21 Ocak 2022 Cuma

2022.01.22.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-7: "ANKARA YAZAR, İSTANBUL YAPAR, İZMİR BAKAR" MIYDI?

  Hiç yorum yok
13:15

   


 YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-7: “ANKARA YAZAR, İSTANBUL YAPAR, İZMİR BAKAR” MIYDI? (1)

     12 Mart yenilgisi sonrası koşullarda rotayı sağa çeviren ve kendi geçmişlerini “goşizm”, “küçük burjuva maceracılığı” vb. olarak adlandıran ağabeylerin ve ablaların yol açtığı “caydırıcı ve yıldırıcı” havaya karşın Mahirlerin, Denizlerin ve İbrahimlerin yolundan gitmek isteyen (İzmir'deki) Devrimci Gençlikçilerin üzerindeki “mahalle baskısı”, “sol”dan, “geçmişin çizgisini savunuyoruz” iddiasındaki DK'lı (Devrimci Kurtuluş/THKP-C-Eylem Birliği) arkadaşlardan geliyordu; ama, etkisi, 5. bölümde de yazmıştım, sıfırdı.

     Biz, okullarımızda, Örn: İTBF'de (İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi), GHİYO'da (Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu) 1975-76 Öğretim yılında, var olan sorunlarımızın çözümünde ve özellikle İTBF'de yoğunlaşan anti-faşist mücadelede her daim sahadaydık; öyle “bir görünüp bir yok olan” ya da “varmış gibi görünüp rol kesenlerden” de değildik. DK'lı, HK'li, TDY'li, DDKD'li arkadaşlar ile birlikte, gündüz ya da gece bölümünde, birlikteydik ve birlikte hareket ediyorduk.

     Okulumuzdaki mücadele esas alındığında, dışarıdan bir gözle bakıldığında biz DK'lı, HK'li, TDY'li, DDKD'li, Devrimci Gençlikçi değildik; var olan sorunlarının çözümüne çalışan ve okullarını faşistlere terk etmek istemeyen sol, sosyalist, devrimci... gençlerdik. Elbette, yürütülen anti-faşist mücadelenin uzağında durmaya çalışan SGB/GSB, İGD ve Halkın Sesi/Doğu Perinçekçi gençlerden ise farklıydık (*)

     Okul ve yurt (İnciraltı, Bornova) içerisinde kalındığı sürece, fark, lafta (kendini anlatımda ya da tartışmalardaki söylemde)- giyimde-arkadaşlık gruplarında-hal ve hareketlerdeydi; buralardaki ayrım noktalarını da ancak içeriden bakan bir göz görebilirdi.

     Siyasal anlamdaki ayrılık, okul/yurt dışı alanlara adım atmaya başladığımız andan itibaren somut olarak görünür hale gelmeye başladı.

     1976 yazında, İnciraltı Öğrenci Yurdundaki (Ali Alfatlı'nın “Tarihle Söyleşiler-1”de ve benim de bir çok kez değindiğim) teorik eğitim çalışmasını gündüzleri yaparken, geceleri de afişlemeye çıkıyor ya da hep anımsarım ve anımsadıkça da gülümserim, Halkapınar'da bulunan bir tekstil fabrikasında başlayan grev için fabrika önüne gidiyorduk. Gece boyu uykusuz bir şekilde bulunduğumuz grev yerinde, Örn: Halkın Kurtuluşçusu arkadaşlar tanıdıkları işçiler ile oturarak ya da volta atar gibi yol boyunca gidip gelerek sohbet ederken, ben, tabiri caizse, ne yapacağını bilemeyen şaşkın ördek gibi bir kenarda oturuyor ve mel mel bakınıp duruyordum; benim gibi orada bulunan diğer arkadaşlarımın da benden pek farkları yoktu.

     1976-1977 Öğretim yılı başında, Aydın Ön Lisans'tan oldukça kalabalık bir öğrenci grubunun İTBF'ye gelmesi, hem İTBF hem de bizim için bir dönüm noktası oldu.

     Aydın Ön Lisans'tan gelen bu öğrenci arkadaşların büyük çoğunluğu devrimciydi, bu devrimcilerin büyük çoğunluğu da, ki İsmail Şahin (**) bu arkadaşların içindeydi, Devrimci Gençlikçiydi. (***)

     Biz, o kış, Aydın Ön Lisans'tan gelen bu arkadaşların yarattığı pozitif havanın da etkisiyle, Devrimci Gençlik Dergisi'nin yazdığı çerçevede, anti-faşist mücadelenin ön saflarında yer almak için mahallelere yönelmeye başladık.

     Narlıdere, Balçova, Hatay, Yeşilyurt, Karabağlar, Buca, Şirinyer, Gültepe, Ferahlı, Ballıkuyu, Yeşildere, Altındağ ... (Karşıyaka tarafını çok bilemiyorum, ama sanırım 1976-1977 kışında o bölgede ciddi bir çalışma yapmaya başladığımız bir mahalle henüz yoktu) Gidip mahalle çalışması yapmaya, bu çerçevede, oralarda yaşayan arkadaşlarımız (ki sayıları ikiyi, üçü geçmiyordu) ile birlikte örgütlenmeye ve bazılarında da mahalle dernekleri kurmaya başladığımız yerlerdi.

     Bizden bir adım önde ya da bir adım geride, ama aynı dönemde, HK'nin (Balçova, Karşıyaka, Çamdibi), HY'nun (Gürçeşme), Partizan'ın (Mehtap), İGD'nin (Karabağlar/Aydın Mahallesi-Çamlık), Halkın Sesi'nin (Şirinyer) ve KSD'nin de (Kahramanlar) bazı mahallelerde mahalle örgütlenmeleri ve çalışmaları vardı.

     Okulları boşaltmadan mahalle çalışmalarına yöneldiğimiz andan itibaren DK'lı arkadaşlardan çok belirgin bir biçimde ayrışmaya başladık; bu ayırım, öğrenci kesiminde, gözle görülür hale geldi. Bizim, kendimize ve grubumuza olan özgüven duygumuz artmaya, psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye ve Mahir'in Doğu Perinçek ve avanesine yönelttiği “Campüs Maocuları” eleştirisinden esinlenerek, İnciraltı ve Bornova Öğrenci Yurtlarını kendilerine mekan edinen DK'lı ve benzer konumdaki sol, sosyalist, devrimci... arkadaşlara yönelik olarak, “Campüs devrimcileri” sıfatını kullanmaya başladık. (****)

     Mahalle çalışmalarını, kurduğumuz derneklere gidip gelmenin ötesine taşımaya, anti-faşist mücadeleyi ise “aktif bir anti-faşist mücadele” çizgisinde yürütmeye çalıştık; böylece, mahalle çalışması yapan diğer sol siyasi yapılardan da ayrışmaya başladık.

     Bu süreç, İzmir'de, bizi “biz” yapan, yani bugünden geriye bakıldığında Devrimci Gençlikçi-Devrimci Yolcu denildiğinde ne anlaşılıyorsa, işte o “profili” oluşturmaya başlayan, süreçti. (*****)

     1 Mayıs 1977'den bir ya da iki gün önce, Devrimci Yol Dergisi, İzmir'de elimize bu süreçte ulaştı ve biz (çok azımız İstanbul Taksim'deki mitinge gitmişti), 1 Mayıs 1977 günü Nazilli'deki mitinge bu haleti ruhiye ile katıldık.

