7 Mayıs 2021 Cuma

2021.05.08.CEZAEVİ YAZILARI-55: ÖRGÜTLENME, BİRLİK VE MÜCADELE ÜZERİNE(3)

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-55: ÖRGÜTLENME, BİRLİK VE MÜCADELE ÜZERİNE! (3)(*)

     (Geçen bölümün devamı)

     “...SVP, TKP-B VE THKP-C/ACİLCİLER AYRILIYOR, PKK YALNIZ KALIYOR

     Dışarıda, 'Devrimci Birlik' içinde yer alan siyasi hareketlerin N...... Cezaevi'ndeki (**) tutsakları, her zaman aynı koğuşlarda kalmaya, aynı komün içinde yaşamaya ve her konuda birlikte görüş belirtmeye ve öneri sunmaya dikkat ediyorlardı. Öyle ki, sayısal olarak çoğaldıklarında, diğer siyasi tutsakların kaldığı koğuşlara bazılarının gitmesi zorunlu olduğunda, gidenler, PKK'lı oluyordu. Ancak, Ekim ayı içinde, bu birlikteliğin sona erdirilmesi gündeme geldi. Şöyle ki:

     Bakanlığın, Diyarbakır Cezaevi'nden başka cezaevlerine sürgün ettiği siyasi tutsaklardan bir kısmı, N...... Cezaevi'ne geldi. Yenice göreve başlayan birinci müdür, Bakanlığın direktifine uygun olarak, bu arkadaşları, önceki dönemde hiç örneği görülmeyen bir biçimde, önce müşahedeye koydu; sonra da, bunları, aynı siyasi hareketten tutsakların bulunduğu koğuşlara vermeyeceğini, ki hepsi PKK'lıydı, ayrı bir koğuş açacağını ve o koğuşa yerleştireceğini duyurdu. Bunun üzerine, hem müdürün bu tavrını hem de Bakanlığın, Diyarbakır Cezaevi'ne yönelik politikasını protesto etmek için neler yapılabileceği konusu üzerinde tartışılmaya başlandı.

     Yapılan tartışmalar sırasında PKK, SVP, TKP-B, THKP-C/ACİLCİLER, DH, ÇS, TDY, TKP-ML/TİKKO, KAVA, TKP-İS ve KUK siyasi hareketleri, iki günlük AG yapılmasını önerdiler. DY'cuların her iki kesimi (***), TBKP, TKKKÖ ve bir kısım 'örgütsüz-bağımsız' kabul edilen siyasi tutsak ise, bu öneriyi kabul etmediler ve böyle bir eyleme gerek olmadığını söylediler. Bunlara göre, yeni birinci müdürün, yeni sevk gelenlere yönelik başlattığı 'tecrit' politikası, farklı biçimlerde protesto edilebilirdi.

     Yine aynı tartışmalar sırasında PKK, SVP, TKP-B ve THKP-C/ACİLCİLER siyasi hareketleri, hazırladıkları 11 maddelik bir talepler listesine ek olarak, bu talepler temelinde yaşama geçirilecek bir SAG önerisini, cezaevindeki tutsaklara sundular. Bu öneriyi tartışmaya açıyorlardı, ama hemen başlayalım gibi bir düşünceleri yoktu. Yalnızca, gelişmeler içerisinde, böyle bir olasılığın gündeme gelebileceğini düşünüyorlardı ve bunun için, bugünden hazır olunması gerektiğine inanıyorlardı.

     2 günlük AG'de anlaşan siyasi hareketler, eylemin yaşama geçirileceği günler üzerinde anlaşamadılar; PKK'lılar 9-10 Ekim günlerini öneriyorlardı, diğer siyasi hareketler ise, en azından, 'birlik' içinde yer alan DY'cuların (B) kesiminin (****) de ikna edilmesi için, bir kez daha çağrı yapılmasını öneriyorlardı. PKK'lılar, böyle bir çağrı yapmaya ve dolayısıyla daha fazla beklemeye gerek olmadığını belirterek, 9 Ekim sabahı, 2 günlük AG'ne başladılar. Yapılan çağrıya, DY'cuların (B) kesimi yine olumsuz yanıt verince, 10 Ekim günü, diğer siyasi hareketler, ki bu satırların yazarı, bu ikinci grup ile o eyleme katıldı, 2 günlük AG'ne başladılar. Böylece, PKK'lılar 9-10 Ekim günleri, bu satırların yazarı da içlerinde olmak üzere, diğerleri 10-11 Ekim günleri 2 günlük AG'ni yaşama geçirdiler. Toplam sayıları, 70'e yakındı ve bu, cezaevinin yarısından biraz fazla bir sayıydı.

     Bu 2 günlük AG eylemi, şu iki gelişmeyi gündeme getirdi:

     1- 90 Eylül sonlarında oluşturulan 'birlik', 90 Ekim başlarında, ilk sınavında sınıfta kaldı: 'Birlik' içinde yer alan siyasi hareketler, bir 'birlik' içinde bir araya gelmenin ve bir 'birliğe' sahip olmanın doğal sonucu olarak, öncelikle, bu öneriyi kendi aralarında tartışmaları ve bir karara varmaları, sonra da, bu kararı, bir karar veya öneri biçiminde, 'birlik' dışında kalan siyasi hareketlere ve tutsaklara bildirmeleri veya iletmeleri gerekirken; bunun tam aksi davranılmıştı. Yani, 2 günlük AG önerisi, sanki bir 'birlik' oluşturulmamış ve ortada böyle bir 'birlik' yokmuş gibi, 'birlik' dışındaki siyasi hareketler ve tutsaklar ile birlikte tartışılmış ve bir tavır belirlenmeye çalışılmıştı, ki bu, ilkti; arkası gelecekti... Yine, siyasal hareketler anlamında, 'birlik' çoğunluğu, 2 günlük AG'ne 'evet' demesine karşın, DY'cuların (B) kesimi, bu eyleme katılmamış ve nesnel olarak, 'birlik' kararını tanımamıştı. DY'cuların (B) kesimi, bu tavrına gerekçe olarak, sorunun, cezaevi ile ilgili bir sorun olmadığını, gösterdi. Bu nedenle, ayrı bir tavır içerisine girmesi doğaldı. Öte yandan, PKK'lılar, yine 'birlik' içinde yer alan ve 2 günlük AG'ne 'evet' diyen siyasi hareketlerin çoğunluk görüşüne karşın, 'birlik' içinde yer alan DY'cuların (B) kesimini son ana kadar ikna etmeye çalışılmasını 'gereksiz' görmesi bir yana, eylemin yaşama geçirileceği günler konusunda, diğerlerinden farklı bir tavır içerisine girmiş ve eylemi, tek başına yaşama geçirmeye karar vermişti, ki bu da ilkti ve bunun da arkası gelecekti.

     2- Günlük yaşamdaki olumsuzluklardan kaynaklanan başka nedenlerin yanı sıra, PKK ile aynı koğuşlarda ve aynı komün içinde yaşayan SVP, TKP-B ve THKP-C/ACİLCİLER siyasi hareketlerinden tutsaklar, PKK'lıların bu 2 günlük AG'de ortaya koydukları tavır üzerine, başka bir koğuşa, bu satırların yazarının bulunduğu koğuşa geçeceklerini bildirdiler. Nitekim, yeni müdürün işi biraz yokuşa sürmesinden sonra, Kasım ayının ilk günleri, bu koğuş değiştirme olayı gerçekleşti.

     2 YILLIK DÖNEMİN SONUNUN BAŞLANGICI: 29 EKİM 90 AÇIK GÖRÜŞÜ VE GÖRÜŞÜN PROTESTO EDİLMESİ

     Anında basına yansıdığı ve kamuoyunca da bilindiği gibi, Bakanlık, 12.10.1990 tarihinde bir genelge yayınlayarak 29 Ekim açık görüşünün hangi koşullarda yapılabileceğini duyurdu. Bu genelgeye göre, açık görüşten, yalnızca '...30 Ağustos 1990 tarihinde Zafer Bayramı dolayısıyla yaptırılan açık görüşten sonra her ne sebeple olursa olsun disiplin cezası almış olan, açlık grevine gitmiş bulunan ve firar etmek amacı ile tünel kazan hükümlü ve tutuklu haricinde kalan..' siyasi ve adli hükümlü ve tutuklular yararlanabilecekti. Yine aynı genelgeye göre, bu açık görüş '...koğuş ve havalandırma mahalleri haricinde, açık görüş veya avukat görüş mahallerinde, açık görüş mahalli yoksa veya avukat görüş yeri kifayet etmiyorsa konferans salonunda veya kurumun münasip bir yerinde açık görüş hakkını kaybetmemiş olan her hükümlü ve tutuklu için bir defa olacak şekilde..' yaptırılacaktı.

