2021.05.29.CEZAEVİ YAZILARI-58: ÖRGÜTLENME, BİRLİK VE MÜCADELE ÜZERİNE (6) (*)
CEZAEVİ YAZILARI-58: ÖRGÜTLENME, BİRLİK VE MÜCADELE ÜZERİNE (6)(*)
(Önceki bölümün devamı)
“2- İKİNCİ GÖRÜŞMELER: 'ŞANS' İKİNCİ KEZ YAKALANIYOR...
14 Kasım günü, 4 temsilci, kendi aralarında görüşme yapacaklarını, bunun için bir araya geleceklerini, izin verilmesini istediler. Bir araya gelebilme isteğinin asıl nedeni, sürdürülen eylemlilik sürecinin geleceğinin ne olacağını tartışmak ve kesin bir karara varmaktı. Ancak, öte yandan, yönetime yapılan bu başvuru, 'örtük' olarak, yönetim ile görüşmek isteğini de içinde taşıyordu; yönetimin bu başvuruyu böyle algılayabileceği düşünülüyor ve tahmin ediliyordu. Eğer, yönetim, gerçekten bu başvuruyu böyle algılar ve temsilcileri görüşmeye çağırırsa, gidilecekti. Görünüşte, temsilciler değil, yönetim 'görüşme' talebinde bulunmuş olacaktı.
Yönetim, gerçekten de, başvuruyu böyle algıladı ve 4 temsilcinin görüşme talebine, görüşmeye savcı da katılacak, onun için, görüşme, savcının cezaevine gelebileceği 21 kasım günü yapılacak, yanıtını verdi.
21 Kasım günü, savcının adliyede bir işi çıktığı için, görüşme gerçekleşemedi. Görüşme, 23 Kasım gününe ertelenmişti.
23 kasım günü beklenirken, yönetim, 22 Kasım günü, 4 temsilciyi görüşmeye çağırdı. Temsilciler gittiler.
Yönetim, bazı 'ek' haklardan başka, 14 Kasım günü kabul ettiği talepleri ve sözleri yineliyordu. Bu, 14 Kasım günü elden kaçırılan ve 15 Kasım günü, elden kaçırıldığı için pişman olunan ve yeniden yakalanmak istenen 'şansın', ikinci kez yakalanmasıydı.
Bunu öğrenen 4 temsilci, koğuşlara döndüler. Görüşmeyi anlattılar. TKKKÖ (**)ve DY'cuların (P) kesimi (***), 14 Kasım gecesinden beri devre dışı kaldıklarından, onların dışındaki siyasi tutsaklar 'söz hakkını' kullandılar; TKP-ML TİKKO dışındaki bütün siyasi tutsaklar, eylemin bitirilmesini kabul ettiler. (TKP-ML TİKKO, her zaman yaptığı gibi, 'itiraz edecek' yine bir nokta bulmuştu. Bu arkadaşlar, bu tür itirazları, bir nevi, sonraki günlerde ortaya çıkabilecek olası olumsuz gelişmelerden kendilerini 'kurtarmak' için, bir 'emniyet supapı' olarak düşünüyor ve gündeme getiriyorlar. Bu kez ki itirazları, şöyleydi: Görüşmeler, başsavcının huzurunda yapılmalı. Verilen haklar yazılı hale getirilmeli ve başsavcı tarafından imzalanmalı. Bu metnin bir nüshası tutsaklara verilmeli. Bu arkadaşların, 'sol'culuk ile bir kitle hareketinde en sol'da yürümeyi, birbirine karıştırdığı da söylenebilir.)
Ara'dan sonra yeniden yönetim ile görüşmeye giden 4 temsilci, bu hakları -şimdilik de olsa- yeterli bulduklarını ve eylemi bitirdiklerini söylediler.
Böylece, ilk grubun 18., ikinci grubun 8. gününde, 2 yıldır içinde yaşanılmak zorunda kalınan dönem sona ermiş ve yeni bir dönem başlamış oldu. 22 Kasım 90, bu anlamda bir dönüm noktasıydı.