     (Devam edecek)

     22.01.2022/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Doğruya doğru, biz Devrimci Gençlikçiler onlara “Maocu Bozkurt”, “Sosyal faşist” falan demiyorduk ama onlara karşı çok sıcak duygular da beslemiyorduk; hani “kalp kalbe karşıdır” derler ya, onlar da bize karşı aynı duyguları beslediklerini “fırsat buldukça” somut olarak gösteriyorlardı.

     (**) İsmail Şahin'i ilk kez, 1974-75 kışında Erzurum'da okurken, bir gün, Dadaş Sineması'nın bulunduğu pasajda o kış açılan küçük bir kitabevinde tanımıştım; Sivas Divriği'den kitap almak için geldiğini, söylemişti. Sonrasında, İzmir'de karşılaştık ve Karabağlar'daki bir yaralama sonrası aranır durumuna düşüp Adana bölgesine gönderilinceye kadar da yol arkadaşlığı yapmıştık. İsmail, Aydın Ön Lisans'ta iken arkadaşlarının Devrimci Gençlikçi olmasında büyük rol oynayan bir kişiydi. Kalın ve tok bir sese sahip, sosyal ilişkileri çok gelişkin, yürürken hafif kamburumsu görünen, ileri derecede gözlük kullanan, mangal gibi bir yüreği olan, çok cana yakın ve karşılaştığı kişiye güven duygusu veren bir arkadaşımızdı; birlikte olduğu arkadaşlarından birisi, bir gün sohbet ederken, bana, o, demişti, bizim CHE GUEVERAMIZDIR.

     (***) Bu arkadaşlar, İTBF'ye geldikten sonra, hem İTBF'de hem de İTBF dışındaki alanlarda yürütülen anti-faşist mücadele içerisinde karşılıksız ve sınırsız özveride bulunan birer sıra neferi oldular; ölen ya da bugün Sivas'tan Mersin'e, Hatay'dan İzmir'e kadar ülkenin pek çok yerinde yaşamaya devam eden bu arkadaşları, tarihe not olarak düşüyorum.





     (****) Solun o dönemdeki öznel durumu nedeniyle olsa gerekir, o yıllarda “masa başı devrimcisi” tanımı ya hiç kullanılmıyordu ya da bugünkü kadar çok kullanılmadığından olsa gerekir, ben anımsamıyorum; bugün, “masa başı devrimciliği” moda ve revaçta. Bu sıfatı hak edenler, ki bir kısmı yakın geçmişte farklı siyasi yapılanmalarda yer almış, mücadele etmiş, şu veya bu ölçüde fatura ödemiş ve bugün yaşamlarını sürdürdükleri yerlerde (yurt içinde, yurt dışında) şu veya bu nedenle şimdiki konumlarını yeğlemiş yaşlı başlı kadın ve erkek eski arkadaşlarımızdır, fırsatını bulmaya görsünler, eksik ya da fazla, günlük yaşama dair somut olarak bir şeyler yapmaya çalışanlara karşı bildikleri ezberler çerçevesinde döktürüyorlar da döktürüyorlar; bazen, kendi kendime “Bunu yazan gerçekten bu arkadaş mı? Yoksa onun hesabını ele geçiren bir trol mü?” diye sormuyorum, diyemem; doğruya doğru. Hiç şüphesiz şu an yürüdükleri çizgide yürümeye devam edip etmeyeceklerine kendileri karar vereceklerdir ama bu arkadaşların, bu paylaşımları, bulundukları yer ya da konum ola ki bir gün birileri tarafından sorgulanır korkusuyla “ön almak” amacıyla yaptıklarının bilindiğini ve sabah akşam her fırsatta açtıkları bu yaylım ateşinin hiç bir işe yaramadığını, bilmeleri gerekiyor.

     (*****) Her dönem, kendi “devrimci profilini” oluşturur, diye düşünüyorum.

     1965 sonrasının devrimci profili, var olan düzene ve soldaki statükoya isyan bayrağını çeken, “GO HOME YANKEE” sloganları eşliğinde 6. Filo askerlerini denize döken, 15-16 Haziran işçi direnişinde ve fabrika grevlerinde, işgallerinde yer alan, Torbalı'da, Söke'de, Tire,de... yoksul köylülerin toprak işgallerini destekleyen, ZAP suyu üzerine “DEVRİM KÖPRÜSÜ” inşa eden, Karadeniz'de fındık üreticilerinin yanında yürüyen...dir.

     1975 sonrasının devrimci profili, bulunduğu her yerde dişe diş anti-faşist mücadele yürüten, ODTÜ-ÖTK'yı, YERALTI MADEN İŞ'i, HEKİMHAN'ı, FATSA'yı, İzmir TARİŞ, ÇİĞLİ ve GÜLTEPE'yi, UŞAK BÜYÜK KAYALI'yı, HANYERİ'ni... yaratandır, Direniş Komiteleri önerisini formüle edendir.

     Peki, bu dönemin devrimci profili nedir? Bu dönemin devrimci profili, önümüzdeki süreçte yürütülecek olan mücadele içerisinde somut olarak tanımlanacak ve gelecek kuşaklar tarafından tarihe not olarak düşülecektir. Haliyle, bugün var olan bazı tanımlamalar ve bu çerçevedeki bazı algılar, oldukça uzun süren 12 Eylül yenilgisinin ortaya çıkardığı yanlış ve geçici tanımlamalardır, algılardır.  

Devamını Oku...

16 Ocak 2022 Pazar

2022.01.17.BİR KEZ DAHA KENT KONSEYİ VE MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE

  1 yorum
13:03

 

     


BİR KEZ DAHA KENT KONSEYİ VE MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE

     Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi Kent Plancısı & Kent Bilimci Dr. Mehmet Pembecioğlu'nun 10 Aralık günü zoom üzerinden yapılan Datça Kent Konseyi Seçimsiz Genel Kurulunda sunumunu yaptığı “DATÇA KENT KONSEYİ ÇALIŞMA YÖNERGESİNİN YENİLENMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ” başlıklı çalışma ile bir kez daha gündemimize giren kent konseyi tartışmasına, aynı konuda, farklı tarihlerde hem teorik hem de Datça'da uygulamada karşılaşılan sorunlar kapsamında yazan ve bu yazıları da Datça Kent Konseyi Facebook sayfası başta olmak üzere birçok yerde kamuoyu ile paylaşan (1) birisi olarak, birkaç açıdan katkıda bulunmak istiyorum.

     Kent konseyi konusunda “afaki” bir tartışmayı sürdürmemek için, öncelikle şu üç noktanın altını çizmemiz gerekiyor:

     1) KENT KONSEYİ, NE ZAMAN GÜNDEME GELDİ?