     Gerçi, yayınlanan bu genelge, görünüşte, doğrudan 29 Ekim açık görüşüne yönelikti ve sonraki açık görüşlerde de geçerli olup-olmayacağına ilişkin herhangi bir 'ek' açıklamayı içermiyordu; ama, genelgenin mantığı ve cezaevi, yani yeni müdür kaynaklı duyumlarımız, bakanlığın, bu genelgeyi, daha doğrusu, bu genelge ile açık görüşe getirilen 'kısıtlamaları' 29 Ekim'den sonraki açık görüşlerde de yeniden ve yeniden gündeme getireceğini ve kalıcılaştırmaya çalışacağını, en azından bunu düşündüğünü gösteriyordu. (Nitekim, bakanlık, yılbaşı açık görüşüne yönelik olarak da, 23.12.90 tarihinde, benzer bir genelge yayımladı.)

     Bu genelge okununca, öncelikle düşünülen şey, bakanlığın önceki dönemlerde bir kaç kez basına açıkladığı düşüncelerine uygun olarak (ki, yılbaşı açık görüşü öncesi de yineledi), açık görüşleri 'fiilen' ortadan kaldırmayı amaçlayan bir uygulamayı gündeme getirdiği, oldu. Buna ek olarak, Diyarbakır Cezaevi'nden bir kısım tutsağın başka cezaevlerine sürgün edildiği ve Diyarbakır Cezaevi'nin 'itirafçı yuvası' haline getirilmeye çalışıldığı, Eskişehir Hücre Tipi Cezaevi'nin törenle hizmete sokulduğu, bugüne kadar verilmiş idam cezalarının 'infaz edileceği'nin açıklandığı, ülkenin olası bir haksız savaş içerisine sokulması için son hazırlıkların yapıldığı vb... bir dönemde yayınlanan bu genelge ile başka ne gibi şeylerin (Eskişehir Hücre Tipi Cezaevi'ne olası sürgünlerin ön koşullarını hazırlama ve muhtemel 'adayları' belirleme, cezaevindeki siyasi tutsakları bir kez daha ezme- ki, yeni müdür, daha Ekim başlarında, 29 Ekim'den sonra SAG'ne gidileceğini bildiklerini söylemişti. Halbuki, ortada, böyle bir karar yoktu. Bu duyulunca, müdürün, bir biçimde PKK, SVP, TKP-B ve THKP-C/ACİLCİLER siyasi hareketlerinin sunduğu öneriden bilgi sahibi olduğu veya bir başka cezaevinde, böyle bir karar alınmış olabileceğini ve bunu, bakanlığın duymuş ve buradan hareketle, bütün cezaevlerine yönelik, aynı tür bir öngörüde bulunmuş olabileceğini vb... yorumlar yapılmıştı. Anlaşılan, yeni müdür, muhtemelen, bütün bunların yanı sıra veya yalnızca, bakanlığın, açık görüşe ilişkin yayımlayacağı genelgeden haberdardı ve bunun karşısında, SAG biçiminde bir tepkinin ortaya konulabileceğini düşünüyor ve bir biçimde, bu düşüncesini ifade ediyordu-, 'anarşi' ve 'terör' edebiyatına ve demagojisine yeni malzeme temin etme vb.) amaçlanmış olabileceği üzerinde tartışılmaya başlandı.

