26 Kasım 2021 Cuma

2021.11.27.CEZAEVİ YAZILARI-80: BUGÜNE KALANLARA DAİR

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-80: BUGÜNE KALANLARA DAİR

     1 Ağustos 1991 günü yeniden özgürlüğe adım atan siyasi tutsakların 1 Ağustos gününden sonraki özel, siyasal ve toplumsal konumlarını, bu konumlarının yol açtığı çok yönlü öznel sorunları anlayabilmek için, 31 Temmuz akşamına dönmek gerekir; sorunu, bu bütünsellik içinde ele almayan bütün değerlendirmeler, eksiktir ve yanlıştır. (*)

     “Cezaevi yazıları”, bir yönüyle, bu kapsamda yapılabilecek farklı ölçekteki değerlendirmeler için yazılı materyal olabilmesi amacıyla paylaşılma gereği duyulmuş yazılar, olarak görülebilir.

     Daha önce de yazmıştım; umarım, ki gönlümden geçen de odur, “Cezaevi anılarını" değil, “Cezaevi yazılarını", yani 30-40 yıl önce, 12 Eylül döneminde uzun süre cezaevinde yatarken şu veya bu biçimde not tutan ve bu notlarını bir biçimde kamuoyu ile paylaşan/paylaşmayı düşünen tek kişi olmam.

     ***

     “Cezaevi yazıları”, yazılarımı sabırla okumuş olanların gördüğü üzere, 1986-1987 yılları sonrasını kapsamaktadır; bunun nedeni, Aydın ve Nazilli E Tipi Kapalı Cezaevlerinde, bir yönüyle “yurt dışı” kaynaklı olarak yaşanan o “sağlıksız” ayrışmaların, bölünmelerin, ötekileştirmelerin, duygusal kırılmaların..., asıl olarak bu yıllardan itibaren (kökleri öncesi yıllarda bulunsa da) gözle görülür hale gelmesi ve cezaevi dışına da (Ege'ye) yansımaya başlamasıdır.

     Biz, Devrimci Yolcular olarak, 1988 yılı ortalarında, Aydın E Tipi Özel Kapalı Cezaevinde PKK'lı siyasi tutsakların kaldığı koğuşların birisinin çatısında çıkan yangın (20 Mayıs) ve ardından ortaya çıkarılan tünel öncesinde “doğal” bir birliktelik içerisinde bir arada yaşamamızı sürdürüyorduk (**); yaşanan direnişten sonra gündeme gelen “zorunlu koğuş dağılımı” sırasında “gönüllü” olarak üçe (3) ayrıldık (Haziran ayı sonları). (***)

     1988 Ekim ayı sonlarında (21 Ekim) Nazilli E Tipi Kapalı Cezaevine nakil olduğumuz gün, o günlerde kendilerini “Devrimci İşçi”nin ve olmayan “Devrimci Yol Örgütü”nün Aydın/Nazilli Cezaevi birimi olarak tanımlayan bazı arkadaşlarımızca rızamız hilafına yapılan koğuş düzenlemesi ise, tam anlamıyla, bir “ötekileştirme” operasyonu idi; yani, 7. Koğuşa gönderilen bizler, o arkadaşlarımızca, “ötekiler” idik. (****)

     “Ötekiler” olarak görülüp “zoraki” bir araya getirilenlerin arasından bir nedenle bir süre sonra ayrıldım (Nisan 1989 sonu) ve 1991 yılı 1 Ağustos günü tahliye oluncaya kadar, (Devrimci Yolcu olmayan siyasi tutsakların arasında) yalnız yürüdüm. (*****)

     ***

     Aradan 30 yıl geçti; şimdi, her birimiz, bir yerlerdeyiz; kendimizce yaşıyor ya da doğru olduğuna inandığımız bir yolda yürüyoruz.

     İstemediği kimseye söylemek zorunda olmadığı nedenlerle kendi kabuğuna çekilen ve mütevazi bir yaşam sürdüren ya da bugün, inandığı yolda yürümeye devam eden “eski yol arkadaşlarımızın" bu tercihlerine saygı duyuyorum.

     Ben, şu an, bulunduğum yerdeyim. (******)

     Bu kadar!

