31 Mart 2020 Salı

2020.03.31.YASAKLI PAZARCILARIN DURUMU VE BEKLENTİLERİ

  Hiç yorum yok

     'YASAKLI' PAZARCILARIN DURUMU VE BEKLENTİLERİ.
     'DEVLET ÖDESİN!...'
     2020 tarihli yazımda (Bknz:https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com /'BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ'), pazarcıların, başka yerlerdeki gelişmelere bakarak, Datça Pazar yerinin de gelecek haftalarda açılıp açılmayacağına dair bir endişelerinin olduğunu ve bunda da, '...tıpkı işsiz kalan, ne yapacağını ve nasıl geçineceklerini bilemeyen çalışanlar gibi...yerden göğe kadar haklı...' olduklarını yazmıştım.
     ***
     Bu yazımın yayınlanmasının hemen ardından, 23.03.2020 günü, Datça Belediyesi, kendi İnternet sayfasında, önce, her ayın son Pazar günü açılan '2.el pazarının' ve bilahare ardından, aynı gün, her hafta sonu Cumartesi günleri kurulan Halk Pazarı'nda, sebze ve meyve, yani temel gıda maddeleri dışında satış yapan pazarcıların tezgah açmasının da, Koronavirüs ile mücadele kapsamında, ikinci bir emre kadar yasaklandığını duyurdu; İçişleri Bakanlığı ise, 24.03.2020 günü gece yarısı yayınladığı bir genelge ile bu yasağın ülke genelinde uygulanacağını, dahası, tezgah açmasına izin verilen sebze-meyve vb. temel gıda maddesi satıcısı pazarcı esnafının da belli kurallar çerçevesinde bu faaliyetlerini sürdüreceklerini resmen ilan etti.
     ***
     Datça Pazar Yeri, 28.03.2020 günü, yasaklı olan pazarcıların tezgah açtıkları yerlere, tezgah açan pazarcıların ve pazara temel gıda maddelerini satın almak için gelen oldukça az sayıdaki müşterilerin araçlarını park ettikleri bir görüntüyle açıldı. (Bunun böyle olduğunu, bizim için de alış veriş yapan yasaklı bir pazarcı arkadaşın benim bu yazım için çektiği fotoğraflardan anlıyoruz.)
     ***
     21.03.2020 günü pazar yerini gezerken bazı pazarcı arkadaşların ağzından ilk kez 'Yasaklanabilir mi?' sorusunu duyduğum andan itibaren kendi kendime sorup durduğum sorular beynimde giderek büyüdüler; 1992-2017 yılları arasında tam 25 yıl birlikte olduğum bu kadın ve erkek pazarcı arkadaşlar, şimdi ne düşünüyorlardı? Ne yapacaklardı? Nasıl geçineceklerdi? Günlük yaşamlarını devam ettirebilmek için gereksinimlerini nasıl karşılayacaklardı? Belediyeden, Esnaf ve Sanatkarlar Odasından, Devletten beklentileri nelerdi? Geleceklerine dair öngörüleri nelerdi?...
     ***
     Datça Belediyesinden alınan bilgilere göre, Datça Belediyesi'ne kayıtlı 250 pazarcı vardır ve bu kayıtlı pazarcıların, sebze-meyve vb. temel gıda ürünü satmayan 58'i, şu an için ne kadar devam edeceği öngörülemeyen bir zaman diliminde, Datça dahil hiç bir yerde tezgah açamayacaklardır; yani, 'yasaklı'dırlar.
     Ülke genelinde sayıları onbinleri bulan bu 'yasaklı' pazarcıların Datça'da yaşayanlarının ve/veya Datça dışında yaşamalarına karşın Datça'da da tezgah açtıkları için bir biçimde tanıdıklarımın şu an içinde bulundukları maddi koşulları, halet-i ruhiyelerini ve beklentilerini (ülke genelini de kavramamıza yardımcı olabilmesi amacıyla) öğrenmek için, 3'ü Datça'da 4'ü de Datça dışında yaşayan olmak üzere 7'si ile telefon üzerinden söyleştik:
   BURAK GERİDÖNMEZ: Kadın dış giyimi satıyor. Marmaris'te oturuyor ve oradan gelip gidiyor. Datça dışında Ak-Tur'a, Ak-Tur açılıncaya kadar Turunç'a ve Muğla merkezde Perşembe günleri açılan pazara çıkıyor. Evli. Çocuğu yok. Eşi, çalışıyor. Kirada oturuyor. Bağ-Kur borcu var. Başka borcu yok. Şu an keseden yiyorlar. Arkadaşlarıyla oluşturdukları, 13-14 kişilik bir Whatsapp grupları var;yolda belde gider gelirken lazım olur, ortak bilgilenmeleri gereken bilgileri paylaşırız, düşüncesiyle kurmuşlar.
     Belediyeden, pazar yerine tezgah açamadıkları süreçte işgaliyelerin borç hanesine işlememesi gerektiğini, düşünüyor.Belediyenin yapabileceği başka bir şey yok, diyor.
     Esnaf Odası'nın kredi vereceğini duyduğunu ama bu konuda fazlaca bir şey bilmediğini, sorup soruşturacağını, söylüyor.
     Hükumete, 'Sezona girecektik, giremiyoruz. Destek paketi, diyorlar; bu ne ki? Bize nakdi destek lazım. Açıklamalar muallak. Belirsiz bir süreç bu...süre belli olsa, tedbirimizi alırız. Şimdi neye göre ne yapacağız? Bilemiyoruz. Bize faizsiz kredi lazım; gelecek sezon ödemeli. Böyle olmaz ise, biz bu aldığımız kredileri kış sezonunda nasıl ödeyeceğiz? Bağ-Kur ötelendi, diyorlar. Gelecekte ödenir, diyorlar. Kimsenin bu borcu böyle ödeme şansı yok. Bunu peşinen söyleyeyim. Devletin yanımızda olmasını istiyorum. Biz onu dinliyoruz. O da bizi dinlesin.Bizim yanımızda olsun.' diye sesleniyor.
   MEHMET SÖYLEMEZ (ATA): Ayakkabı ve terlik satıyor. Datça'da oturuyor. Datça, Ak-Tur, Karaincir, Palamutbükü, Çeşme Köy, Yazı Köy pazarlarına çıkıyor. Evi, kira. Emekli. Evli. İki çocuğu var. Büyük çocuğu kız ve üniversitede öğrenci. Oğlu, lisede okuyor. Eşi, çalışmıyor. Toptancıya mal ve belediyeye işgaliye borcu var. Şu an keseden yediğini, belediyenin, tezgah açamadıkları süreç için işgaliye almamasını; önceki işgaliye borçlarını yapılandırmasını, yoksa kimsenin bu borçları ödeyemeyeceğini, söylüyor.
     Hükumetin faizsiz kredi vermesini, bazı kurallar çerçevesinde değil, ihtiyacı olan herkese vermesini, bunun başka yolu olmadığını; Kaymakamlıktan, sosyal güvencesi olmayanlara 300-400 tl. verildiğini, duyduğunu ama kendisi emekli olduğu için, bundan da yararlanamayacağını; 1600 tl. emekli maaşı aldığını, evin kira olduğunu ve bu durumda bununla nasıl geçineceğini, soruyor.
   TURGUT GÜN: Marmaris'te oturuyor. 3 kardeş olarak çalışıyorlar. Datça, Ak-Tur, Palamutbükü, Karaincir, Beldibi, Söğüt, Bozburun, Selimiye ve Bayır pazarlarına tezgah açıyorlar. Evli. İki çocuğu var ve ikisi de okuyor. Plastik ve cam eşya mamulleri satıyorlar. 3 kardeşin üçünün de evi var. Toptancılara, Esnaf Odasına, bankalara kredi borçları var. Şimdi, eldekilerle bir şekilde geçinmeye çalışıyorlar.
     Belediye için, 'Kendisi de zor durumda; ondan bir beklentimiz yok.' diyor. Üç kardeş, kendileri çare arıyormuş. Bir an önce pazarların açılmasını, bekliyorlarmış. Pazarların açılmadığı sürece işgaliyeler konusunda, herkesin mağdur olacağını, söylüyor.
     Hükumete, 'Gelir gideri zaten karşılamıyordu, gelir giderek düşüyordu; ne yapılacaksa bir an önce yapılmalı. Büyüklere verildi; bize de bir kaynak ayırılsaydı da biz de açmasaydık. Elimiz kolumuz bağlı. Küçük esnafa destek verilmeli.' diye sesleniyor. 
   HÜLYA ÇAKMAKOĞLU : Evli. Datça'da oturuyor. Datça'ya ve Palamutbükü'ne çıkıyor. İki çocuğu var; ikisi de kendilerine bakabilecek durumdalar. Ev, kendisinin. Emekli maaşı var. Kredi kartı ve Bankalara kredi borcu var. Mal borcu yok. Hali hazırda Datça Knidos Pazarcılar Derneği başkanı. Başkanı olduğu derneğin, farklı mallar satan toplam 42 (kırk iki) üyesi var.
     Belediye için 'Nakdi ve yiyecek desteği yapmalı. İşgaliye borcunu ertelemeli, yarısını affetmeli. Mutlaka yardım yapmalı. Belediye Başkanı ne düşünüyorsa açıklamalı.' diyor.
     Kaymakamın sosyal yardım yapması gerektiğini, düşünüyor. Kaymakamlık bünyesindeki Sosyal Yardım bölümündeki Deniz bey ile görüşmüş ve Deniz bey'in, kendisine, Bağ-Kur'lu oldukları için 'yasaklı' kapsamına giren pazarcılara yardım edemeyeceklerini; Yeşil Kart sahibi olsalardı, yardım yapabileceklerini söylediğini, söylüyor.
     Devlet için, 'Madem yasakladı, destek vermeli. Nasıl geçineceğiz? Sosyal yardım yapılmalı.' diye de ekliyor. 
   İBRAHİM KELEŞ : Marmaris'te oturuyor. Evli. Evi, kira. İki çocuğu var ve ikisi de üniversitede okuyor. Deri çanta, kemer vb. deri ürünleri satıyor. Datça, Fethiye ve Fethiye/Hisar Önü pazarlarına tezgah açıyor. Kredi kartı, SSK, Bankalara kredi ve piyasaya mal borcu var. Şimdilerde kredi kartında yeyip geçiniyorlar.
     Belediye için, 'Yardım edebilirse etmeli; Ne yeyip ne içeceğiz? Erzak vb. olur; çalışmıyoruz' diyor.
     Hükumet için 'Kredi veriyormuş. Geçmişte SSK borcum var. Sicilim temiz değil. Kefil istiyormuş; neyin kefili? İhtiyacı olan kredi ister; biz kefil mi bulabiliriz? Devlet bizi aç mı bırakacak? Bu durum ne kadar sürecek? Ne yapacağız?..., diyerek, devam ediyor.
   ERCAN GÜNGÖZ: Marmaris'te oturuyor. Çocuklara ve büyüklere karışık penye giyim eşyaları satıyor. Datça,Turunç ve Beldibi pazarlarına çıkıyor..Bekar. Kirada oturuyor. Maliyeye, kredi kartına ve her yere borcu var. Şimdilerde, hazırdan ve kredi kartından geçiniyor.
     Belediyeden, işgaliyeleri dondurmasından başka bir beklentisi, yok.
     Hükumetin kredi ve kredi kartları borçlarının faizini iptal etmesini; ana paraların ödenmesini de ötelemesini istiyor. Halihazırdaki pakete göre, faiziyle birlikte ötelendiğini, söylüyor ve peki, sonra ne olacak?, diye soruyor. Bu borçlar , günü geldiğinde, nasıl ödenecekti?...
     Bağ-Kur, vergi vb. zaten ödeyemiyormuş. Önceki yıllarda, bu borçları Yaz sezonunda ödüyormuş, ödeyemediği zaman ise öteliyormuş. Şimdi nasıl yapacakmış? Ne zaman tezgah açılacağı belli değil; yardımcı olsalar iyi olur, diyor. Bağ-Kur dondurulsun, vergi dondurulsun... Eskileri yatırmayalım.... Tezgah açmaya başlayınca, yeniden başlasın..., diye devam ediyor.
  BİRCAN USTA ÜNSAL:Datça'da oturuyor. Evi, kira. Eşinin 2, 2 de kendisinin olmak üzere toplam 4 çocukları olduğunu; 4'nün de kendilerine bakabildiklerini, söylüyor. Kredi, Kredi Kartı, toptancı, Maliye...daha bir sürü yere borçları varmış. Eşi ile birlikte bu işi yapıyorlar. Buldan bezinden yapılma ağırlıklı bayan ve erkek giyim satıyorlar. Datça, Ak-Tur, Palamutbükü ve zaman zaman da Yazı Köy ile Çeşme Köy pazarlarına çıkıyorlar. Şimdilerde çağla toplamaya gidiyor ve elde ne varsa onunla geçiniyorlarmış; önümüzdeki sürece dair de, açık açık, hiç bir fikrinin olmadığını, söylüyor.
     Düşüncelerini, açık bir biçimde ve en yalın kelimeler ile ifade etmekten kaçınmıyor: 'Esnaf Kefalet kredi veriyor; ama kime? Borçlar 3 ay erteleniyor; ama 3 ay sonra kim ödeyecek? Kazancımız yok ki...3 ay sonra aynı anda hepsini nasıl ödeyeceğiz? Bu, milletin gözünü boyamaktan başka ne işe yarıyor? Kira, elektrik, su... Ödemeyi bile düşünmüyorum. Versinler mahkemeye. Hakim sormayacak mı, neden ödemiyorsun?, diye; ben de derim ki, neyle ödeyeceğim? Yok...
     Devlet, 3 ay tezgah açmayın, diyor ve biz de açmıyorsak, o zaman 3 aylık bütün borçları silsin; kredi borcunu, kredi kartı borcunu, elektrik, su... desin ki, ben ödüyorum. Ben o zaman göreyim Devletin, Hükumetin, Bankaların... büyüklüğünü.... Pazara çıkma! Tamam, ama 3 ay sonra bütün bu borçları nasıl ödeyeceğiz? Bunları, ödenmiş, kabul edecekler; keyfimizden değil. Yaz bunları, aynen yaz; ben ne söylüyorsam, yaz.
     Pazarcılar, çalışan kesimlerin en alt kısmıdır. Pazarcılık, çok zordur. Sen de yaptın; bilirsin. Beni ne konuşturuyorsun? Öyle değil mi? Bu böyle bilinmelidir. Ahım şahım bir gelirimiz de yok...Kredi kartı ile geçiniyoruz.
     Hükumetin yaptığı, benim aklımla oynamaktır.
     Belediyenin durumunu biliyorum. Bir şey yapamaz. Çok zor dönüyor. Var olan bütçe ile ancak kendini döndürüyor. Belediyenin yapabileceği bir şey olsa, bizim belediye yapar. Bunu biliyorum.
     Tezgah açmadığımız sürece işgaliye almasa iyi olur; ama alır. Neden? Çünkü, ona sorarlar, o nedenle o da bizden almak ister. O da sistemin içinde. Deseler ki, her belediye kendi bildiği gibi yapsın; o zaman Datça belediyesi almaz....'
     ***
     Koronavirüs salgını ile mücadele kısa sürede pozitif bir sonuca ulaştırılamaz ve pazarcıların korktuğu gibi 2-3 ay ya da daha fazla sürer, haliyle pazarcılar da pazar yerlerine tezgah açıp çarklarını döndüremezler ise; bu, onların bazıları için tam bir yıkım olur.
     Pazarcılık yapmaları belirsiz bir süre için yasaklanan bu pazarcılar, şu an var olan koşullarda evlerini geçindiremeyecekleri için ev içi ve/veya yakın çevreleriyle, kaçınılmaz olarak, çok ciddi sorunlar yaşayacaklar; dahası, yeniden normal koşullara dönüldüğünde ya bir kısmı artık bu işi yapamayacak kadar kötü durumda/batmış ya da ödeyemeyecekleri bir borç batağı içerisinde ne yapacaklarını bilemeyecek kadar şaşkın olacaklardır; 25 yılını, pazarcılık yaparak yaşayan birisi olarak, bunları çok rahat öngörebilirim.
     Bu nedenle, şu an tezgah açmaları yasaklanan pazarcıların sesine kulak verilmeli ve Belediyeler, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları, Devlet olarak onların dertlerine deva olunmaya çalışılmalıdır; şimdi, bugüne kadar söylenen her şeyin test edileceği ve ayan beyan görüleceği günleri yaşıyoruz.
     (Not:1-Bu yazı yazılırken, bir sorumuz üzerine, Datça Belediyesi'nden yetkili bir kişi, Belediye Başkanı'nın, pazarcıların, Koronavirüs salgını günlerinde (yasak nedeniyle) tezgah açamadıkları günler için işgaliye parası ödemeyeceklerini, söylediği, bilgisini verdi.
     2- Hükumet'in açıkladığı 100 milyar tl. civarındaki 'Destek Paketi' içerisinde esnafa yönelik olarak sözü edilen 25 bin ve 50 bin tl. kredilerle ilgili pazarcı esnafının duyumlarını ve beklentilerini ilettiğimiz Datça Esnaf ve Sanatkarlar Odası başkanı Cemal Demirtaş, şunları söyledi: Bu krediler ve pazarcı esnafının bu kredilerden yararlanacağı duyumları doğrudur. Ancak, bu kredilerden yararlanmak için, tabir-i caizse sicilin temiz olması gerekmektedir. Sicilin temiz olması da yeterli değildir; bu devirde kefil bulmak kolay olmadığından ve haliyle kimse kefil bulamayacağından, kefil bulma konusunu pas geçiyoruz; aracın kasko değerinden ya da başka bir şeyin ipotek edilmesi, yani teminat olarak gösterilmesi gerekmektedir. Bu olmaz ise, krediden yararlanamıyorsun. Haliyle, bugün bu kredilerden, yalnızca durumu iyi olanlar yararlanabilir. Hükumet'in bu paketi iyileştirmesi, esnafı desteklemesi gerekir. Ayrıca, bu kredilerin yalnızca bir banka üzerinden yapılması da doğru değildir; diğer bankalar da bu konuda devreye sokulmalıdır. Halk bankası, bu konuda Esnafı Kooperatife yönlendiriyor. Onlar da işi zorlaştırıyorlar. Gittim, onlarla konuştum; 15 bin tl. kadar kredileri kişiye verin; kefil vb. bir şey istemeyin. 15-30 bin tl. arasında kefil isteyin, sonra ipotek isteyin vb., ama hayır, ikna edemiyorum. Sorun çok....
     3-Pazarcı esnafının bu konudaki sorularının yanıtlarını bulabilmek için Datça'daki esnafın kredi gereksinimlerini karşılamakla görevli Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifi Datça Şubesi Başkanı Hasan Esat Deniz'i de aradım: Esat bey, kendilerine kredi için baş vuracak esnafın ilk kez mi kredi talebinde bulunduğunun ya da daha önce de kredi kullanan birisi mi olduğunun önemli olduğunu, söyleyerek açıklama yaptı: Eğer, kredi talebinde bulunan esnaf daha önce de kredi kullanmış ve ödemelerinde herhangi bir sıkıntı yaratmamışsa, bir başka deyişle sicili temiz ise, Kooperatif olarak, o esnafın kefil bulup bulamayacağına bakıyor ve eğer hem sicili temiz hem de kefil bulamayacağı kanısına varırlarsa, o esnafa, 25 bin tl. kadar kefilsiz kredi verebiliyorlarmış; elbette, onların hazırladığı dosyanın, Halk Bankası tarafından da onaylanması gerekiyormuş.
     Açıklamaların özünün şu olduğunu söyleyebiliriz: Kooperatif, kendileri açısından sicilinde sorun bulunmayan bir esnafa kefilsiz kredi verebiliyor ve o esnafın dosyasını hazırlayarak Halk Bankasına yolluyor; ama ister bu biçimde ister kefilli olarak Halk Bankası'na dosyaları gönderilen esnafın banka tarafından yapılan incelemesinde, kredi ya da kredi kartı ödemelerinde herhangi bir soruna rastlanırsa, banka, otomatikman o esnafın dosyasını ilerletmiyor ve geri gönderiyormuş.
     Bu durumda, Hükumet'in, Halk Bankası'nın esnaf kredilerine yönelik kriterleri konusunda yeni bir düzenleme yapılması gerektiğini bankaya söylemesi gerekiyor; anlatılanlardan, yapılması gerekenin bu olduğu anlaşılıyor.
     4- Bu konuda en tam ve sağlıklı bilginin alınabileceğini düşünerek, Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifleri Birliği'nin /TESKOMB) Ankara'daki Merkezi'ne 30.03.2020 günü bir mail atarak, bu konuda durumun ne olduğunu ve bize yazılı bir veri yollayıp yollayamıyacaklarını sordum; 24 saat geçti ve hala beklemeye devam ediyorum.)
31.03.2020/Datça
Mehmet Erdal






29 Mart 2020 Pazar

2020.03.30.MARMARİS YAZILARI-3 KURUCULARIN GÖZÜYLE 'KENT MECLİSİ'

  Hiç yorum yok

     MARMARİS YAZILARI-3: KURUCULARININ GÖZÜYLE 'KENT MECLİSİ'.
     'Kent Meclisi' konusunda sözlü ve yazılı eleştiriler yönelten bizlere karşı ilk yazılı tepki, 'Kent Meclisi'nin Halkla İlişkiler sorumlusu olan gazeteci Umur Özlüer'den geldi; elbette, açıktan isim vermeden ve adres göstermeden.
     ***
     Umur Özlüer, 'MARMARİS KENT MECLİSİ' başlıklı kısa yazısına, ''Anlayanlar bir türlü anlamayanlara anlatsın lütfen.'' diyerek başlıyor; ama hemen devamı cümlede, bu işi, bir başkasına bırakmaya gönlü razı olmamış olmalı ki, '' İşte açık, seçik ve net bir şekilde Marmaris Kent Meclisi'' diyor; 'Kent Meclisi'ni, kurulmaya çalışıldığı ilk andan itibaren eleştiren ve 'aykırı' düşünceler dile getirenlere anlatmaya başlıyordu:
     ''...Elle tutulup, gözle görülmez, karşı durulmaz...
     Efsane güç, Kamunun, 'Halkın gücü'
     Tek elin nesi
     Çok elin sesi var
     Atasözünden yola çıkan Marmaris Kent Meclisi bugün çok elin, 'Turizm için üretenlerin, Marmaris için düşünenlerin, Her şey Türkiye için' diyenlerin korosu olmuştur.
     Marmaris'te yaşayan, yerleşen, iş yapan insanların ortak çıkarları adına, ortak çözümler üretme adına, her türlü şahsi menfaatlerini gözardı ederek, hiçbir çıkar gözetmeksizin kenetlenen insanların oluşturduğu Marmaris Kent Meclisinin kapısı, önce insan, doğa, çevreyle barışık endüstri diyen herkese açıktır.
     Marmaris Kent Meclisi üyeleri tüm bilgi birikimlerini Marmaris adına aktarmakta, bu fahri çalışmaların sonucunda oluşan önerileri ilgili resmi makamlara, belediyelere, meslek kuruluşlarına sunmakta, kamuoyu adına takip etmekte ve denetlemektedir, halkın projelerini...
     İşte bugün bu birlikteliğin karşı durulmaz gücü meyvelerini vermeye başlamıştır. Her konuda ülkemizde geçerli olan 'Meyve veren ağaç taşlanır' atasözü bugün Kent Meclisi için de geçerlidir. Bu işe baş koyan insanlar, zaten ülke gerçeklerini bildiklerinden, DİYALOGSUZLUĞU VE HER ŞEYE KARŞI ÇIKMAYI KENDİSİNE İLKE EDİNEN, YETENEKSİZ MUHTERİSLERİ DE EĞİTMEK, ONLARI TOPLUMA KAZANDIRMAK adına yoğun emeği göze almışlardır.
     Dün ormanlar için, bugün turizm krizi için kenetlenen Marmaris Kent Meclisinin ana sloganı,
'Her şey Marmaris, Her şey Birliktelik, Her şey Türkiye için'dir.
     Bu sloganda birleşmeyecek kişi, kurum, parti, dernek, oda düşünemiyorum ve bu sloganın güzel ülkemize örnek birlikteliği sağlayacağına inanıyorum.'' (24.07.1998/Çağdaş Marmaris)(abç)
     ***
     Yukarıda okuduğunuz yazı, amiyane deyimle, bir kasaba politikacısının rasgele yaptığı bir konuşma sırasında ağzından çıkan her şeyi kaleme alan ve yayınlayan sıradan bir yurttaşın kaleminden çıkmış değil; işi 'gazetecilik' olan ve çok iddialı bir şekilde 'bütün dertlere deva' olarak önerilen/kurulan 'Kent Meclisi'nin Halkla İlişkiler sorumlusu olarak belirlenmiş deneyimli birisinin kaleminden çıkmıştı.
     Yirmi iki yıl (22) önce yayınlandığı gün okuduğumuzda, şahsen ben, 'Umur Özlüer ne diyor? Biz ne söylüyoruz, o bize hangi masalı anlatıyor?' dediğimi anımsıyorum.
     Tamam, yazıda sözü edilen ''...DİYALOGSUZLUĞU VE HER ŞEYE KARŞI ÇIKMAYI KENDİSİNE İLKE EDİNEN, YETENEKSİZ MUHTERİSLER...''; yani, gerçek anlamıyla, 'Kent Meclisi'ni eleştirenler ve aykırı düşünceler ileri sürenler bizler oluyorduk ve Umur Özlüer, bizleri ''...EĞİTMEK,...TOPLUMA KAZANDIRMAK...'' için de ''...yoğun emeği göze...'' aldıklarını söylüyordu.
     Eyvallah.
     İyi de, 'Kent Meclisi'nin Halkla İlişkiler sorumlusu olan Umur Özlüer, tanıtmakla yükümlü olduğu örgütlenme için, yaldızlı ve tumturaklı bu sözlerin dışında somut olarak ne söylüyordu?
     Hiçbir şey!
     Aradan bunca yıl geçtikten sonra, ilk kez bu yazıyı okuyanlar, sizler, okuduğunuz bu yazıdan, 'Kent Meclisi'ne dair ne anlıyorsunuz?
     ***
     Kurucuların ağzından 'Kent Meclisi'nin nasıl olduğunu ve nasıl anlatıldığını görmek için bir diğer yazılı veri, yazar Özdemir Benler'in 'KENT MECLİSİ' başlıklı yazısıdır.
     Özdemir Benler, yazısının bir bölümünde, 'Kent Meclisi' Yönetim Kurulu Başkanı Ömür Hetman'ın 'İçmeler' dergisinde yayınlanan görüşlerini özetliyor; ''İçmeler' dergisinde Ömür Abla 'Kent Meclisi'ni anlatıyordu. Belleğimizde yer etti. Özünü şöyle aktaralım:'' diyerek yazıya başlıyor ve devam ediyor:
     ''...Kent Meclisi, olmazı olur yaptı.
     Marmarisli içinden gelen sese kulak verdi. Üredi.
     Birliktelik hiç bir engel tanımaz.
     Yeter ki haklı bir dava çerçevesinde birleşilsin.
     Bunalım ayrılıktadır. Gayrılıktadır.
     Hemen ilk denemeden edindiği gözlemi bu sözlerle tanımlıyordu. Marmarisli'nin içinin derinliklerinden gelen ses ona 'Ormanınıza el atılıyor. Karşı koyun. Hep birlik. Elele' diyordu. Yankısı yöre sınırları ötesine taşan bir eylem böyle başladı. Gerçekleşti. Sonucu, hepimiz için bir övünç kaynağı.
     Başarının nedenini, konunun tüm Marmarisli'nin malı olduğuna bağlarsanız. Haklısınız.
     Başarının nedenini, Marmarisli'nin içinden kopup gelen bir coşkuya bağlarsanız. Haklısınız.
     Başarının nedenini, konunun sade olmasına bağlarsanız. Haklısınız.
     ***
     Bu kez 'Kent meclisi' turizm endüstrisinde mevsimde yaşanan sıkıntıları konu yaptı.
     Konu, yankısı ülke düzeyine uzanan 'Kent meclisi', kavramının ölçütleriyle bağdaşıyor mu?
     Daha ne istersin? Sıkıntıyı ufağı, büyüğü tüm Marmarisli göğüslemiyor mu, dersiniz. Doğru. Biz daha çoğunu, hem de çok daha erken alınmasını isterdik. Belki, Meclis, kendisi doğrudan karışmadan, katalizör rolünü oynardı. Bahardan, sempozyum mu, panel mi, ardı ardına etkinlik düzenlerdi. Ankara'yı kımıldatmak için, Turizm uçsuz bucaksız bir deniz. Alt yapı mı, çevre mi, tanıtma mı, pazarlama mı? Eksiği yok, artısı var.
     Zaten, İçmeler'den okuduğumuz kadarı, Meclis toplantısında, temelde, konuya başka açıdan yaklaşılmış. Sanki Meclis'i başka giysilerle bezendirmek istenir gibi bir izlenim uyandırdı bizde. Yapılaşma düşüncesinin başına da 'Vakıf' oturtulmuş. Amaç için de bir dizi konu. Tanıtma, pazarlama vb. Marmaris'i yüceltecek her çabanın başımızın üstünde yeri var. Öyle de söylemeden edemeyeceğiz. Egepark denemesinin bizde bıraktığı tatsız izlenimden olacak. Egepark'ın da tüzüğünde her şey vardı. Kamu yöneticilerine de çokça söz verilirdi. Nedenler bunlar mı? Belki de...Yok oldu gitti. Alınacak ders, düşünülen Vakıf'ın uğraş alanını abartmamak mı, kamu yöneticilerini işe karıştırmamak mı? Ne bilelim? Bunlar usumuzdan geçiverdi işte...'' (25.08.1998/Çağdaş Marmaris)
     Özünde, 'Kent Meclisi'ne karşı olmadığı anlaşılan yazarın, 'Kent Meclisi' Yönetim Kurulu Başkanı olan Ömür Hetman'ın 'İçmeler' dergisinde yayınlanan görüşlerinden anladıkları ve bize anlattıkları bu kadar.
     Yazar, karşı değil ama şüpheleri var; çünkü, öncesinde, benzer bir deneyimden dolayı ağzı yanık; o nedenle, temkinli yaklaştığını söylüyor...
     ***
     Peki, Umur Özlüer'in yazısını aktardıktan sonra olduğu gibi, okuduğunuz bu yazı sonrası da yeniden soralım; sizler, okuduğunuz bu yazıdan da, 'Kent Meclisi'ne dair ne anlıyorsunuz?
     30.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal




22 Mart 2020 Pazar

2020.03.23.MARMARİS YAZILARI-2 'KENT MECLİSİ'NE DAİR

  Hiç yorum yok

     MARMARİS YAZILARI (2): 'KENT MECLİSİ'NE DAİR...
     Bir önceki bölümde sözünü ettiğimiz ve bu bölümde de tartışmaya devam edeceğimiz 'Kent Meclisi', 2005 yılında merkezi yönetim/otorite tarafından yasal olarak kabul edilen ve bütün yerel yönetimlerce kurulabileceği öngörülen 'Kent Konseyi' değildir; sözünü ettiğimiz ve tartıştığımız 'Kent meclisi', 'Kent Konseyi'nden tam yedi yıl önce Marmaris'te kurulması öngörülen ve kurulan, bilahare kendince 'doğru' gördüğü alanlarda faaliyet yürüten bir örgütlenmedir; isim benzerliği nedeniyle oluşabilecek bir yanılsamayı ortadan kaldırmak için bu açıklamayı yapma gereği duydum
     Her ne kadar, pek çok yönden birbirlerine benzeseler ve tartıştığımız 'Kent Meclisi', bir anlamda, 'Kent Konseyi'nin öncülü bir örgütlenme olarak kabul edilebilirse de, yine de ikisi farklı örgütlenme biçimleridir ve bizim 'Kent Konseyi' konusundaki ayrıntılı değerlendirmelerimizin ve yaklaşımlarımızın neler olduğu, bilinmektedir.(Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com Yerel Yönetimimizi Demokratikleştirelim/Kent Konseyi Üzerine Tartışma Notları 1-12)
     ***
     Marmaris'te, eksik de aksak ta olsa somut bir işlevi yerine getiren 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılarak içerisinde yer alınması gerektiği söylenen 'Kent meclisi', 13.07.1998 tarihinde, benzer toplantılara da ev sahipliği yapan Grand Azur Otel'de toplandı.
     Kent Meclisi Yürütme Kurulu başkanı Ömür Hetman (Marmaris'teki Ahu Hetman Hastanesinin sahibi) ve Halkla İlişkiler sorumlusu da gazeteci Umur Özlüer idi.
     Toplantıya, katılım için davet edilen yerel mülki amirin, yerel yönetimlerin, Kent Meclisinin doğal üyelerinin (Dernekler, Sendikalar, Meslek Örgütleri, Siyasi Partiler vb.) yanı sıra, dileyen yurttaşların da katılabileceği duyurulmuştu.
     Toplantının konuğu, Cen-Grey Yönetim Kurulu Başkanı Nail Keçili idi.
     Toplantının ana gündem maddesi, Marmaris'in '1998 yılı Turizm Sezonu'ydu; 1998 yılında Marmaris'teki turizmde yaşanan krizin en az zararla atlatılması, gelecek yıl yaşanması olası olumsuzluklara çözüm önerileri, Marmaris'in ulusal ve Uluslar arası Piar, Tanıtım ve Pazarlama organizasyonundaki yeri görüşme konularındandı.(Bknz: 03.07.1998/Çağdaş Marmaris)
     Başka ne olsundu ki?
     Uğruna 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılmak istendiği 'Kent Meclisi'nde, toplantının ana gündem maddesi, kurucularının, ya da kurucuları arasında bulunan ve Marmaris'te 'güç sahibi' konumunda olan iş insanlarının, bir başka deyişle 'Kapitalistler'in iş yaşamlarında yaşadıkları 'kriz' ve bu krizin çözümü için elbirliğiyle nelerin yapılabileceği/nelerin yapılması gerektiği olarak belirlenmişti.
     Masada, Turizmde çalışanların, pazarcıların, küçük esnafın, köylerden gelen ve temizlik işlerinde çalışan kadınların...çok yönlü sorunları; Marmaris'in alt yapı, ulaşım, imar, çevresel kirlilik, yönetim vb... sorunlarının hiç biri, evet bunlar ve daha pek çok sorunun hiç birisi masada yoktu. Yoktu, çünkü, 'Kent Meclisi'ni kuranlar, yönetiminde yer alanlar, yapılan toplantıda konuşma hakkı olanlar ve konuşanlar açısından, bu sorunlar, ya sorun değildi ya da bu toplantıda konuşulmayacak kategorideki sorunlardı. (Bu konuda, hem de içeriden bir tanık olarak, konuşmacılardan yazar/rehber Erol Uysal'ın 'DİMYAT'A PİRİNCE GİDERKEN...' başlıklı yazısı gösterilebilir. Bknz: 24.07 1998/Çağdaş Marmaris)
     ***
     Yerel Çağdaş Marmaris gazetesinin aktardığı bilgilere göre, toplantıda konuk Nail Keçili, rehber ve yazar Erol Uysal, Ticaret Odası başkanı Mustafa Balcı, Kent Meclisi adına Umur Özlüer, Simene Tur Yönetim Kurulu Başkanı Birol Türemiş, TURSEM Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Demren ve GETOB başkanı Asım Geniş konuşmacı oldular.
     Söz isteyen diğer konuşmacılara, zaman darlığı nedeniyle söz hakkı verilmedi.
     Toplantıda asıl olarak, Turizmcilerin içinde yaşadıkları krizden çıkışa yönelik olarak bir 'Vakıf'ın mı yoksa profesyonel bir şirketin mi kurulmasının daha doğru olacağı; bunlardan hangisi kurulursa, ne tür bir işlevi yerine getirmesi gerektiği çerçevesindeki konular tartışıldı.
     Sonuçta, ibre, 'Marmaris Kent Vakfı'na ve onun yerine getirmesi gereken görevlerin belirlenmesine doğru evrildi..
     O kadar...(Bknz: 14.03.1998/Çağdaş Marmaris)
     ***
     Kendilerini 'Demokrat' olarak nitelendiren ve 'Demokrasi Platformu' içerisinde yer alırken, bizler gibi, (bileşenlerin temsilcileri olarak) pek çok konuda hem sözlerini söyleyebilen hem de ortaya konulan somut tepkilere şu ya da bu ölçüde katkıda bulunarak ortak olabilen arkadaşlar ise, yüksek sesle 'Her şey daha güzel olacak. Marmaris'in sorunlarının çözümünde kitlesel bir katılım sağlanacak...' diyerek çıktıkları ve ısrarla bizlerin de katılmasını istedikleri yol'da yürüye yürüye gelmişler ve şimdi, vardıkları yerde kurulan masada kendilerine, yalnızca, 'izleyiciler/dinleyiciler' için konulmuş koltuklardan birisinde yer bulabilmişlerdi.
     Yani, bizim, ilk gündeme getirildiği andan itibaren yüksek sesle nereye varacağını öngördüğümüz bir yolda, 'hangi akla hizmet' bilinmez, yürümekte diretmişler; bir başka deyişle, girdikleri yolun sonunu bile bile 'lades' demişlerdi.
     Neden?
     ***
     Toplantı sonrasında, yaşanan gelişmeler karşısında, bir kez daha kamuoyuna seslenmek gerekiyordu:
     ''DEMOKRASİ PLATFORMU'NDAN 'KENT MECLİSİ'NE, 'KENT MECLİSİ'NDEN 'MARMARİS KENT VAKFI'NA,
     Bilenler bilir; yakın zaman öncesine kadar Marmaris özelinde de (bir gereksinimin ifadesi olarak gündeme gelen ve Demokrasi Mücadelesinde önemli bir işlev üstlenen) bir DEMOKRASİ PLATFORMU vardı.
     Bu 'Demokrasi Platformu'nun farklı nedenlerle 'tıkanması' sürecine girdiği koşullarda, platform içerisinde yer alan bazı örgütlenmeler, bu tıkanmanın nedenleri ve aşılması doğrultusunda düşünceler dile getirirken, ağırlıkla ÇEV-DER içerisinde kendilerini konumlandıran bazı 'Demokrat' arkadaşlar; tıkanmanın nedeni olarak, bazı siyasi partilerin (ÖDP, CHP, İP) platform içerisinde yer almalarını ve platformun 'fazlaca siyasileşmesi'ni ileri sürüyorlardı.
     Tıkanmanın nedeni böyle saptanınca, doğal olarak, çözümün de, platform içerisinde yer alan bu partilerin dışarıda bırakıldığı 'siyasi partiler dışı bir oluşum'un yaratılmasında aranması kaçınılmazdı.
     Bu 'Demokrat' arkadaşlarca hararetle her yerde savunulan ve teorik formülasyonu yapılmaya çalışılan bu tez, ilginçtir, platform içerisinde yer alan veya almayan, o güne kadar platforma sıcak bakan veya ondan uzak duran bazı meslek ve kitle örgütlerince, toplumdaki konumları gereği, 'Etkili ve Yetkili' kişi veya kurumlarca olduğu kadar, platform içerisinde yer alan veya almayan (hatta misyonu gereği ona cepheden karşı çıkan) bazı siyasi partilerce de bir biçimde benimsenip desteklenince 'KENT MECLİSİ' olarak adlandırılmış ve formüle edilmiş bir biçimde gündeme getirildi.
     İlk kez, Grand Yazıcı Otel sahiplerinin İçmeler yolu üzerindeki ormanlık bir alanı tarumar edeceğinin öğrenilmesinin hemen öncesinde gündeme getirilen bu girişime, bir tek ÖDP karşı çıktı.
     ÖDP'ye göre, adı ne kadar çekici olursa olsun, 'Demokrasi Platformu'nda yaşanan tıkanmaya yanlış teşhis konulmasının doğal sonucu olarak gündeme getirilen bu 'Kent Meclisi', bu tezi ilk ileri süren ve pratiğe geçirilmesinde ciddi rolleri bulunan bazı 'Demokrat' arkadaşların niyetleri ne kadar safiyane olursa olsun, öncelikle Demokrasi Mücadelesi'nin sekteye uğramasına yol açacak, akabinde de, bu hantal ve şekilsiz haliyle, Marmaris'in sorunlarına kalıcı ve köklü çözümler bulmaya çalışanları 'yanılmalara' itecektir.
     Gelinen noktaya bakın!
     Siyasi partileri dışarıda bırakan 'siyasi partiler dışı' bir oluşum yaratmak amacıyla ileri sürülen 'Kent Meclisi', bugün, asıl olarak herhangi bir 'Demokrasi Mücadelesi' sorunu olmayan siyasi partilerce ('neye niyet neye kısmet'), Marmaris'te rant kavgası veren ve Marmaris'te yalnızca bu nedenle bulunan bazı işletme sahiplerince, Marmaris'te yaşanılan sorunların en baş sorumluları içerisinde yer almaları gereken Kaymakam ve Belediye Başkanları gibi 'etkili-yetkili' kişi ve kurumlarca savunuluyor; yönetme ve yönlendirme konumunda (bir biçimde) onlar bulunuyor; Marmaris'in sorunlarının çözümü, (Turizm'de olduğu gibi) bu sorunların asli sorumlularından bekleniyor vb.vb.
     İlk işi 'Armutalan Ressamı'ndan icazet almak olan ve bugün vardığı noktada Marmaris'in Turizm sorunlarının çözümünü 'medyatik' Nail Keçili'ye havale eden bu 'Kent Meclisi'nden, yakın zaman öncesindeki 'Demokrasi Platformu'nu aşacak şekilde Marmarislileri kucaklaması, yaşanan sorunların çözümü doğrultusunda harekete geçirmesi, sorunlara kalıcı ve en geniş kesimlerce kabul edilebilir çözümler üretmesi, Demokrasi Mücadelesi'ni yaygınlaştırması ve yükseltmesi... beklenebilir mi?'' (21.07.1998/M.Ali Yılmaz/Çağdaş Marmaris)
     (Not: Burada adı geçen İP, bugünkü Vatan Partisi'dir; şu savrulmaya bakar mısınız? Nereden nereye...)
     23.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal



21 Mart 2020 Cumartesi

2020.03.21.BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ

  Hiç yorum yok

     BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ
     Koronavirüs salgınına bağlı bir panik havasının kamuoyunda esmeye başlamasının ardından, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok büyük şehirden yurttaşların, bu mevsimde daha az kalabalık ve büyük şehirlere göre daha korunaklı olarak gördükleri Ege ve Akdeniz'deki sahil yerleşim yerlerine akın ettikleri, yerel ve ulusal basında haber olarak yer almıştı.
     Bu yerleşim yerlerinden olan ve coğrafi olarak da en uzak bir noktada bulunan Datça, büyük şehirlerde yaşayan ve bugünlerde Koronavirüs salgını nedeniyle rağbet gören yerlerden birisidir.
Geçtiğimiz on beş gün içerisinde, bu çerçevede, bazı büyük şehirlerden erkenci yazlıkçıların geldiği, sokaklarda kiralık ev ya da satılık ev arayanların dolaştığının sıkça görüldüğü duyumları alınmasına karşın; sokaklarında dolaşan ve farklı iş yerlerinde alış-veriş yapan insan sayısında belli bir hareketlilik göze çarpmıyordu. Konuştuğum bazı esnaflar, ya şiftah etmediklerini ya da satışların çok düştüğünü; bu durumda ne yapacaklarını bilemediklerini söylüyorlardı.
     Bu duruma dair en gerçekçi gözlem, her Cumartesi günü açılan Halk Pazarında yapılabilir ve geneli yansıtan ortalama bir bilgi farklı pazarcılardan alınabilirdi.
     Pazar yerine gitmeden önce uğradığımız büyük bir marketin Datça'daki en büyük şubesinde içeride gezinen ve alış-veriş yapan müşteri, beklentilerimize karşın oldukça az ama özellikle sebze, kuru bakliyat, unlu mamullerin olduğu raflar bomboştu; bazı aradıklarımızı bulamadık.
     Oradan Halk Pazarına yöneldik.
     Arabamızı, pazar yerine yakın bir yere park etmeye özen gösterdik; önceleri, çarşının merkezindeki otoparka park eder ve yürüyerek pazar yerine giderdik.
     Pazar yeri girişindeki giyimcilerin bulunduğu bölümde pek fazla müşteri göze batmıyordu; eski bir pazarcı olarak, satıcıların tamamına yakınını tanıdığımdan, selamlaşarak yürüdük. Sebze ve meyve satılan bölümün girişi yerine üzerinde müşteriler için ellerini dezenfekte edebilecekleri malzeme olan bir masanın konulduğunu gördük; Belediye, yaptığı bir paylaşımda, bugün tuvaletlerin parasız olarak kullanılabileceğini ve pazar yerinin farklı yerlerine yerleştirilen dezenfekte noktalarından yararlanabileceklerini de duyurmuş...
     Sebze ve meyve bölümü, öğle saatleriydi girdiğimizde ve her zamanki gibi, öğleden sonra biraz daha kalabalıklaşması olasıydı ama önceki haftalara göre çok tenha idi. Yiyeceklerin tümünün, poşetlere konulduğu ve satışa öyle sunulduğu görülebiliyordu. Pazar yerinde görevli olan zabıta, sormam üzerine, bunun, Ticaret ve Sanayi Bakanlığından gelen genelge çerçevesinde belediye tarafından pazarcılardan istendiği, bilgisini verdi.
     Bazı pazar tezgahları boştu ve o yerlerin sahibi pazarcılar, bugün pazara gelme ve satış yapma gereksinimi duymamışlardı.
     Pazar yerinde çay, tost vb satılan yerde her zamanki oturakların ve masaların olmadığını gördük. İş yerinin sahibi Yusuf Yaşar, işlerin durduğunu ve bekleşip durduklarını, söyledi.
     Giyim satan yerden geriye dönerken kadın üst giyim satan Yasin Kırbaş, şiftah ettiğini; karşısındaki, kadın elbiseleri ve farklı giyimleri satan Mesut Evci, daha soran bile olmadığını söyledi.
     Bazı pazarcıların, gelecek haftaya dair endişeli olduklarını gördük; Muğla Yatağan, Akyol, Menteşe ve başka bazı yerlerdeki .pazar yerlerinin gelecek haftalarda açılmayacağının ilgili belediyelerce tebliğ edildiğini duymuşlardı ve Datça Pazarı için durumun ne olacağını bilemiyorlardı.
     Bu konuyu, belediyeden sorumlu konumunda olan bir yetkiliye sorduk; bazı belediyelerin inisiyatif kullanarak böyle bir karar aldıklarını duyduklarını ama şimdilik Datça Pazar yeri için buna benzer bir düşüncenin olmadığını; tam aksine, pazar yerini açık tutmak istediklerini ama yine de bu konuda, Ticaret ve Sanayi bakanlığının genelgesinin belirleyici olacağını, söyledi.
     Fazla kalmadan pazar yerinden ayrıldık.
     Her hafta, pazar alış-verişini yapan eşime göre, fiyatlar katlanmıştı; bu haftaki alış-veriş ne çok para tutmuştu...
     İş yerleri kapanan ve şimdi işsiz kalan, ne yapacağını ve nasıl geçineceklerini bilemeyen çalışanlar gibi pazarcı esnafı da kara kara düşünüyordu yarınlarını; bunda da yerden göğe kadar haklıydılar...
     21.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal








20 Mart 2020 Cuma

2020.03.20.GÜLER YÜCEL EŞİ CAN YÜCEL'İN YANI BAŞINDA TOPRAĞA VERİLDİ

  Hiç yorum yok

     GÜLER YÜCEL, EŞİ CAN YÜCEL'İN YANI BAŞINDA TOPRAĞA VERİLDİ
     Şiirin 'Can Babası' olarak da bilinen Can Yücel'in eşi 1935 doğumlu Güler Yücel'in cenazesi, bir gün öncesi, bugün İkindi namazı sonrası kaldırılacağı yazılıp çizilmesine karşın, bugün Öğle ile İkindi ezanı arasında Eski Datça Mahallesindeki camide kılınan cenaze namazının ardından Datça İskele Mahallesi Mezarlığında eşi Can Yücel'in yanı başında toprağa verildi.
     Gerek Korona virüs salgınının yol açtığı tedirginlikten gerekse de cenazenin duyurulandan erken kaldırılmasından dolayı olsa gerekir ki, İskele Mahallesindeki Mezarlıkta cenaze toprağa verilirken yüz (100) civarında kadın ve erkek hazır bulunabildi.
     Kanada'da bulunan oğlu Hasan'ın gelemediği ama bir arkadaşı ile acısını ilettiği cenaze töreninde kızları Güzel ve Su hazır bulundular.
     Çok üzgün oldukları gözlemlenen sevenlerinin huzurunda kızları Güzel ve Su, babalarının annelerine yazdığı şiiri birlikte okudular.
     Güler Yücel'in ardından, Can Yücel'in 'Datça'nın Herodot'u dediği Yusuf Ziya Özalp, bir şiir okudu.
     Can Yücel'in ve eşi Güler Yücel'in dostları ve sevenlerinden bazılarının duygularını şiirle, kısa konuşmayla ya da flüt çalarak dile getirdiği; Datça Belediye başkanı Gürsel Uçar ve belediye yöneticilerinden bazılarının katıldığı; bazı siyasi partilerin, kuruluşların ve kişilerin çelenk gönderdiği cenaze töreni, sessiz bir şekilde bitirildi.

     20.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal












16 Mart 2020 Pazartesi

2020.03.16.MARMARİS YAZILARI-1: 'DEMOKRASİ PLATFORMU'NA DAİR

  Hiç yorum yok


     MARMARİS YAZILARI -1: 'DEMOKRASİ PLATFORMU'NA DAİR...
     1998 yılında Marmaris, Armutalan, İçmeler, Datça ve zaman zaman da, aralıklarla gidip tezgah açtığım Bozburun, Turunç, Selimiye, Hisarönü, Turgut... pazar yerlerinde işimi yapıyor; Armutalan/Siteler'de, Grand Azur/İber Otel...her kim her ne ad ile biliyor ise, işte o otelin karşı taraflarında var olan bir apartın altında, bir kaç arkadaş ile birlikte elbirliğiyle oluşturduğumuz bir yerde (hem depo hem 'ev') kalıyor ve aynı zamanda, 'fahri' üyesi olduğum ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) Marmaris İlçe Örgütündeki çalışmalara katılıyordum.
     ***
     İlçe Örgütümüz, Marmaris çarşısının nispeten orta yerinde bulunan Halıcılar İş Hanı'nın ikinci katında idi; birinci katta PSAKDD (Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği) ile ÇEV-DER de bulunmaktaydı.
     ***
     Partimizin 1996 yılında ilk kurulduğu andaki gibi, ilçe örgütümüzün de çok farklı Sol siyasi çevrelerden gelen ve/veya birbirlerinden pek çok konuda farklı düşündüğü bilinen ama ÖDP çatısı altında birlikte yürümeye çalışan/yürünüp yürünemeyeceğini denemek ve görmek isteyen üyeleri vardı.
     ***
     Yasal bir partinin ilçe örgütü olmamıza karşın kah eski 'örgüt' alışkanlıklarının aşılamaması ve ilçe örgütünün çalışmalarına yansıtılmaya çalışılması, kah günlük yaşama ilişkin problemlerin çözümünde ortaya konulacak politik yaklaşımın belirlenmesinde 'ortaklaşmaya çalışmak' yerine (doğruluğuna inandığımız, çoğu kişisel) farklılıklarımızın öne çıkarılarak dayatılması...vb. vb. nedenlerle ilçe örgütümüzün zaman zaman gereksiz ve ifrata varan tartışmalar içinde günlerini geçirdiği, günlük yaşama müdahale etmekte sorunlar yaşadığı...'Mısır'daki sağır sultanın' bile duyduğu ve bildiği bir gerçekti.
     Bütün bunlara karşın, ilçe örgütümüz, istenen ve öngörülen düzeyde olmasa da, pek çok yerdeki ilçe örgütümüzden daha aktifti; elle tutulur ve gözle görülür çalışmalar içerisindeydi.
     ***
     İlçe örgütümüz, Marmaris yerelinde ya da ülke genelinde olup da Marmaris'te yaşayan her yurttaşı ilgilendiren konularda görüşlerini ve tepkilerini, tek başına olduğu gibi 'Demokrasi Platformu' adı altında bir araya gelen ve ortak hareket etmeye çalışan pek çok başka kitle örgütü, sendika, meslek örgütü ve siyasi partiler ile de ortaklaşa ortaya koyuyordu.
     ***
     Marmaris'teki 'Demokrasi Platformu', (kuruldukları zamana ve yere göre ad ve bileşenleri açısından birbirlerinden görece farklılıklar gösterseler de) diğer 'Demokrasi Platformları' gibi, ülkemizde var olan toplumsal ve siyasal koşullara dair ortaklaşa 'Demokrasi' derdi olan Marmarisli kişi, dernek, sendika, siyasi parti vb... bir araya gelerek oluşturdukları bir birliktelik/örgütlenme idi.
Bu birlikteliğin/örgütlenmenin, herhangi bir dernek, sendika, meslek örgütü, siyasal parti vb. gibi yasal herhangi bir tanımlaması ve haliyle, kuruluşu yoktu; ama, yasal olarak tanımlaması yapılmış olan bu kişi, dernek, sendika, meslek örgütü, siyasal parti vb. bazılarının ortaklaşa oluşturdukları; neden oluşturulduğunu, kimlerin içerisinde yer aldığını, ne tür bir faaliyet yürüteceğini ve hangi ilkeler ile hareket edeceğini...kamuoyuna açıkladıkları; somut bir gereksinimin ürünü olarak günlük politik yaşamda yerini alan açık ve meşru bir örgütlenme biçimiydi.
     Marmaris'te hangi tarihte, hangi örgütlenmenin ya da örgütlenmelerin çağrısı ile oluşturulduğunu bu yazıda sorgulama gereksinimi duymadığımız bu 'Demokrasi Platformu', bileşenlerinin farklı katkıları ile yerel ya da ülke genelini ilgilendiren konularda farklı tepkiler ortaya koyuyor, bu çerçevede, kendinden söz ettiriyordu.
     ***
     'Demokrasi Platformu', hiç şüphesiz, bu oluşumu 'pozitif/gerekli bir adım' olarak gören ve onun söylem ve eylemliliklerine destek veren yurttaşlar açısından olduğu kadar, içerisinde yer alan bileşenlerin her biri açısından da 'dört başı mamur/ideal' bir örgütlenme biçimi değildi; bu birliktelik, içerisinde yer alanların her birinin ortaklaştıkları ama aynı zamanda farklılıklarını da korumaya devam ettikleri, ortaklaşa olduğu gibi ayrı hareket etme özgürlüklerini de korudukları; o zaman diliminde ve o yerde, o biçimiyle bu örgütlenmenin gerekli olduğuna inandıkları ve ellerini taşın altına koyarak oluşturdukları zorunlu/gerekli bir örgütlenme biçimi idi.
     Bu çelişkili yapısı nedeniyle, 'Demokrasi Platformu', Marmaris'in günlük yaşamında ya da ülke genelinde yaşanan bazı gelişmeler karşısında anında somut bir tepki ortaya koyması gerekirken koyamıyor, istenilen düzeyde koyamıyor ya da hiç koyamıyordu; haliyle, böylesi durumlarda, bazı bileşenler, hoşnutsuz tepkilerini dile getiriyorlardı; çünkü, onların ondan (birbirlerinden çok farklı da olabilen) beklediklerini, onların istediği biçimde, düzeyde ve zamanda karşılayamıyordu. Halbuki, bu durum, 'Platformun' yapısı gereği, doğaldı ve bileşenleri tarafından da böyle değerlendirilmeliydi.
Özet olarak, 'Demokrasi Platformu' içinde her şey, dışarıdan bakan bazı dikkatli gözlerin kolayca görebileceği ya da kulağı deliklerin anında duyabileceği gibi, 'güllük gülistanlık' değildi.
     ***
     1998 yılı ortalarında, 'Demokrasi Platformu' içerisinde yer alan bazı bileşenlerin temsilcileri ve o bileşenlerin başka bazı mensupları, 'Demokrasi Platformu'nun çok özet olarak anlatmaya çalıştığımız bu 'sıkıntılarını' ileri sürerek ve gerekçe göstererek, 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılmasını ve öteden beri kendilerinin de kurulmasını destekledikleri 'Kent Meclisi' içerisinde yer alınması gerektiğini savunmaya başladılar.
     ***
     'Demokrasi Platformu' bileşenlerinden ÇEV-DER içerisinde çalışma yürüten ve kendilerini, 'Demokrat' olarak nitelendiren tanıdık bazı arkadaşların başını çektiği ve sözcülüğünü yaptığı bu yaklaşıma göre, var olan ve içinde yer alınan 'Demokrasi Platformu', Marmaris'in sorunlarının çözümüne çare olamıyordu; çoğunluğu harekete geçiremiyor ve var olan sorunlara sahiplenilmeyi sağlayamıyordu. Bunun nedeni, dar bir kesime hitap etmesi ve her olayı siyasileştirmesiydi. Bu haliyle, bu 'Demokrasi Platformu' ile bir yere varılamazdı. Platform dağıtılmalıydı. 'Kent Meclisi' içerisinde yer alınmalıydı...
     ***
     Var olan 'Demokrasi Platformu'nun yanı sıra değil, onun dağıtılarak içerisinde yer alınması önerilen ve savunulan 'Kent Meclisi', Marmaris yerelinde ekonomik, sosyal, siyasal vb. her alanda etkili ve yetkili olan varlıklı kişiler ve onların içerisinde yer aldığı kuruluşlarca hararetle savunulan, kurulmaya çalışılan ve nihayetinde kurularak günlük yaşamımıza giren bir kuruluştu.
     Hiç şüphesiz, her kuruluş gibi, kendisini kuranların gereksinimlerini (onu kurmaktaki muratları ne ise, onu) karşılamakla yükümlü olacaktı.
     Her şey, bu kadar apaçık ortadaydı.
     ***
     Kendilerini 'Demokrat' olarak tanımlayan ve ağırlıkla ÇEV-DER içerisinde bulunan tanıdık bazı arkadaşların içerisinde yer almayı önerdikleri 'Kent Meclisi' böyle bir örgütlenmeydi ve biz, ÖDP İlçe Örgütü üyeleri, hem kendimize hem de 'Demokrasi Platformu' bileşeni olan diğer kişi ve kuruluşlara yüksek sesle sorup duruyorduk, 'Bu Kent Meclisi içerisinde yer almak gerekir mi? Bunun için elde var olan Demokrasi Platformunu dağıtmak gerekir mi?'...diye.
     ***
     'Kent Meclisi', 13.07.1998 günü yapacağı toplantı öncesinde, katılımcı olmasını istediği ya da düşündüğü kişi ve kuruluşlara özel olarak davetiye göndermesinin yanı sıra, kamuoyuna yönelik açık bir çağrı da yaptı.
     ÖDP İlçe Örgütü olarak, yazılı bir basın açıklaması yaparak, daveti ret ettik:
     ''Biz Özgürlük ve Dayanışma Partisi Marmaris İlçe Örgütü olarak, bu girişim gündeme geldiğinde ve kamuoyunun önüne çıktığında bazı yanlış anlamaları ve olası spekülatif yorumları önlemek amacıyla, tavrımızı ortaya koyan kısa bir açıklama yapmıştık.
     Biz parti olarak, küçük büyük bütün yerleşim birimlerinde yaşayan insanların kendi yerleşim birimlerinin sorunlarının çözümünü kendileri dışında bir başkasından beklemesi tavrı yerine; sorgulayan, aktif ve karar verici birer birey olarak kendilerinin işin içinde yer alacağı ve bu çerçevede örgütlenecekleri bir anlayışı savunuyoruz.
     Şeklen 'Marmaris Kent Meclisi' iyi niyetle kurulmuş bir oluşum izlenimi veriyorsa da; Marmaris'te rant kavgası verenlerle hakları yağmalananları, denizi kirletenlerle denize girmek için uygun yer bulamayanları, ormanı yok edenlerle yeşile özlem duyanları, ekolojik dengeyi bozanlarla doğanın korunması gerektiğini savunanları, çete savaşı verenlerle çetelere karşı savaşanları, turizm'de tekelleşmeyi savunanlarla bu tekelleşmeden zarar görenleri ve feryat figan bağıranları... yani bir bütün olarak Marmaris'i ve Marmaris'te turizmi bir biçimde yok edenlerle bu gidişattan ağır bir biçimde zarar görenleri bir araya getirmeye çalışan; yönetim ve yönlendirme olarak hep birincilerin elinde olan ve hep onların konuştuğu veya konuşturulduğu böyle bir oluşum ne Marmarislileri temsil edebilir ne de Marmarislilerin sorunlarına kalıcı ve köklü çözümler bulabilir. Olsa olsa bu 'girişim', daha bir süre, Marmaris'in gündeminde, aşılması gereken bir 'ALDATMACA' olarak varlığını sürdürebilir.
     Bu nedenle biz bir kez daha bu girişimin dışında kaldığımızı ve gerçekten yerelimizin sorunlarına çözüm bulmak niyetiyle bu 'oluşum'un içinde yer alanları, birlikte, kalıcı ve kitlesel örgütlenme yaratmaya çağırıyoruz.''(10.07.1998/Çağdaş Marmaris)
     16.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal


8 Mart 2020 Pazar

2020.03.08.DATÇADA 8 MART ETKİNLİĞİ

  Hiç yorum yok

     DATÇA'DA 8 MART ETKİNLİĞİ,
     Datça Kent Konseyi Kadın Meclisinin 8 Mart emekçi kadınlar günü nedeniyle bir program çerçevesinde yürüttüğü etkinliğin bugünkü ayağı, PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği) binasında 08.03.2020 günü sabah 10.30'da yapılan sabah kahvaltısı ile başladı.
     Kahvaltının bitiminden sonra Şenkaya'nın oradan yürüyüşe geçildi; yürüyüşe 150 civarında kadın ve bir ara sayıları 40-50 olan erkek katıldı. Datça'nın ana caddesi boyunca sloganlar atılarak devam eden yürüyüş, Cumhuriyet Meydanında Kadın Meclisi başkanı Gülhan Keleş'in basın açıklamasını ve bazı kadınların şiir okumalarıyla son buldu.
     Yürüyüş boyunca ve meydanda atılan sloganların bazıları şunlardı: 'Kadın kadındır, çiçek babandır', 'Aş mı verdin? İş mi verdin? 3 çocuğu ne istersin?', 'Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa', 'Ar benim, edep benim, kahyam mısın sen benim?'...
     Okunan basın açıklamasında, 8 Mart'ın kısa bir tarihçesi ve ülkemizde kadının durumu, kadına yönelik şiddet ve Muğla ilinin bu çerçevedeki konumu anlatıldıktan sonra, Datça Kent Konseyi Kadın Meclisi olarak, yerel yönetimlerden beklentilerini dile getirdiler.
     Bu istemler, şöyle sıralandı:
     '-Muğla İlinin her ilçesinde Kent Konseyi Kadın Meclisleri kurulsun,
     -Nüfusu 100.000 ‘i aşan her ilçede, kadın sığınma evleri kurulup, ivedi olarak etkin bir şekilde faaliyete geçsin,
     -Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Muğla ilinin tüm ilçelerinde toplumsal cinsiyet eşitlik politikaları benimsenmek şartı ile toplumsal cinsiyet eşitlik birimleri kurulsun ve faaliyete geçsin,
     -Muğla’nın her ilçesinde kadın danışma merkezleri faaliyete geçirilsin
     -Muğla’nın her ilçesinde cinsel taciz ve saldırıya karşı destek birim/ merkezleri kurulsun
     Muğla’nın her ilçesinde 7/24 faaliyet gösteren alo şiddet hattı kurulsun
     6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi, her ilçede yerel yönetimler tarafından etkin bir şekilde uygulansın.'
     Etkinlik, aynı gün 15.30'da Ecevit Kültür Merkezinde gösterilecek 'KNIDOS'UN KADINLARI' belgeselinin gösterimi ve akşam saat 20.00'de PTT önünde başlayacak ve Cumhuriyet meydanın'da bitecek fenerli yürüyüş ile devam edecek.
     08.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal











7 Mart 2020 Cumartesi

2020.03.07.KNIDOS KADINLARININ 8 MART ETKİNLİĞİ

  Hiç yorum yok

     KNIDOS'UN KADINLARININ 8 MART ETKİNLİĞİ
     Datça Yarımadasının en uç yerinde bulunan Knıdos antik kentine giderken en son içinden geçilen ve belgesel çekimlerin duayenlerinden Ertuğrul Karslıoğlu'nun 'KNIDOS'UN KADINLARI' belgeselinin konusu olan Yazı (Köyü) Mahallesinin kadınları, bu yıl da, 07.03.2020 günü akşamı '8 Mart emekçi kadınlar günü' etkinliğine ev sahipliği yaptılar.
     Gelen konuklara yöreye özgü keşkek ikramının yapıldığı ve Datça Kent Konseyi Kadın Meclisinin organize ettiği etkinlik, Yazı Mahallesi Düğün Salonunda 18.30'da başladı ve takriben iki saat kadar sürdü.
     Datça Kent Konseyi Kadın Meclisinden Gülhan Keleş ile Yazı Köy'lü Gülkadın Taş'ın sunumunu yaptığı program çerçevesinde gerçekleşen etkinliğe, çoğunluğunu Betçe'li (Yazı Köy'lü, Çeşme Köy'lü, Yaka Köy'lü, Sındı'lı, Zeytincik'li ve Mesudiye'li) kadınların oluşturduğu çok sayıda izleyici katıldı.
     Etkinliğin açılışının yapılmasının ardından Gülkadın Taş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile ilgili bir konuşma yaptı. Ardından Seval Karakaş ve Yüksel Tokcan adındaki Betçeli iki kadın şiir okudu.
     İlk başlarda elektrik kesilmeleri nedeniyle küçük çaplı bazı aksamalar olsa da, belgeselci Ertuğrul Karslıoğlu'nun çektiği ve etkinliğin sunucularından Gülkadın Taş'ın da rol aldığı belgesel, gelen izleyicilerce izlendi. Kendilerini Knıdos Kadınları ile özdeşleştiren Yazı'lı kadınların günlük yaşamlarını konu alan ve yöre kültürünü tanıtan bu belgesel, izleyenlerce çok beğenildi.
     Film gösteriminin ardından, zaman zaman şiirler de yazan Yazı'lı Gülkadın Taş, kadını konu olan oldukça uzun bir şiirini okudu.
     En son bölümde, Betçe'li kadın ve erkeklerden oluşan Betçe Türk Halk Müziği Korosu ortaya çıktı; sevilen türkülerden söylediler ve pek çok türkü söylenirken, koroda yer alan bazı kadınlar ve erkekler, söylenen türkü eşliğinde oyunlar oynadılar.
     Etkinlik, yer yer, izleyicilerin de türkülere ve oynanan oyunlara katkıda bulunmasıyla, coşkulu bir biçimde tamamlandı...
     07.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal