallesi çalışma grubu', 'A, B, C...mahallesi
meclisi' gibi.
Yönetmelikte,
bunun böyle anlaşılamayacağına ve olamayacağına dair, herhangi
bir hüküm bulunmamaktadır.
Herhangi
bir kişinin ya da birilerinin keyfiyetine bağlı olarak değil, bir
ihtiyaca cevaben önerilen ve asıl işlevi, o ihtiyacı karşılamak
olan bütün örgütlenme biçimleri gibi kent konseyinin alt bir
örgütlenme biçimi olarak önerilen, kurulmaya çalışılan ve
kurulan 'mahalle meclisi' de (daha işlerliğe sahip alternatif bir
örgütlenme biçiminin olmadığı yerlerde) somut ve ileri bir
adımdır; haliyle, içeriğine, biçimlenmesine, işleyişine vb.
yönelik eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla tereddütsüz
desteklenmeli ve sahiplenilmelidir.
Bunun
aksini düşünmek ve o çerçevede bir konumlanma içerisine girmek,
akla ziyan bir hareket olur.” (12)
Kent
konseyi yürütme kurulu tarafından mahalledeki gönüllü
yurttaşlardan oluşturulacak ya da mahalledeki gönüllü
yurttaşlarca kurulup kent konseyine bağlanacak “alt çalışma
grubu” niteliğindeki bu mahalle meclisleri, “...kent
konseyi yönetmeliği çerçevesinde hareket eden, kent konseyi
yürütme kuruluna karşı sorumlu olan, yerel düzeyde
çözümlenebilmesi olası sorunları kent konseyi dolayımı ile
çözmeye çalışan...bir örgütlenme biçimi” olarak
tanımlanabilir. (13)
Orman
yangınlarının hızla yaygınlaştığı günlerde ortaya çıkan
ve bir haftada 11 mahallede oluşturulmaya başlanan mahalle
meclisleri ile yukarıda sözünü ettiğimiz ve kurulmasını olası
gördüğümüz (kent konseyine bağlı) mahalle meclisi/mahalle
çalışma grubu arasında yalnızca şekli bazı benzerlikler
(mahalleli gönüllü yurttaşlardan oluşması, mahalle ile ilgili
sorunların çözümünü kendilerine iş edinmeleri vb.) vardır; o
kadar.
Datça'da
ortaya çıkan mahalle meclisleri içerisinde yer alan yurttaşlar,
orman yangınlarının yol açtığı o karamsarlık ortamında, daha
ilk andan itibaren, hiç bir yere (yerel mülki idare, yerel yönetim,
kent konseyi vb.) danışmadan ve hiç bir yerden onay beklemeden,
kendi kaderleriyle/kendi gelecekleriyle ilgili karar verme ve bir
şeyler yapma yoluna yönelmişler, somut bir adım atarak, mahalle
meclislerini kurmaya başlamışlardır. (14)
Akıp
giden yaşamın içerisinde somut bir olgu olarak ortaya çıkan ve
gündemimize giren bu meclisler karşısında yapılması gereken,
onları, yetkisiz ve şekli bir örgütlenme olan kent konseyine
bağlamak, “alt çalışma grubu” niteliğindeki birer mahalle
meclisine/mahalle çalışma grubuna dönüştürmek veya “Kent
Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”nde önerilen mahalle meclisi
formatında yeniden düzenlemek; bir başka deyişle, kadükleştirmek
ve zaman içinde sönümlendirmek, olmamalıdır.
Yapılması
gereken, bu mahalle meclisleri içerisinde yer almak, ete kemiğe
büründürmek ve kalıcı örgütlenmeler haline gelmelerini
sağlamak; sonra da, tümünü (seçimle belirlenmiş temsilcilerini)
bir “Datça Meclisi” çatısı altında toplamak olmalıdır.
(15)
Ülkemizde
yürütülen “demokrasi” mücadelesinin temel örgütlenme
biçimlerinden birisi olacak olan meclisler, bu nitelikteki
meclislerdir.
SON
SÖZ
Özet
olarak, bu
yazıda farklı açılardan ele aldığımız ve farklı yönleriyle
tartıştığımız kent konseyi örgütlenmesini, tarihsel olarak
ortaya çıkmış nesnel bir olgu olarak görüyoruz. Ülkemizde 2005
yılında kabul edilen ve 2006 yılında yayınlanan “Kent Konseyi
Yönetmeliği” çerçevesinde faaliyet yürüten kent konseyinin
ise, 2002 yılından beri ülkeyi yöneten AKP siyasi iktidarı
tarafından, bilinçli olarak, “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme”
biçiminde tanımlandığını, söylüyoruz.
Daha
iyisinin olmadığı bir yerde kurulmasını “pozitif” bir
gelişme olarak görüyor ve haliyle içerisinde çalışma
yapılabileceğini, ama yereldeki “toplumsal/demokrasi”
mücadelenin yalnızca bu örgütlenme biçimi içerisine
hapsedilmesini ve/veya bu örgütlenme üzerinden yürütülmesi
gerektiğinin savunulmasını doğru bulmuyoruz.
Var
olan “Kent Konseyi Yönetmeliği”nin pek çok yönden
değiştirilmesinin ve fiilen esnetilmesinin (tabiri caizse
“demokratikleştirilmesinin”) yararlı olacağını ama istenilen
değişikliklerin yapılması ve esnekliğin sağlanması halinde
bile, kent konseyinin, var olan yerel yönetimin eksikliklerini ve
yetersizliklerini gidermeye çalışmaktan öteye geçemeyeceğini,
yerel yönetimin (temsili demokrasinin) kendisinden kaynaklanan
temel sorunun (yönetenler ile yönetilenler arasındaki ayırımın
ve yabancılaşmanın) ortadan kalkmasını sağlayamayacağını,
düşünüyoruz.
Yurttaşların
kent konseyi dolayımı ile yerel yönetimlerin karar alma
mekanizmalarına bir ölçüde de olsa katılımını önemsiyoruz
ama asıl olarak, yurttaşın özne olarak doğrudan yönetime
katıldığı, söz-yetki ve karar alma hakkının yalnızca onda
olduğu bir yerel yönetim anlayışını, yani, kendilerine dair her
konuda karar alma, uygulama ve hesap verme/hesap sorma hakkına sahip
iş yeri, okul, fabrika, site, sokak ve mahalle meclisleri üzerinde
yükselen bir yerel yönetim modelini savunuyoruz. (Fatsa örneğini
anımsayın)
Bu
kadar.
17.01.2022/Datça/Mehmet
Erdal
(1)
Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
, YEREL
YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE
-1-12,
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE
MECLİSLERİ ÜZERİNE-1-7,
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA
NOTLARI- 1-7)
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
ÜLKEMİZDE KAÇ KENT KONSEYİ
VAR?
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
DATÇA KENT KONSEYİ KONGRESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
1-7
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
DATÇA
MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-3
(2)
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
,
YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ
ÜZERİNE-2
(3)
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
,
YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ
ÜZERİNE-2
(4)
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
,
YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ
ÜZERİNE-3
(5)
Bknz:http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com,
ÜLKEMİZDE
KAÇ KENT KONSEYİ VAR?
(6)
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
,
YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ
ÜZERİNE-7
(7)
Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
,
YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ
ÜZERİNE-5
(8)
Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
DATÇA KENT KONSEYİ BAŞKANI, GÖREVİNDEN İSTİFA ETTİ.
(9)
Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com,
DATÇA
KENT KONSEYİ KONGRESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 1-7
(10)
“Kent
Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” tartışılması öncesi
ve sonrası dönemlerde yazılıp paylaşılan yazılar için,
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
,
YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ
ÜZERİNE-12. Bölüm,
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com,
YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE MECLİSLERİ
ÜZERİNE 1-7,
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
,DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI
-2/'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' 1-3
(11)
Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com,
DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2
/'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' -2
(12)
Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
, YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT
KONSEYİ ÜZERİNE-12,
(13)
Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
, YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT
KONSEYİ ÜZERİNE-12,
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
, DATÇA MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-3,
Önerinin ve ilk adımın sahibi Aylin Himmetoğlu'nun ağzından
“Datça/Özbel Mahalle Meclisi”nin kısa kuruluş öyküsü,
https://youtu.be/rVYVHjpTa-M
, Datça/Özbel Dayanışması Muğla Turnosol.
(15)
Bknz:
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
ÇOMARLIK MAHALLE GÖNÜLLÜLERİ
ÇALIŞIYOR