     27.11.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Ben, 12 Eylül sabahı ve sonrasında olup bitenleri anlamak için de 11 Eylül akşamına dönmek gerektiğini, düşünüyorum, ki bu düşüncemi hiç bir yerde paylaşmamış da değilim. (Bu çerçevede değerlendirilebilecek notlarım için, Bknz: 'Örgüt' dediğin nedir ki?1,2,3,4,5,6,7,8,9/ http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com)

     (**)

                                               Aydın/17.8.1987/8-12 Koğuş bahçesi
                                  Aydın/Ocak 1988/8-12 bahçesi/Erol Gündüz'ün tahliye günü

     (***) Koğuş ayırımının yapılacağı gün, 21 kişi, “gönüllü” olarak 8. koğuşa geçmek için el kaldırdık; ölümü sonrası bazılarının spekülatif yorum yapmaya yeltendikleri Ali Bilgi arkadaşımız da bu ayrışmada bizimle idi.

                                                Aydın/22.7.1988/8. Koğuş tam kadro
                                                 Aydın/8.Koğuş/Temmuz 1988

     (****) 7. Koğuş

                                     Nazilli/7.Koğuş/25.02.1989

     (*****) Yalnız yürümeye başladığım Mayıs 1989 sonrası.

                                              Nazilli/6-14.Koğuşlar/Haziran 1989
                                                        Nazilli/8-12. Koğuşlar/19.09.1989

                                        Nazilli/8-12. Koğuşlar/19.09.1989
                                                  Nazilli/8-12.Koğuşlar/17.10.1989
                                                 Nazilli/12. Koğuş/12.12.1989
                                   Nazilli/8-12. Koğuşlar/22-23.04.1990

 (******) “Cezaevi yazıları”nın bu son bölümünde daha farklı bir şeyler yazmayı düşünüyordum, vazgeçtim.

     Yaşanılanlara dair anlatılanları ve kişilerin rolünü sorgulamak, tarihin ve tarihçilerin işidir.

19 Kasım 2021 Cuma

2021.11.20.CEZAEVİ YAZILARI-79: FİNAL: ÖZGÜRLÜK

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-79: FİNAL: ÖZGÜRLÜK.

     Elimdeki yazılara göre, en son 18.07.1991 günü yazmışım.

     01.08.1991 günü Nazilli E Tipi Kapalı Cezaevinden tahliye oldum; özgürlüğüme kavuştum.

     Siyasi tutsaklar olarak, 12 Eylül döneminde cezaevlerinde yatarken, elbette 1981-1982-1983...'lerde değil, 1984-1985-1986...'lardan itibaren, bazılarımız, cezaevinden çıktıktan sonra köyümüze, mahallemize... vardığımızda ailelerimiz, arkadaşlarımız, halkımız tarafından nasıl karşılanacağımızı merak ederdik(*).

     Ailelerimizin, özgürlüğüne kavuşan arkadaşlarımızın, eşimizin-dostumuzun ziyaretlerimize geldiklerinde ya da mektuplarında anlattıkları, moral bozucuydu. Bu gerçeklikte, Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile tahliye olmamız ve özgürlüğümüze kavuşmamız gündeme geldiğinde, dışarıya çıkmamıza dair hiç bir düş kurmuyordum; adlarımız okunacak, içeride kalan arkadaşlarımızla vedalaşacak ve tahliye olacaktık. Dışarıda bizi bekleyen aile bireylerimizden kim var ise onlarla buluşacak, kucaklaşacak ve cezaevi sonrası hayatımıza başlayacaktık.

     31 Temmuz'u 1 Ağustos'a bağlayan son gece, benzer gecelerde hep olduğu üzere, geceyi yarı uyur/yarı uyanık geçirdim; sabah kalkınca, cezaevinde sahip olduğum eşyaların bir kısmını yanımda götürmek için toparladım ve adım okununca, 12. Koğuşun kapısından malta'ya adımımı attım. Kapı altına yöneldim. Zorunlu işlemler yapıldı ve cezaevi dışına, özgürlüğüme doğru yürüdüm...

     O da ne?

     Cezaevi dışından davul ve zurna sesleri geliyor; tam bir şaşkınlık içerisindeyim. Çok heyecanlıyım. Kalbim çarpıyor. İlk gördüğüm, müthiş bir kalabalık. Kulakları çınlasın, Fatma (Öter) anamız (**) koşturup geliyor. Eşim, arkadaşlarımız...

     İnanılır değil. Çok hoş bir an; insana her şeyi unutturuyor.

     Cezaevi dışındaki arkadaşlarımızdan kim ne kadar ve nasıl katkıda bulunmuştu bilemiyorum, hepsi elbirliği etmiş ve bize o muhteşem karşılama törenini hazırlamışlardı. Cezaevinde yatarken ve/veya sonrasındaki ilişkilerimiz nasıl olursa olsun, bu yaptıkları unutulacak şeyler değillerdi.