     Bakanlık, açık görüşleri 'fiilen' ortadan kaldırmanın yanı sıra, başkaca neleri amaçlamış olursa olsun, açık görüşe yönelik gündeme getirilen bu 'kısıtlamalar' kabul edilemezdi... Bu anlamda, istisnasız bütün siyasi tutsaklar, 29 Ekim gününe kadar, açık görüşün eski biçimiyle (gün boyu ve koğuşlarda) yapılmasını sağlamak amacıyla bir eylemlilik süreci içerisine girilmesi konusunda hemfikir oldular. Eğer, bu başarılamaz ise, 29 Ekim günü, açık görüşe çıkılmayacaktı. Bu, yönetime, açıkça bildirildi. Yönetim, açık görüşe ilişkin genelgenin çok açık olduğunu; bu genelgeyi, kendilerinin de 'uygulanamaz' ve çok 'sert' bulduklarını, bu nedenle, bu konuda kendilerine 'inisiyatif' tanınmasını istediklerini ama kabul edilmediğini; genelgenin uygulanması için, üst düzeyde iki görevlinin cezaevlerini dolaştığını ve genelgeyi uygulamayan yöneticiler hakkında soruşturma açılacağını söylediklerini vb. vb... belirterek, ellerinden bir şey gelmeyeceğini bildirdi. Bunun üzerine, istisnasız bütün siyasi tutsaklar, uygulamada, biçim ve zamanlama açısından bazı farklılıklar söz konusu olsa da, yemek boykotu, slogan atma, kapı vurma gibi eylem biçimlerini içeren bir eylemlilik süreci başlattılar. Yine, bakanlığa dilekçe yazdılar. 'Kısıtlamalar' konusunda bazı yayın organlarını ve basını, demokratik kuruluşları, muhalefet partilerini ve özel olarak bazı milletvekillerini bilgilendirdiler. İlgi ve duyarlılık göstermelerini, girişimlerde bulunmalarını istediler.

     29 Ekim'in hemen öncesi günlerde, bakanlık, ikinci bir genelge yayınlayarak, ilk genelgenin ilk bölümünü 'yumuşatma' yoluna gitti. Bu genelgeye göre, açlık grevine giden ama 2 günü, yani 48 saati aşmayan hükümlü ve tutuklular da açık görüşten yararlanabilecekti; bunun, özgülümüzdeki anlamı, Ekim başında 2 günlük AG yapan 70'e yakın tutsağın, açık görüş yapabilmesinin mümkün olmamasıydı. Ancak, diğer 'kısıtlamalar', geçerliliğini aynen koruyordu. İstisnasız bütün siyasi tutsaklar bu 'uygulama'nın, tavırlarında herhangi bir değişikliğe yol açmayacağını ifade ettiler ve eylemlilik sürecini sürdürmeye karar verdiler.

     Bakanlığın, bu 'geri' adımı, onun tarafından, daha ilk genelge yayınlanırken tespit edilen bir politikanın ürünü olabilirdi. Yani, Bakanlık, önce yüzlerce hükümlü ve tutuklunun açık görüş yapamayacaklarını ilan ederek, ki Ekim başında, pek çok cezaevinde, yüzlerce siyasi tutsak 1 veya 2 günlük AG'leri yapmıştı, ve sonra da bunlara açık görüş yapabilme 'izni' vererek, diğer kısıtlamaları kabul etmelerini sağlama ve böylece, bu kısıtlamaları meşrulaştırma düşünce ve beklentisi ile hareket etmiş olabilirdi. Ne derler, 'Allah, sevdiği kula, önce eşeğini kaybettirir ve sonra da buldurur'muş... Ancak, bakanlığın bu 'geri' adım atışı üzerinde, şunların da etkisi olmuş olabileceği söylenebilir: Bakanlık, aslında, açık görüşü bir 'silah' olarak kullanıp, siyasi tutsakların her türlü destek eylemi içerisine girmelerini önlemek için, kendi tüzüğünü bile çiğnemişti. Şöyle ki; tüzüğe göre, AG'de 2 günü geçirmeyen hükümlü ve tutukluya disiplin cezası verilemiyordu. Açık görüş ile ilgili olarak bugüne kadar yayımlanmış genelgelerde, örn: 1989 yılında yayımlanan en son genelgede ve uygulamada, disiplin cezası alanların açık görüşten yararlandırılmamasına ilişkin hiçbir maddenin yer almamasına ilişkin, bu satırların yazarının tanık olduğu çerçevede, bir tek örneğin söz konusu olmaması bir yana, bakanlık, 2 günü geçirmediği için disiplin cezası almayan hükümlü ve tutukluları 'açık görüş yapamayacaklar' listesine almakla 'fiili' olarak, tüzük dışı bir disiplin cezası uyguluyordu. Bu, basında da yer aldığı üzere, kamuoyu önünde 'deşifre' edilmişti. Yine bazı yayın organları ve basın, demokratik kuruluşlar, bazı muhalefet partileri ve milletvekilleri, özellikle siyasi tutsakların yakınları tepkilerini ifade etmişler ve çeşitli girişimlerde bulunmuşlardı. En önemlisi, bütün cezaevlerindeki siyasi tutsaklar, yine basında da yer aldığı üzere, bu kısıtlamalar dahilinde, bu açık görüşe çıkmayacaklarını açıklamışlardı.

     Bu 'yumuşatılmış' ikinci genelgeden sonra, N...... Cezaevi'ndeki siyasi tutsaklara, açık görüşün 3 saatlik süreler halinde ve ağırlıkla konferans salonunda yaptırılacağı duyuruldu. Yöneticilerin 'inisiyatif' kullanmaları sonucu olarak da, görüşe, koğuşlar, tek tek değil, aynı havalandırmaya çıkan ikişer koğuş halinde çıkarılacaklardı.

     28 Ekim günü gündüz, yönetim, bir çatı araması sırasında, PKK'lı tutsakların kaldığı bir koğuşta, koğuş tavanının delindiğini öğrendi; hemen, o koğuştaki tutsaklar, bir başka koğuşa alındı. Böylece, PKK'lı tutsaklar, birbirleriyle doğrudan ilişkisi olmayan üç ayrı koğuşta yaşamaya başladılar.

    Hala, açık görüşün eski biçimiyle yaptırılabileceği umudu içinde olan, ki sürdürülen eylemlilik sürecinin bir amacı bunu sağlamaktı, siyasi tutsakların bazıları, bu çatı delme olayının açığa çıkartılmasının ardından, açık görüşün hayal olduğunu düşünmeye ve bu düşüncesini ifade etmeye başladılar. Büyük çoğunluk ise, 29 Ekim günü öğleye kadar, bu umutlarını korudular.

     Bu olayın, ne ölçüde etkili olduğu bilinemez ama, 29 Ekim açık görüşüne, eski biçimiyle yapılmasına izin verilmediği için, Çorum davasından yargılanmış faşist bir polisin dışında, hiçbir siyasi tutsak ve hiçbir faşist, çıkmadı. Açık görüşe, büyük çoğunluğun çıkmayacağı düşünülüyordu, ama istisnasız bir katılım beklenmiyordu ve hele faşistlerin de benzer bir tavır gösterebilecekleri, akıllardan bile geçirilmiyordu. Siyasi tutsaklar açısından, hatta daha öncesi olan A.... Cezaevinden beri, ilk kez, böylesi bir birliktelik söz konusuydu...

     29 Ekim günü, açık görüşün yapılamamasının, yani başka bazı cezaevlerinde yapılmasına karşın N..... Cezaevi'nin yapamayan cezaevlerinden biri olmasının bir nedeni, yönetimin yeni olması ve onların da 'mesleki' kaygılardan kurtulamamasıydı. (Daha sonra, görüşçüler, savcının, 'Ben, kendi hakkımda soruşturma açtıracak bir şey yapmam.' dediğini aktaracaklardı... Yeni müdür ise, 29 Ekim günü dahil, diğer cezaevleri ile pek çok kez telefon görüşmesi yaptığını, hepsinin 'Hayır, yapmayacağız, yapmıyoruz' dediğini ve kendisinin onlara inandığını, ama kendilerine yalan söylendiğinin ortaya çıktığını vb... yollu açıklamalar yapacaktı... Onun bu duyguları ve tepkileri, ileride, siyasi tutsakların lehine bir unsur olacaktı.) “ (28.12.1990) (1)

     (Devam edecek)

     08.05.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Bu yazı, Aralık 1990 tarihinde yazılmış ve cezaevi dışındaki arkadaşlara gönderilmiştir. Oldukça uzun olması nedeniyle 5-6 bölüm halinde yayınlanmaktadır.

     (**) Nazilli

     (***) 9/13 ve 7. Koğuşlar

     (****) 9/13. Koğuşlar/ Devrimci İşçi

     (1) 28.12.1990




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder