24 Eylül 2021 Cuma

2021.09.25.CEZAEVİ YAZILARI-71: 'ORTADAKİ ÖLÜYE KİMSE SAHİP ÇIKMIYOR'

  Hiç yorum yok

     CEZAEVİ YAZILARI-71: 'ORTADAKİ ÖLÜYE KİMSE SAHİP ÇIKMIYOR'

     “... Görüş günü dönüşte, bir arkadaştan, bizim durumumuzun, bu ay içinde Anayasa Mahkemesi'nde öncelikle ele alınacağını duyduk; aynı söylenti, mektupla, bir başka arkadaşa da yazılmış; bunların ikisi de ayrı koğuşlarda bulunan ve birbirleriyle ilişkisi olmayan kişilerden duyuyorlar, bu söylentiyi. Ne kadar doğru olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz, ama fazlaca mantıksız bir söylenti değil. 6 Mayıs günü, dosyayı, raportör incelemeye başlamış; aynı gün, İstanbul'daki askeri mahkemelerin itirazı da mahkemeye ulaşmış, diye yazdı, Hürriyet. Bu konuda dikkati çeken bir olay var; SHP hala başvurmadı. Bunun önemi şurada: Eğer SHP, bu başvuruyu, bilerek geciktiriyorsa, böyledir demiyorum, eğer böyle davranıyorsa, bunun nedeni şu olabilir: SHP, anti-terör yasasının bütününe yönelik itiraz etmeyi düşündüğünden, kendi başvurusunun daha ayrıntılı bir incelemeyi gerektireceğini hesap ederek, yalnızca 'şartlı tahliye' bölümüne itiraz eden askeri mahkemelerin başvurularının hemen incelenmesine olanak tanımak istiyor, olabilir. Yani, böyle bir olasılık varsa, başvuruyu geciktirmesi yerinde bir davranıştır; aksi halde, dava, çok daha uzun sürede incelenir ve karara varılır. Eğer, bu doğruysa, o zaman, mahkeme, en geç 12 Haziran'a kadar, askeri mahkemelerin 'iptal' başvurularını incelemek ve sonuçlandırmak zorundadır. Çünkü, bir yasanın 'iptali' için 2 ay içinde başvurmak gerekiyor ki, yasa 12 Nisan'da kabul edildiğine göre, 12 Haziran'da süre dolmuş olacak. Bu ihtimal dahilinde, SHP, Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre, Anti-terör yasası ile ilgili başvurusuna 'şartlı tahliye' ile ilgili bölümü alıp-almamaya karar verebilir. Mahkeme, askeri mahkemelerin başvurularını olumlu sonuçlandırırsa, bu bölümü başvuru dışı bırakabilir; aksi halde, o da alabilir, başvuru kapsamına...

     Görüş sonrası günlerde de, bizim durumumuzla ilgili olarak basında yazılar çıkmaya devam etti: Milliyet'te Altan Öymen'in haberine göre, Özal, kendisinin, bizim çıkmamızı istediğini söylemiş. Yalçın Doğan'ın bir haberine göre ise, Ordu, yasanın bu biçimde çıkmasında kendilerinin hiçbir rolü olmadığını söylemiş. Yani, ortadaki ölüye kimse sahip çıkmıyor ve herkes, suçu birbirinin üzerine yıkıyor. Bunun olumlu yönü -şimdi- şu: Anayasa Mahkemesi'nin olumsuz bir karar vermesi doğrultusunda baskı yapabilecek kimse yok; ya, herkes 'bozsun' diyor, ya da 'nötr' kalıyor. Bu, çok iyi. Biz, Ordu'nun veya Özal'ın olumsuz anlamda bir baskı unsuru olabileceklerini ve dolası ile Anayasa Mahkemesinin, bile bile lades deyip, tam anlamıyla siyasal bir karar verebileceğini -zayıf da olsa- düşünüyor ve korkuyorduk. Bu tehlike ortadan kalkmışa benziyor...

     Biliyorsun, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına Yekta Güngör Özden seçildi. Yani, en üst düzeyde, bir denge oluşturuldu; Özal'ın karşısında, Özal'a karşı koyabilecek bir kurum olan Anayasa Mahkemesinin Özal'ın buyruğuna girmediği-girmeyeceği gibi bir mesaj verildi, topluma. Bana öyle geliyor ki, şimdi, Anayasa Mahkemesi, anti-terör yasasını ve özellikle de onun 'şartlı tahliye' bölümünü 'iptal' ederek, bu mesajı ikileyecek; yani, topluma, 'Düzen Özal, iktidar ve parlamento değildir; düzenden umudu kesmeyin; biz varız...' diyecek. Eğer, Anayasa Mahkemesi, böyle bir mesaj vermeye özen göstermezse, yani bu başvuru doğrultusunda 'iptal' kararı vermezse, o zaman bu düzene olan güvensizlik hepten yaygınlaşacak... Ondan sonra, kimse bu düzeni kolay kolay savunamaz... Bu anlamda, şimdi, Anayasa Mahkemesi, çok önemli bir 'karar' aşamasında... Önümüzdeki günlerde, gelişmeleri birlikte görecek ve yaşayacağız...

     Anneler gününde açık görüş yaptırılmayacakmış; Bakanlıktan öyle yanıt verilmiş. Bu nedenle, açık görüş ile ilgili olarak hiçbir şey bildirmedim. Bu karar, anti-terör yasasından mı kaynaklanıyor, bilmiyoruz. Biliyorsun, bu yasada, bundan böyle, bizlere açık görüş yaptırılmayacağı yazılıyordu. Eğer, bu yasa, bizden sonraki siyasiler için değil, bizler için de geçerliyse; bu durumda, Anayasa Mahkemesi bu yasayı 'iptal' etmese bile, buralarda kalmaya devam ettiğimiz takdirde, bizler, istediğimiz cezaevlerine, cezamız beş yılın altına düşünce değil, üç yılın altına düşünce gidebileceğiz... Bakalım...” (1) (10.5.1991/NAZİLLİ)

     25.09.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (1) 10.5.1991





  

17 Eylül 2021 Cuma

2021.09.18.CEZAEVİ YAZILARI-70: 'İKTİDAR, KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARDI'

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-70: 'İKTİDAR, KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARDI'

     “... Açık görüşe oldukça istekli gelmeni anlıyorum; dışarıya çıkma umutlarına kendimizi kaptırdıktan sonra daha yıllarca bu koşullarda yaşamaya devam etmek zorunda kalacağımızı anlayınca, konuşacak oldukça çok şeylerimiz vardı. Bu anlamda, bu açık görüş, içeride kalan bizler ve bizlerin eşleri, çocukları, yakınları vb. sizler için çok önemliydi. Bu açık görüşü yapamamak, bu nedenle çok koydu bize... Lanet olsun bu çakallara... Bundan sonra açık görüşleri yapıp-yapamayacağımızı, önümüzdeki anneler günündeki Bakanlığın tavrından anlayacağız. Ben, kesinlikle yapamayız, diyemiyorum; ama, fazlaca da umutlu değilim ve bundan dolayı hiç aklıma da getirmiyorum. Biliyor musun, Yüzyıl'a göre, Malatya, bayram açık görüşünü koğuşlarda yapmış. Diyarbakır'da ise, duyumlarımıza göre, birinci dereceden yakınlar ile yaptırılmış. Sözde, bir tek yerde bile yapılsa, burada da yaptırılacaktı. Şimdi, anımsatınca, kendilerine, telefonda, kesinlikle yaptırmadıklarını söylediklerini söylüyorlar. Bu, doğal. Yani, yaptırdıkları halde 'yaptırmadık' demeleri, doğal; bunu tahmin edebiliyor ve önceleri söylüyorduk...

     Gazeteler, SHP'nin, Anti-terör yasasının çeşitli ve bu arada 'şartlı tahliye' ile ilgili geçici maddeleri için Anayasa Mahkemesi'ne gitmek için son hazırlıkları yapmakta olduğunu ve muhtemelen bu hafta başvurabileceğini yazıyor. Daha önce yazdığım gibi, Anayasa Mahkemesi, özellikle bugün, Parlamento dahil bu düzenden umudunu kesmiş ama aslında bu düzenden, yani temelde burjuva kapitalist düzenden yana olanların bir anlamda 'umudu' durumundadır; bir başka deyişle, Anayasa Mahkemesi, bu düzenin 'Emniyet sibobu'dur. Eğer, Anayasa Mahkemesi, burjuva liberallerinin bile isyan ettiği bu Anti-terör yasasını ve onun 'eşitlik' ilkesini çiğneyen geçici maddelerini iptal ederse, bu insanların düzene-iktidara değil- olan umutlarını ve inançlarını korumalarına yol açar; yok, aksi olursa, o zaman, bu düzenin tüm tahtaları yerinden oynar. İktidara olan güvensizlik, hızla, düzene olan güvensizliğe dönüşür ve bu güvensizliği bir 'erken seçim' falan yok edemez; bu, doğrudan, bugünkü yasal-kurumsal yapının tartışılmasını yoğunlaştırır-yaygınlaştırır ve keskinleştirir. Nasuh abiler(*) , Anayasa Mahkemesindeki tartışmanın 'hukuki' değil 'siyasi' olacağını söylerken, haklılar. Bu yasa hakkında verilecek karar, önemli bir karar olacaktır.

     Yazdığın gibi, Anayasa Mahkemesinden umudu tamamen kesmeyelim; ama, diyorum, iş o noktaya varmadan veya iktidar, her şeyin orada bozulmasını beklemeden, nasıl olsa orada bozulacağını düşünerek; siyasi çıkar elde etmek için ve Irak Kürdistanı'ndaki gelişmeleri düşünerek, önümüzdeki günlerde, bu yasa ile ilgili, yasanın bazı noktalarını düzeltmeye çalışma anlamında ek yasa çıkarabilir mi? Özellikle dün, bazı gazetelerde, bu içerikte haberler ve talepler vardı. Bakanlığın, bu anlamda bir çalışma yaptığı söyleniyor. Hangi noktalar için olduğu yazılmıyor elbette; o, tamamen yoruma tabii oluyor... Yine de, onlar ek bir yasa çıkarsalar ve bununla bazı noktaları düzeltseler de, bu yasa Anayasa Mahkemesine gitmelidir ve bunun için SHP üzerinde somut ve yaygın bir baskı oluşturulmalıdır...

     Pazar, 14.00; Burada kalmışım... Sabah 10'dan önce kalktım. Kahvaltı, gazete falan derken, bu saati bulduk...

     Dünkü Güneş, bugünkü Milliyet... Anti-terör yasasını ve özellikle onun 'şartlı tahliye' bölümündeki 'eşitsizliği' ele almaya devam ediyorlar. Görülebildiği kadarıyla, ANAP, bu yasayı çıkarırken elde etmeyi umduğu şeylerin hiçbirini elde edemedi; kamuoyunda yankılanan, bu yasanın baskıcı niteliği ve faşistleri kollaması oldu. Öyle ki, bir-iki faşistin dışında, bu yasaya itiraz etmeyen kişi kalmadı. Bu da, çok iyi oldu. Öte yandan, bu kez çıkanların bir kısmı, oldukça sorumlu ve duyarlı davranarak, basında, bu konuyu sürekli işlemeye ve sıcak tutmaya çalıştılar. Koşullar da farklı gerçi ya, bu kez çıkanlar, 86'da çıkanlardan daha olumlu bir puan aldılar. Bunu umuyor ve istiyordum...

     Bu iktidar, anlaşılması mümkün olmayan bir aptallıkla, kaş yapayım derken göz çıkardı; puan toplayayım derken, uzun yıllar etkisi ve sonuçları sürecek yeni ve oldukça öfkeli düşmanlıklara yol açtı... Faşistlerle daha çok bütünleşen bir görünüm içine girdi ve oldukça itici oldu... “ (1) (28.4.1992/NAZİLLİ)

     18.09.2021/Datça/Mehmet Erdal

(*) Nasuh Mitap

     (1) 28.4.1991 






10 Eylül 2021 Cuma

2021.09.11.CEZAEVİ YAZILARI--69: 'BU KAFA İLE HİÇBİR YERE VARILMAZ'

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-69: 'BU KAFA İLE HİÇBİR YERE VARILMAZ'

     “... APS ile yolladığım mektuptan sonra, son anda da olsa görüş ile ilgili yeni bir karar gelebileceği veya cezaevi yönetiminin inisiyatif kullanabileceği hesabıyla koğuşu yıkamış, düzenlemiş ve ortak yiyecekleri aldırmıştık. Beş gün güzel bir görüş yapabilmeyi düşlüyorduk. Ama, olmadı. Yönetim, eğer bir başka cezaevi görüş yaparsa görüş yaptıracağı sözünü verdi; ama o da olmadı; çünkü, hiçbir yerde açık görüş olmadı.

     Görüşten bir gün önce, çoğunluk olarak slogan atmaya başlandı; açık görüş boyunca beş gün de slogan atıldı, kapılar dövüldü ve yemek boykotu yapıldı. Görüş öncesi, bakanlığın, hiç olmazsa bu açık görüşün eskisi gibi yapılmasına izin vereceği söylentileri vardı; anlaşılan o ki, bakanlık, senin de yazdığın gibi, bu ve bundan sonraki açık görüşlerin içine etmeye karar vermiş... Bilemiyoruz. Ben, özellikle bu açık görüşü bu haliyle kabul etmemizin mümkün olmadığını düşünüyordum. Çünkü, bu tavrın yalnızca açık görüşün bu haline tepkiden öteye, anti-terör yasasına ve onun 'çifte standart' getiren şartlı tahliye bölümüne yönelik bir anlamı da vardı; öyle de oldu. Basın ve kamuoyu, bunu, böyle algıladı. İyi de oldu. Yine ben, en azından bizim kuşağın, bundan sonraki açık görüşleri de, eğer bu biçimiyle yaptırılmak da ısrar edilirse, kabul edeceğini sanmıyorum. Aslında, bu noktada, bakanlığın ve özellikle Özal'ın bütün hesaplarının alt-üst olmasından da bahsedebiliriz; onların ilk hesaplarına göre, biz de dahil büyük çoğunluk çıkacaktık ve geride çok az insan kalacaktı. Onlar, o noktadan sonra da 'taze bir başlangıç' yapacaklardı. Yani, anti-terör yasasının içeriğine uygun 'çok özel' bir uygulamaya yöneleceklerdi. Ama, bildiğimiz gibi, tasarı, MGK'da ve Bakanlar Kurulunda, ardından komisyonda ve Mecliste değiştirilince ve budanınca, bizlerin çoğunluğu içeride kaldık. (*) Böylece, onların bu 'çok özel' uygulamalarına karşı direnecek ve kamuoyu oluşturacak önemli bir güç içeride kalmış oldu. Onlar, buna rağmen bu 'çok özel' uygulamayı hayata geçirmekte ısrarlı olurlarsa, oldukça sorunlu bir dönem yaşanacak demektir. Gelişmeleri ve olası sonucu birlikte göreceğiz...

     Özal'ın, başta, bizleri de büyük ölçüde dışarıya çıkarmayı düşündüğü söylenebilir. Olası erken seçim hesapları için, Kürtlere yönelik politikası için ve ABD destekli Ortadoğu'ya yönelik tasarımları için, böyle bir 'demokratikleşmeye', onun şiddetle ihtiyacı vardı. Ama, tabansız Özal'a, ordu ve ANAP içindeki faşistler-milliyetçiler gibi bazı güçler, hiç düşünmediği bir direniş gösterdiler ve onun bu planlarına önemli bir darbe vurdular. Özal ABD'den yeterli desteği alsaydı belki bu direnen güçleri aşabilirdi ve istediğini yaptırabilirdi, ama anlaşılan o ki, ABD'den yalnızca ekonomik destek değil, aynı zamanda yeterli siyasi destek de alamadı. Sonunda, MGK'da ve bakanlar kurulunda bazı katakulliler çevirdiyse de, bir ölçünün dışında bu engelleri aşamadı ve sonuca rıza göstermek zorunda kaldı...

     DYP yönetimi, baştan beri tam bir oportünist politika izledi, ama bizim çıkmamıza hep karşı oldu. SHP ise ANAP ile anlaştı; sorun, gazetelerin yazdığı gibi Özal ile Anayasa Mahkemesinde bu yasanın bozulacağı üzerinde mi anlaştığında, yoksa Özal'dan bir katakulli mi yediğinde yatıyor. Basın, SHP'nin, nasıl olsa bu yasa Anayasa Mahkemesinde bozulur ve Özal'ın da bunu istediği yollu haberler yazıyor. Yani, SHP, bu nedenle, yasaya bu haliyle 'okey' vermiş.

     SHP, Anayasa Mahkemesine gidecekmiş. Giderse, başvurduğu tarihten itibaren altı ay içinde Anayasa Mahkemesinin olumlu-olumsuz bir karar vermesi gerekiyor. Anayasa Mahkemesinin yasanın bazı bölümlerini iptal etmesi mümkün; ama, 'şartlı tahliye' bölümünü de iptal eder mi? SHP başvurursa ve Özal'da olumsuz bir baskı kurmazsa, mümkün. Ama, SHP başvurur mu? Özal, nötr kalır mı? Özal, lehte bir telkinde bulunur mu? Bunları göreceğiz. SHP, başvurmak zorunda. Elbette, bir seçim yatırımı içerikli 'genel af' kampanyasını da yeğleyebilir ve bu anlamda başvurmayacağı gibi, başvursa bile işin üzerine de eğilmeyebilir. Ancak, böyle yaparsa, öncelikle Sol'un ve Kürtlerin desteğini yitireceği için kaybedebilir. Özal'ın da, en azından aleyhte bir telkinde bulunmayacağını sanıyorum. Çünkü, Özal, zaten bu haliyle bile, 'toplumsal uzlaşma sağlandı' iddialarının aksine, toplumu sağ-sol veya devletten yana olanlar-olmayanlar diye çok kabaca ikiye böldü ve Kürtlere yönelik 'hami' politikalarına karşın, Kürtler karşısında puan kaybetti. O, yasanın bu haliyle çıkmasının suçunu Ordu'ya ve bazı ANAP milletvekillerine yıkmaya çalışmasına karşın, fatura ona ödettirilebilir. Yani, halk, 'Özal ayırım yaptı' diye algılayabilir... Öte yandan, bugüne kadar, ANAP iktidarının tüm çıkardığı yasaları iptal eden Anayasa Mahkemesi, bir anlamda, düzenin emniyet sibobu görevini görüyor; yani, Meclis ve iktidar da dahil bu düzenden umudunu kesen bazı kesimler, Anayasa Mahkemesine umut bağlıyor. Eğer, Anayasa Mahkemesi, burjuva liberallerinin bile 'ayırım yapıldı-eşitlik ilkesi çiğnendi' demelerine karşın, bu yasayı bozmazsa, bu düzen külliyen herkese 'umudunu' yitirtir. Eğer bozarsa, hiç olmazsa, o 'umudu' korur...

     Neyse, şimdi, herkesin, her yolla, yani mektup, basın açıklaması, konuşma vb. biçimlerde SHP, Özal, Adalet Bakanlığı, basın, Anayasa Mahkemesi vb. üzerinde bir baskı oluşturması ve bu tasarının bozulmasını istemesi gerekiyor...

     Evet, bu tasarının iptalini istemek gerekiyor. Yasa çıktıktan sonraki ve önceki basında çıkan sizlerin söyleşileri, ilanlar, yazılar vb... bu konuda nelerin yapılabileceğine somut örneklerdir. Ama, somut olarak ve ağırlıkla, şimdi, bu yasanın iptali için başvuruda bulunulmasını istemek gerekiyor. Yani, tasarı aleyhine Anayasa Mahkemesine başvurma ile bu tasarı hakkında demokratik bir muhalefeti örgütleme birbirine karıştırılmamalı; bu anlamda, ikisi birbirinin yerine geçirilmeden ve biri ihmal edilmeden, ikisi için de gereken yapılmalı. Korkum, bazı 'Solcuların', Anayasa Mahkemesine başvurma ile bu yasa için toplumsal-demokratik muhalefeti örgütlemeyi, şu veya bu gerekçeyle küçümseyerek askıya almalarıdır. Böyle bir eğilim var. Örn: Bu yasa hazırlanırken, adeta, hiç bir görüş belirtilmedi. Çok az İHD Şubesi demeç ve ilan verdi. Oğuzhan abinin (**) ilanı ve Bursa'dan gönderilen mektup dışında hiç bir kesim düşüncelerini dile getirmedi. Sizler, yani bizim ailelerin dışında hiç bir farklı kesimden somut tepki örgütlenmedi. Hayret!.. Bu kafa ile hiç bir yere varılmaz. Bunlar, her şeyi oluruna bırakıyorlar. Güncele, somuta, yaşanan sürece ve bizi ilgilendiren her şeye ama her şeye müdahale etme gibi bir kaygı taşımıyorlar. Keskin bir söylemi veya kadro eylemlerini yeterli görüyorlar... Bunlar ile sonuç alınmaz. Yalnızca marjinal olarak kalınır... (***)

     Bu herifçioğulları, bu yasayı çıkarırken, bize, resmen işkence yaptılar... Bir hafta içinde, 3-5 kez umutlandırdılar ve ardından umutlarımızı hoyratça kırdılar. Leş kargaları... Aşağılık herifler. Öte yandan, böyle yaparken, en geri, en depolitize olmuş insanların bile bitmeyecek ve ağırlıkla duygusal olduğu söylenebilecek nefret içerisine girmesine yol açtılar. Aptallar, ellerine geçen 'tarihsel bir fırsatı' kaçırdılar. İntikam alma duygusuyla, küçük hesaplarla... kaçırdılar. Bize 'ikinci sınıf' vatandaş ve 'suçlu insan' muamelesi yapmak isterlerken, bizim mazlum durumumuzu pekiştirdiler... Soyut 'eşitlik'e inanan en burjuva kesimlerin bile tedirgin olmasına yol açtılar. Yani, kısa dönemde bizlere çektirirken, uzun dönemde bize 'iyilik' yaptılar...

     Artık, Anayasa mahkemesinden umudu kesmeden, ama en kötü ihtimali düşünerek yaşamımızı devam ettirmeye çalışalım. Ev ve iş durumlarını, bu çerçevede ayarlayalım. Bu koşullara dayanmaya ve direnmeye devam edin. Birlikte olacağız... Bu kesin...

     Ben, yarından itibaren, normal yaşamıma dönüyorum. Bu yasa nedeniyle, kendimi, dışarıya çıkacağıma o kadar kaptırmıştım ki, yeniden normal yaşama dönmek, hiç de kolay olmayacak. Ama, günlerimi boş boş ve hay huyla geçiremeyeceğime göre, bunu başarmam gerekiyor...” (21.4.1991/NAZİLLİ) (1)

     11.09.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*) 1991 yılındaki anti-terör yasası ve infaz indirimi, 12.04.1991 tarihinde TBMM'den geçip yayınlanmıştır. TCK'nın başka bazı maddeleri gibi siyasi tutsakların pek çoğunun yargılanıp ceza aldığı 146/1 ve 125. maddelerden ceza alanlar da bu yasadan yararlandırılmadılar. Yazının ileriki bölümlerinde bir biçimde ifade edildiği üzere, 146/1'den yatanların da bu yasadan yararlandırılması gerektiği doğrultusunda Anayasa Mahkemesine itiraz yapıldı; Anayasa Mahkemesi, uygulamanın 'eşitlik ilkesine aykırı olduğu' gerekçesiyle bu başvuruyu haklı buldu ve biz 146/1 maddeden hüküm giyenler,1 Ağustos 1991 tarihinde tahliye edildik. Anımsadığım kadarıyla, 125. maddeden ceza alanlar adına benzeri bir başvuru yapılmadı ve sonuç itibariyle, bu maddeden ceza alan PKK'lılar ve diğer siyasi mahkumlar, biz tahliye olduğumuz gün, içeride kalmaya devam ettiler.

     (**) Oğuzhan Müftüoğlu.

     (***)12.04.1991 tarihinde TBMM'den çıkan bu yasadan hemen sonra o gün cezaevlerinde olan ya da olmayan sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. kişi, çevre, grup, parti vb. konumundakilerden kimler ne söylemiş ve yazmışlardı ya da neden susmayı yeğlemişlerdi? Bütün bu kişi, çevre, grup, parti vb. bugün hangi konumdadırlar ve o gün bu konuda sözlü ya da yazılı olarak söylediklerine ya da neden hiç bir şey söylemediklerine dair ne düşünmektedirler? Aradan 30 yıl geçmiş olmasına karşın, başka bazı şeyler gibi, bunu da hep merak eder dururum...

     (1) 21.04.1991







3 Eylül 2021 Cuma

2021.09.04.CEZAEVİ YAZILARI-68: "ŞİMDİ İNADINA YAŞAMA DÖRT ELLE SARILMAK GEREKİYOR"

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-68: 'ŞİMDİ, İNADINA YAŞAMA DÖRT ELLE SARILMAK GEREKİYOR'

     Salı, 01.30; MGK'dan geçtikten sonra Bakanlar Kurulunda kabul edilerek dün meclise sunulan ve bugün Adalet Komisyonunda incelemeye başlanacak 'Anti-terör' yasasına ek olarak çıkarılacak 'Tecil' yasasına ilişkin tv-1'de, Star-1'de, BBC'de ve basında çıkan-verilen haberler birbirleriyle çelişkili olduğundan, yani durumum(uz) netliğe kavuşmadığından, iki gündür mektup yazmaktan kaçınıp durdum. Ama, biraz önce açık görüş ile ilgili açıklama yapılınca, nihayet, zorunlu olarak, bu kısa mektubu yazmaya karar verdim.

     Perşembeyi Cumaya bağlayan gece Bakanlar Kurulu adına açıklama yapan devlet bakanına ve yine dün gün boyu tv-1'de verilen haberlere göre, ben, bu 'tecil' yasasından yararlanabileceğim; ancak, Star-1'in dünkü haberine ve keza dün de dahil birkaç gündür basında çıkan haberlere göre ise, ben yararlanamıyorum. Hazırlanan ve dün meclise sunulan 'tecil' yasası, bugün görüşüleceği Adalet Komisyonunda ve Perşembe günü ele alınacağı mecliste lehimize veya aleyhimize yönelik olarak herhangi bir değişikliğe uğrar mı bilemiyorum; ama, 'Tecil' yasasının MGK'dan ve Bakanlar Kurulundan geçtikten sonraki son hali bile tam olarak bugünkü gazetelerde yayınlanabilir ve eğer yayınlanırsa, içeriğini sağlıklı olarak öğrenebiliriz. (Siz de, belki okumuş ve öğrenmiş olabilirsiniz.)

     Bence, buradaki genel kanı da öyle, 'Tecil' yasasının içeriği konusunda Star-1'in ve basının verdiği haberler daha doğru gibi; yani, şu anki haliyle, biz siyasilerin %90'ı yararlanamıyor. Bir başka deyişle, eğer yanlış haberler değilse bunlar ve komisyonda-mecliste lehimize değiştirilmezse, (ki çok zor, çünkü ANAP'lılar bu haline bile karşılar ve daha da daraltılmasını savunuyorlar; keza, DYP bizim yararlanmamamızı istiyor; SHP'nin ne yapacağı belli değil...) ben içeride kalmaya devam ediyorum. Bizler, ezici çoğunluk olarak içeride kalıyoruz. Buna karşın, adlilerin ve faşistlerin %99'u çıkıyor. Öyle ki, şu anki haline göre, bu cezaevindeki faşistlerin biri hariç hepsi çıkıyor; bizlerin ise, yüz kırk küsurumuzdan yalnızca yirmi beş-otuz kadarımız çıkabiliyor...

     İnşallah tv-1'in ve Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece açıklama yapan bakanın açıklamaları doğrudur, yani bizler şu an yanılıyoruzdur; inşallah komisyonda ve mecliste lehimize değişiklikler olur; inşallah bayramdan önce veya hemen sonra çıkabiliriz vb... Ama, bizler, en kötü ihtimale göre kendimizi hazırlayalım. Kitle desteğini yitirmiş olan Özal'ın kitlelerin istem ve beklentilerinden daha çok kendinin iktidarını devam ettiren ordunun-Emniyet'in ve ANAP'lı milletvekillerinin, yani kendini ayakta tutan güçlerden bazılarının sözlerinden dışarıya çıkamayacağını biran için de olsa unuttuğumuz için kendi aptallığımıza yanalım... Bu yasa, hem 'Anti-terör' ham de 'Tecil' yasaları bölümüyle, ileride SHP'nin ve Baroların etkin girişimleriyle Anayasa Mahkemesi'ne götürülür ve orada iptal ettirilir mi bilemiyorum, ki bu mümkün, ama, şimdilik, bunu bir kenara koyalım ve siz, ikiniz, bundan böyle, yaşamınızı, ben içeride kalacakmışım gibi düşünerek düzenlemeye çalışın... Bu konuyu, eğer yapabilirsek, önümüzdeki açık görüşte, uzun boylu birlikte de ele alalım ve tartışalım... diyorum...

     Ben, sağlık olarak iyiyim. Diğer arkadaşlar gibi, kesin olarak tahliye beklerken bu 'umudu' yitirmiş gibi bir durumu yaşamaya başlamanın getirdiği 'şoku' atlatıp, var olan gerçekliği kabul etmeye başladım. Şimdi, ölmeye yatmamak, inadına inadına yaşama dört elle sarılmak gerekiyor... Sizlerin de böyle düşündüğünüzü ve davrandığınızı umuyorum... Özal, bugünkü muhtemel çifte standartıyla, ülkede yeni bir dönemi başlattı... Öyleyse, sonucuna da katlanacak...” (9.4.1991) (1)

04.09.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (1) 09.04.1991