Kent konseyi örgütlenmesi doğrultusunda ilk adım, 1992 yılında, Brezilya'nın Rio Grande de Sul eyaletinin başkenti Porto Allegre Belediyesi'nce (önceki yıllarda ülke genelinde yaygınca gündeme gelen 'adem-i merkeziyetçi/ yerinden yönetim' uygulamalarının bir devamı anlamında da) başlatılan 'katılımcı bütçe' deneyimi ile atılmıştı: Bu uygulama ile belediye bütçesinin tamamında değil, yalnızca yatırımlara ayrılan (bugüne kadarki uygulamalara bakarsak % 5-20'lik) kısmının nerelerde ve hangi yatırımlarda nasıl kullanılması gerektiği konusunda yurttaşların öneri ve düşüncelerinin alındığı; yurttaşların söz, yetki ve karar sahibi olarak kabul edildiği; böylece 'yöneten ve yönetilen' ayrımının önüne geçilmeye çalışıldığı bir sürecin önü açılmak istenmişti. (Brezilya'da 2002 yılında 140 yerde bu 'Katılımcı bütçe' uygulamasına geçilmiş; bugün ise, dünyanın farklı yerlerinde 300 kadar yerde bu uygulama yapılmaktadır.)

     Aynı yıl, 1992 yılında, Brezilya'da, BM Çevre ve Kalkınma Konferansı, 'Yeryüzü Zirvesi' adı altında toplanmış, burada 'Gündem 21' olarak bilinen 'sürdürülebilir kalkınma', bir başka deyişle 'kalkınma ve çevre' içerikli uluslararası 'eylem planı' kabul ve ilan edilmişti. '...İnsanlık tarihsel bir dönüm noktasındadır' cümlesi ile başlayan bu zirvede kabul edilen bu 'Gündem 21' eylem planı ile '...merkezi yönetim-yerel yönetim ilişkisinde yerel yönetim lehine daha fazla yetki devredilmesi, yerelin güçlendirilmesi, hükumet ve hükumet dışı kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesi ve halkın etkin katılımının sağlanması...' anlayışı benimsenmişti.(Bir başka deyişle 'Toplumsal Uzlaşma') (Bknz: Mehmet Çilsal/Bodrum...Keza, İnternette farklı kaynaklar)

     'Gündem 21' veya 'Yerel Gündem 21' adıyla bilinen bu program, 1997 yılında, Avrupa ile birlikte ülkemizde de BMKP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) çerçevesinde 'Yerel Gündem 21'lerin Teşviki ve Kalkındırılması' başlığıyla uygulanmaya başlanmış; ilk elde 9'u Büyükşehir, 3'ü İl Özel İdaresi olmak üzere toplam 48 yerel yönetimin katılımıyla yürütülmüştü.

     1997 yılından itibaren il il, ilçe ilçe yapılan 'Gündem 21' toplantılarının ardından ise 2005'de resmi gazetede yayınlanan 5393 Sayılı Belediyeler Kanununun 76. maddesi ile 'Kent Konseyi' resmen kabul edilmiş ve günlük hayatımıza girmiştir...” (2)

     2) KENT KONSEYİ NEDEN GÜNDEME GELDİ?

     “Dünyanın pek çok ülkesinde (ülkemizde de olduğu gibi) yerellerde var olan yerel yönetim (belediye) modellerindeki işleyişin (görece farklılıklar olsa da özde aynıdırlar) nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz: Yerel yönetim seçimleri gündeme geldiğinde sandığa gidiliyor, başkanlığa aday olanlardan birisini 'başkanlığa' ve belediye meclisi için çıkarılan listelerden (veya 'bağımsız' adaylardan) birisindeki adayları da belediye meclisine seçmek için oy kullanılıyor; en çok oy alan başkan adayı 'başkanlığa' seçiliyor ve belediye meclisi için liste çıkaranlardan ise (keza bağımsız adaylar), aldıkları oy oranında 'belediye meclisine' temsilci gönderiliyor.

     Belediye başkanlığına aday gösterilebilmek, belediye meclis üyelikleri için çıkarılacak aday listelerine girebilmek, hele hele kazanılması garantili sıralarda yer alabilmek, seçilebilmek vb. vb. için kendilerince 'en uygun yol ve yöntemleri' izleyen (ki bizim, bütün bu yol ve yöntemlere başvurulmaması veya en azından minimalize edilebilmesi için önerdiğimiz yol 'ön seçim'dir) bu 'temsilci adaylardan' seçilebilenler, seçildikten sonraki dönem içerisinde (yeni seçime kadar), yerel yönetimlerdeki yetki alanları dahilindeki her konuda ( yasal zorunluluklar dışında) kelimenin tam anlamıyla 'özgür' oluyorlar ve bu sahip oldukları özgürlük ekseninde hareket ediyorlar; kendi kişilikleri, sorumluluk duyguları, ahlaki ve toplumsal değerleri ve mensubu oldukları siyasi partinin denetimi dışında, bu 'temsilcileri/ vekilleri/ emanetçileri', yerel yönetimdeki görevleri çerçevesinde denetleyen herhangi bir mekanizma olmuyor.

     Bir başka deyişle, seçmenler, seçim öncesi dönemde, yani seçim sürecinde kendilerinin varlığını hatırlayan, hal hatır soran, gönüllerini kazanmaya çalışan, herhangi bir sorunu olup olmadığını ve eğer varsa, bu sorunları hemen veya bilahare (eğer seçilebilirler ise) çözebileceklerini söyleyen, tabir-i caizse evlerinin, iş yerlerinin, derneklerinin, sendikalarının... oturdukları kahvehanelerin vb. yollarını aşındıran, seçilebildikleri takdirde yerine getirip getiremeyecekleri meçhul sayısız vaatlerde bulunan 'temsilcilerinin', seçildikten sonraki 'görev' sürecinde yaptıkları faaliyetleri ve aldıkları kararları yalnızca seyredebilmekte; bu faaliyetlerin ve alınan kararların ne ölçüde (vekaleti verenler olarak) kendi iradelerine ve istemlerine uygun olup olmadığını asla denetleyememektedirler.

     Bu çerçevede eleştiri yönelttiklerinde, aldıkları cevap, çoğunlukla 'bakarız, ederiz', hatta bazen, doğrudan 'gelecek seçim oy vermezsin, seçmezsin, olur biter' olmaktadır.

     Literatürdeki adlandırmayla, seçilen temsilcilerin, süreç içerisinde, kendisini seçenlere 'yabancılaşma' olasılığının bulunduğu, keza yaygın olarak da bu 'yabancılaşma' olgusuna tanık olunduğu ama buna rağmen bu düzlemde 'görevine'(!) devam ettiği bu modelin adı, 'temsili demokrasi'dir.” (3)

     “Kent konseyi”, işte bu yerel yönetim modelinin (“temsili demokrasi”nin) alternatifi olarak değil, “eksik ve yetersizliklerinin” giderilebilmesi amacıyla gündeme getirilmiş, tartışılmaya başlanmış ve pek çok ülkede, o ülkedeki (yönetenler ile yönetilenler arasındaki) güçler dengesi çerçevesinde şekillenerek günlük yaşamda somut bir olgu haline gelmiş “örgütlenme biçimidir."

     3) TÜRKİYE, KENT KONSEYİNİ NEDEN KABUL ETTİ?

     Türkiye'nin, kent konseyini, 2005 yılında, 5393 sayılı Belediyeler Kanunu'nun 76. maddesi çerçevesinde resmen kabul etmesinin nedeni, bugüne kadar, hatta bugün dahi hep tartışma konusudur.

     2001 yılında kurularak siyasal yaşamımıza katılan ve 2002 yılında yapılan genel seçimi kazanarak hükumet olan AKP'nin, kurulmasının dahi gündemde olmadığı tarihlerde “bir tartışma konusu” olarak Türkiye'nin gündemine giren kent konseyini, ülkeyi yönetmeye başladığı ilk yıllarda kabul etmesinin nedeninin, başka pek çok ülkede olduğu gibi, var olan yerel yönetim modelinin (“temsili demokrasi”nin) “eksik ve yetersiz” oluşunu kabullenmesi ve bunların bir ölçüde de olsa giderilebilmesini sağlamak olduğu, söylenebilir mi?

     AKP hükumetinin, 2005 yılında kent konseyini kabul etmesinin ardından, 2006 yılında “kent konseyi yönetmeliğini" çıkarmasına ve 2009 yılında da bu yönetmelikte bazı yeni düzenlemeler yapmasına karşın, bu soruya, “evet” diyebilmek, olası değildir.

     Böyle düşünmemizin nedeni, AKP hükumetinin, bugüne kadar, kent konseyine ilişkin başkaca hiç bir somut adım atmamış, olmasıdır. Tartışmanın ileriki bölümlerinde daha ayrıntılı bir biçimde görüleceği üzere, kent konseyi, yasalarca “tüzel bir kişilik” olarak tanımlanmadığı için, devlet kurumlarınca ciddi bir muhatap olarak görülmemekte; Devletin hiç bir resmi kurumu, ülkemizde var olan kent konseylerine dair tek bir cümle bile bilgi verememekte; kent konseyinin kurulup kurulmaması, kurulmuş ise kağıt üzerinde kalıp kalmaması, tamamen belediye başkanlarının “keyfiyetine” bırakılmakta; ilgili yönetmelikte, “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak tanımlanmakta; dahası, bu haliyle bile “güvenilmez” görülüp, fiilen, yerel mülki idarenin ve asıl olarak da yerel yönetimin/belediye başkanının mutlak kontrolüne bırakılmaktadır...

     Bütün bunların yanı sıra, (ki, kent konseyine ilişkin AKP'lilerin ne düşündüğünü öğrenmemizde çok somut bir veridir) 19 yıldır hükumet olan AKP'nin belediye başkanlarının tamamına yakını, uzun yıllar yönetimde oldukları ya da yönetime geldikleri yerlerde kent konseyini toplantıya çağırmamakta (yani, kurmamakta), dahası, adını ağızlarına bile almamaktadırlar.

     Bütün bu nedenlerle, 2002 yılında hükumet olan AKP'nin, o günlerde gündemde olan AB'ne üyelik” tartışmaları ve parlamentodan geçirilen “AB'ne uyum yasaları” çerçevesinde kent konseyini kabul ettiğini ve ilgili yönetmeliği çıkardığını, ama “yönetilen yurttaşların yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine katılımını sağlama” gibi herhangi bir derdi olmadığından, savunduğu dünya görüşü nedeniyle karşı olduğu bu örgütlenme biçimini “kerhen” kabul ederek, ilgili yönetmelikte, olabildiğince “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak tanımladığını, söyleyebiliriz.

     Şimdi, tartışmaya devam edebiliriz.

     KENT KONSEYİ

     Yasaya göre, kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır. (Bknz: 5393 sayılı yasa/76.madde)

     KENT KONSEYİ KİMLERDEN OLUŞUR?

     “Yasa koyucunun, 2006'da çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliği' ve bilahare 2009'da çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliğinde değişiklik' ile kent konseyi katılımcıları olarak belirledikleri şunlardır;

     ' a) Mahallin en büyük mülki idare amiri veya temsilcisi,

     b) Belediye Başkanı veya temsilcisi,

     c) Sayısı 10'u geçmemek üzere illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar tarafından belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri,

     ç) Mahalle sayısı yirmiye kadar olan belediyelerde bütün mahalle muhtarları, diğer belediyelerde belediye başkanının çağrısı üzerine toplanan mahalle muhtarlarının toplam muhtar sayısının yüzde 30'nu geçmemek ve 20'den az olmamak üzere kendi aralarında seçecekleri temsilcileri,

     d) Beldede teşkilatını kurmuş olan siyasi partilerin temsilcileri,

     e) Üniversitelerden ikiden fazla olmamak üzere en az bir temsilci, üniversite sayısının birden fazla olması durumunda her üniversiteden birer temsilci,

     f) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, baroların ve ilgili dernekler ile vakıfların temsilcileri,

     g) Kent konseyince kurulan meclis ve çalışma gruplarının birer temsilcisi.'(Bknz:8 madde)” (4)

     Görüldüğü üzere,

     1- Kent konseyi, yurttaşların gönüllü katılımlarıyla (“doğrudan demokrasi”) değil, yönetmelikte belirtilmiş kurucu/katılımcı örgütlerin temsilcilerinden oluşacak (“temsili demokrasi”) bir örgütlenme biçimi olarak formüle edilmiştir.

     2- Kent konseyine temsilci gönderebilecek bu örgütlenmeler, kesinlikle bu yönetmelikte tanımı yapılmış örgütlenmeler olacaktır. Haliyle, teknolojinin bugün ulaştığı seviyenin doğal bir sonucu olarak toplumsal olgular haline gelen dijital platformlar, gruplar...ve çok farklı nedenlerle toplumun bağrında uç veren toplumsal örgütlenmeler, ulaştıkları boyut, kucakladıkları kitle, toplumdaki etkileri vb. ne olursa olsun, kapsam dışıdır. Bizce, bu örgütlenmeler de kent konseyi kurucuları arasına alınmalıdır.

     3- Kent konseyinin çalışmaları sırasında, gerektiğinde, yerel mülki idarenin, kamu kurum ve kuruluşlarının yardımını istemesi doğaldır; ama yerel mülki idarenin ve sayıları 10'u geçmemek üzere de olsa kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş aşamasından itibaren kent konseyi içerisinde yer alması, başka bir şeydir; kent konseyinin tarihsel olarak ortaya çıkış gerekçesine uygun olarak işlevini yerine getirebilmesi için yerel mülki idarenin, sayıları 10'u geçmese de bütün kamu kurum ve kuruluşlarının kurucu ve daimi katılımcı olmalarına son verilmelidir.

     KENT KONSEYİNİ KİM TOPLAR?

     Kent konseyi, “...belediye teşkilatı olan yerlerde, mahalli idareler genel seçim sonuçlarını izleyen 3 ay içinde...” kurulması ve “... ilk toplantısını (genel kurul) yapmak üzere belediye başkanının çağrısı ile toplan..”ması öngörülen bir örgütlenme biçimidir.(Bknz:06.06.2009 tarihli ve 27250 sayılı Kent Konseyi yönetmeliğinde değişiklik, Madde 5-1,2)”

     Anlaşılacağı üzere, ilgili yönetmelikte, kent konseyinin, yapılan yerel seçimin ardından gelen ilk 3 ay içinde belediye başkanının çağrısı ile toplanacağı belirtilmiş ama bu konuda, belediye başkanını bu işi yapmakla yükümlü kılan hiç bir hükme yer verilmemiştir; adeta, kurucuları toplantıya çağırıp çağırmama, belediye başkanının keyfiyetine bırakılmıştır. Nitekim, ülkemizde, bugün, var olan 1389 yerel yönetim (belediye) örgütlenmesinin her 3 tanesinin 2'sindeki belediye başkanları kent konseyini toplantıya çağırmamakta (bulundukları yerlerde kurmamakta), hatta bazı belediye başkanları, kendilerinden önceki belediye başkanlarının döneminde var olanları fiilen sönümlenmeye bırakmaktadırlar.

     (Ülkemizde, kent konseyi örgütlenmesinin kabul edilişinin üzerinden 17 yıl geçmesine karşın, halihazırda, 1389 belediyeden 350-400 kadarında kent konseyinin kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir; bu konuda, hiç bir devlet kurumu sağlıklı bir bilgilendirme yapamamaktadır.) (5)

     “Belde, İlçe, İl ve Büyükşehirlerde kent konseyini kurmak, belediye başkanının 'zorunlu' görevleri arasında sayılmalı.”dır. (6)

     KENT KONSEYİ VE BELEDİYE BAŞKANI İLİŞKİSİ

     “ '...Kent konseyi bulunmayan yerlerde ilk toplantı belediye başkanının çağrısı ile...' (Geçici madde-1/2009) '... belediye başkanının çağrı yazısında bildirilen gündemle, ilan edilen yer ve tarihte...' yapılır. (Geçici madde-3) '... Belediye başkanının başkanlığında toplanan genel kurul, toplantıyı idare etmek üzere üyeleri arasından en az üç kişiden oluşan divan kurulunu seçer.' (Madde 5-2)

     Divan kurulu seçildikten sonra (o ana kadarki) yetkileri hukuken sona eren belediye başkanının, sonraki süreçte, kent konseyi ile ilişkileri ve kent konseyi/kent konseyi çalışmaları üzerindeki etkisi tartışma konusudur.

     Kent konseyi yönetmeliğine göre, kent konseyi ilk genel kurulunu yapıp divan kurulunu seçtikten sonra, belediye başkanının kent konseyi ile ilişkisi bitmez; 'Belediye başkanı veya temsilcisi' (Madde 8-b) kent konseyi kurucularından birisi olarak kent konseyi genel kurul toplantılarına daimi katılımcı olarak katılır; hukuken eşiti olan diğer katılımcılardan farklı olarak, yalnızca, yürütme kuruluna (yürütme kurulu tarafından aralarından seçilerek belirlenmek üzere) üç 'sekreter adayı' önerir (Madde 14/A-1); yine keza, bazı kent konseylerinde gerekli ise, 'sekreterya hizmetleri' için kent konseyi yürütme kuruluna 'görevli adayları' önerir, yürütme kurulu, önerilen bu adaylar arasından, yeterli sayıda görevliyi belirler; bu görevliler, sekretere bağlı olarak çalışmaya başlar.( madde 15-1)

     Belediye başkanı, (kendisinin katıldığı ya da yaygınca gözlendiği üzere, temsilcisini gönderdiği) kent konseyi içerisinde, yönetmeliğin lafzi yorumuna göre, yetki açısından, diğer katılımcılardan ne bir adım önde ne de bir adım geridedir; eşittir; aynı konumdadır; aynı haklara ve sorumluluklara sahiptir.” (7)

     Peki, uygulamada gerçek nedir?

     Kent konseyini toplantıya çağıran belediye başkanlarının (“demokrat” kişiliği olan istisnai konumundaki bazıları hariç) tamamına yakını, kent konseyi başkanının ve yürütme kurulu üyelerinin seçimi de dahil olmak üzere hemen hemen her konuda kent konseyine müdahale etmektedir; öyle ki, belediye başkanının bilgisi ve onayı dışında, hele hele belediye başkanının hiç hoşlanmayacağı kişilerin kent konseyi başkanı ve yürütme kurulu üyeleri olarak seçilebilmesi, ola ki seçildiler, seçildikleri yerde özgürce ya da daha açık bir ifadeyle, sonuçları itibariyle belediyenin ve belediye başkanının hiç hoşlanmayacağı bir alanda çalışma yapması, hiç olası değildir.(Faraza, böyle bir çalışma yapıldı, bu durumda da, o kent konseyi başkanının ve hatta yürütme kurulu üyelerinin o görevde kalabilmeleri, görülmüş şey değildir.) (8)

     Bunun nedeni, kent konseyinin “yetkisiz ve şekli” örgütlenmeler olarak tanımlanması ve haliyle belediye başkanlarının, toplantıya çağırdıkları kent konseyini (görece de olsa) bağımsız bir örgüt olarak görmemesidir.

     Önerimiz, şunlardır:

     1- Belediye başkanı, kent konseyi kurulduktan sonra doğrudan ya da temsilcisi aracılığıyla, kent konseyinin daimi katılımcıları arasında yer almamalıdır.

     2- Kent konseyinin, mali ve ayni destek açısından, mevcut haliyle belediyeye bağımlı olmasına son verilmeli: ya belediyeler, kurdukları kent konseyine, yıllık bütçeyi hazırlarken ya da merkezi otorite, ülkemizdeki bütün kent konseylerine, İçişleri Bakanlığı ya da 'Yerel Yönetimler Politikalar Kurulu ve Finans Bölümü' üzerinden, kurulduğu yerdeki nüfus oranına göre, merkezi bütçe hazırlanırken, pay ayırmalı; bu pay, doğrudan, o kent konseyinin emrine tahsis edilmeli. Böylece, kent konseyi, 'mali özerklik' sahibi olabilmelidir.

     3- “Kent konseyi”, merkezi otorite ve onun bütün kurum ve kuruluşları tarafından 'tüzel bir kamu kuruluşu' olarak tanınmalı ve ilan edilmelidir.

     4- Kent konseyi genel kurulundan çıkan ve belediye meclisinde görüşülmek üzere belediye başkanına sunulan kararlar, belediye başkanının keyfiyetine tabi olmaksızın belediye meclisinde mutlaka görüşülmelidir.

     5- Kent konseyi, her daim belediye meclisinde temsil edilebilmeli (Datça'da olduğu gibi) ve mecliste görüşülen her konuda görüş belirtebilme hakkına sahip olmalıdır. (Mecliste alınan kararlarda oy kullanma hakkının olup-olmaması ise tartışılmaya değer bir noktadır.)

     KENT KONSEYİNDE SEÇİMLİ KONGRELER

     Kurucularının ve katılımcılarının farklı nitelikte olmaları nedeniyle “homojen” değil, “heterojen” bir örgütlenme olan kent konseyinin seçimli genel kurullarında başkan ve yürütme kurulu üyelerinin seçiminin nasıl yapılacağına dair herhangi bir hüküm yoktur; haliyle, bu konuda karar verme hakkı, genel kurullara bırakılmış sayılır.

     “Şeklen” (bulunmuş olmak için bulunma) ya da “kerhen” (istemeden) değil, gönüllü olarak birlikte olabilmenin ve üretebilmenin, eşit konumda bulunabilmenin ve eşit haklar kullanabilmenin belirleyici şartı “demokrasi”, “demokratik işleyiş” ve “demokratik seçim”dir; bunlar yoksa, her şey yanıltıcı bir görünümden ibarettir ve her şey laf-ı güzaftır.

     Bu belirsizlik nedeniyle, uygulamada, kent konseyi içerisindeki güçler dengesine (merkezi yönetim-yerel yönetim, belediye başkanı-muhalefet...) bağlı olarak, kendisini/kendilerini “daha çok” ve “daha güçlü” görenlerin “yönetimi” (başkanlığı ve yürütme kurulu üyeliklerini) ele geçirme ve böylece her istediklerini yapma/yaptırma çabaları otomatik olarak “blok liste”yi gündeme getirmektedir.

     Pek çok yönden sorunlu bulup tartıştığımız (“yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak gördüğümüz) kent konseyinde, “blok liste” ile elde edilmek istenen ve elde edilen neticenin, bu neticeyi elde edenlerin ne işlerine yaradığı ayrı bir tartışma konusu olabilir ama bu bölümde, şimdilik, şunları söylemek mümkündür: “Blok liste” uygulaması, bu uygulamaya taraf olmayanları ve “kaybeden” tarafı otomatik olarak kent konseyi çalışmalarından uzaklaştırmakta, “kazanan” tarafın iş yapamaması için izleyici konumuna geçmelerine ya da dahası, kazanan tarafın iş yapamaması için bir biçimde “tekerlerine çomak sokma” noktasında kendilerini konumlandırmalarına neden olmaktadır...

     Bu konuda önerimiz şudur: Kent konseyi başkanlığına aday olanlar/aday gösterilenler liste düzenlemeden aday olmalı/aday gösterilmeli ve seçilmelidirler. Yürütme kurulu üyelikleri için ise, kişiler, birey olarak aday olmalı ve oy kullanma hakkı bulunan her katılımcı, bu adaylar arasından yalnızca bir kişiye oy verebilmelidir. En çok oy alan ilk (...) kişi, yürütme kuruluna seçilmiş ve onlardan sonra gelen (...) kişi de yedek üye kabul edilmelidir.

     Seçilen başkanın ve seçilen yürütme kurulu üyelerinin her birinin, kendisi gibi düşünmeyen başkan ve yürütme kurulu üyeleri ile uyumlu ve üretken bir çalışma yapamayacağını ileri sürerek “çarşaf liste”ye hayır demek, gerçekte, kent konseyi vb. “heterojen” örgütlenmelerin ve onların felsefelerinin (bir arada olma, birlikte üretme ve birlikte yol yürüme), yanlış olduğunu savunmak, demektir. (9)

     KENT KONSEYİ VE MAHALLE MECLİSLERİ

     29 Temmuz 2021 günü Marmaris/Armutalan'da çıkan orman yangınının hızla yaygınlaşması karşısında paniğe kapılan Datçalı bir grup yurttaşın Özbel'de bir WhatsApp grubu oluşturarak ilk adımını attıkları “mahalle meclisi” kurma düşüncesi, bir hafta gibi kısa bir sürede, 11 mahallede somut bir olgu haline gelmiş ya da o sürece girmişti; bu gelişme, doğal olarak, 2019 yılında, Datça Kent Konseyinde “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” görüşülmesi öncesi ve sonrası teorik bir konu olarak tartışılan mahalle meclislerinin(10), bu kez, “somut bir tartışma konusu” olarak yeniden gündemimize girmesine neden oldu.

     ***

     "Mahalle Meclisleri Yönergesi”ni kim okumuştur, bilemiyoruz; mahalle meclisi, kent konseyi-mahalle meclisi ilişkisi konularında afaki bir tartışmanın yürütülmemesi için öncelikle bu yönergenin okunmasında ve yönergede neler yazıldığının bilinmesinde yarar vardır. (Bknz: Datça Kent Konseyi/Facebook sayfası)

     Okuyanların gördüğü üzere, “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” çerçevesinde kurulması öngörülen mahalle meclisleri, o mahalledeki sorunları çözmeye gönüllü yurttaşlardan oluşan “mahalle meclisi/mahalle gönüllüleri/mahalle çalışma grubu vb” değildir. Önerilen mahalle meclisi, “...en özet ifadeyle, Kent Konseyinin mahalledeki 'izdüşümü' olarak formatlanmış bir örgütlenme biçimidir. Dahası, anlaşılan o ki, 'yönerge' hazırlanırken, 'katılımcılığı arttıralım' diye yola çıkılmış, ama, 'her sandıktan bir temsilci belirleme' vb. ile 'masa başında', bu yönergeyi hazırlayan kişiye/kişilere (keza, belli ki bize sunulan 'taslağı' hazırlayan arkadaşa da) çok 'ideal' gibi görünen, gerçekte ise hayatta somut bir karşılığı olmayan; ille de yaratılmak istenirse, şekli bir örgütlenmeden öteye geçemeyecek ve tıpkı 'izdüşümü' olduğu kent konseyi gibi katılımcılarını 'bıkkınlık' noktasına getiren 'gel-git'ler yaşatacak çok karmaşık ve afaki bir model ortaya konulmuş.” (11)

     Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesinde önerilen bu mahalle meclisinin, (Örn: Datça'da) herhangi bir mahallede uygulanma, uygulanmaya çalışılsa da şekli bir örgütlenmeden öteye geçme, kalıcılaşma ve iş görme şansı yoktur.

     Öncelikle bunu bilelim.

     Peki, kent konseyine bağlı bir mahalle meclisi kurulamaz mı?

     “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”nin tartışılarak kabul edildiği 17.10.2019 tarihli Datça Kent Konseyi Seçimsiz Genel Kurulundan iki ay kadar önce yazdığımız bir yazıda şunları söylemişiz:

     “... kent konseyleri ile ilgilenen ya da ilgilenmenin ötesinde, içerisinde yer alıp çalışmalara katılanların çok iyi bildiği gibi, kent konseyi, alt çalışma gruplarından oluşan bir bütündür; bu çalışma grupları, kadın ve gençlik gibi vazgeçilmez temel alanların yanı sıra o yerleşim biriminde var olan çevre-ekoloji, kültür-sanat, kıyılar, imar, ulaşım, altyapı, su....vb. sorunları birer 'konu' başlığı olarak ele alıp kurulabilir; öte yandan, 'yerleşim birimi' ölçeğinde ele alınarak da kurulabilir; 'A, B, C.... mahallesi çalışma grubu', 'A, B, C...mahallesi meclisi' gibi.

     Yönetmelikte, bunun böyle anlaşılamayacağına ve olamayacağına dair, herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

     Herhangi bir kişinin ya da birilerinin keyfiyetine bağlı olarak değil, bir ihtiyaca cevaben önerilen ve asıl işlevi, o ihtiyacı karşılamak olan bütün örgütlenme biçimleri gibi kent konseyinin alt bir örgütlenme biçimi olarak önerilen, kurulmaya çalışılan ve kurulan 'mahalle meclisi' de (daha işlerliğe sahip alternatif bir örgütlenme biçiminin olmadığı yerlerde) somut ve ileri bir adımdır; haliyle, içeriğine, biçimlenmesine, işleyişine vb. yönelik eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla tereddütsüz desteklenmeli ve sahiplenilmelidir.

     Bunun aksini düşünmek ve o çerçevede bir konumlanma içerisine girmek, akla ziyan bir hareket olur.” (12)

     Kent konseyi yürütme kurulu tarafından mahalledeki gönüllü yurttaşlardan oluşturulacak ya da mahalledeki gönüllü yurttaşlarca kurulup kent konseyine bağlanacak “alt çalışma grubu” niteliğindeki bu mahalle meclisleri, “...kent konseyi yönetmeliği çerçevesinde hareket eden, kent konseyi yürütme kuruluna karşı sorumlu olan, yerel düzeyde çözümlenebilmesi olası sorunları kent konseyi dolayımı ile çözmeye çalışan...bir örgütlenme biçimi” olarak tanımlanabilir. (13)

     Orman yangınlarının hızla yaygınlaştığı günlerde ortaya çıkan ve bir haftada 11 mahallede oluşturulmaya başlanan mahalle meclisleri ile yukarıda sözünü ettiğimiz ve kurulmasını olası gördüğümüz (kent konseyine bağlı) mahalle meclisi/mahalle çalışma grubu arasında yalnızca şekli bazı benzerlikler (mahalleli gönüllü yurttaşlardan oluşması, mahalle ile ilgili sorunların çözümünü kendilerine iş edinmeleri vb.) vardır; o kadar.

     Datça'da ortaya çıkan mahalle meclisleri içerisinde yer alan yurttaşlar, orman yangınlarının yol açtığı o karamsarlık ortamında, daha ilk andan itibaren, hiç bir yere (yerel mülki idare, yerel yönetim, kent konseyi vb.) danışmadan ve hiç bir yerden onay beklemeden, kendi kaderleriyle/kendi gelecekleriyle ilgili karar verme ve bir şeyler yapma yoluna yönelmişler, somut bir adım atarak, mahalle meclislerini kurmaya başlamışlardır. (14)

     Akıp giden yaşamın içerisinde somut bir olgu olarak ortaya çıkan ve gündemimize giren bu meclisler karşısında yapılması gereken, onları, yetkisiz ve şekli bir örgütlenme olan kent konseyine bağlamak, “alt çalışma grubu” niteliğindeki birer mahalle meclisine/mahalle çalışma grubuna dönüştürmek veya “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”nde önerilen mahalle meclisi formatında yeniden düzenlemek; bir başka deyişle, kadükleştirmek ve zaman içinde sönümlendirmek, olmamalıdır.

     Yapılması gereken, bu mahalle meclisleri içerisinde yer almak, ete kemiğe büründürmek ve kalıcı örgütlenmeler haline gelmelerini sağlamak; sonra da, tümünü (seçimle belirlenmiş temsilcilerini) bir “Datça Meclisi” çatısı altında toplamak olmalıdır. (15)

     Ülkemizde yürütülen “demokrasi” mücadelesinin temel örgütlenme biçimlerinden birisi olacak olan meclisler, bu nitelikteki meclislerdir.

     SON SÖZ

     Özet olarak, bu yazıda farklı açılardan ele aldığımız ve farklı yönleriyle tartıştığımız kent konseyi örgütlenmesini, tarihsel olarak ortaya çıkmış nesnel bir olgu olarak görüyoruz. Ülkemizde 2005 yılında kabul edilen ve 2006 yılında yayınlanan “Kent Konseyi Yönetmeliği” çerçevesinde faaliyet yürüten kent konseyinin ise, 2002 yılından beri ülkeyi yöneten AKP siyasi iktidarı tarafından, bilinçli olarak, “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” biçiminde tanımlandığını, söylüyoruz.

     Daha iyisinin olmadığı bir yerde kurulmasını “pozitif” bir gelişme olarak görüyor ve haliyle içerisinde çalışma yapılabileceğini, ama yereldeki “toplumsal/demokrasi” mücadelenin yalnızca bu örgütlenme biçimi içerisine hapsedilmesini ve/veya bu örgütlenme üzerinden yürütülmesi gerektiğinin savunulmasını doğru bulmuyoruz.

     Var olan “Kent Konseyi Yönetmeliği”nin pek çok yönden değiştirilmesinin ve fiilen esnetilmesinin (tabiri caizse “demokratikleştirilmesinin”) yararlı olacağını ama istenilen değişikliklerin yapılması ve esnekliğin sağlanması halinde bile, kent konseyinin, var olan yerel yönetimin eksikliklerini ve yetersizliklerini gidermeye çalışmaktan öteye geçemeyeceğini, yerel yönetimin (temsili demokrasinin) kendisinden kaynaklanan temel sorunun (yönetenler ile yönetilenler arasındaki ayırımın ve yabancılaşmanın) ortadan kalkmasını sağlayamayacağını, düşünüyoruz.

     Yurttaşların kent konseyi dolayımıyla yerel yönetimlerin karar alma mekanizmalarına bir ölçüde de olsa katılımını önemsiyoruz ama asıl olarak, yurttaşların özne olarak doğrudan yönetime katıldığı, söz-yetki ve karar alma hakkının yalnızca onlarda olduğu bir yerel yönetim anlayışını, yani, kendilerine dair her konuda karar alma, uygulama ve hesap verme/hesap sorma hakkına sahip iş yeri, okul, fabrika, site, sokak ve mahalle meclisleri üzerinde yükselen bir yerel yönetim modelini savunuyoruz. (Fatsa örneğini anımsayın)

     Bu kadar.

17.01.2022/Datça/Mehmet Erdal

(1) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE -1-12,

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE-1-7,

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI- 1-7)

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ÜLKEMİZDE KAÇ KENT KONSEYİ

VAR?

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA KENT KONSEYİ KONGRESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 1-7

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-3

(2) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-2

(3) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-2

(4) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-3

(5) Bknz:http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, ÜLKEMİZDE KAÇ KENT KONSEYİ VAR?

      (6) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-7

      (7) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-5

      (8) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA KENT KONSEYİ BAŞKANI, GÖREVİNDEN İSTİFA ETTİ.

      (9) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, DATÇA KENT KONSEYİ KONGRESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 1-7

      (10) “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” tartışılması öncesi ve sonrası dönemlerde yazılıp paylaşılan yazılar için,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12. Bölüm,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-7,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ,DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2/'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' 1-3

(11) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2 /'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' -2

(12) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12,

(13) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12,

  1. Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , DATÇA MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-3,
    Önerinin ve ilk adımın sahibi Aylin Himmetoğlu'nun ağzından “Datça/Özbel Mahalle Meclisi”nin kısa kuruluş öyküsü, https://youtu.be/rVYVHjpTa-M , Datça/Özbel Dayanışması Muğla Turnusol.

(15) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ÇOMARLIK MAHALLE GÖNÜLLÜLERİ ÇALIŞIYOR



Devamını Oku...

2022.01.16.ÇOMARLIK MAHALLE GÖNÜLLÜLERİ ÇALIŞIYOR

  Hiç yorum yok
07:22

 ÇOMARLIK MEZARLIK MAHALLE MECLİSİ 3 TOPLANTISINI YAPTI (*)

      Antalya/Manavgat'ın yanı sıra Marmaris/Armutalan'da 29 Temmuz günü başlayan orman yangınının ilk iki gün içerisinde Hisarönü Mahallesine ulaşması ve önünün alınamaması karşısında korkuya kapılan farklı mahallelerdeki Datçalıların 14 gün içerisinde 11 mahallede oluşturdukları mahalle meclislerinden/dayanışmalarından Çomarlık&Mezarlık Mahalle Meclisi dün (12.10.2021) 3. toplantısını yaptı.

     Halihazırda 33 katılımcısı bulunan Çomarlık&Mezarlık Mahalle Meclisi, bundan önceki iki toplantısını, Datça Mezarlığının taziye yerinde açık alanda gerçekleştirmişti. Dünkü toplantı, Datça Belediyesine ve Datça Kaymakamlığına gerekli başvurular yapıldıktan sonra Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde kapalı ortamda gerçekleştirildi.

     Mazereti olanların dışında 13 katılımcının hazır bulunduğu toplantıda, ilk olarak, Afet Çalışma Grubu çok ayrıntılı bir sunum yaptı: Sunum, afaki ve genel geçer bilgilerin ötesinde çok somut bilgiler ve öneriler içermesi açısından, mahalle meclisi üyelerinden tam not aldı.

     İkinci olarak, Çevre Çalışma Grubu, mahallenin ivedilikle çözülmesi gereken sorunlarından olan yeşil alan, yetersiz çöp konteynerleri, bahçe ve evsel atıkların toplanması konularında belediye ile yaptıkları görüşmelere ve bu sorunların çözümüne yönelik belediye ile ortaklaşılan gelişmelere dair bilgiler verdiler: Verilen bilgilere göre, belediye çevre temizlik birimiyle yapılan görüşmede çöp konteynerlerinin iyileştirilmesi, eksikliklerin giderilmesi, bahçe ve evsel atıkların toplanması konusunda uygulanabilir bir yöntem geliştirilmeye çalışılmıştı. Ayrıca, mahallelinin ve özellikle mahalledeki çocukların gereksinimi olan yeşil alanının çözümü doğrultusunda somut bir adım atabilmek amacıyla Belediye Başkanı Gürsel Uçar ile birlikte imar planlarında yeşil alan olarak gösterilen 2,5 dönüm civarındaki bir yere gidilmiş, bazı mahallelilerin katılımıyla olasılıklar üzerine karşılıklı konuşmalar yapılmış ve sonunda, bu alanın mahallelilerin de katılımıyla yeşil alan olarak düzenlenmesinde ortak bir düşünce oluşturulmuştu.

     Katılımcıların tamamına yakınının farklı açılardan görüş belirtmelerinin ardından, önümüzdeki günlerde ilk elde yeşil alan olarak düzenlenmesi düşünülen alanda bir çevre temizliği ve kahvaltı organize edilmesi, bahçe ve evsel atıklar ile ilgili olarak ne yapılması gerektiği konusunda küçük bir el ilanı bastırılarak bütün mahallede kapı kapı dolaşılarak dağıtılması, mahallelinin mahalle meclisine katılmaya çağrılması... gibi somut önerilerde ortaklaşıldı.

     13.10.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Bu yazı 13.10.2021 tarihinde Muğla Turnusol'da yayınlanmıştır

    

ÇOMARLIK MAHALLE GÖNÜLLÜLERİ ÇALIŞIYOR (*)

     Datça/Çomarlık-Mezarlık Bölgesi Mahalle Gönüllüleri, Pazar günü tatil günüdür, demeyip, bugün, kanalizasyon alt yapısı olmadığı için uzun zamandır ciddi sağlık sorunlarının gündemde olduğu İskele Mahallesi Mezarlığı'nın arka taraflarında bulunan 283, 284, 290, 291, 300, 301, 302... sokaklardaki evlerin kapılarını çalıp, imza topladılar.

     Çokça yazılıp çizildiği üzere, 29 Temmuz'da Marmaris/Armutalan'da başlayan ve hızla yaygınlaşan orman yangını günlerinde Datça'da bir hafta gibi kısa bir sürede 11 mahallede mahalle gönüllülerinden oluşan mahalle meclisleri kurulmuş ya da kurulması girişimleri gündeme gelmişti; Çomarlık-Mezarlık Bölgesi mahalle gönüllülerinden oluşan çalışma grubu da bu oluşumlardan birisiydi.

     İçerisinde yer aldığım Çomarlık-Mezarlık Bölgesi Mahalle Gönüllüleri, olası yangın, sel, deprem vb. doğal afetlere karşı hazırlıklı olma anlamında MAG-AME'den aldıkları teorik ve pratik eğitim çalışmalarının dışında, mahallede var olan bazı sorunların çözümünü de gündemlerine almış ve bu sorunların çözümü doğrultusunda çalışmalar yapmaya başlamışlardı. Bu çerçevede, İskele Mahallesi 269. sokakta yeşil alan için ayrılan bir yerin çocuk parkı ve mahallelinin buluşabileceği ortak bir alan olarak düzenlenmesi, evsel ve bahçe atıklarının belediye tarafından zamanında toplanılması, mezarlık arkasındaki bölgede yer alan konutların tamamının yaşadığı kanalizasyon sorunu, bu ele alınan ve çözümü için çalışılan sorunlardandı.

     Bugün, kapısı çalınan evlerde, o an evlerinde bulunan mahalle sakinlerine kendimizi tanıttıktan, evsel ve bahçe atıklarının nasıl toplanılacağına dair belediyenin ilgili bölümüyle oluşturulan çözüm yolunu anlattıktan ve bu içerikte bastırılan el ilanlarını verdikten sonra mahallede yaşanan kanalizasyon sorununa ilişkin MUSKİ'ye verilmek üzere dilekçe hazırlandığı ve isterlerse imzalayabilecekleri söylendi.

     Mahalle dolaşılırken sokaklara topluca girildi ve her kapı kadınlı-erkekli 2'li 3'lü gruplar halinde çalındı; kapıyı açan mahalle sakinleri, bizleri çok sıcak karşıladılar, teşekkür ettiler, mahallede var olan yol, internet, elektrik gibi başka sorunları da dile getirdiler. Biz de kapısını çaldığımız mahalle sakinlerini gruba davet ettik ve var olan sorunları birlikte olursak daha kolay çözebileceğimizi söyledik.

     Güneşli ama oldukça soğuk bir havada 2 saat kadar süren imza toplama ve el ilanı dağıtımına bugünlük ara verdikten sonra aramızda kısa bir değerlendirme yapıp, mahalledeki bütün evlerin kapılarının tek tek çalınmasına devam etme konusunda ortaklaştık.

     16.01.2022/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Bu haber 16.01.2022 günü  Muğla turnusol'da yayınlanmıştır.







 

Devamını Oku...