22 Kasım 90'dan itibaren içinde yaşanılmaya başlanan Yeni Dönem'in çerçevesini belirleyen bu hakları ve sonraki günlerde büründükleri son biçimleri, şöyle özetlemek mümkündür:
29 Ekim'de yapılamayan açık görüşün yerine yeni bir açık görüşün verilmesi için bakanlığa başvurulmuştu. İzin verilirse, ki kendileri de bunu istiyorlardı, bu görüş yapılacaktı. İzin verilmez ise, bu kayıp, yılbaşı ve diğer açık görüşlerde, görüşçüler erken alınıp-geç bırakılarak, telafi edilecekti. (Bu yazı yazılırken, yılbaşı açık görüşünün üç gün yapılacağı duyuruldu.) Açık görüşler, koğuşlarda ve gün boyu yapılacaktı.
Kapalı ve açık görüşlerde, akrabalık belgesi göstermesi gereken görüşçülerin, muhtarlıklardan aldıkları (yazıları) göstermeleri yeterli olacaktı. Hiç belge gösteremeyenlerin de alınması yoluna gidilecek; ancak, bu, istismar edilmeyecekti.
Kapalı ve açık görüşlerde, yalnızca diyetliler adına yiyecek alınacaktı. Ancak, yiyecekler, kilo kilo, yani çok miktarda olmayacağı gibi, et ve süt ürünleri ile sınırlı olacaktı. (Daha sonraları, pekmez de alındı. Yılbaşı açık görüşünde kuru yemiş, çerez türü yiyeceklerin alınacağı açıklandı.)
Siyasi temsilciler, temsilci olarak kabul edilecekti. Bu temsilciler ile düzenli olarak veya istek geldiğinde konuşulacaktı. Temsilciler, istedikleri an, koğuşlarda veya yönetimin göstereceği bir yerde bir araya gelebileceklerdi.
Koğuşlar arası iç görüşe bakanlık 'olmaz' diyordu; ancak, koğuşlar arası maçlar başlayacaktı. (Bu hak, sağlıklı bir uygulama haline gelmedi. Bugüne kadar, yalnızca, .. koğuşta kalan siyasi tutsaklar iki kez maç yapabildiler.)
Aynı davadan yargılananlar, kadınlar koğuşundaki kız arkadaşlarıyla görüşebileceklerdi. (Bu hak da pratikte sağlıklı bir işlerliğe kavuşturulamadı; aksamalar oldu. Yalnız, koğuşlar arası maçlara, kız tutsaklar da izleyici olarak gitmeye başladılar.)
Yeni yıl bütçesi kabul edildikten sonra, yemek listesi, talepler doğrultusunda düzenlenecekti. Yemeklerin daha iyi olmasına çalışılacaktı.
Her koğuştan bir veya iki kişi, eğer isterlerse, kendi özel yemeklerini pişirmek için mutfağa çıkabilecekti. Çıkmak istemeyenlerin özel yemeklerini, her zamanki gibi, görevli personel pişirecekti. Koğuşlara ocak verilmeyecekti. (Daha sonraları, mutfağa çıkışa son verildi; bunun yerine, her koğuşun bir ocak almasına izin verildi.)
Her koğuştan bir kişi kantin alış verişine çıkabilecekti. (Daha sonraları, buna da son verildi.)
Özel cezaevleri arası yazışma izni verildi.
Mektup, tel vb. kaybolmaları veya gecikmeleri sona erecekti; ancak, mektup, tel vb. postaneye bıraktıktan sonra MİT gelip istediğini alıyor ve inceliyordu. Bundan kendileri sorumlu tutulamazdı.
Yasaklanmış yayınları veremezlerdi; ancak, yasak kararı gelinceye kadar okumalarına izin verebilirlerdi. Yasak gelince de bir-iki gün kalmasına göz yumabilirlerdi. Yasaklanmış kitap, dergi vb. birer adedinin her koğuşa verilmesini kabul edemezlerdi.
Hastaneye sevk edilenler hemen gönderileceklerdi.