     Kalabalığın arasından yürüdüm ve Sevda ile bir yere gidip oturduk; arkadaşların geri kalanının çıkmasını ve sonrasında İzmir'e götürülmeyi beklemeye başladık.

     Bir an geldi ve haydi, gidiyoruz, sizi evinize biz götüreceğiz, dedi, arkadaşlar.

     Düştük yola...

     20.11.2021/Datça/Mehmet Erdal

(*) Belki de kendisini çok sevdiğimizden ve çok trajik bir biçimde (bir mobilet kazası) öldüğünden olabilir, hiç aklımdan çıkmaz, M. Ali Sarıkaya arkadaşımız, çıkmasına çok yakın bir zaman kala sormuştu, çıktıktan sonra köyünde nasıl karşılanacağını; kahramanlar gibi, davullar-zurnalar eşliğinde, demiştim, biraz muzipçe bir ifadeyle. Öyle ya, bizler, halkı için mücadele etmiş, her şeyini feda etmiş, gözünü kırpmadan ölüme gitmiş ve yıllarca mahpus yatmış kişilerdik; halkımız, bizim kadrimizi ve kıymetimizi biliyordur, haliyle özgürlüğüne kavuşan ve yeniden aralarına dönen bizleri bütün sıcaklığı ile bağrına basacak ve bizlere hak ettiğimiz değeri verecektir.

Tahliye olduktan sonra ilk fırsatta bizleri ziyaret ettiğinde sormuştum köyüne gittiğinde nasıl karşılandığını; gülerek anlatmıştı...

                                            24.4.1988/Aydın E Tipi Kapalı Cezaevi/Alt Tecrit

                          (Ayakta, sağdan üçüncü, ölümünden 25 gün önce ziyaretimize geldiğinde Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com/ 2020.05.19.M.ALİ SARIKAYA)

(**) Fatma (Öter) anamız, en çok çeken analarımızdandır; halihazırda, iki oğlu da (Halil ve Üzeyir) siyasi olmayan nedenlerden cezaevindedir.

                      (1.08.1991/Nazilli E Tipi Kapalı Cezaevi önü/Özgürlüğün ilk dakikası... Eşim ve Fatma Öter)


                                            (15 Eylül 2019/Hüdai Mohan ile ziyaret ettiğimiz gün)

13 Kasım 2021 Cumartesi

2021.11.14.CEZAEVİ YAZILARI-78: "...NİHAYET... FİNALE GELDİK"

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-78: ”...NİHAYET, FİNALE... GELDİK.”

     “... Anayasa Mahkemesi, dün sürgün-sansür kararnamesini, bu sabah ise belediyeler ile ilgili yasayı iptal etti; TV söyledi. Bu, Bayram gazetesinde Yekta Güngör Özden'e atfen verilen haberin bir yönünden doğrulanmaya başlaması anlamına geliyor; haberde, 23 Temmuz'a kadar bütün başvuruların görüşüleceği ve karara bağlanacağı, söyleniyordu. Biz, bu haberleri duydukça, tamam, bu iş oldu, 23 Temmuz'a kadar bizim durumumuz da görüşülür, demeye ve sevinmeye başladık. Gel gör ki, bugünkü Güneş gazetesindeki bir haberde, Yekta Güngör Özden'in, raportörün hala raporunu hazırlamadığını söylediği yazılıyordu; bu haberi okuyunca, kızdık. Umarım, raportör, bazı baskılar nedeniyle, bilinçli olarak raporu tamamlamayı geciktirmiyordur. Eğer, böyleyse, bu rezalet bir şey... Öte yandan, bizim Bursa ve Ceyhan'da yatan Ana DY davasından yargılanmış arkadaşlar, İstanbul Askeri Mahkemesi'nin verdiği bir kararı 'emsal' göstererek, Ankara'daki askeri mahkemeye başvurduklarını yazdı, gazeteler. Cezaları hala mahkeme veya temyiz aşamasında bulunanlar, yani halihazırda 'hükümlü' statüsünde bulunmayanlar açısından, böyle bir yol var ve arkadaşlar, bu yolu deniyorlar. Mahkemeler, İstanbul'da olduğu gibi, anti-terör yasasının bozulma olasılığı ile başvuranların yattıkları süreleri göz önünde tutarak, tahliyelerine karar verebilir. Eğer, Ankara'daki mahkeme, arkadaşların bu başvurularını kabul eder ve tahliyelerine karar verirse, o zaman, aynı durumdaki herkesin aynı yoldan yürümeleri haydi haydi meşrulaşacak. Ve bu durum, Anayasa Mahkemesi'nin prestij kaybetmesi anlamına gelecek ve haliyle aleyhine olacak...

     Ben, raportörün önümüzdeki hafta içinde raporunu hazırlayabileceği ve dolayısıyla önümüzdeki hafta veya daha sonraki hafta içinde bizim durumumuzun ele alınabileceği umudunu hala koruyorum...”(4.7.1991) (1)

     “... Şimdi, gelelim, en önemli konuya: Bugünkü Hürriyet, Anayasa Mahkemesi'nin bugün toplanıp karar vereceğini yazıyordu gerçi de, biz, ondan daha çok dünkü Cumhuriyet ve Güneş'te çıkan haberlere inanıyoruz; yani, bizim durumumuzun, 25 Temmuz'da ele alınacağı anlaşılıyor. Eylül'e sarkacağına pek ihtimal vermiyoruz, ama 25'i yerine 26'da da çıkabilir. Bunu, yani kararın verileceği günü öğrenmiş olmak, şahsen beni çok rahatlattı. Elbette, bir de, raportörün hazırladığı kararın, pardon raporun içeriğinin olumlu olması, daha çok rahatlattı. Belki, Anayasa mahkemesi üyeleri, raportör gibi, Anayasa'nın 2. ve 10. maddesi açısından bu yasayı iptal etmeyebilir; ama, 10. madde açısından iptal etmesi mutlak, gibi. Yine, 'gibi' diyorum; çünkü, raportörün raporunun tam zıddı bir karar vereceklerine hiç ihtimal vermemekle birlikte, yukarıda sözünü ettiğim üzere, duygularım, beni, temkinli olmam için uyarıp duruyor...

     Evet, canım, sevgilim, nihayet, finale, yani benim buradaki son günlerime ve dolayısıyla, on bir küsur yıldır süren ayrılığımızın bitim noktasına geldik; şu an, müthiş bir mutluluk içerisindeyim. Umarım, bu mutluluğum(uz) Nisan ayında olduğu gibi yine yarıda kesilmez, aksine artarak devam eder...” (18.7.1991) (2)

     13.11.2021/Datça/Mehmet Erdal

      (1) 4.7.1991


     (2) 18.7.1991


5 Kasım 2021 Cuma

2021.10.06.CEZAEVİ YAZILARI-77: "...NEŞELİ KAHKAHALAR YÜKSELMEYE BAŞLADI."

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-77: “...NEŞELİ KAHKAHALAR YÜKSELMEYE BAŞLADI”

     “... Saat 11'e doğru uyandım. Kalktım. Aşağıya indim. Saat 11'deki slogana katıldım; açık görüş hakkımız bu bayramda da kullandırılmadığı için ilk gün yemek boykotu yapmış, kapıları vurmuş ve sloganlar atmaya başlamıştık, çoğunluk olarak. Sloganları, dört gün boyunca devam ettiriyoruz. Bu tepkiler ve keza İHD'nin açık görüşün yaptırılması gerektiğine ilişkin demeci, bu hakkın bu kez olsun kullanılabilmesi için yeterli değildi hiç şüphesiz ama gerekli şeylerdi. İktidar tarafından gasp edilen her türlü hak konusunda, ne yapalım gasp edildi deyip kabullenici bir tavır içerisine girmek yerine, bu hakkın yeniden kazanılmasını sağlayacak bir eylemlilik içerine girinceye kadar farklı biçimlerdeki tepkileri göstermek ve sorunu kamuoyu nezdinde canlı tutmak gerekiyor.

     Saat 12'ye doğru bayram gazeteleri geldi- bayram gazetelerini karşı koğuş alıyor- ve havalandırmadan neşeli kahkahalar yükselmeye başladı; bugünkü bayram gazetelerinin birisinde, Anayasa Mahkemesi başkanına ait olduğu belirtilen bizimle ilgili bir demeç vardı, o haber dolayısıyla bu kahkahalar yükseliyormuş. Habere göre, Anayasa Mahkemesi başkanı, bizim durumumuzla ilgili dört başvuru olduğu için raportörün bayram öncesine yetiştiremediğini, ama hürriyeti bağlayıcı bir durum söz konusu olduğu için bizim durumumuzu bayramdan hemen sonra ele alacaklarını ve bütün başvuruları 23 Temmuz'a kadar sonuçlandıracaklarını söylüyormuş. 'Bütün başvurular' derken, bizimle ilgili dört başvuruyu mu yoksa Anayasa Mahkemesi'ne farklı yasalarla ilgili yapılan bütün başvuruları mı kastediyor bilemiyorum, ama şu anlaşılabiliyordu; bizim durumumuz öncelikle ele alınacak ve muhtemelen Temmuz ayı içinde, yeni Anayasa Mahkemesi üyeleri fiilen adli tatile başlamadan önce sonuçlandırılacak. Aslında, bugünkü gazete haberi, önceki günlerde yine Cumhuriyet'te çıkan iki haberi bir biçimde netliğe kavuşturuyor ve bu anlamda da çok iyi oluyor: Okumuş olabileceğin gibi, anti-terör yasası ile ilgili olarak Baroların Meclis ve Anayasa Mahkemesi başkanlıklarına çıktıkları olayın ertesi günü Cumhuriyet, anti-terör yasasının bayramın hemen ertesinde ele alınacağını yazmıştı. Bir-iki gün sonra ise Ekmekçi, köşesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanına atfen, raportörün hala raporunu hazırlamadığını ve mahkemenin, adli tatil süresince de çalışarak bu yasayı ele alacağını ve sonuçlandıracağını, yazmıştı. Özellikle Ekmekçi'nin yazısını okuyunca, bir ölçüde düş kırıklığına uğramış ve bizler bayram öncesi bir karar verilmesi beklentisi içindeyken, iş Temmuz-Ağustos aylarına kaldı, demiştim. 'Umut' mahpusun ekmeği derler, ama birbiri peşi sıra, beklenti içerisine girip, bu beklentinin gerçekleşmeyip ertelenip durması hiç hoş bir şey değildi ve insanın canını fena halde sıkıyordu. Eğer bu kez doğruysa gazetede çıkan haber, ki öyle olmasını çok istiyorum, artık son kez bir beklenti içerisine giriyoruz, demektir. Bu durumda, bu haftanın dışında, önümüzde, en çok üç haftamız var, demek oluyor. İyi... Yatılır.

     ... Muhtemelen yakında, ama çok yakında artık birlikte olacağız ve bütün sorunları birlikte göğüslemeye ve çözmeye çalışacağız. Bundan böyle ve her zaman, her türlü sorunu yalnız başına omuzlaman söz konusu olmayacak. Belki başka sorunlarımız olacak, ki bu doğal ve kaçınılmazdır, ama hem bu sorunlar farklı türden sorunlar olacaktır, hem de çözüm yollarını birlikte arayacak ve bulacağız. Öyle düşünüyor, istiyor ve bunda kararlıyım ki, bundan sonraki birlikte yaşamımızın uzun, sağlıklı, rahat ve mutlu bir yaşam olması için her şeyi yapacağız; çıktıktan hemen sonra bu doğrultuda kalıcı adımlar atacağız ve bunlarda da başarılı olacağız. Bence, böyle bir yaşama başlamak için tarihsel bir fırsat var ve ben bu fırsatı değerlendirmeyi düşünüyorum. Eğer, şu an düşünemediğimiz herhangi bir engel çıkmazsa önümüze, kimse, böyle bir yaşama başlamak için bize engel olamaz ve olamayacak. Yeteneklerimizi, deneyimlerimizi, şu an sahip olduğumuz koşulları ve olanaklarımızı, özlemlerimizi, istemlerimizi, bu yaşamdan beklentilerimizi ve geleceğe ilişkin düşlerimizi... biliyoruz; geriye, birlikte, kararlıca ve iyi düşünülmüş adımları atmak kalıyor. Başkaları neler düşünürler, nasıl algılarlar, ne türden tepkiler gösterirler... vb. bütün bunlar, bizler için can alıcı sorunlar olmayacak. Önemli ve belirleyici olan, bizim değer yargılarımız ve istemlerimizdir. Özellikle bugün, yani yaşanılmış on küsur yılın ardından bu böyledir ve böyle olmalıdır...

     Birazdan, saat 3'teki slogandan sonra çıkacağım gibi, her gün muntazaman güneşleniyorum. Bunu hiç aksatmamaya çalışıyorum. İyice yandım. Yalnız şu var: sabah sporu ve bir saat civarındaki güneşlenmeden sonra, iyice yorulduğumu görüyorum. Anlaşılan o ki, on küsur yıldan sonra, vücudum, tahmin ettiğimden ve görüldüğünden daha çok yıpranmış. Bu nedenle, çıktığımda, bu vücudu, köyde biraz taş kırarak, odun kökleyerek veya çapa kazarak, iyice yorayım; daha doğrusu, on küsur yıldan fazla bir süre alıştığı monoton yaşamdan farklı bir çalışma temposu içine sokayım; ondan sonra, bu vücut, yeni yaşamın yükleyeceği tüm yükü rahatlıkla kaldırabilir...” (25.6.1991) (NAZİLLİ) (1)

     06.10.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (1) 25.6.1991