Sevk gelenlerin bir süre müşahedeye konulması uygulaması sona erecekti. Kimseye 'tecrit' uygulanmayacaktı. İsteyen, istediği koğuşa verilecekti. (Daha sonraları, bu, tam anlamıyla uygulandı.)
Şimdilik, PKK'lılar, kendi aralarında becayiş yapabileceklerdi. İleride iki koğuşta toplanmaları sağlanacaktı. Çatısı delinen koğuş tamir edilince, buraya da yerleşeceklerdi. (Daha sonraları, PKK'lı temsilci, istediği zaman, bu üç koğuşa gidip gelmeye başladı. PKK'lılar, tahliyeler ile sayıları azalınca, iki koğuşta bir araya geldiler. Çatısı delinen koğuşun tamiri ise devam ediyor.)
Koğuşlara walkman ve teyp verilemezdi. Ancak, bir oda açılabilir ve isteyen, orada, gidip dinleyebilirdi. (Daha sonraları, walkman'a bakanlığın izin vermediği ve her koğuşa bir teyp verileceği söylendi.)
Bu eylemlerden dolayı ceza vermemezlik demezlerdi; ancak, bu sorunu çözeceklerdi. (Daha sonraları, herhangi bir ceza verilip-verilmediğine ilişkin hiçbir açıklama yapılmadı. Verilmiş ise bile, pratikte uygulanmadı.) vb. vb...
SONUÇ
Buraya kadar, mümkün olduğunca ayrıntılı bir biçimde özetlenen bu gelişmelerden hareketle, şunları söylemek mümkündür:
1- Siyasi tutsaklar, 29 Ekim öncesinde yayınlanan genelgenin açık görüş hakkına getirdiği 'kısıtlamaları' öğrendikleri andan itibaren kararlı bir biçimde bu 'kısıtlamaların' hiçbirisini kabul etmeyeceklerini açıkça hem söylem hem de eylem düzeyinde ortaya koydular. 29 Ekim günü, açık görüşe çıkılmaması ve hemen sonrası günlerde bir eylemlilik süreci içerisine girilmesi; bakanlığa ve yönetime, bu hak konusunda hiçbir tavize yanaşılmayacağını gösterdi. Yılbaşı açık görüşünde de görüldüğü gibi, bakanlık, açık görüşe ilişkin 'kısıtlamaları' içeren genelgeler yayınlamaya ve bu hakkı, fiilen ortadan kaldırma düşüncesini korumaya devam edebilir; ancak, fiiliyatta, şimdilik de olsa, bu hakkı gasp etmesi çok zordu...
2- Siyasi tutsaklar, cezaevlerinde yürütecekleri mücadelelerinde kamuoyu desteğinin, yani tutsak yakınlarının, demokratik kuruluşların (İHD, TAYAD, BAROLAR başta olmak üzere), basının ve yayın organlarının, iktidar karşıtı siyasi örgütlenmelerin ve bu anlamda muhalefet partilerinin... çok önemli bir rolü bulunduğunu kavrayarak, yeterince örgütlü ve sağlıklı olmasa da, kamuoyunu, hem kendilerine yönelik saldırılar hem de eylemlerinin haklılığı ve talepleri hakkında bilgilendirmeye ve kazanmaya çalıştılar.
3- N...... Cezaevindeki siyasi tutsaklar, iktidarın uygulamaları arasındaki çelişkilerden ve kendi çıkardığı yasa ve tüzükleri bile çiğniyor olmasından yararlanmasını bildiler. N...... Cezaevinin açık görüş yapamayan cezaevleri arasında yer almasının sık sık vurgulanması ve tüzük gereği, 102 günlük açlık grevine gidenlere herhangi bir disiplin cezası verilmezken, bunların açık görüşten yararlanması yasaklanma yoluna gidilerek, bunlara fiili bir disiplin cezası verildiğinin vurgulanması ve bunun 'deşifre' edilmesi, bu anlamda çok iyi oldu. Yöneticiler bile, bunları savunamaz durumdaydılar.
4- Yöneticilerin yeni ve 'mesleki' kaygılarla hareket eden kişiler olması, 29 Ekim açık görüşünün yapılamamasında olduğu gibi, siyasi tutsakların aleyhine bir unsurken; daha sonraları, özellikle siyasi tutsakların 'Siz geldiniz, böyle oldu.' yollu suçlamaları ve diğer cezaevleri yöneticilerinin kendilerine yalan söylediklerini anlamaları üzerine, lehte bir unsur olmaya dönüştü. Bunların, bakanlığa, 'Her şeyin sebebi olarak bizi görüyorlar. Gelir gelmez çok olumsuz bir konum içine girdik.' şeklinde yakındıkları duyuldu.
5- Siyasi tutsakların kendilerine güvensizlikleri, en önemli olumsuz özelliklerden birisiydi. Ancak, bu, onların, bu kez mutlaka kazanma bilinciyle hareket etmelerine, daha kitlesel bir eylemlilik süreci içine girmeye özen göstermelerine ve en uygun eylem biçimini bulup yaşama geçirmeye çalışmalarına yol açtı. Bu da, çok iyi oldu. Sonuçta, bu özgüven yoksunluğu, hiç şüphesiz gelecekte daha iyi görülecektir, bir ölçüde de olsa ortadan kalktı. Siyasi tutsaklar, 2 yıllık bir dönemden sonra, ilk kez 'yengiyi' tattılar. Bu, onlara, yeni eylemliliklere girebilme cesareti ve coşkusu kazandırdı.
6- Siyasi tutsakların büyük çoğunluğu, 'çözücü' eylem biçimini doğru tespit ettiler. Bu satırların yazarına göre, TKKKÖ ve DY'cuların (P) kesiminin daha sonraki iddialarının aksine, eğer böyle bir eylemlilik sürecine girilmeseydi, hiç de durup dururken ve kendiliğinden, bu haklar verilmezdi. Keza, böyle bir eylemlilik sürecine girilmese ve DY'cuların (P) kesiminin önerdiği eylem biçimlerinin yaşama geçirilmesiyle yetinilseydi, belki, evet belki yılbaşı açık görüşü kurtarılabilirdi, ama diğer haklar alınamazdı. Yine, PKK'lıların önerdiği SAG yaşama geçirilseydi, belki bu haklar yine alınabilirdi, ama 'yengi' büyük çoğunluğun eseri olmazdı. Öte yandan, böyle bir eyleme katılmayacak çok sayıda tutsak olacağından, hem SAG'ne katılanların omuzundaki yük çok ağır olacaktı hem de SAG'ne katılanlar ile katılmayanlar arasında TKKKÖ ve DY'cuların (P) kesimi ile 'birlik' içinde yer alan siyasi hareketler arasında ortaya çıkandan çok daha keskin çelişkiler çıkacaktı.
7- PKK'lıların, bir SAG'ne uygun olarak hazırlansalar ve sunsalar da, talepleri, 31 maddede sıralamaları ve sunmaları, yerindeydi. Bu anlamda, DY'cuların (P) kesiminin yalnızca açık görüşün eski biçimiyle yetinen ve diğer kesimlerin, yalnızca 4 maddeyle sınırlı talepleri, çok eksik taleplerdi.
8- Bakanlık, Diyarbakır Cezaevi'nden bir kısım siyasi tutsağı başka cezaevlerine sürgün ederken, Eskişehir Hücre Tipini törenle hizmete açarken, bugüne kadar verilmiş idam cezalarının 'infaz edileceğini' açıklarken... ve nihayet, açık görüş ile ilgili 17.10.1990 tarihli genelgeyi yayınlarken, yanlış beklentiler içerisine girdi. Bugüne kadarki uygulamalarından ve ülkeyi haksız bir savaşa sokmaya çalışma politikalarından memnun olmayan basının, muhalefet partilerinin, demokratik kuruluşların, halkın... bu uygulamaları desteklemeyeceğini, ve hatta karşı çıkacağını, tepkilerini dile getireceğini, böyle bir konjonktürde haklı taleplerle direnişe geçen tutsaklara yaygın ve aktif bir destek vereceğini göremedi. Siyasi tutsaklar ise, mevcut konjonktürü ve olası gelişmeleri iyi değerlendirdiler. Ancak, siyasi tutsaklar, aynı dönemde gündeme gelecek AGİK toplantısında, insan haklarına saygı göstereceğine dair imza atan iktidarın, cezaevlerindeki direnişler karşısında 'zoru' öne çıkaran genel bir saldırıya girişmeye cesaret edemeyeceğini ve bu direnişleri, bir biçimde bitirmeye çalışacağını düşünemediler ve tahmin edemediler. (Buca hariç, ki o çok sonra başladığı ve yalnız kaldığı, ayrıca sayısal güç olarak çok az olduğu için bir istisnadır ve ayrı ele alınmalıdır. Bütün cezaevlerindeki AG'leri 40'lı-50'li günleri bulmadı ve hiç biri 'olumsuz' sonuçlanmadı.)
9- Siyasi tutsaklar, zamanlamayı iyi yaparak, Diyarbakır direnişi ile başlayan ve giderek büyüyen-kitleselleşen eylemlilik sürecine eklemlenmesini bildiler. Ancak bu, fiiliyatta ve kendiliğinden gerçekleşti. Böylece, bu eylemlilik sürecinin yarattığı tüm sonuçlardan yararlandılar.
10- Siyasi tutsaklar, 2 yıllık bir aradan sonra, ilk kez, ciddi bir sorunlarının çözümü konusunda bir araya geldiler. Kitlesel bir eylemlilik süreci içerisine girdiler. Kitlesel olarak hareket etmenin önemini kavradılar. Ancak, aynı eylemlilik sürecinde ortaya çıkan sekter, pasif ve grupçu tavırlar, önemli ve aşılması gereken zaaflar olarak iyice belirginleşti. Bu, doğru bir 'birlik', yani bütün siyasi tutsakları kucaklayacak ve harekete geçirecek bir 'cephesel' örgütlenmenin yaratılmasının şart olduğunu gösterdi. Bu anlamda, onbir siyasi hareketten ve DY'cuların (B) kesiminden (****) tutsakların oluşturduğu 'birliğin', bir noktadan sonra, hiçbir işlevinin olmadığı ortaya çıktı. Bu 'birlik', pratikte, üstlendiği misyonun aksine, hiçbir varlık gösteremedi. Bir 'çekim merkezi' oluşturamadı. Kağıt üzerinde kaldı. Öne çıkan, bazı siyasi hareketlerin katkı ve özel çabaları dışında, her eylemde kendiliğinden oluşan 'birliktelikler' idi.
Bundan sonraki süreçte, eğer bu sorun kalıcı bir biçimde çözülemezse, yani, bütün siyasi tutsakları kucaklamayı hedefleyecek ciddi ve kalıcı bir 'örgütlenme' yaratılamazsa, buna karşın, bu eylemlilik sürecinde iyice belirginleşen sekter, pasif ve grupçu davranışlar kronikleşerek devam ederse, yeni haklar kazanılarak, içinde yaşanılan Yeni Dönem'in çerçevesinin genişletilmesi bir yana, bu çerçevenin daraltılması çabalarını bile önlemek çok zorlaşır... Görünen köy, bu... Aralık 90/ NAZİLLİ/İ. SELİM”
“Merhaba,
Yazıyı, yeniden yazmak düşüncesindeydim. Ama, zaman yoktu. Bu nedenle, imla hatalarını, ifade bozukluklarını ve cümle düşüklüklerini düzeltiver.
Dostlukla kucaklıyorum.” (28 Aralık 90) (1)
29.05.2021/DATÇA/Mehmet Erdal
(*) Bu yazı, Aralık 1990 tarihinde yazılmış ve cezaevi dışındaki arkadaşlara gönderilmiştir. Oldukça uzun olması nedeniyle 6 bölüm halinde yayınlanmıştır. Bu son bölümdür.
(**) Türkiye Kuzey Kürdistan Kurtuluş Örgütü
(***) 7. Koğuş
(****) 9.-13. Koğuşlar/Devrimci İşçi
(1)











