2023.09.30.CHP NEREYE?
CHP NEREYE?
Kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti gibi CHP de bu topraklar üzerinde yaşayan halkların tarihinde çok önemli bir rol üstlendi; Sezar'ın hakkı Sezar'a...
Böylesine önemli bir parti, bugün geldiği noktada, kurucu öğesi olduğu Türkiye Cumhuriyeti gibi tarih sahnesinden sessiz sedasız ayrılmaya mı yoksa yeni bir cumhuriyetin kurucu öğelerinden birisi olabilmek için kendisini yenilemeye mi karar verecek?
4-5 Kasım 2023 günleri yapılacak kurultaylarında kurultay delegelerinin çoğunluğunun bu çerçevede vereceği kararı hep birlikte göreceğiz.
Böylesi bir süreçte bir süre önce Datça CHP İlçe Örgütü üyelerinin bazılarıyla Datça özgülünde yaşanılan gelişmeler çerçevesinde yapıp https://mobil.haberveinsan.com'da (Milas) yayınladığım söyleşileri ve CHP Datça İlçe Örgütü Olağan Kongresine dair bazı notlarımı bir bütün halinde yeniden paylaşıyorum; meraklılar ve araştırmacılar için tarihe not olarak düşüyorum.
CANER KOÇ
Caner Koç'la söyleşiye başladık. 14 ve 28 Mayıs günleri yapılan seçim sonuçlarından yola çıkarak Datça sath-ı mailine ilişkin mahalle mahalle, sandık sandık oldukça ayrıntılı bilgiler vermeye başladı. Konuya hakimdi. Söylediklerinin doğruluğuna olan inancı ve özgüven duygusu hemen görülebiliyordu.
Ben, onu ve onun Datça sokaklarında konuşulan bazı güncel konulara dair ne düşündüğünü merak ediyordum.
LİSE YILLARIMDAN BERİ CHP'LİYİM
Caner Koç, “İki dönemdir CHP Datça İlçe Örgütü Eğitim Sekreterliği görevini yürütüyorum. Siyasi geçmişim çok daha derindir. Datçalı olmadığım için bunun çok fark edilmediğini düşünüyorum," diyerek devam etti...
Teyzem burada öğretmenlik yapıyordu. Onun yanına gelip giderken 2002 yılında Özcan Yılmaz Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde yatılı öğrenci olarak okumaya başladım. O zamanlar yılda ortalama 150-200 civarında öğrenci Datça dışından gelip bu okulda okuyordu. Datça Kaymakamlığı şimdilerde yerinde yeller esen Öğretmen Evi'ni öğrencilere yurt olarak kullandırıyordu; 100 civarında öğrenci burada kalıyordu. Ben de orada kalıyordum. Lisede Servis Teknikleri Bölümünde okudum. Daha sonra 2 yıllık Kazım Yılmaz Yüksek Okulu'nda Turizm ve İşletmeciliği Bölümü'nü bitirdim.
Ailem DSP (Demokratik Sol Parti) kökenlidir. Lisede okurken, o yıllarda CHP Datça İlçe Örgütü Gençlik Kolları Başkanlığı yapan rahmetli Erhan Dukali ile tanıştım. CHP'nin Halk-Lis örgütlenmesi daha oluşmamıştı. Yaşım nedeniyle üye olamasam da 2004 yılında, CHP İlçe Gençlik Kollarında aktif olarak çalışmaya başladım. 2005-2007 yıllarında CHP Gençlik Kolları lise temsilciliğini, 2007-2010 yıllarında da Kazım Yılmaz Yüksek Okul sorumluluğunu yaptım. Daha sonra 2 dönem CHP Datça İlçe Örgütü Gençlik Kolları Başkan Yardımcılığı görevini yürüttüm; Gençlik Kolları Başkanımız şimdilerde Datça CHP Belediye Meclis Üyesi olan Volkan Karacaoğlu idi. Daha sonra askerlik yaptım, iş hayatına atıldım, Aytaç Kurt başkanımızın 2. döneminde ilk yönetim kurulu üyesi oldum ve İlçe Eğitim Sekreterliği görevine getirildim.
Gençlik Kollarında iken 2004 ve 2009 Yerel Seçimleri, İlçe Eğitim Sekreterliği görevindeyken 2018 Genel Seçimleri ve 2019 yılı Yerel Seçimleri süreçleri içerisinde yer aldım. Yani ben çocukluğumdan beri CHP'nin içinde ve farklı kademelerinde aktif olarak çalıştım.”
DATÇA'DA GEZİ OLAYLARINI ORGANİZE ETMEKTEN YARGILANDIM
“2013 yılında yaşanan Gezi olaylarından dolayı Datça'da yargılandım...” Şaşırdım. Ben ona “Gezi deyince ne söyleyebilirsin?” diye sormayı düşünürken Gezi direnişinin Datça ayağının içerisinde yer aldığını söylemesi ve dahası “yargılandım” demesi benim için sürpriz oldu. “Datça'da bir Gezi olaylarına katılmaktan dava açıldı, bir de Gezi olaylarını organize etmekten; ben, Mert Eser, Volkan Karacaoğlu ve Yunus Mercan arkadaşımız ki şimdilerde Datça Belediyesi'nde çalışıyor, 'olayları organize etmekten’ yargılandık. Hatta, 2015 yılı Temmuz ayında yapılan duruşmada hakime hanım duruşmayı 23 Ekim'e ertelemişti. Hakime hanıma, 'efendim, benim o tarihte Bursa'da düğünüm var' dedim. O nedenle küçük bir gülümseme oldu.”
Yargılama devam etmiş. Ceza almışlar. Aldıkları cezalar para cezasına çevrilmiş; 7000 TL. Gezi olayları nedeniyle Datça'da toplam 70-80 kişiye ceza verilmiş.
“Gezi sürecine katılmayı Demokrasi'yi taçlandıracak olgunlukta demokratik bir hak olarak görüyorum. Datça, bu konuda her daim örnek oldu. Hiçbir zaman provakatif bir eylemin içinde bulunmadık. Demokratik şartlarda haklarımızı savunmak için mücadele ettik. Hiçbir zaman küçük bir sahil kasabası oluşumuzun verdiği bir 'boş vermişlik' içerisinde olmadık. Her zaman demokrasi mücadelesi içinde yer aldık ve ülkemizin geleceği için mücadele yürütmeye devam ettik...”
GEZİ'Yİ FORUMLAŞTIRDIK
“Daha sonra bunları formlaştırdık; köylere ve mahallelere taşıdık. Öğretmen Evi'nin yıkıldığı alanda, Cumhuriyet Meydanında, Betçe'de forumlar yaptık. Bu forumlar, ortak forumlardı. Gezi'yi bir siyasi partinin tekeline sokmamakta yarar var; o, toplumun bastırılmış enerjisinin, yok edilmiş bir hayatın dışa vurumu idi. Orada siyasi bir şey yoktu. Ülkemizi olumlu yönde çeviremesek de yukarıdakilere, tepedekilere, bizi yönetenlere anında reaksiyon gösterebilecek güçte olduğumuzu gösteren ilk mesajı verdiğimiz bir andı...”
MÜCADELEMİZİN TEMEL NEDENİ BASKILARA KARŞI OLMAKTI
“Okul bittikten sonra Turizm Meslek Lisesi'nde yiyecek-içecek hizmetleri üzerine 2 yıl sözleşmeli öğretmenlik yaptım. Orada da, 2019 yılında yapılan yerel seçimlere denk geldiği için, dönemin İlçe Milli Eğitim Müdürü ile tartışmalarımız oldu. Bu İlçe Milli Eğitim Müdürümüz, daha sonraları, boxerli fotoğrafları ile sosyal medyaya düşmüştü, belki anımsarsınız. Hani, yatak odasında çektiği boxerli fotoğrafları paylaşmıştı. (Anımsadım. Gülüştük.) Sözleşmeli öğretmen olduğum için kamuda yapılan baskıları, öğrencilere yapılan baskıları bire bir görenlerdendim. Eğer küçük bir yer olan burada bile bu baskılar yapılabiliyor ise ülkenin diğer yerlerinde yapılan baskıları düşünemiyorum bile. Aslında mücadelemizin temel nedeni hep bu 'baskılara karşı olma' oldu...”
DATÇA'NIN DOĞASINI, DOKUSUNU KORUMALIYIZ
Konuşmasının doğal akışı içerisinde, tıpkı Gezi olaylarına kendiliğinden değindiği gibi Kargı Koyu'ndaki 128.000 m2'lik özelleştirme olayına değinmeye başladı. Sordum:
Konulara hakimsin, konuşmalarından bunu anlayabiliyorum. Datça'da pek çok alanda yürütülen çevre/ekoloji mücadeleleri konusunda ne düşünüyorsun?
“Merkezi yönetimlerin almış olduğu kararların ülkemizin coğrafi ve kültürel yapısına göre yorumlanabilmesi gerekiyor...
Yerel yönetimlere gelince, yerel yönetime kim gelirse gelsin, 'yerel' düşünmek zorundayız. Datça'da mümkün olduğunca betona izin vermemeliyiz. Betonun önüne geçebilirsek, zaten bütün bunların önüne geçmiş olacağız. Ancak, yasalar, yatırım yapan kişiye 'sen burada bu yatırımı yapamazsın' diyemiyor. İmar izinleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerinden geldiği için, merkezi yönetim tepeden bir karar aldığı için bunun uygulanması çok zor oluyor.
Belediye bir icra makamı olduğu için orayı yorumlamak biraz zor oluyor ama partinin bu olayları siyaseten yorumlaması değişmez. Bu nedenle biz Kargı'da davaları açtık. Bu konuda Avukat Ali Kurt abimiz çok aktif olarak işin içinde yer alıyor...”
Anlatımlarından, partisi ile Datça Belediyesi'nin olaylara bakışı ve uygulamaları arasında var olduğu söylenebilecek, ki bana göre var ve ben bu konuda birkaç haber de yaptım, farklılıkların nedeninin Belediye'nin bir icra makamı olmasından, kısıtlı olanaklarından, Belediye'nin uymak zorunda kaldığı mevzuatlardan, Belediye'de var olan kurum ve kişilerin o mevzuatları yorumlamasından vb... kaynaklandığını düşündüğü anlaşılıyordu...
“Datça'da soyut değil, rasyonel bir ekoloji mücadelesi mi yürütülmeli?” diye soruyorum. “Hiçbir belediye başkanı var olan koşullarda personelinin maaşlarını ödeyemeyen, ilçesinin çöplerini toplayamayan, hiçbir yatırımı yapamayan... bir belediyenin başkanı olmak istemez” diyor. “25.000 kişinin nüfusa kayıtlı olduğu Datça'da 12 ay 50.000 kişiye, yaz sezonunda 150.000 kişiye hizmet götürülmeye çalışılıyor. İkametgahını Datça'ya aldırmayan pek çok yurttaş Datça Belediyesi'nden eksiksiz hizmet bekliyor, ekoloji mücadelesi içerisinde yer alıyor ama ikametgahını buraya alması ve bu biçimde de Datça Belediyesi'ne destek olması gerektiği önerildiğinde buna bile yanaşmıyor. Eğer Datça'da doğanın korunması, çevrenin temiz kalması vb. isteniyor ise bu vatandaşların Datça Belediyesi'ne sahip çıkması ve ona destek olması gerekiyor. Belediye güçlü olacaktı ki vatandaşın istemediği şeylerin olmasına ve istemediği şeylerin Datça'ya gelmesine onay vermek zorunda kalmasın...”
SAHİLLERİN KULLANIM YETKİSİ YEREL YÖNETİMLERE VERİLMELİ
Bir esnaf olduğun için ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum: Şezlongsuz Datça adı altında yürütülen mücadeleye nasıl bakıyorsun?
“İş rekabete geldiğinde insanlar biraz daha gaddarlaşıyor. Aynı ülkede bir yasanın farklı yorumlanarak uygulanması ve çağımızda bu farklılıkların anında bilinir hale gelmesi insanları üzüyor. Bir yasa her yerde herkese eşit ve adil bir biçimde uygulanıyorsa kimse buna karşı çıkamaz. Aynı yasa Ali'ye olumlu, Ahmet'e olumsuz yönde uygulanıyor ise buna karşı çıkan elbette olacaktır.
Birileri MUÇEV (Muğla Çevre Vakfı) adında bir şirket kuruyor, merkezi yönetim de sahilleri bu şirkete kiralıyor. O da bu sahilleri parselleyerek para karşılığı bir başkalarına kiralıyor. Yanlış olan bu sistem. Esnaf ne yapsın? Esnaf'ın kapısını çalmış adam. 'Biz' demiş 'bu sahilleri Devlet'ten kiraladık, bundan sonra tüm tasarruf yetkisi bizde. Sen buradan para kazanmak istiyorsan istediğimiz parayı vereceksin. Yok, vermezsen burayı bir başkasına kiralayacağız.' Eli mecbur kiralıyor.
Esnaf, aslında buralarda şezlongları vatandaşa kiralayarak para kazanmıyor, para kaybediyor. Eğer biz yerel yönetim olarak, kurumlar olarak esnafımıza sahip çıkabilirsek, esnafımızı bu para avcılarına yem etmezsek, esnafımız zaten buraları MUÇEV'den kiralamaz. Esnafımız manav, market alış verişini buradan yapıyor, çalıştırdığı personeli buradan buluyor, Esnaf aslında Datça'ya değer katıyor. Esnafı bir vakfın eline bırakmazsak, sahip çıkarsak, doğal olarak topluma sahip çıkmış oluruz.”
Tamam, esnaf, verili koşullarda bu kiralamayı yapmak zorunda kalıyor. Bu kiralama olayı karşısında ise bazı vatandaşlar da diyor ki 'Evet sen burayı kiralamak zorunda kaldın. Bunu biliyoruz ama senin bu kiralama olayın da yasalara aykırı. Kamunun, yani vatandaş olarak bizim çıkarımıza aykırı...' Dolayısıyla bu çerçevede bir tepki var.
“Burada muhatap esnaf değil. Öncelikle bu tartışmada sözü edilen esnafı doğru tanımlamak gerekir. Eğer bir şirketin, zincir otellerin bir tanesi bir koya bir otel dikip o koyu vatandaşa kapatıyor ise gideriz ve o oteli açtırmayız. Mücadele ederiz. Bir köylümüz sahile gidip orada bir gözlemeci açıp geçimini sağlayacaksa ona da destek olmamız lazım. Datça dışından gelmiş sermaye parasının gücü ile Datça'nın coğrafyasını, doğasını bozacak bir yapılaşmanın içerisine girmişse, buranın sahilini platformlar ve iskeleler ile kapatmışsa, vatandaşı buraya sokmam diyor ise bu farklı bir durumdur. Bir çay bahçesinde anne baba oturup çay içerken çocukların sahilde denize girmesi, şezlonglarda güneşlenmesi farklı bir durumdur...”
Yani esnaf doğru tanımlanmıyor mu?
“Tanımlanmıyor. Doğru tanımlansa, esnaf anlaşılsa, bizim vatandaşımızın ne istediği anlaşılsa, ki aslında ben esnafın da vatandaşın da hakkını aynı görüyorum, 3 ay içinde yıl bazında geçimini sağlayacak kazancın peşinde olan esnafımız ile Datça'ya ailesiyle tatil yapmak için gelmiş emekli öğretmenimiz, memurumuz... neden karşı karşıya gelsin? Gelmemesi gerekiyor. Rant bizi karşı karşıya getiriyor.”
Yanlışlık nerede?
“Yanlışlık, sahillerimizin bir vakıf aracılığıyla ya da doğrudan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca birilerine peşkeş çekilmesinde.”
Çözüm?
“Çözüm, yetkinin yerel yönetime devredilmesindedir. Eğer bu olur ise olumsuzluklar karşısında hesap sorulacak kurumu biliriz. Yerel yönetimin yapılması gereken her hizmeti yapmasını isteriz. Yetki yerel yönetimde değil ama hizmeti yerel yönetimden bekliyoruz, yapılmadığını gördüğümüzde yerel yönetimden hesap soruyoruz. Bu olmaz. Yerel yönetimlerin bu mücadeleye öncülük edip sahillerin Datça'nın yolunu bilmeyen vakıfın elinden alınması lazım. Böyle bir mücadelede Belediye'nin yanında olmamız lazım. Vatandaş bu konuda Belediye'nin yanında olursa Belediye bu konunun üzerine gider, gitmelidir...”
MİKRO MİLLİYETÇİLİK SİYASİ PARTİLERDE OLMAMALI
Genel seçim bitti. Yerel seçim sürecine girdik sayılır. Senin dışında CHP Datça İlçe Örgütünde Datça dışında doğmuş ve gelip Datça'da yaşamaya başlamış başka kimler var?
“Benim dışımda 3 kişi daha var.”
Belediye Meclisinde ise CHP'de 1 (10'a 1), MHP'de 1 (3'e 1) ve AKP'de 1 (1'e 1) kişi var, Datça dışından gelip Datça'ya yerleşmiş olan. Yani, toplamda 15'e 3, Başkanı da sayarsak 16'ya 3. Bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum.
“Hepimiz, içgüdülerimize bağlı olarak komşularımızı, akrabalarımızı, arkadaşlarımızı memleketlimizi... korumak isteriz. Bir yere gittiğimizde bizden birisi var mı diye bakar ve görüştüğümüz kişiler ile olmak isteriz. Bu insan oğlunun içerisinde olan bir koruma, kendisine güvenli alan yaratma kaygısıdır. Ben bu duygunun burada ya da başka bir yerde var olmasını çok doğal karşılıyorum. Evet, herkes öncelikle ailesi, akrabası, arkadaşları, komşuları, memleketlisi... ile olmalı. Ama bir siyasi partide bunu doğru bulmuyorum. Çünkü ülkemizin sorunlarına çözüm bulmaya çalışırken, farklı yerlerdeki mücadelelere destek vermeye çalışırken yereldeki bu küçük gruplaşmaların içerisine sıkışırsak, buradan kurtulamayız.”
CHP Datça İlçe Örgütünde böyle bir gruplaşma var mı?
“'Mikro Milliyetçilik' olarak tanımlayabileceğimiz bu gruplaşmanın çok katı halde olduğunu ve uygulandığını hiç görmedim.”
Ben böyle adlandırmak istemeden sorunu tartışmak istemiştim.
“Siz söylemezsiniz, ben söylemem... bu olmaz. Bu düzen gider. Teşhisi doğru koyup, oradan ilerlemek gerekiyor. Ben bu partinin liseden beri ilgili komisyonlarında, ilçe yönetiminde bulundum. Ben, kendisi ve eşi Datçalı olmayan birisiyim.
Elbette, bunun arkasında, bunu yapmak isteyenler var mı? Yok, diyemeyiz. Var. 'Yerli olsun, bizden olsun' kavramı içerisinde sıkışık gruplaşmaları kurmayı düşünenler var mı? Var. Bunu kafasının içinden geçirenler oluyor. Olmayan yer yok, hani. Yaşamın içerisinde olduğu gibi her siyasi partide de bu var. Bu tür gruplaşmalar yaşamın içerisinde 'normal' karşılanabilir ama bir siyasi partide olur ise 'yanlış' olur. Bu olduğu zaman ülkenin ve toplumun sorunlarına objektif bir yaklaşımda bulunamayız. Sadece sen, ben, bizim oğlan bu çatının altında toplanırsa, o zaman 'birleştirici' olamayız, o gücü gösteremeyiz. Bunu başarabilmemiz için burada var olan herkesi ortak bir paydada buluşturabilmeliyiz. Bu buluşmayı başarabilirsek başarılı oluruz.
Siz daha iyi bilirsiniz, şöyle bir sistem kurulmuş: arkanda ya nüfus gücün ya da ekonomik gücün olacak. Bunlardan birisine sahip olabilirsen siyasette kendine yer bulabiliyorsun. Yoksa seni, beni hep ön tarafa atarlar, genel olarak söylüyorum, yanlış anlaşılmasın, hep ön tarafa atarlar, ama sorumluluklarda, yetkilendirmelerde, görevlendirmelerde hep 'benim adamım olsun' denir. Bu, bizim yıkamadığımız bir iç güdümüzdür. Aslında bunu yıkabilsek, hani görevi kişinin yapabilme becerisine göre verebilsek, bize 'yakınlık' derecesine göre vermesek pek çok sorunu aşmış oluruz...”
ÖN SEÇİM ŞART
Yani 2019 yerel seçimlerinde Belediye Meclis Üyeleri belirlenirken ve sıralama yapılırken liyakattan daha çok başka faktörler mi devreye girdi?
“Hayır, hayır...”
Bu konudaki düşüncelerini daha iyi öğrenebilmek adına 2019 Yerel Seçim sürecinde CHP ve MHP/AKP Belediye Meclis Üyelerinin nasıl belirlendiğine dair sahada dolaşırken yaptığım gözlemlere ve duyumlarıma dair örnekler veriyorum. 1999 yılından beri Belediye Meclisine seçilen CHP'li Belediye Meclis Üyelerinin bazılarına atıfta bulunuyorum...
“Anlattıklarında 'mikro milliyetçiliğin' ya da başka etmenlerin hiç etkisi yok diyemeyiz. Yaşadığımız sorunların içerisinde hayatta hep karşılaştığımız şeyler oldu. Bazı durumlarda küsen, şevki kırılan, bazı olumsuz yaklaşımlara maruz kaldığını söyleyen ve uzaklaşmak zorunda kalan arkadaşlarımız, büyüklerimiz oldu.
Ben, hep şunu söyledim: Bir sorun olduğunu gördüğünde arkanı dönüp gitmek çözüm değil ki. Kalıp, o sorunla mücadele etmek zorundasın. Senin de o işi, o görevi... yapabileceğini göstermen lazım. Sana bir görev verilmiyor ise o göreve talip olman lazım; 'ben bu işi yapabilirim' demen lazım. 'Ya bizim önümüzü tıkıyorlar, ben o nedenle gidiyorum' demek en basit iş...
Hayat, tecrübeden ibaret. Bu sorunları çözmek, örneğin belediye seçimlerinde çok basit; ön seçim...”
CHP'de ön seçim yapılıyor mu?
“2019 yerel Seçiminde yapılmadı. Bu konuda ben bir özeleştiri yapabilirim, o seçimde ben de yönetim kurulunda bu konu tartışılırken 'ön seçim olmasın' diye oy verdim. Bu, benim tecrübesizliğim idi. Sonrasında tecrübe kazandım ve ön seçimin ne kadar gerekli olduğunu fark ettim. Bu konuda Ali (Kurt) abimizin bize aktarımları çok önemli. Onun söylediklerine çok değer veriyorum...
Biz kendimize güveniyorsak üyelerimize de güvenmeliyiz. Onların sağduyusuna, iradesine güvenmemiz lazım. Üyelerimizin de kendi iradelerine sahip çıkması lazım. Üyelerimiz, hani 'delege ağalığı' deniliyor ya ona izin vermemesi lazım. Bütün aday adaylarını süzgeçten geçirip kimin daha yararlı olacağına karar vermesi lazım...”
Konuşmasının bu bölümünde kendisini örnek veriyor, parti içindeki serüvenine ve bugün geldiği konuma atıfta bulunarak “Bu” diyor, “bizim partimizin şeffaf olmasından kaynaklanıyor. Peki, önü tıkanan arkadaşlarımız oldu mu? Oldu. Daha çok başarılı olabilecekken ayak oyunlarına maruz kalanlar oldu mu? Oldu. Siyasetin içinde bütün bunlar var mı? Var. Ben şahsen bu saydıklarıma maruz kalıyor muyum? Kalıyorum. 'Caner çok iyi, çok hoş ama yerli değil'. Bu doğrultuda arkamdan çok konuşulduğunu biliyorum. Bütün bunlar benim bu ülke için verdiğim mücadeleden zerre kadar geri kalmama neden olmaz. Adımın önünde bir sıfat olsa da olmasa da bu mücadeleyi vereceğim...
Aytaç başkanımız beni yönetime davet ettiğinde ilk dönem gençlik kontenjanından yönetime girmiştim. Bu benim bir talebim değildi. Gençlik kollarımızın yaptığı toplantıda arkadaşlarımız sağ olsunlar beni önermişlerdi. İkinci dönemde ise Aytaç başkanın daveti ile yeniden yönetime girdim. Ben yönetimde şununla olmak istiyorum demedim. Ben hayatın içerisinde mücadelesini veren birisiyim. Bu mücadelesini çok fazla gösterebilen, süsleyebilen birisi olamayabilirim. Asıl olan özel yaşamında olduğu gibi her yerde mütevazi olmayı başarabilmek değil midir?..”
2024 yılında yapılacak Yerel Seçim sürecine girdik ya, sence ne olmalı? CHP Datça ilçe Örgüt nelere dikkat etmeli?
“Ön seçim olmalı. Benim duruşum, görüşüm her daim üyelerin iradesine saygı duymaktan yanadır. Üyeler çok iyi bir gözlemcidir. Bizler aktif olarak ön planda olsak bile onlar bizi gözlemliyorlar. Ben 2024 yılında yapılacak Yerel Seçimde belediye başkanlığı ya da belediye meclis üyeliği için CHP adına aday gösterilecek bütün arkadaşlarımızın ön seçim ile belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yapılacak bir genel seçimde milletvekilliğine aday olacak arkadaşlarımız için de düşünüyorum. Belediye meclislerinde ya da TBMM'de bizi temsil edecek kişileri bizim belirlememiz gerekiyor.”
Önceden bazı sınıflandırmalar olmadan mı?
“Koşulsuz şartsız ön seçim. Üyeler ile yapılacak bir ön seçim. Bu ön seçim sonucu adayların kim olacağı belirlenecek; yaşı, cinsiyeti, mesleği, işi... üyeler tarafından belirlenecek ve sıralamayı onlar yapacak... Bu durumda kimse kimseyi suçlayamaz; yok müteahhitler, yok Datçalılar, yok erkekler... çoğunlukta diyemez. Bugün eleştirdiğimiz özellikler o ön seçim sonucu belki hiç olmayacak, belki de yine olacak... Şimdiden bilemeyiz. Sonuca saygı duyacağız. Vatandaş ona göre oy verecek.
Ön seçim, demokrasinin gereği 'olması gereken' bir şey, aslında.”
Peki ön seçim olacak mı?
“Bu Genel Merkez düzeyinde alınacak bir karara bağlı. Yerel düzeyde bu doğrultuda bir karar alınır mı alınmaz mı bunu şimdiden bilemem. Önümüzde ilçe, il kongreleri ve kurultay süreci var. Bu süreç nasıl ilerler? Yaşayıp göreceğiz. Genel Seçim sürecinden yeni çıktığımız için bu konu üzerine oturup hiç konuşulmadı. Birebir konuşmalar birçok arkadaşımızın 'ön seçimden’ yana olduğunu, bunun çok daha yararlı olduğunu düşündüklerini gösteriyor...”
Bu konuda kritik soru şu: Belediye başkanı adayı olarak belirlenecek kişi “Ben kendi ekibimi oluşturmak isterim, bu anlamda belediye meclisi adaylarını ben belirleyeyim” derse ne olacak? Ön seçim esas alındığında belediye başkanından gelebilecek böylesi bir talep devre dışı bırakılmış olmayacak mı?
“Bu konuları tartışmak gerekiyor. Belediye başkanı adayı ile belediye meclis adaylarının ön seçim ile belirlenmesi sonucu ortaya çıkacak tablo demokrasinin gereğidir. Belediye meclisi üye adaylarının içerisinde her konuda belediye başkanı ile aynı düşünmeyen kişiler olabilir. Aynı düşüncede olunacak diye bir kural mı var? Başkanın her dediği kabul edilirse 'ortak akıl' nasıl oluşturulacak? Başkanın dediklerini sorgulayan kişiler de olmalı ki sağlıklı kararlar alınabilsin. Belediye meclis üyelerinin 'evet efendim, haklısınız' dediği bir yapı feodal bir yapı olur. Demokrasi, sorgulayan bir sistemdir. Eğer biz olup biteni sorgulamazsak bu partide ne işimiz var?”
DATÇA'YA GELEN DATÇA'YA AYAK UYDURMALI, UYUM SAĞLAMALI
Yıllar boyu Datça'da yaşaya gelmiş vatandaşlarımız Datça dışından gelip Datça'yı 'yeni yurt' edinenlerin kendilerine yönelik bazı yaklaşımlarına itiraz ediyorlar. Datça dışından gelip Datça'ya yerleşen birisi olarak bu konuda neler söyleyebilirsin?
“Datça'ya farklı tarihlerde bir nedenle gelip yerleşenler, buna kendileri karar verdiler. Datça'yı tercih ettiler. Kimse bizi zorla getirip buraya yerleştirmedi. Olay bu ise, buraya gelince neye dikkat etmemiz gerekiyor? Burada biz gelmeden önce de yaşayan bir halk vardı. Onların kültürleri, yaşam biçimleri, alışkanlıkları, komşuluk ilişkileri, eğlenceleri... vardı. Yüzyıllardır devam edip geldiği için gelenekselleşen bütün bunların farklı tarihlerde gelip Datça'ya yerleşen bizlerden görece farklı olması çok doğaldır.
Dışarıdan gelen bizim Datça'ya ayak uydurmamız lazım. Onları dönüştürmeye çalışmamalıyız. Örneğin benim çok sevdiğim ve kendime en yakın gördüğüm arkadaşlarım buralı. Her daim bana sahip çıktılar En iyi ya da en kötü anımda, gülerken ya da ağlarken hep yanımda oldular. Ben onları istediğim doğrultuda dönüştürmeyi hiç düşünmedim, bu doğrultuda çalışmadım. Böyle düşünmeyen, Datçalıları değiştirmek ve dönüştürmek isteyenler yok mu? Var... Biz burayı tercih etmişsek buraya uyum sağlamayı düşünmeliyiz. Biz Datça'yı Datça'nın var olan haliyle tercih etmedik mi? Ettik. Bu var olanları severek gelmedik mi? Geldik. Örneğin, iki genç evleniyor ve düğünlerinde davul zurna çalıyor. Bu halk yüzyıllardır düğünlerini bu şekilde yapıyordu. Şimdi yapmasın mı? Eğlence alışkanlıklarını değiştirsin mi... Burada yaşamak istiyorsak, burada yüzyıllardır yaşaya gelmiş halkın kültürüne, alışkanlıklarına saygı duyacağız. Saygı duymak zorundayız. Tolerans göstermekten söz etmiyorum, direkt saygı duyacağız...
Aslında her şeyi akışına bırakabilsek, o ortak kabul edilebilir çeşitliliği yakalayacağız...”
Pazarcılık yaparken olduğu gibi şimdi de bazı Betçeli tanıdıklar bana “Mehmet abi, sen bizdensin” der. Beni kendilerinden görürler. 1994 yılından beri Datça'ya gelip giden ve 2001 yılından beri Datça'da yaşayan birisi olarak bunu duymak benim çok hoşuma gider. Sen kendini nasıl görüyorsun? Sen Datçalı mısın?
“Ben kendimi bir lokasyonla sınıflandırmıyorum; Dünyayı seven birisi olarak görüyorum. Dedelerimin dedesi Balıkesir Savaştepeli idi. Dedemin babası Manisa Kırkağaç'a gelmiş. Yaşam bana bu şekilde bir yol çizmiş, Datça'ya gelmişim. Kendimi şöyle görüyorum: Dünya'da sınır var mı? Yok. Sınırları insanlar koyuyor...”
Çevrendeki doğma büyüme Datçalı esnaflar sana nasıl davranıyor?
“Çok iyi. Örneğin ortağım Ozan Şimşek ile birlikte limanda iş yerimizi açtığımızda ekonomik olarak çok zor bir dönemdeydik. Kredi çekiyoruz, eşten dosttan borç buluyoruz, çarkı döndürmeye çalışıyoruz. Allah rahmet eylesin, bize her daim abilik yapan rahmetli Erhan Okur vardı, yanımıza geldi, hayırlı olsun dedi ve bize öyle bir dokunuş yaptı ki; 'Geliyorsunuz, büfeden istediğinizi alıyorsunuz, işinize bakıyorsunuz...' Onun yaptığı bu abilik bizim için unutulmazdır. Başka birçok örnek verebilirim. Örneğin Özgür Kara adında bir arkadaşım var...
Ben, olumsuz bazı yaklaşımlara maruz kaldım mı? Kaldım. Çok kaldım. Gençlik yıllarımda çok kaldım. Partinin içinde çok kaldım. Ama hep iyilerin olduğu bölümde olmaya özen gösterdim. Başka türlüsünün yanında olmadım, arkasında durmadım. Bazı şeyleri duymamazlıkdan geldim. Örneğin, benim için arkamdan önümden olumsuz birçok şey söylenmiştir. 'Çocuk iyi ama Datçalı değil' Aytaç başkan bütün bunlara rağmen bana bir abilik yapmıştır. Yanımda olmuştur. Onun abiliğini her daim hissetmişimdir. Bu güzelliklerdir ki bizim yaşam mücadelemizdeki enerjimizi sağlıyor...
Siyasette kimsenin etnik kökenine bakılmaması lazım. Dini inancına bakılmaması lazım. Doğduğu yerin değerlendirmeye alınmaması lazım. Bunlar bizim seçmediğimiz şeyler. Peki, bizim karar vermediğimiz şeylerden dolayı biz neden sorumlu tutuluyoruz? Ben Datça'ya 14 yaşımda geldim. Birçok Datçalıdan daha kötü, birçok Datçalıdan ise daha iyi Datçalıyımdır. Önemli olan buranın kültürüne saygı duymak, buranın doğasını koruyabilmektir. Geleceğine sahip çıkmaktır. Çocuklarımız da burada yaşayacak. 14 yaşından beri yaşadığım Datça'ya birçok şey katabilmişimdir. Siz daha yakın zamanda gelmiş ama benden daha fazla şeyler katmışsınızdır. Bu kişinin olanakları ve yetenekleriyle ilgili bir şeydir. Kişiler kendilerinin tercih etmediği şeylerden dolayı yargılanmamalı ve dışlanmamalıdır...
ÜLKEMİZDE SİYASET, SİYASETÇİNİN YAŞI GENÇLEŞMELİ
CHP 14/28 Mayıs günleri yapılan genel Seçimden çıktı. İstenen olmadı, Türkçesi bu. Haliyle yeni bir sürece evrilindi. Şimdi CHP bir karar vermek zorunda, bu yaşanılan sürece dair. Sence CHP Genel Merkez düzeyinde ne olmalı bu süreçte? Parti hangi yöne doğru evrilmeli ya da ne yapmalı? Neler olursa daha iyi olur?
“Şöyle: Kişileri değiştirmek zihniyeti değiştirmek anlamına gelmiyor. Biz kişileri değiştirip başarısız sonuçlar alan zihniyetin devamlılığını sağlarsak bu değişim olmuyor. Eğer partide bir değişim, bir tazelenme olacaksa, yanlış giden zihniyetin de değişmesi lazım. Ali'yi kaldırıp aynı zihniyetteki Veli'yi oturtmak çözüm değil. İlçe kongreleri ile birlikte İl kongreleri ve Genel Merkez Kurultayından sonra taze bir kana, yeni bir jenerasyona ihtiyaç var. Ülkemizde siyaseti yaşlı bir siyaset. Siyasetin yaşının düşmesi lazım. Bunu başarabilirsek, toplumun, dünyanın, bu çağın hızına ayak uydurabilecek düşüncelere, sistemlere evrilebiliriz.
Gençleştirirken de bazı şeylere dikkat etmemiz lazım. Örneğin, şu an kongreler sürecine giriyoruz ama 6 ay sonra yerel seçim süreci başlayacak. Benim düşünceme göre ilçe ve il başkanlığını ya da ilçe ve il yönetim kurulu üyeliklerini düşünen üyelerimiz yerel seçimlerde de aday olup olmamayı düşünmelerine göre kararlarını vermelidirler. Bir başka deyişle, bir kişi yerel seçimde belediye başkanlığına ya da belediye meclis üyeliklerine aday olmayı düşünüyor ise bu kongre sürecinde bir makama aday olmamalıdır. Aday olur ve seçilirse, yasa gereği yerel seçimde aday olduğunda seçildiği bu görevden istifa etmek zorunda kalacak. Bu durumda ne olacak? Seçildikten 4 ay sonra ilçe ve il yönetimlerinde ciddi sıkıntılar yaşanacak.
1974 yılından beri seçim kazanamamış bir partiyiz. Aslında Cumhuriyeti kuran ve oldukça dinamik bir partiyiz. Her zaman ağırlığı olan ve gerektiğinde bu ağırlığını hissettiren bir partiyiz. Ama biz hala 100 yıl önceki kuruluş felsefesi ile onu örnek göstermeye devam edersek çağı yakalamayız. Çağı yakalamamız lazım. Artık her şey çok farklı. Örneğin Ali amcaya gittiğimizde o Ali amca çobanlığı bırakmış ve Afganlılar çobanlık yapıyor... O Ali amcanın yaşadığı sorunları tespit edip çözümleri doğru bir şekilde ortaya koyamıyorsak yaptığımız siyasetin bir anlamı kalmıyor. O Ali amca yine karşı çıktığımız zihniyete oy vermek durumunda kalıyor. Ali amca, kendisine bu hayatı yaşatanların dışında bir çözüm olduğunu düşünemiyor...”
O Ali amcaya ulaşmada, onunla konuşmada ve onu ikna etmede bir sıkıntı mı var?
“Olmasa iktidardık şimdi.”
BAŞARISIZLIĞI BİR KİŞİYE YIKMAK ACIMASIZLIKTIR
CHP, 1970'lerde, DEV-GENÇLİLERİN, Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin estirdiği rüzgarın etkisiyle önce 'Ortanın solu' dedi, sonra Ecevit döneminde 'Demokratik Sol' dedi, sonra evrildi, evrildi, şimdi şu anki CHP Genel Başkanı sayın Kılıçdaroğlu 'Artık sol-sağ bitti. Tarih oldu. Biz merkezdeyiz' dedi. Bu evrilmeyi nasıl görüyorsun?
“Genel Başkanımız, bu süreçte, bütün Türkiye siyasi tarihine not düşülmesi gereken olgunlukta bir davranış sergiledi. Birçok farklı gruplardaki insanların bir ortak merkezini oluşturdu. Bunu başarabildi. Bunu başarırken de hep şunu yaptı: İnsanları dinledi. Bence, Genel Başkanımızı herkes başarısız olarak değerlendiriyor ama aslında her zaman yapılan bir şey var; seçim kazanılmış olsaydı etrafındaki o 6'lı masanın liderleri, bütün milletvekilleri, sahneye çıkan bütün büyükşehir belediye başkanları, bütün belediye başkanları 'kazandık, kazandık' diye ortada dolanacaklardı. Seçim kaybedilince bir kişi sorumlu tutuluyor mağlubiyetten. Kazanımdan herkes nemalanırken yenilginin bir kişinin üzerine yıkılması acımasızlıktır.
Bugüne kadar bu kadar farklı düşüncedeki kişileri bir masa başında buluşturabilen başka bir kimse var mı? Yok. Bunu sağlayan iradeyi, başarıyı görmemezlikten gelmek nasıl bir şey olabilir? Bir insan değişim isteyebilir. Kılıçdaroğlu gitsin, başka birisi gelsin diyebilir. Ben bunu anlarım. Ama başarısızlığı bir kişinin üzerine yüklemek acımasızlıktır. Eğer ortada bir başarısızlık var ise bunda benim de payım vardır...”
BENİM DURUŞUM SOL'DUR
Başarıyı-başarısızlığı değil, CHP'deki yönelimi sordum.
“Benim duruşum sol'dur. Bunu bir yön tarifiyle değil de ekonomi tarifiyle anlatayım; bir çiftçinin toprağı satılıyor ise çiftçinin ürettiği şeker pancarına kota konuluyorsa, toprağı ekmesinin önüne engel konuluyorsa, ektiği şeker pancarını satacağı fabrika özelleştirilip şirketin eline bırakılıyorsa artık bunun sol'u, sağ'ı kalmamıştır. Genel Başkanımızın dediği budur. Bizim çiftçimizin, köylümüzün, işçimizi emekçimizin hakkını savunma aşamasına gelmiş durumdayız.
Bizim yöneticilerimiz maalesef dini kullanarak, Kuranı Kerimi meydanlarda sallayarak bu ülkenin bütün değerlerini sattılar. Toprağını, fabrikasını, düşüncesini, çocukların geleceğini... sattılar. Bunun sağı solu kalmadı. Bu radikal İslam değil ılımlı İslam’dır diyerek araya sıkıştırılmış bir zihniyetin bizim ülkemizi satma noktasına gelmiş bir projesi oldu. Bu projeye karşı sağcı olsan ne olur, solcu olsan ne olur? Giden değer bizim değerimiz. Politik olarak üretimin kolektif bir şekilde çalışmasından yanayım. Buna, sol diyorsanız ben solcuyum...”
Bu noktada bir hata mı var?
“Biz öz gücümüzü sahaya sürseydik daha başarılı olabilirdik. Emeğe değer veren örgütlerle, sivil toplum kuruluşlarıyla el ele, yan yana olsaydık daha başarılı olabilirdik. Bizim düşüncemizin daha doğru bir düşünce olduğunu, bizim sistemimizin daha doğru bir sistem olduğunu anlatabilirdik. Toplum 10 yıl önce bu sistem içinde gördüğü figürleri bizim yanımızda görünce 'Değişen ne?' diye söylediklerimizi sorguladı.”
DEĞİŞİME ÖNCÜLÜK ETMELİYİZ
Datça'da %77'lere varan bir oy aldı Kılıçdaroğlu. Bu oyun alınmasında Datça'nın kendine has özelliklerinin payı var ama öte yandan sizin, İlçe Kadın Kolları Başkanınız Filiz Aydeniz'in nezdinde kadın üyelerin CHP'nin solundaki kesimler ile çalışmasının da büyük payı var. Datça'da çok başarılı bir çalışma yürütüldü. Bu nedenle, senden sonra Filiz hanıma da mikrofonu tutacağım. Sormak ve öğrenmek istediğim tam da bu konudur. CHP kendi öz gücü ile değil de AKP'den kopanlar ile yürüyünce toplum çok doğal olarak 'Yahu biz bunları dün de gördük. AKP'den farklı olan ne?' demiş olabilir. Örneğin, bazı AKP'liler 'Erdoğan'ın süpürdükleri ile ne yapabilirsiniz?' diyorlar. Türkçesi bu. Sokakta konuşulan bu. Burada bir sıkıntı yok mu? Var. Toplum 'Yahu biz bunları denedik. Biliyoruz. Sen bana yeni ne söylüyorsun?' dedi. Bu nedenle CHP'de yeni bir rota tayinine gereksinim yok mu?
“İllaki, illaki... Bunu parti üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Çağımızın gerekliliği bu... Çağımızda bazı terimlerin tanımı değişiyor. Bu terimlerin 20 yıl önceki tanımı ile bugünkü tanımı aynı değil. 40 yıl önceki tanımı ile 20 yıl önceki tanımı da aynı değil. Bu kalıplaşmış tanımların dışına çıkmamız lazım. Yaşam o kalıpları değiştiriyor. Doğanın değişimine hiçbirimiz dur diyemeyiz. Zamanın değişimine dur diyemeyiz. Bizim pozisyonlarımız ve yargılarımız bile değişiyor. Algılarımız değişiyor... Burada değişime öncülük etmezsek, yol göstermezsek olmaz. Değişim önce bizden başlar; ya değişimin geldiğini fark edip değişime öncülük edeceğiz ya da değişimin ilk değiştirdikleri olmak zorunda kalacağız. Kendimizi değiştirmemiz, dönüştürmemiz lazım.
Toplum yanılır mı? Evet, gün gelir toplumlar da yanılır. Adolf Hitler örneğini düşünelim. Adolf Hitler'in referandumuna %98 oy veren toplum 10 yıl sonra Hitler'i anmama kararı olan toplum oldu. Çünkü algı mekanizmaları değişiyor. Örneğin, siyasi tarihimizde seçim otobüsünü ülkeye ilk getirenler rahmetli Ecevitlerdir. Onu getirdiği yıl seçim kazandı. Çünkü her yeri miting alanına dönüştürebilme özelliğine sahipti. Çıktı otobüsün üstüne, aldı eline mikrofonu ve her yer onun için miting alanı oldu. Köy, kasaba dolaştı. Herkesin kapısının önüne kadar gidebildi. Şimdi her kapıdan içeriye şu ekran (cep telefonu, TV, İnternet) ile de girebiliyoruz. Çağa ayak uydurmak gerekiyor. Kişiler, partiler... bunların hepsi gelip geçici...”
Son sözlerin?
“CHP öz gücüne sahip çıkmalı ve güvenmeli Transfer siyaseti, davet siyaseti ile bir yere varılamayacağını düşünüyorum. Partinin içinde, partinin farklı kademelerinde, gençlik kollarında, kadın kollarında çalışan arkadaşlarımıza, üyelerimize güvenilmesini istiyorum. Parti aidiyeti olmayan insanlar farklı yöne kayabiliyor. Parti aidiyeti olan bir insan yaptığı her eylemde acaba ben partime zarar veriyor olabilir miyim diyerek verdiği kararları bir kez daha süzgeçten geçirir. Biz insanları sadece popüler oluşuna, nüfus ya da ekonomik gücüne göre bazı makamlara getirirsek, o insanlar hangi nedenlerle davet edildiklerini biliyorlar. Haliyle o amaç doğrultusunda hayatlarına devam ederler. Parti aidiyeti olan, parti disiplinine sahip bir kişi partisi için kişisel hedeflerinden bile vazgeçebilir...” (13.06.2023)
“2005 yılından beri CHP üyesiyim; Datça/Cumalı Mahallesinde öğretmenlik yaparken emekliliğim geldi, emekli oldum ve aynı yıl Datça CHP İlçe Örgütüne üye oldum. O günden beri CHP üyesiyim.”
2009-2014 yılları arasında Datça/Yaka Köyü Muhtarlığı yapan, 08.04.2021 tarihinde yazdığım “DATÇA'DA BİR KÖY-KENT (YAKA/KUMYER/YASAFUL) ÖYKÜSÜ!”nü anlatan (Muğla turnusol’da yayınlandı), 20.03.2022 tarihinde yazdığım “DATÇA'da BİR KÖY ÇEVRE DERNEĞİ ÖYKÜSÜ”nü anlatan (Haber ve İnsan’da yayınlandı) iki kişiden birisi olan Nazmi (Gültekin) hoca ile kongreler sürecini başlatan CHP'de “ön seçim” üzerine konuşuyoruz.
DATÇALIYIM
“Babam Mesudiyeli, annem Yazıköylü, babaannem Yakalı, anneannem Sındılı. Doğma büyüme Milaslıyım...”
Bu nasıl oluyor?
“Annem ve babam Datçalı ama Milas'ta tanışmışlar, orada evlenmişler. İki kardeşimle birlikte Milas'ta büyüdük...”
(Bu noktada hocanın sözünü keserek, Betçelilerin yaşamında Milas'ın neden çok önemli bir yer tuttuğunu çok merak ettiğimi ve bir gün bunu yazmak istediğimi söyledim. “Hatta” dedim “geçenlerde bir arkadaşım şu an CHP Milas İlçe Başkanının dahi Cumalı kökenli olduğunu söyledi.”)
İLÇE YÖNETİMİNDE İLÇE EĞİTİM SEKRETERLİĞİ YAPTIM
Hoca anlatmaya devam etti.
Nazmi (Gültekin) hoca CHP'ye üye olduktan sonra 2005-2008 yılları arasında CHP Datça İlçe Örgütü Yönetiminde İlçe Eğitim Sekreterliği görevini üstlenmiş. İlçe örgütü başkanı Hasan Kaya imiş.
Hoca'nın verdiği bilgilere göre Hasan Kaya Reşadiyeli. Sinop Ayancık'ta öğretmenlik yaparken yapılan teklif üzerine Ayancık Belediye Başkanlığı'na aday olmuş. Seçilmiş. Bir dönem belediye başkanlığı yaptıktan sonra yeniden öğretmenliğe dönmüş. Eşi de öğretmenmiş. Emekli olduktan sonra da Reşadiye'ye gelip yerleşmiş. Hali hazırda Reşadiye'de yaşamını devam ettiriyormuş.
Nazmi hoca, ilçe yönetiminden sonra CHP Yaka Mahalle Delegeliği, iki-üç kez de Muğla CHP İl Örgütü Delegeliği yapmış.
CHP'de YALNIZCA MAHALLE DELEGESİNİ ÜYELER SEÇER
CHP'de kaç tür delegelik var?
“Her mahalledeki üyeler o mahalledeki delegeleri seçer. Bu mahalle delegeleri ilçe yönetimini, ilçe yönetimi il delegelerini, il delegeleri il yönetimini, il yönetimi ise kurultay delegelerini seçer.”
CHP'de sistemin nasıl çalıştığını anladıktan sonra söyleşiye devam ediyoruz.
CHP 25 yıla yakın Datça Belediyesi'nin yönetimini elinde bulunduruyor. 2019 yılında yapılan yerel seçimde Datça CHP Belediye Başkan Adayı ve Belediye Meclis Üyeleri Adayları nasıl belirlendi? Liste nasıl düzenlendi?
“Hepsi genel merkez tarafından atandı.”
Bu konuyu biraz deşmek istiyorum.
Nasıl yani?
Nazmi hocamın anlattıklarını bire bir aktarmaktan imtina ediyorum, anlatılanlardan çıkardığım sonuç çok özet olarak şu: 2019 yılında ilçelerde CHP Belediye Başkan Adayları belirlenirken Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Osman Gürün, ilçe belediye meclislerine CHP adayları belirlenirken CHP İlçe Belediye Başkan Adayları söz sahibi olmak ve kendi ekibini belirlemek noktasında hareket ediyorlar. Belirlenen bu isimler Ankara'ya gönderiliyor. Ankara bu isimleri onaylayıp geri gönderiyor.
(2019 yılı yerel seçim sürecinde sahada yaptığım gözlemler sırasında Datça Belediyesi CHP Grubu Meclis Üyeliği için seçime katılacak adayların CHP Datça Belediye Başkan Adayı olan Gürsel Uçar dahil 5 kişilik bir grup tarafından belirlendiği kanısına varmıştım.)
CHP'de VAR OLAN SİSTEME GÖRE “ÖN SEÇİM” OLMAZ
Yani, 2019 yılında yapılan yerel seçimde Datça'da Belediye Başkan Adayının ve Belediye Meclis Üyelerinin belirlenmesinde ön seçim yapılmadı. Peki 2024 yılında yapılacak olan yerel seçimde nasıl bir yol izlenecek ya da izlenmeli?
“CHP'de var olan sisteme göre ön seçim olmaz. Yeni bir sayfa açılırsa olur.”
Bu ne demek?
“Yani eski sistemden vazgeçilir ve ön seçim yapılmasına karar verilir ise olabilir, ancak. Buna karar verilmesi de vatandaşın, kamuoyunun baskısı, tepkisi olur ise mümkün olur. Örnek vereyim: Datça'da beni herkes tanır. CHP'de olduğum sürece her daim ön seçimden yana oldum. Kime sorarsan sor, Derviş'e, Savaş'a, Durmuş'a, belediye başkanına sor, hepsi 'Nazmi hoca ön seçimden yanadır' der. Benim ismim, bir ara Datça CHP İlçe Başkanlığı için konuşulur oldu...”
Bunun ne zaman konuşulduğunu soruyorum. Tarihi tam olarak anımsayamıyor. “Şimdi ilçe başkanı konumunda olan Aytaç (Kurt) beyin ilk döneminin başında” diyor.
“Benim şartım şu oldu: Ben yalnızca ilçe başkanı olacağım. Belediye başkanlığına, belediye meclis üyeliğine, herhangi bir yere hiç aday değilim. Bir tek amacım var: 'belediye başkanı ve belediye meclis üyesi adayları üye bazında ön seçim ile belirlenecek...' Bu düşünce karşılık bulmadı. Üyeler bu düşüncenin etrafında toparlanmadı...”
Neden? CHP parti üyeleri, CHP parti kademeleri neden ön seçime karşı çıkıyorlar?
“Bir, işin maddi yanını düşünüyorlar. Bir de parti üyelerinde 'partinin daha üst kademelerindeki parti büyüğü, PM üyesi, milletvekilli, büyükşehir belediye başkanı... konumundaki insanları' hatta 'K. Kılıçdaroğlu'nu tanıyorum, adaylık işimi oradan bitiririm' anlayışı var. Bu nedenle 'ön seçime gerek yok' diye düşünüyorlar. Birçok üyenin aklından bu geçiyor. Tanıdığım pek çok 'kafa adamlar' bile bu şekilde hareket ediyor. Bu nedenle ön seçim parti içinde rağbet görmüyor. Partinin 'demokratikleşmesi' anlamında en küçük bir adım bile atılmıyor...”
Hocanın bu son cümlesine şaşırıyorum. Hoca açıklama yapma gereği duyuyor.
“Buna düşünce tembelliği, her tür tembellik diyebiliriz.”
Bu CHP için tehlikeli bir durum değil mi?
“Evet tehlikeli bir durum. Bunu yazabilirsin. Korkulacak bir şey de yok. CHP'de ön seçimin yerleşmesi anlamında bunu söylemek gerekiyor...”
ZORUNDA KALIRSAM ÜYELERDEN ÖN SEÇİM İÇİN İMZA TOPLAYACAĞIM
“Ön seçim konusunda bazı üye arkadaşların yanında şunu dahi dillendirdim: '2024 yılında yapılacak olan yerel seçimde Datça'da Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclis Üyelikleri için gösterilecek adayların belirlenmesinde ön seçim yapılmaz ise ilçe örgütü üyelerini tek tek dolaşıp ön seçim için imza toplayacağım.' Şimdiye kadar bunu yapmamakla hata yaptık. Bu konuda bir kamuoyu baskısı oluşturmak lazım. Bunu ben yapmasam dahi bir başka üye yapmalı.
Bu yöntem geçmişte Milas'ta kullanıldı ve başarılı da olundu, sonuç alındı. CHP Muğla/Menteşe ilk belediye başkan adayı ön seçimle belirlendi. Ula Belediyesi için ilk başkan adayı ön seçim ile belirlendi. Yani Muğla'nın bazı yerlerinde lokal olarak ön seçim yapıldı... Ha sanırım 2 ya da 3 meclis üyeliği için kontenjan kullanalım denmiş, hangi anlamda bu düşünülmüş onu bilemiyorum.”
ÜYELER SÖZ SAHİBİ OLMALI, VESAYET KALKMALI
Peki hocam, ön seçimi neden istiyorsun?
“Partiye emek veren, partiyi şu ya da bu şekilde tutan üyelere değer verilmesinden yanayım. Her yerde, her işte üyeler koşturuyor. Partinin en küçük işinde gidip üyeleri buluyorsun. Onlarla irtibata geçiyorsun. Ama en önemli bir olayda, bir belediye başkanı adayının, belediye meclis üyeleri adaylarının belirlenmesinde, milletvekili seçiminde üyelerin hiçbir rolü olmuyor. Üyelere gidilmiyor. Üyelere danışılmıyor. Bu durum, eşyanın tabiatına aykırı. Böyle bir şey olabilir mi? Her yere, her işe üyeleri götür ama en önemli olayda onlar değil, başkaları söz sahibi olsun...”
Burada şöyle bir eleştiri gelirse, ki geliyor, ne diyebilirsin? “Üyeler mahalle delegelerini, mahalle delegeleri ilçe yönetimini, ilçe yönetimi il delegelerini, il delegeleri il yönetimini... belirliyor. Bu durumda neden ille de ön seçim diye diretiyorsunuz?”
“Burada bir 'vesayet' söz konusu. Bu 'vesayet' sahiplerinin ne ölçüde doğru yaptığı her daim şüphelidir. En doğru yöntem, üye bazında ön seçim olması gerekirken bütün yetkileri neden ilçe başkanına, il başkanına, büyükşehir belediye başkanına vereyim?”
Yani, üyeler bu aday belirlemede de yetkiyi kendi elinde mi bulundurmalı?
“Lokal olarak herkes bulunduğu yerde kendisini yönetecek insanları kendi seçmeli. Bu benim görüşüm. Var olan durumda bizi yönetecek kişileri bizim dışımızdaki insanlar seçiyor. Kimlerin seçtiği de belli değil, o nokta çok net değil; genel başkan, PM, il milletvekilleri, büyükşehir belediye başkanı, il yönetimi vb... Datça söz konusu olduğu zaman Datça, Milas söz konusu olduğu zaman Milas, Bodrum, Yatağan, Marmaris.... söz konusu olduğu zaman o ilçelerdeki ilçe örgütü üyeleri seçmeli. Belki şimdi işin kolayına kaçılıyor.”
Ön seçim yoluyla belirlenecek adaylar ile yukarıdan belirlenecek adayları düşündüğünde hangisi daha sağlıklı bir belirleme olur?
“Ön seçime karşı çıkanlar şundan korkuyorlar: Geçmişte de görüldü. Ön seçim olduğunda ufak tefek kırgınlıklar oluyor. İşte sen şunu destekledin de bunu desteklemedin... gibi. Desteklediğin bir aday seçilemediğinde, desteklediği adayı seçilen sana karşı bir tavır takınabiliyor. Partinin üst kademeleri bu kırgınlıklar olmasın anlamında da bu ön seçimi istemiyorlar.”
Ön seçim dışı yöntemle aday/adaylar belirlendiğinde aday olup da aday gösterilmeyenlerin gönlü kırılmıyor mu?
“En azından yerelde ilişkiler devam ediyor. Adayı/adayları belirleyen yere, örneğin bu genel merkez ise oraya, büyükşehir belediye başkanı ise ona karşı aday gösterilmeyenler kırgınlıklarını içlerine gömüyorlar, dışa vurmuyorlar ya da dışa vurmaktan kaçınıyorlar. Geçmişte, Datça'da genel merkeze bu nedenle çok insan kırgın olmuştur, onlarca örnek verebilirim. Ön seçime gidilmemesinin nedeni bu kırgınlıkları önlemektir.
Partide ön seçim onlarca kez yapılsa ve gelenek haline getirilse idi üyeler deneyimleriyle pek çok şeyi olağan kabul eder ve şimdi çok nadiren yapılan ön seçim sonrası yaşanan durumlar yaşanmazdı. O demokratik olgunluğa erişilirdi. Hiç yapılmadığı için şimdi ön seçim gündeme geldiğinde 'acaba şu' ya da 'bu üyenin kalbi kırılır mı?' diye düşünülüyor.
Ben, üyelerin kabullenemediği bir adayın gönlünün kırılmasından yanayım. Yani parti üyelerinin iradesini kabul etmeyen kişi gerçekte CHP'li değildir. Bir kişinin CHP ile bağı ne kadar güçlü olursa üyelere, üyelerin iradesine o kadar çok güvenmeli. Yerelde aday olacak kişi o yerdeki ilçe örgütü üyelerinin dışında kimseye de güvenmemeli. Üyelere değer vermeli. Yereldeki insanımıza değer vermeli. Onun fikrini almalı. Ben bu yolun çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.
Bir de şu var: Kesinlikle ve kesinlikle, bunu söyleyerek bitireyim, gençlerin önünün açılmasından yanayım. Ön seçim sürecinde gençlerin aday olmasından ve onların önünün açılmasından yanayım. Kim olursa olsun, önü açılmalı” (22.06.2023)
“Adım Sayit Demirelli. 1997, Datça doğumluyum. Babam Datçalı, İskele Mahallesi'nden. Annem ise Datça doğumlu, dedem Manisa Akhisar'dan gelip buraya yerleşmiş. Üç kardeşiz.
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Spor Akademisi Beden Eğitimi Bölümü 2020 yılı mezunuyum. Aynı yıl Datça Belediyesi'ne basketbol antrenörü olarak işe girdim, 2 yıla yakın basketbol antrenörlüğü yaptım ve 2022 yılı içerisinde işi bıraktım.”
Sayit daha ilk anda mesleğinden ve Datça Belediyesi'ndeki işinden söz edince içimden, “Sayit'in içi hala dolu; üyesi olduğu CHP Datça İlçe Örgütünde ve bir dönem çalıştığı Datça Belediyesi'nde yaşadığını söylediği şeylerin bilinmesini istediği anlaşılıyor ama benim bu söyleşideki amacım, onun bu yaşadığını söylediği şeylerden hareketle de olsa CHP üyesi bir genç olarak CHP'ye dair bugün gündemde olan bazı konularda neler düşündüğünü öğrenmek.” diyorum.
Söyleşiye başlıyoruz.
AİLEM ÖTEDEN BERİ CHP'LİDİR
Sayit'in babası Durmuş Demirelli'ye dair amiyane deyimle “kemik bir CHP'lidir” denildiğini bildiğim için CHP'nin yönetimde olduğu Datça Belediyesi'nde işe alınmasında babasının bu siyasi kimliğinin belirleyici bir etken olup olmadığını soruyorum.
“Babam 1999 yılında Datça Belediyesi seçimini kazanmamızdan (Erol Karakullukçu seçilmişti) çok öncesinde de CHP'li idi” diyerek anlatmaya başladı. “CHP 1999 yılından beri seçimlerde yüksek oy alınca, Datça'nın öteden beri hep CHP'li olduğu gibi bir algı var, bu doğru değildir. Babam ve benim ailem CHP Datça'da azınlıkta iken de CHP'yi destekleyenlerdendir. Bugün CHP Datça İlçe Örgütü'nün önde gelenlerinden bazıları da babam ve benim ailem gibi öteden beri CHP'li olanlardandır. CHP yerelde iktidar olmaya başladıktan sonra, sağ partili olan ya da sağ partilere destek verenlerden pek çok kişi CHP'ye yöneldi ve gelip üye oldu...”
Sayit, CHP'ye olan bu yönelimi bir nevi “menfaatçilik” ve “güçlü olanın yanında yer almak” olarak yorumluyor. Benim yorumum ise biraz daha farklı: 1990'lı yılların sonu ile 2000'li yılların başlarında siyasal İslam’ın merkezi yönetimde iktidar olabilecek boyuta ulaşması karşısında yalnızca Datça'da değil, Ege'nin bazı yerlerinde de seküler yaşamı benimsemiş olan ve geleneksel olarak Menderes-Demirel çizgisine oy veren bir kesim CHP'ye yöneldi, siyasal olarak kendilerini CHP'de konumlandırdılar...
LİYAKAT SAHİBİ OLDUĞUM İÇİN İŞE ALINDIM
“Akademik anlamda bu iş için en yeterli kişi bendim, Datça'da. Öteden beri Datça Belediyesi Basketbol Takımı'nda oynadım ve üniversitede iken de yazları antrenörlük yaptım. Emek verdim. Bir çevrem oluştu, kendi çapımda. Datça'da işe alındıktan sonra da en genç antrenör oldum.”
“Belediye beni işe almakla 'liyakat' açısından doğru bir tercihte bulunmuştur” diyebilir misin?
“Kesinlikle. Bu konuyu kime sorarsan sor, vicdanen bunun böyle olduğunu söyler. Eğer bu böyle olmasaydı, yani liyakatli oluşumdan dolayı değil de babamdan ya da CHP'ye yakın olmamdan dolayı işe alınmış olsaydım, istifa etmezdim. Kalırdım.”
Anlatımına göre, belediyede çalıştığı 2 yıla yakın sürede basketbolu 6 yaş kategorisine kadar indirmiş, köy okullarına bu konuda ders vermeye gitmiş. “Böylesi bir hizmeti veren belediye Türkiye'de çok azdır. Üniversiteye öğrenci hazırladım, 5 yıl okuması için. Kazanamayanlar da oldu ama 2 kişi kazandı. Hangi belediyenin üniversiteye öğrenci hazırlama gibi bir misyonu oldu? Datça'da olmayan şeyleri getirdim. Projeler ürettim. Belediyede çalışmaya devam etseydim daha başka projelerim de olacaktı, örneğin engellilere yönelik deniz turizmi ile ilgili, fakat nasip olmadı.”
DUYGUSAL OLARAK ÖTEDEN BERİ CHP'LİYDİM
CHP Datça İlçe Örgütüne Datça Belediyesi'nde işe başladıktan sonra üye olmuş. Babasının öteden beri “kemik bir CHP'li” olması nedeniyle çocukluğundan beri yereldeki politik gelişmeler ile bir biçimde içli dışlı imiş. “Beni tanıyan herkes bunu bilir” diyor. “Üniversitedeki bölümüm nedeniyle öğretmen de olabileceğimden resmi olarak CHP'ye üye olmamıştım. Duygusal olarak partiye çok önceden beri bağlıyım. Küçük yaşlarımdan beri partinin olsun, belediyenin olsun bütün çalışmalarında bulundum. Lise dönemimden beri, hatta 7. ya da 8. sınıftan beri katıldığım mitinglere, örneğin, Kılıçdaroğlu'nun Muğla'ya ilk geldiğinde yapılan mitinge katıldığıma dair fotoğrafım var.”
Bu dönemdeki kimliğini nasıl tanımlayabiliyorsun?
“Deniz Gezmiş'in fotoğrafını görmüştüm, sosyal medyada, ilgimi çekmişti. Onunla ilgili bilgileri orada okudum. Daha sonra Lenin, Stalin... işte Türkiye'nin yakın tarihi filan o dönemde çok ilgimi çekti. O dönemde kendimi 'Solcu, Devrimci, Atatürkçü' olarak tanımlıyordum. Her şeyi daha tam olarak bilemiyordum... Deniz Gezmiş'e çok büyük hayranlığım vardı. Ama CHP'liydim. Başka bir yöne yönelmem hiç olmadı.”
CHP'YE ÜYELİK İÇİN 15 KİŞİ BAŞVURDUK
Senin gibi üyeliğe başvuran başka gençler de var mıydı?
“Vardı.” dedikten sonra üyelik sürecini özet olarak anlatmaya başladı. “Önce Datça ADD Gençlik Kollarını kurduk ki ben gençlik kolları başkanı idim. ADD'de yer alan gençler olarak CHP içinde de aktif olarak siyaset yapmak istedik. Biliyorsun, gençlerin siyasete ilgi duymaları çok fazla olmuyor ülkemizde, yıllardır. Biz ilgi duyuyorduk. Bir biçimde katkı vermeye çalışıyorduk. Üye başvurularında bulunduk ama sonrasında bir kısım arkadaşımızı üye olarak kabul etmediler.”
Neden?
“Nedeni, gerçekte, mevcut ilçe yönetimini desteklemiyor oluşumuzdu. Bizi 'muhalif gençler' olarak tanımlamışlar. Başvuranlarımızın bir kısmını kabul ettiler, bir kısmını çok uğraştırdılar, bazılarımızı ise hala üye olarak kabul etmiyorlar.
Ben ilk kabul edilenler arasındaydım ama benimkisi de sıkıntılı oldu. Şöyle ki, biz başvuruda bulunduktan sonra ilçe yönetimindeki bir üye (...) bize mülakat yapılmasını önermiş. Yönetimdeki bazı üyeler bu öneriye 'olmaz öyle şey' demişler. İtiraz etmişler. 'Biz bu gençleri tanıyoruz. Bunlar parti için çalışan gençler. Bu gençleri üye yapmalıyız. Bizim misyonumuz bunu gerektiriyor.' Sağ olsunlar, bizi desteklemişler. Sonunda mülakat yapılmadı. Ama o üyelik başvurusu sürecinde yıprandık. CHP'de siyaset yapmak isteyen bizler bu süreçten çok rahatsız olduk.”
İlçe başkanı, seni, aileni tanıyan birisi olarak “Sayit seni tanırız ama şu şu arkadaşlarını alamayız, nedeni şudur...” gibi bir şey söyledi mi?
“Hayır. Hatta ben görüşmek istedim. Hiçbir geri dönüş olmadı.” Kendisi ile birlikte üyelik başvurusunda bulunanlardan üyeliğine zorluk çıkarılan ya da üyeliği kabul edilmeyenler ile ilgili muhtelif söylentiler duymuş ve bu söylentiyi aktaran kişilere de gerekli açıklamaları yapmış ama bu konuya dair ilçe başkanı kendisi ile hiç konuşmamış.
Siz CHP'li olmak istiyordunuz?
“Elbette. Biliyorsunuz, belediyenin bir personel alım gücü var. Bunu herkes biliyor. Belediyenin başka partililerden işe aldıkları oluyor. Onları işe alıp sonra da partiye üye yapıyorlar. Ama bizi partiye üye yapmıyorlar...”
Üyelik başvurusu kabul edilmeyenler şimdi ne yapıyorlar?
“Hiç bir partiye üye değiller. Partisiz olarak yaşamlarını devam ettiriyorlar. ADD üyesi konumundalar.”
BELEDİYE'DEN AYRILMAK ZORUNDA KALDIM
Datça Belediyesindeki işinden neden istifa ettin?
“Belediye'deki işimden ayrılmamın birden çok nedeni var. Öncelikle, ben belediyenin kurumsal ve tüzel bir kişilik olarak hareket etmesini savunuyordum. Örneğin, belediyenin gelirleri tekrar belediyeye dönsün ve hizmet amaçlı kullanılsın, işe alımlar eşit şekilde olsun, personel olarak işe alınacaklar gerçekten çalışmak isteyenlerden alınsın... Diğer yandan, ilçe örgütüne üye bir genç olarak ilçe örgütündeki bazı uygulamalara karşı çıktım. Belediye'de çalışan bir partili olarak her iki yönden düşüncelerimi belirttim ve tepki aldım.”
Sayit hem çalıştığı Datça Belediyesine hem de üyesi olduğu CHP Datça İlçe Örgütüne karşı eleştirel bir tutum takınmasının her iki kurumun yöneticileri tarafından hiç hoş karşılanmadığını söylüyor.
Sana belediyeden “ayrıl” mı dediler? Seni ayrılmak zorunda mı bıraktılar? Ne oldu?
“Ayrılmak zorunda kaldım. Ayrılmam sürecindeki olaylar çok detaylı...”
Sayit, bu noktada, kendi açısından belediyedeki işinden ayrılma sürecinde yaşadıklarını ve son nokta olarak değerlendirdiği bir olayı anlatıyor...
Belediye'deki işinden ayrılmaya karar verince ve istifa dilekçesi yazınca, belediyeden yetkili konumunda hiç kimse, örneğin başkan seni çağırıp “Sayit sen neden istifa ettin? Hele şunu anlat. Yapılabilecek bir şey var ise yapalım,” filan demedi mi? Yoksa senin istifa edeceğini bekliyorlar mıydı?
“Bekliyorlardı. Çağırsalardı da oturup konuşmam danışıklı döğüş gibi bir şey olurdu, bunu da ben kabul etmezdim ama böyle bir durum hiç olmadı.”
Bu konuyu üyesi olduğun CHP Datça İlçe Örgütü'nden konuştuğun bir yetkili oldu mu?
“İlçe başkanı ile görüştüm. Dinledi. Bana hak verdi. 'İşine dön' demedi. 'Dön' dese de ben dönmemekte çok kararlıydım.” Anlatımındaki bu noktaya dair olayı daha anlaşılır hale getirecek başka sorular da soruyorum. “Bana hak verdi söylem düzeyinde ama şunu da belirtmeliyim, o söylemine uygun davranmadı...”
İstifa ettin ve sonra İzmir'e gittin. İzmir'e neden gittin?
“Çalışmaya. İşten ayrılma sürecinde yaşadıklarım beni oldukça yıpratmıştı ama asıl olarak mesleğimi devam ettirmeliydim. Bir süre çalıştım. Sonra Datça'ya döndüm. Şimdi bir arkadaş ile ortak spor salonu işletiyoruz. İşimi yapıyorum.”
DATÇA'DA SİYASET BRİÇ KULÜBÜ GİBİ
Bu yaşadıklarından nasıl bir sonuç çıkarıyorsun? Datça CHP İlçe Örgütü gençlere karşı biraz mesafeli mi duruyor?
“Kesinlikle. Datça'da siyaset, briç kulübü gibi. Yaşça büyük herkes. Gençleri istiyorlar ama...”
“Aykırı gençleri” istemiyorlar mı?
“Biz 'aykırı gençler' de değiliz. Hani Deniz Gezmişleri 1961 Anayasası’nın şu şu maddelerine aykırı davranmaktan yargılıyorlardı da Deniz Gezmiş kalkıp 'Hayır. 1961 Anayasasını biz değil siz uygulamıyorsunuz. Sizin yargılanmanız gerekir” diyor ya bizim dediğimiz de o; biz CHP'de olması gerekeni söylüyoruz. CHP bu...”
Siz 2020 yılında üyelik için başvurmuşsunuz. Şimdi 2023 yılındayız. Datça CHP İlçe Örgütünde bu konuda bir değişiklik gözlüyor musun?
“Şu sıralar var, çünkü herkes belediye başkanlığına aday adayı olduğunu açıklıyor ya da açıklamaya hazırlanıyor. Haliyle, aday adayı olan ya da olmayı düşünen, gençleri arkasına aldığını göstermek istiyor.”
ŞU AN CHP'de “BÜYÜME” GİBİ BİR DERT YOK
14 Mayıs öncesi günlerde ben Avukat Levent Gördesligil ile söyleşi yaparken sen yanımızdan geçmiş ve K. Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamayacağını söylemiştin, biz ise “Hayır. Kazanacak” demiştik. Sen haklı çıktın. O öngörünün nedeni ya da nedenleri nelerdi?
“Anlattıklarım bir yerde partinin içinde bulunduğu durumun özeti gibidir aslında. Ben partinin içindeki durumu biliyorum. Bizim partimizin büyüme gibi bir derdi yok, büyüme ihtiyacı duyulmuyor. Bu anlamda bir şeyler yapmaya ihtiyaç duymuyorlar. Bunun sadece ilçe örgütü ile sınırlı olduğunu da düşünmüyorum. Sokakta manevi duygularla çalışmazsan hiçbir seçimi kazanamazsın. Sokağın içinden gelmen lazım. Gönüllüler ile çalışman lazım. Menfaat guruplarıyla seçim kazanılmaz. O davaya inanan, ilkelere bağlı gruplarla kazanılır. Ne yazık ki bir genç olarak bizzat yaşadığım durumlar da belki buna sebeptir, bu şekilde gördüm olup biteni ve kazanılamayacağını düşündüm. Bunun başka sebepleri de var, bu başlı başına bir konu olmalı.”
CHP nasıl olmalı?
“CHP kişilerin inisiyatifi ile değil kurumlarının inisiyatifi ile hareket eden, şahsımın yorumlarıyla değil de olaylara daha farklı yöntemlerle yaklaşan bir parti olmalı.”
DEMOKRASİYİ EN ALT ZİNCİRE KADAR İNDİRMEMİZ LAZIM
Seçimin sonuçları nedeniyle CHP'de ciddi bir moral bozukluğu var. İster istemez bir iç tartışma süreci başladı; “Değişim” dillendiriliyor. İmamoğlu, Özgür Özel, Bülent Tezcan, hatta K. Kılıçdaroğlu'nun kendisi de “değişim” diyor. Senin düşüncen ne bu konuda?
“Değişim, kişiler bazında değil, tüzükte yapılmalı. Demokrasiyi en alt zincire kadar indirmemiz lazım. CHP'de üyeler genel başkanı bile kendileri seçmeliler. Belediyelerin ve belediyelerin belirlediği delegasyonun gücüyle genel başkan seçilmemeli. Genel başkanın seçiminde dahi üyelerin önüne sandık konulmalı.”
Bu önerisi ve bu önerisinin CHP gibi üye sayısı bir milyon dört yüz bin civarında olan bir partide ne ölçüde uygulanabilir olduğu ile ilgili düşüncelerini öğrenebilmek için sorular soruyorum. Bunun bir bakış açısı olduğunu ve her şeyin bu bakış açısı ile çözülmesi gerektiğini söylüyor. “Örneğin AKP de bile bir kişinin 3 dönemden fazla milletvekili olamayacağı kuralı var. CHP'de ise 6-7 dönemdir milletvekilliği yapanlar var. Değişimi, önümüzdeki dönem genel başkan İmamoğlu, Özgür Özel olsun, K. Kılıçdaroğlu olmasın şeklinde değil, tüzükte değişiklik olsun şeklinde anlamalıyız.”
Yani sence CHP'de demokratik bir işleyiş mekanizması olmalı ve bunun kuralları mı konulmalı?
“Verdiğim örnek ne kadar komik aslında, ironik. AKP'de 3 dönem milletvekili olunabiliyor, bizde ise 6-7 dönem milletvekili olanlar var. Şimdi K. Kılıçdaroğlu diyor ki 'Milletvekili adaylarını ön seçimle seçeceğiz'. Önümüzde milletvekili seçimi yok ki, yerel seçim var. Belediye başkan adayı ve belediye meclis üyeleri adayları için aynı şey neden söylenmiyor?”
ÖN SEÇİM OLMALI
Ön seçim olmalı mı?”
“Kesinlikle”
Olmalı ise ön seçim sonucu seçilecek kişinin genç, kadın, istenen bir kişi ya da tam tersi olup olamayacağını baştan bilme şansımız yok.
“Olsun. Herhangi bir sınıflandırma yapmadan ön seçim ile seçilmeli bir lider. Elbette gönlümden geçen gençlerin seçilmesidir ama gençlerin de yanlış yapması ya da yanlış yapmasına müsait bir ortam olabilir. Bütün bunlara rağmen bu ayrımı yapmadan ön seçimler yapılmalı her yerde. Gençlik kolları başkanı bile atama ile belirleniyor bu partide....”
Şaşırıyorum. Anlatıyor. Doğruymuş. Devam ediyor.
“Yönetimde olunan belediyelerin gücü aslında var olan merkezi yönetimin yanlış uygulamalarına karşı kullanılmalı. Bizde belediyelerin gücü belirli kişi ve kesimlerin rahat yaşaması için kullanılıyor. Bu mantıkla AKP'yi yenemeyiz. R. T. Erdoğan çok güçlendi. Şu durumda bile seçim kazandı ya, inanılır gibi değil. Demek ki ülkenin şu an içinde bulunduğu durumdan dolayı sorumlu olan öncelikle biziz, Erdoğan'ı destekleyenler değil. Sorun bizim kendi içimizde.”
Yani diyorsun ki “Ön seçim yapılmalı ama benim gönlümden geçen gençlerin seçilmesidir.”!
“Evet, gençler ve kadınlar.”
Peki 60 yaşına geldiğinde de böyle düşünecek misin?
“Umarım, düşünürüm. Ben değişmem ama zaman ne getirir ne götürür şimdiden bilemem.”
BİZ DE ELEŞTİRDİĞİMİZ AKP'YE BENZEDİK
CHP İsmet İnönü'nün son döneminde “Ortanın solu”, Ecevit döneminde “Demokratik sol” olarak tanımlandı. 12 Eylül dönemi yaşandı. Şimdinin CHP'si İnönü'nün, Ecevit'in genel başkan olduğu dönemdeki CHP değil. Şimdiki genel başkan K. Kılıçdaroğlu “Sol-sağ gibi tanımlamalar 18. Yüzyılda kaldı” diyor. Sen ne düşünüyorsun?
“Bir genç olarak ciddi bir ideolojik karmaşa yaşıyoruz. Bakıyoruz Sadullah Ergin İzmir'den bizim parti listesinden milletvekili adayı gösterildi, DSP, AKP ile ittifak yaptı. Konjonktür çok değişti. K. Kılıçdaroğlu'nun yaptığı Makyavelist siyaset çok anlamsızdı. Bu siyaset başarılı olmadı, yaşayarak gördük. Bakıyorsunuz Millet İttifakında SAADET PARTİSİ var TKP yok, sol gruplar yok. Halbuki sol grupların şöyle bir özelliği vardır, az kişi de olsalar sokakta iyi çalışırlar. Bakıyorsunuz hiç oyu olmayan DEMOKRAT PARTİ var, DEMOKRAT PARTİ'nin Genel Başkanı sokaktan geçse kimse onu tanımaz bile. Bunlar çok mantıksız şeyler. Hani bunlar güçlü olsalar hadi bize katabilecekleri bir şeyler var, AKP'yi yenmek için bunlara eyvallah diyelim, diyeceğim. Öyle bir durum da söz konusu değil. 14/28 Mayıs günleri seçim kaybedilince bu gerçek ortaya çıktı. Seçim öncesi biz bunları savunduk. Bu olup bitenler birer mantık hatası idi. 2x2=4 eder, bu da bunun gibi bir şeydir. Ne oldu? Milletvekili koltuklarını kaptırdık. Kime kaptırdık? Ülkenin bu duruma gelmesi yalnızca Erdoğan yüzünden midir? Baştan beri onun yanında yer alanlar, ona çalışanlar bu süreçten sorumlu değiller mi? Eğer parti tüzüğü bu şekilde olmasaydı, üyeler bu konuda belirleyici olsaydı bunlar CHP listelerinden aday olabilirler miydi? Olamazlardı. İşte ben de bunu söylüyorum, biz bir anlamda eleştirdiklerimize benzedik. Yıkım olur, asrın felaketi deprem olur ama biz yine de seçim kazanamayız. Bu mantıkla gidildiği sürece hiç bir seçim kazanılamaz.”
EHİL KİŞİLERİ SEÇMELİYİZ
3 Temmuz'dan itibaren CHP'de mahalle delegeleri seçimi başlayacak. Seçilen bu mahalle delegeleri ilçe yönetimlerini, ilçe yönetimleri il delegelerini, il delegeleri il yönetimlerini, il yönetimleri kurultay delegelerini, kurultay delegeleri PM üyelerini ve genel başkanı seçecekler. CHP'de sistem böyle çalışıyor. Ön seçimi savunan birisi olarak mahalle delegelerini seçecek üyelere ne öneriyorsun?
“Olaya biraz yukarıdan bakalım: Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Osman Gürün 1999 yılından beri 24 yıldır bu makamda bulunuyor. Osman Gürün'ü o koltuğa oturtan zincir aşağıdan, mahalle delegeleri seçimi ile oluşturulmaya başlanıyor. CHP'liler dahil kimse memnun değil hem Datça'daki hem de Muğla Büyükşehir'deki belediyecilikten. Yani başarısızlık üstü başarısızlık... Bunun sorumlusu kim? Delege, ilçe başkanı, belediye başkanı adayı ya da belediye meclis üyesi adayı seçerken kimin kimden menfaati olduğu için değil de kim bu işi gerçekten yapabilir diye düşünmek gerekiyor. O noktada da biraz vicdan devreye girmeli. Bu konu, ideolojik ve ilkesel bir sorundur. Genel merkez ön seçime pek değer vermediği için üyeler hali hazırdaki durumdan, yani atama yoluyla adayın belirlenmesinden yılmış durumda. Örneğin ön seçim olsa üyeler Datça'da kimin CHP belediye başkan adayı olması gerektiğini çok iyi bilir... Durum böyleyken birilerinin atama yoluyla aday gösterilmesi, belediyenin gücünü, işe alımları kullanarak belediye başkanı adaylığını kazanması ya da belediye meclis üyesi adaylarını belirlemesi, karşısındaki kişileri yıldırıyor otomatik olarak... Örneğin bir belediye meclis üyemiz var, belediye meclis üyeliğine aday gösterileceği anlaşıldıktan sonra partiye üye oldu. CHP'liler olarak bunu sorgulamalıyız.”
Böyle bir şeyi hiç duymadığım için şaşırıyorum.
ÖN SEÇİMİN YANI SIRA KAMUOYU YOKLAMASI DA YAPILMALIDIR
Datça, Bodrum, Marmaris, Fethiye... için olsun CHP Belediye Meclis Üyeleri ve Belediye Başkan Adaylarının belirlenmesinde söz sahibinin mutlak anlamda o ilçe örgütü üyelerinin olması ve kararın onlara bırakılması mı gerekiyor?
“Evet, üyelere bırakılması gerekiyor. Aslında, belediye bütün halka hizmet götüren bir kurum, bu nedenle de belediye başkanlığına bütün halkın kabul edebileceği bir adayın çıkarılması gerekiyor; CHP'nin ideolojisine, ilkelerine bağlı olanlar arasından...”
Bu söylediklerini hiç beklemiyordum. Şaşırdım.
Nasıl yani? Adayı üyeler değil de o yerelde yaşayanlar mı belirleyecek? Bu nasıl olacak?
“Anket firmaları var. Hatta demokrasiyi ben şuraya indirgiyorum, burada, 'nasıl olsa biz burada seçimi kazanıyoruz' mantığı var. Bu nedenle oluşan 'istediğimiz adayı seçtiririz' mantığı ile değil de 'gönüllerde taht kuran adayı seçtirmeliyiz' mantığı ile aday belirlemeliyiz. Bu da halka açık anketler yaptırarak, ki bunu CHP Genel Merkezi yaptırmalı, halk kimi aday olarak görmek istiyorsa onu aday olarak göstermeliyiz...”
Bu noktada Sayit ile ön seçim ile kamuoyu yoklamaları arasındaki fark, ön seçim ile kamuoyu yoklamaları sonrasında belirlenecek adayların çakışıp çakışmayacağı, çakışmaz ise hangisinin esas alınması ve savunulması gerektiği vb... konulara dair oldukça uzun bir diyalog sürdürüyoruz. Sayit yaklaşım olarak hem ön seçimi hem de kamuoyu yoklamalarını savunuyor. İlk anda ikisi arasında dengeli bir yaklaşımı savunduğu izlenimi verirken ikisinin belirlediği adayın farklı olması durumunda hangisinin esas alınması gerektiğini sorduğumda kamuoyu yoklamalarının esas alınması gerektiğini söylüyor. Bu noktada 2019 yılında yapılan yerel seçimde Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan ve seçilen Mansur Yavaş örneğini veriyor.
“Mansur Yavaş CHP'li değildi. Kamuoyu yoklamalarında birinci geldi, aday gösterildi ve kazandı. Ben de ilk başlarda, aday gösterildiğinde çok benimsememiştim. Seçilince işini çok iyi yapmaya başladı ve şimdi ona bakışım değişti. CHP felsefesine inandığını da düşünüyorum. Onun kazanmasına çok da mutlu oldum.”
Sayit ile kamuoyu yoklamalarında aday adayı gösterilecek kişilerin belirlenmesinde kriterlerin neler olacağı, bu kriterlerin ve aday adaylarının belirlenmesine kimin karar vereceği, bu karar vermenin o yerde yaşayan parti üyelerinin iradesinin askıya alınıp alınmaması anlamına gelip gelmeyeceği vb... konularında da uzun uzun konuşuyoruz.
Söyleşinin sonunda son söz olarak söyleyeceği bir şey olup olmadığını soruyorum; CHP adına Datça için düşündüğü belediye başkanı adayının tanımını yapıyor. Gülümsüyorum.
Sayit açık sözlü birisi. Ben, açık sözlü kişileri seviyorum.
“Datça'nın geleceği çelikten yoğuruluyor ve o gelecekte biz gençlerin olması lazım; parti içinde de belediyede de...”
Bir gün dönme umudun var mı belediyeye?
“Var!”
Söyleşiyi bitiriyoruz. (01.07.2023)
Kaç zamandır konuşmak istiyordum. Kendi deyişi ile hep “ters zamanlarda” aramışım; nihayet Perşembe günü Sındı'da buluştuk.
GOCA KAPI SÜLALESİNDENİM
Adın, Hilmi Sezer. Datça/Cumalı'dansın. Gerisini sizden dinleyelim.
“10.12.1963, Cumalı Mahallesi doğumluyum. Goca Kapı sülalesindenim; Hacı Şanlı Goca Kapı Sülalesi olarak biliniriz. Büyük dedem ki ölümü 1715'tir, Mağrip'ten (Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve Moritanya'yı içeren Kuzey Batı Afrika Bölgesi) gelmiş. Goca Kapı vardır, görmüşsündür, Cumalı'da, şimdi butik otel yapıldı içine, orada doğmuşum. 35-40 yaşına kadar da o evde yaşadım.
7 yaşından sonra Çeşmeköy'e göçtük. İlkokulu Çeşmeköy'de okudum. Çeşmeköy'de ortaokul, Datça'da da lise olmadığı için 1973-74'lerde, babam hepimizi, küçük kız kardeşim dahil bir kamyona koydu, Muğla'ya getirdi. Ağabeyimi ticaret lisesine, beni Muğla Merkez Ortaokulu'na, kız kardeşimizi de Atatürk İlkokulu'na kaydettirdi.
1981 yılında Muğla Ticaret Lisesi'ni bitirdim. Ticaret lisesinden sonra ki Eskişehir Açık Öğretim Yüksek Okulu ilk o yıl açılmıştı, açık öğretim 'İş İdaresi' bölümüne girdim. 2 yıl okudum. 'Buradan bir şey olmaz' deyip okulu bıraktım. Askere gittim. Acemi birliğim Isparta'da, usta birliğim Şiirt'de idi. 'Askeri satın alma biriminde görev yaptım.
Askerlikten sonra 'şansımı bir kez daha deneyeyim' deyip sınava girdim ve Yıldız Teknik Üniversitesi Demiryolu İnşaat ve İşletme Bölümü'nü kazandım. Okula gittim. Benim kazandığım bölüm daha çok endüstri meslek lisesi çıkışlı, teknik öğrenim görmüş öğrenci ağırlıklıydı, ben ise ticaret lisesinden mezundum. 2 yıl denedim. Baktım, başaramayacağım, yalanı yok, orayı da bıraktım. Döndüm. 2 yıl İzmir Konak'ta, şimdiki Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlük Binası karşı tarafında bulunan İzmir Sineması'na yakın İzmir Palas Oteli vardır, 4 yıldızlı bir otel, orada çalıştım.
SENDİKA ÇALIŞMASI NEDENİYLE İŞİNE SON VERİLENLER ARASINDAYDIM
Otelde çalışırken ki otelde 84 kişi filan çalışıyordu, sendika örgütlenmesi gündeme geldi. Ben daha 2 yıllık çalışandım, 12-16 yıldır çalışanlar vardı. O güne kadar otele sendika girememiş, getirmeye çalışanı tespit edip atmışlar. Biz gizliden gizliye sendika çalışmasını yürütmeye başladık. Meğer içimizde bir ispiyoncu varmış, nereden bilelim, ağabeyimin de sınıf arkadaşı, müdüriyete yakın olan. 'Her şey tamam' diye düşünüyorduk. Örgütlenmeye çalıştığımız sendika TÜRK-İŞ'e bağlı OLEYİS. Otel yönetimi bizleri topladı, dediler ki 'işte sizlerin haklarınızı vereceğiz' falan filan... Baktık, ben de dahil, bir çırpıda 70 kişinin tazminat haklarını vererek işimize son verdiler.
Ağabeyim İzmir'de bir bankada çalışıyordu, kız kardeşim de İstanbul'a gitmişti. Burada aile işlerinin başında kimse kalmamıştı. Geldim, buradaki işlerin başına geçtim.
Aile işleri dediğin nelerdi?
“Tarla işleri. Tarlamız çoktu.”
CHP'DE FARKLI KADEMELERDE GÖREV YAPTIM
CHP'ye kaç yılında üye oldun?
“12 Eylül olduğunda ben daha 17 yaşında filandım. 12 Eylül öncesi var olan siyasi partiler kapatılmıştı. O nedenle Datça SHP'ye, bilahare CHP yeniden kurulunca ve SHP ile CHP birleşince otomatik olarak Datça CHP üyesi oldum. Rahmetli Erdal İnönü'nün arkasında çok koştum.”
2019 yılında Datça Belediye Meclisi CHP Grubu için aday gösterilmeden önce CHP içinde mahalle, il ya da kurultay delegeliği gibi görevlerde bulundun mu?
“Pek çok kez mahalle delegeliği, 3 kez il delegeliği görevlerinde bulundum. Hiç kurultay delegesi olmadım. CHP Datça İlçe Örgütü Yönetiminde bulundum; Gökhan Sağır'ın ilk ilçe başkanlığı döneminde ilçe yönetim kurulu üyesi olarak çalıştım. O dönem ilçe yönetiminde Levent Özberk, Ali Karakulak, Alim Bozalan, İnci Bilgin, Şükriye Kırlı, Halil Kader de bulunuyordu.”
ADAY ADAYI OLMAMI GÖKHAN (SAĞIR) BAŞKAN ÖNERDİ
2019 yılında yapılan yerel seçimde CHP Datça Belediye Meclisi Üyeliği için aday gösterilmen hakkında biraz bilgi verebilir misin?
“Belediye meclis üyeliği adaylığı hiç aklımda yoktu, bunu söyleyebilirim. Gökhan (Sağır) başkan bir gün dedi ki 'Hilmi, sen belediye meclis üyeliği için aday adayı olmayı düşünmüyor musun?' 'Pek düşünmüyorum', dedim. 'Bugün son gün, başvuru için' dedi. 'Tamam', dedim. Dilekçe yazdım. Başvuruda bulundum. Hem ilçe örgütüne hem de genel merkeze bir miktar paranın yatırılması gerekiyordu, 5.000+5.000=10.000 TL gibi, onları yatırdım.”
Datça Belediye Meclisi 15 kişiden oluştuğu için muhtemelen CHP Datça İlçe Örgütü de 15 kişiyi aday göstermiştir. Sen aday sıralamasında kaçıncı sıradaydın?
“3. sırada”
İLÇE YÖNETİMİNDE OYLAMA YAPILDIĞINA DAİR DUYUMUM VAR
Bu adaylar nasıl belirlendi? Sıralama nasıl yapıldı?
“Bilmiyorum. Bana listede kaçıncı sırada olduğumu, ilçe yönetimi tebliğ etti.”
Bildiklerin çerçevesinde?
“2019 yılında yapılan bu listeye girdiğimde Betçe Bölgesindeki bütün CHP üyelerinin iradeleri arkamdaydı. Onlar da aday adayı olmamı istiyorlardı. Aday listesinin ise ilçe yönetiminde oylandığına ve kişilerin aldıkları oy oranında listede yer aldıklarına dair bir duyumum var.”
Bu aday listesi ve liste sıralaması o dönem ilçe örgütünde bir hoşnutsuzluğa yol açtı mı?
“Her dönem muhakkak bazı hoşnutsuzluklara tanık olunur. Listeye giremeyen, arkalarda yer alan ve kazanamayacağını düşünen arkadaşlar arasında elbette hoşnutsuzluklar oluyor.”
2019'da CHP'den 10 kişi seçildi değil mi?
“10 kişi”
Belediye meclis üyeliğine aday listesi belirlenirken önceden belirlenmiş bazı kriterler çerçevesinde mi hareket ediyor listeyi ve sıralamayı yapanlar?
“Her üye aday adayı olabilir ama liste yapılmaya gelindiğinde, örneğin, bana tarım ile olan ilişkimden dolayı listede yer verildiği söylendi. Zaten, önceden bana sorulmuştu 'senin daha çok ilgi alanın ne?' diye, ben de 'tarım' demiştim.”
HER ŞEY GRUP TOPLANTISINDA KONUŞULUR VE BELİRLENİR
Seçim yapıldı. Sizler seçildiniz. Belediye meclisi toplandı. Haliyle ilk yapılanlardan birisi ilgili komisyon üyeliklerinin belirlenmesi oluyor. Komisyon üyelikleri nasıl belirleniyor?
“Her ayın ilk salı günü yapılan olağan meclis toplantısından bir gün önce biz CHP Belediye Meclis Grubu olarak Grup Toplantısı yapıyoruz. Her şeyi orada konuşuyor ve komisyonlara gösterilecek adayları belirliyoruz.”
Grup toplantısında örneğin İmar Komisyonu'na ya da bir başka komisyona kimlerin aday olarak gösterileceği belirlenirken kişilerin kişisel özelliklerine ve yeteneklerine mi yoksa istemlerine mi bakılıyor?
“Soruluyor. Örneğin, ben ilk yıl Plan ve Bütçe Komisyonuna aday olmak istedim. Hayriye (Yılmaz Balkan) hanım ile bu görevi birlikte yaptık. Komisyonlara kimlerin aday olacağı belirlenirken pek tartışma olmuyor. Sadece belediye encümen üyesinin kim olacağına belediye başkanımız karar veriyor, 'ben şu kişi ile çalışmak istiyorum' diyor. Örneğin Esat (Akkın) bey başından beri encümen üyeliği yapıyor. Başkan o arkadaşımız ile çalışmak istedi.”
BELEDİYE MECLİSİNDE İKEN İŞ KİMLİĞİMLE HAREKET ETMİYORUM
Belediye meclis üyesi olmadan önce tarım ile uğraşıyordun, keza şimdi de o işine devam ediyorsun. Belediye meclis üyesi olarak, herhangi bir komisyonda görevli ol ya da olma, belediyeden doğru önüne bir dosya ya da sorun geldiğinde karar verirken kendini nasıl görüyorsun?
“Meclise girdiğin andan itibaren, işin gerçeğini konuşalım, siyaset gütmemeye çalışırsın; sen artık sana oy versin ya da vermesin herkes adına, herkese eşit davranarak görev yapacaksın.”
Senin iş kimliğin, yani tarımcı kimliğin, mecliste görev yaparken ne ölçüde etken oluyor?
“İş kimliğim, benim kararlarımda pek etken olmuyor. Sadece, bazı anlarda, örneğin festivallerde falan tarlaları gezerken, ancak o zaman daha çok biz iste 'şu tarla daha bakımlı' filan diyoruz.”
Yani sen mecliste görev yaparken tarımcı kimliğinle hareket etmiyorsun?
“Evet, evet”
EN KIDEMLİ PARTİ ÜYELERİNDEN BİRİSİYİM
Şimdi yeniden bir adım geriye gidelim: Datça Belediye Meclisindeki CHP'li Üyelere dair sokaklarda pek çok şey konuşuluyor. 2019 yılında sizler listeye alınırken, işte siz kendiniz ile ilgili söylediniz, 'Betçeli CHP üyelerinin iradesi benim arkamdaydı' dediniz ama diğer meclis üyeleri için böyle bir durum var mı yok mu şahsen ben bilmiyorum; bu meclis üyeleri hangi kriterlere göre listeye alındı?
“Bilemiyorum. Bunu ancak ilçe örgütü yönetimi ile bu listeyi yapanlar bilir.”
Sadece CHP'li değil, AKP'li ve MHP'li belediye meclis üyelerine dair de sokakta çok şeyler konuşuluyor. Anlaşılan o ki bu listeleri oluşturan ilçe yönetimleri ve varsa başka karar vericiler ile sokaktakiler bu listeler konusunda pek fazlaca aynı fikirde değiller. Bunun nedenini öğrenmeye çalışıyorum.
“Bildiğim, o liste oluşturulurken nasıl hareket edildiğini bilmediğimdir. Aytaç (Kurt) başkandan sonra bu ilçe örgütünde, hani pek çok arkadaşımız emekli olduktan sonra ya da bizden çok sonra bu partiye üye olmuşlardır, en kıdemli parti üyelerinden birisi de benim.”
ÖN SEÇİMİ SAVUNUYORUM
Bu konuyu size sormamın bir nedeni de budur.
“Ben başından beri hep şunu savundum: Benim belediye meclisine girip girmemem çok önemli değil. Her yerde ön seçim olmalı.”
Kendisi ile söyleşi yaparken bir sorum üzerine Caner Koç 'ön seçimin sonucunda CHP Belediye Meclis Üyelerinin tümünün eleştirilen kişilerden oluşabileceği gibi oluşmayabileceği ama ön seçim sonucuna herkesin saygı duyması gerektiği, en sağlıklı yolun bu olacağı' çerçevesinde düşünce belirtmişti. Gerçekten de eğer ön seçimin sonucunda ortaya çıkacak tablodan da şikayet etmeye devam ediliyor ise o zaman yöntemin kendisini değil, parti üyelerinin bizzat kendilerinin tartışma konusu olmaları gerekir.
Sonucu ne olursa olsun, tartıştığımız sorunlar anlamında köklü çözüm ön seçim mi?
“Bence, öyle. Hiç olmaz ise 'fermuar sistemi' olmalı.”
Fermuar sistemi dediğin?
“Örneğin, 1, 3, 5, 7, 9... ön seçimden gelenler, 2, 4, 6, 8, 10... belediye başkan adayı, ilçe, il ya da genel merkez, yani her neresi kontenjan üyelerini belirleyecek ise işte orasının belirlediği kontenjan üyelerinden oluşabilir.”
Böyle bir şey de olabilir diyorsun?
“Hiç olmaz ise. Ön seçimi savunuyorum ama ille de gerekiyor ise böyle bir uygulama da olabilir.”
2024 yılında yapılacak yerel seçimde CHP tarafından gösterilecek belediye meclis üyelerini ve belediye başkan adaylarını ön seçim ile belirleme doğrultusunda bir kararı var mı CHP'nin ya da Datça CHP İlçe Örgütü'nün?
“Şu an için böyle bir karar söz konusu değil. Ben her daim ön seçimi savundum, benim gibi başka bazı arkadaşlar da ön seçimi savunuyorlar. Ön seçim en demokratik yöntemdir. Aksi halde alttan gelen arkadaşlarımız hep ötelenirler.”
DATÇALILARIN ELEŞTİRİLERİ BENİ ÇOK ETKİLİYOR
Siz belediye meclis üyeleri sokaktaki eleştirilere ne ölçüde kulak veriyorsunuz?
“Beni çok etkiliyor.”
Sokaktan kastım sadece sosyal medya değil, işte kahvelere gidiyorsunuz, eşiniz dostunuz var, arkadaşlarınız var, “dost acı söyler” diyerek duyduklarını size ileten parti üyeleriniz var...
“Betçe Bölgesinde her gün bir köyü gezen birisiyim. Kahveye vardığımda yapılamayan bir işi duyduğumda üzülüyorum. Yapılamayan işlere dair konuşurken de epey zorlanıyorum. Yapılan işler de ise mutlu oluyorum. Örneğin şu yol bizi bir zaman çok üzdü, yordu. Su sorununun çözüm sürecine girmesi mutlu etti. Tabii ki eleştiriler de çok oluyor. Yapıcı eleştiriler de var. Geceleri dahi telefonum çalıyor. İşte 'şuradaki su patlağını görmediniz mi?' gibi daha çok MUSKİ'ye dair şikayetler geliyor.”
KONUMUMDAN DOLAYI NEMALANMAM
Sokakta tartışma konusu edilmeyen belediye meclis üyelerinden birisi sizsiniz, bunu açık yüreklilikle söyleyeyim. Bu söyleşiyi yapma nedenlerimden birisi de budur. Sizin adınızı belediye üyeliğinizden kaynaklanan herhangi bir nemalanma olayı içerisinde konuşulurken hiç duymadım. Sokakta konuşulanlar çerçevesinde soruyorum, bunu nasıl başardınız?
“Böylesi bir nemalanmaya ihtiyaç duymam, böyle bir şeyi kabul de etmem. Tam aksine benim kendimden giden çok olur. Belediye dahil hiçbir yere yansıtmam... Belki imar işleri filan yapmadığımız için olabilir, bilemiyorum.”
Sadece imar işlerinden dolayı değil ki başka nedenlerle de sokakta çok şey konuşuluyor, doğrudur, yanlıştır bilemem. Yargıçlıkta yapmam.
“Halkla aram her zaman iyidir. Her yere giderim. Kimseyi particilik nedeniyle kırmam. Mümkün mertebe, olabilecek işleri belediyeye taşıyorum. Diğer türlü konulara da girmem.”
BELEDİYE MECLİS ÜYELERİ BAZI BİLGİLERE SAHİP OLABİLİR
Datça'da 25 yıla yakın iktidarda olan CHP'li belediye meclis üyeleri olarak siz işte ayda bir ya da gerektiğinde grup toplantısı yapıyorsunuz, pek çok konuyu konuşuyor ve kararlar alıyorsunuz. Dahası kiminiz komisyonlarda bulunuyorsunuz. Başkanı istediğiniz zaman görüyorsunuz. Belediye'ye çok sık gelip gidiyorsunuz vs. vs... Dolayısıyla belediye meclis üyeleri CHP'lisiyle, MHP'lisiyle, AKP'lisiyle örneğin benden önce ya da benim asla öğrenemeyeceğim bazı bilgilere sahip olabiliyorlar mı?
“Evet, olabilirler. Bu bilgiler, başkanımızın inisiyatifinde kullanılır ya da kullanılmaz.”
Yani belediye meclisi üyesi olmanın getirdiği bir “bilgi edinmede öncelik” olayı var, bu açık. Belediyenin uygulamaları, alacağı ve aldığı kararlar vs. vs... ile ilgili. Bunun aksi olmaz, zaten. Bu çok doğal bir şey. Sorun bu noktada değil, sorun şurada: Bir belediye meclis üyesi benden önce ya da benim asla öğrenemeyeceğim bir bilgiyi öğrendikten sonra bu bilgiyi/bilgileri kendisi, ailesi, çevresi, eşi dostu... için kullanabilir mi?
“Kesinlikle kullanamaz. Ben böyle bir şeyi asla kabul edemem. Bu doğru bir şey değildir. Böyle bir şey olur ise bunda başka şeyler aranır o zaman. Buna karşıyım. Böyle bir şey olamaz. Ben, grup toplantılarında ya da belediye ile ilgili farklı düzlemlerde konuşulan konuları ailem ile bile konuşmam. Basına yansır, mecliste gündeme gelir konuşulur, yani herkesçe bilinir olur ancak o zaman o konu ile ilgili konuşurum.”
BEN ETİK DIŞI (AHLAKSIZ) BİR ŞEY YAPMAM
Basına da yansıyan çok sayıda örnek var, biliyoruz, işte bir bakanlık mısır ithalatı için yönetmelik yayınlıyor, aaa! bir bakıyoruz o bakanlığın başındaki bakanın oğlu yönetmelikten önce binlerce ton mısır bağlantısı yapmış yurt dışında. Yine hükümet kış lastiğini mecbur tutan bir karar alıyor, aaa! bakıyoruz hükümetin bir üyesinin oğlunun şirketi karar çıkmadan önce depolarını kış lastikleri ile doldurmuş ve onun dışında kimsenin elinde kış lastiği yok... Nereden biliyorlar bu evlatlar bu kararların alınacağını? Belli ki önceden aile içinde konuşulmuş ve aile kararı ile gerekli adımlar atılmış...
Belediye meclis üyeleri içinden de benzeri bir olaya adı karışan olur ise bu da doğru değildir, diyebilir miyiz?
“Kesinlikle.”
Hilmi Sezer ve ailesinde böyle bir şey görülemez?
“Kesinlikle. Görüldüğü anda meclis üyeliğini derhal bırakırım. Bu etik bir olaydır. Ben belediye meclis üyeliğimde etik dışı bir şey yapmam.”
Belediye meclis üyeleri olarak sizin böylesi bir etik kuralınız filan yok mu? Belediye meclis üyesi olarak seçildiniz işte CHP'li, AKP'li ve MHP'li olarak, başkan sizi toplayıp “arkadaşlar meclis üyesi olduğunuz sürece şöyle şöyle davranmalısınız” falan filan şeklinde konuşmuyor mu?
“Konuşulmaz mı, konuşuldu. 'Burada', örneğin 'grup toplantılarında konuşulan burada kalır, kapıdan dışarıya çıkmaz' diye konuşuldu. 'Kimseyle paylaşılmaz. Bu bilgilerden nemalanılmaz.'”
Yani bu konularda konuşuldu?
“Elbette.”
Sokak, bazı bilgilerin belediye dışına sızdığını ve rant için kullanıldığını düşünüyor. Siz, böyle bir durumun olup olmadığına dair bir şey söylemiyorsunuz ama eğer böylesi bir durum varsa olmamalı, doğru değil diyorsunuz.
“Evet. Aksi halde belediye meclis üyeleri olarak birbirimize güvenimiz kalmaz. Böylesi bir durumda başka şeyler de olur.”
ÖN SEÇİM OLMAZ İSE BELEDİYE MECLİS ÜYELİĞİ İÇİN ADAY ADAYI OLMAM
2024 yılında yapılacak yerel seçimde belediye meclis üyeliği için aday adayı olacak mısınız?
“Ön seçim olursa olurum. Ön seçim olmaz ise düşünmüyorum”
O zaman bu söyleşinin başlığını böyle koyabilirim?
“Koyabilirsin!” (21.07.2023)
Hasan Kaya 1938 yılında Reşadiye Mahallesi’nde doğmuş. İlkokulu Datça'da okumuş. Kendi ifadesiyle “O yıllarda Datça'da ortaokul olmadığı için” ortaokula Marmaris'te başlamış, Milas'ta bitirmiş. “Babam benim okulu bitirebilmem için çalışmak zorundaydı” diyor. Babası rençber imiş. Liseyi Muğla'da bitirdikten sonra İstanbul Eğitim Enstitüsü sınavına girmiş. Kazanmış. Resim ve müzik bölümleri 3 yıllık olan bu okulun 2 yıllık Türkçe Edebiyat Bölümünde parasız yatılı öğrenci olarak okumuş ve 1961 yılında mezun olmuş. Eşi Sevim Yüce ile sınıf arkadaşıymışlar.
SÜRGÜN, SÜRGÜN YİNE SÜRGÜN
Aynı yıl Nevşehir Kız Öğretmen Okulu’nda görevlendirilmiş. Bu okulda görev yaparken okul yönetimiyle arasında çıkan bazı sorunlar nedeniyle 1964 yılı gibi Rize'nin Çayeli ilçesine sürgün edilmiş. 1967 yılına kadar orada çalışmış. Sonra askere gitmiş.
Askerlik dönüşü önce Sinop'un Türkeli ilçesine, sonrasında da eşinin hem doğduğu hem de görev yaptığı yer olan Sinop ili Ayancık ilçesine tayin edilmiş. Önceki geliş gidişleriyle birlikte toplam olarak 22 yıl Ayancık'ta yaşamışlar. “Hanımın memleketini kendime ikinci vatan seçtim” diyor.
1976 yılında, “ayrıntısını 'KIRK YIL ÖNCE KIRK YIL SONRA AYANCIK/Pel Yayınları kitabımdan okuyabilirsiniz” diyor, okul aile birliğinin yaptığı bir toplantıda bir olay oluyor; müdür öğretmenleri suçluyor. Dayanamıyor. Bir konuşma yapıyor. Bu konuşması üzerine hakkında soruşturma açılıyor, tahkikatın sonunda sürgünü çıkıyor, Erzincan Yaylakent'in bir köyüne, ilkokul öğretmeni olarak.
Okul yeni açılmış, “Bir kahvehanenin altındaydı. Binanın her tarafı sloganlarla boyanmıştı” diyor. Orada kendisini göreve başlatacak bir yetkili bulamamış, Erzincan'a gelmiş. Bir dilekçe yazmış. “Ben” demiş dilekçesinde “göreve başladım.” Zamanın Erzincan Milli Eğitim Müdürü “Zahmet etmişsiniz. Siz şu anda öğretmen değilsiniz. Öğretmenliğe başlayamazsınız” demiş. Gülüyor. Meğer onu görevden almışlar.
Erzincan'dan Ankara'ya geçiyor. Danıştay'a dava açmak istiyor. Avukat Halit Çelenk ile görüşüyor. Halit Çelenk dinliyor ve “Haklısın. Senin davanı alıyorum ve olumlu sonuca ulaştıracağız. Ama şu an var olan iktidardan bu çıkacak kararın yerine getirileceğini beklemeyin” diyor. İktidarda kimin olduğunu tam olarak anımsayamıyor ama “Milli Eğitim'de Ayvaz Gökdemir'in egemen olduğu dönemdi” diyor.
Ayvaz Gökdemir'in yardımcısı konumunda Cavit adında bir arkadaşı varmış. Bu arkadaşı fen dersleri öğretmenliği yaparken Ayancık Lisesi'nde, sonrasında bürokraside yükselmiş ve Ayvaz Gökdemir'in yardımcılarından olmuş. Kendisini görünce ellerini iki yakaya açmış, “elimden bir şey gelmez” demeye getirmiş.
AYANCIK BELEDİYE BAŞKANI SEÇİLDİM
Ayancık'ta yapılan okul aile birliği toplantısında sürgününe neden olan konuşmasını dinleyenler arasında zamanın CHP Ayancık İlçe Başkanı Abdullah Çelem de varmış. Konuşmasını çok beğenmiş. 1977 yılında yapılan yerel seçimlerde CHP adına Ayancık'ta gösterilecek belediye başkanı aranırken, “Ecevit'te galiba o ilçe yöneticilerini sıkıştırıyormuş, 'seçimi kazanacak bir aday bulun' diye” diyor, kendisine belediye başkan adayı olmayı teklif ediyorlar. “Görevimden alınınca, CHP'nin teklifini kabul etmek zorunda kaldım” diyor.
Yapılan yerel seçim sonucunda belediye başkanı seçiliyor.
Aday gösterilmenizden önce CHP ilçe örgütünde ön seçim yapılmış mıydı?
“Ön seçim yapılmadı. O yıllarda çok nadir olarak bazı yerlerde ön seçim yapılıyordu.” Hasan (Kaya) hoca bu noktada ön seçim üzerine konuşmak istiyor. “CHP'de hala ön seçim diye bir sorun vardır” diyor. “Oraya geleceğiz...” diyorum. Devam ediyor: “Kılıçdaroğlu'nun, göreve geldiğinde ilk cümlesi 'Bundan sonra partimizin belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin ve milletvekillerinin adaylıklarını ön seçim ile belirleyeceğiz' idi ama maalesef bir iki kez denemesi yapıldı, sonrasında ön seçime hiç yanaşılmadı. Adaylar doğrudan doğruya merkez tarafından belirlendi. Bu da büyük yanlışlıklara neden oldu...”
BELEDİYE BAŞKANLIĞI GÖREVİMDEN ALINDIM
Tamam hocam bu konuya da gireceğiz ama şimdi hikayeye kaldığımız yerden devam edelim.
1977-80 yılları arasında Ayancık Belediye Başkanlığı yapıyor. “11 Aralık 1977'de göreve başladım, 12 Eylül 1980'de görevden alındım” diyor.
Sizi neden görevden aldılar?
“Ayancık'taki örgütsel olaylar nedeniyle.”
O dönemde hangi sol örgütlenmeler vardı Ayancık'ta?
“Egemen olan Kurtuluş'tu, Devrimci Yol da onun arkasından geliyordu. Zaman zaman Devrimci Yol ile Kurtuluş arasında mücadeleler de vardı.”
Sizi bu örgütler ile nasıl ilişkilendirdiler?
“'Teröristleri koruyan adamsın sen' dediler. 'Belediye başkanı olarak Ayancık'taki terör olaylarına karşı çıkman gerekirken onlarla birlikte hareket ettin, onlarla işbirliği yaptın' dediler. Çünkü ben devrimcilerin Ayancık'ta yaptıkları bütün toplantılara, mitinglere, hatta Karadeniz Bölgesinde Arhavi'ye kadar yapılan bütün toplantılara katıldım, oralarda da konuşmalar yaptım. Ayancık Belediyesi Karadeniz Belediyeler Birliği'ne katıldı. Belediye başkanı olur olmaz yaptığım ilk iş de belediye çalışanlarını hemen sarı sendika üyeliğinden istifa ettirip DİSK'e bağlı sendikaya üye yaptırmamdır; Ayancık Belediye İşçileri hala DİSK'e bağlı sendikaya (Genel İş) üyedirler.”
Anladığım kadarıyla, siz CHP Ayancık Belediye Başkanlığına aday olduğunuz andan itibaren CHP'ye üye oldunuz...
“Hala da üyeyim. Ben politikaya denize dalar gibi dalmadım. İsteyerek dalmadım. Bir zorunluluktu bu. Görevden alınmışım, orta yerde kalmışım, yapacak bir şeyim yok, 'evet' dedim ve çalışmalara başladık. Seçimi kazandık. Belediye başkanı oldum.”
CHP'ye üye olmadan önceki döneminde sol siyasi yapılanmalardan birisi ile ilişkin, herhangi birisine eğilimin, sempati duyman vs... var mıydı?
“Sol yapılanmalar ile aram gayet iyi idi. Bu nedenle onların toplantılarına gittiğim için, ki Ayancık'ta TÖBDER o zamanlar Kurtuluş'un toplanma merkezi idi, gözaltına alındım.”
Gözaltına alınıp bırakıldınız mı yoksa tutuklandınız mı?
“Gözaltına alındım. 40 gün kadar kaldım. O, 40 gün içerisinde bir hayli derin işkencelerden geçirildim... Sonra elime bir belge verdiler 'Suçlu görülmemiştir' diye.”
YENİDEN ÖĞRETMENLİĞE DÖNDÜM
Gözaltından çıktıktan sonra bir yandan göreve dönmek için Milli Eğitim Bakanlığı'na dilekçeler veriyor, bir yandan da Ayancık'ta 'Halk Kitapevi' adında bir kırtasiye dükkanı açıyor. Eşi öğretmenliğe devam ediyor.
İlk iki dilekçesine “Branş öğretmenliğine ihtiyacımız yoktur” cevabı geliyor. Daha sonraki başvurularının birisinde diyorlar ki “Sizi ortaöğretimde görevlendiremiyoruz ama 'ilköğretim de olur' derseniz hemen görevlendirelim.” Kabul ediyor. “Zaten emekliliğim de yaklaşmıştı” diyor. Ayancık’ın bir köyüne tayin ediliyor ama rahat vermiyorlar, o köy olmaz buraya, orası da olmaz şuraya... diyorlar. Yıldırmak için Samsun'un Çarşamba İlçesi Yukarı Esenli köyü dahil 4-5 köyde dolaştırıyorlar... En sonunda, 1990 yılında eşi Sevim hoca Datça Lisesi'ne tayin istiyor. Hasan hoca da eş durumu nedeniyle Hızırşah İlkokulu'na tayin ediliyor.
EMEKLİ OLDUM
Hızırşah'ta 4 yıl çalışıyor ve 1994 yılında emekli oluyor.
Emekli olunca “haydi, şimdi politikaya döneyim” deyip yeniden CHP'ye üye mi oldunuz?
“Ben öğretmenken de CHP'liydim. Öğretmenken de politika yaptım. Devrimci politikalar yaptım. Gönlümde CHP hep vardı. Resmi üyeliğim doğal olarak Ayancık'ta kalmıştı. Ayancık'ta parti içinde ilk kavga ettiğim kişi de Ayancık CHP İlçe Başkanı idi. Daha sonra bir gün ben onu belediyeden o da beni partiden kovdu. Böyle bir durum yaşadım. Anlaşamadım yani CHP'liler ile orada da. Ayancık halkı ise beni çok severdi. Örneğin, yakın bir zaman önce ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Ayancık Şubesi beni Ayancık'a davet etti. Büyük bir topluluk ile karşıladılar...”
ALBAY REMZİ BEY
CHP Datça İlçe Örgütü Başkanı kimdi?
“Albay Remzi beydi.”
Yakın zaman önce ölen emekli albay Remzi (Özbek) beyin adını duyunca CHP'li bazı üyelerden duyduklarımı aktararak CHP Datça İlçe Örgütünde adı bir nevi efsaneleşen Remzi bey ile ilgili ne düşündüğünü merak ediyorum.
Söyleşi yaptığımız sırada Hasan hoca, eşi Sevim hanım, bu söyleşiye vesile olan damadı Aras Akanaras, birlikte gittiğim arkadaşım Mehmet Kızıler ile birlikteydik.
Hem Hasan hoca hem de Sevim hoca, Remzi beyin CHP Datça İlçe Örgütü'nü kalıcı anlamda dizayn eden ve ilçe örgütünün bugünlere gelmesinde çok önemli katkıları olan bir kişi olduğunu kabul ediyor. “1999 yerel seçimlerinde CHP İlçe Örgütü'nün başarısının en önemli kişisi Remzi albaydır.” diyorlar.
1999 yerel seçiminden bir süre sonra Remzi albay ile belediye başkanı olan Erol Karakullukçu'nun araları açılıyor. “Erol Karakullukçu ikinci kez (2004) aday olmak isteyince Remzi albay karşı çıktı. Genel merkez Karakullukçu'yu aday göstermedi, Betçe'deki Alim Karaman'ı aday gösterdi. Halktan büyük bir tepki geldi. İmzalar toplandı. Ben ve belediye başkanımız Erol Karakullukçu, genel merkezi ikna etmek için Ankara'ya gittik.
CHP Genel Sekreter'i Önder Sav idi. Onun yanına çıktım. Dedim ki 'Belediye başkanımız burada. Yanlış bir karar verdiniz. Eğer bu kararınızda ısrar ederseniz seçimi kaybederiz.' Bu sözlerim üzerine bana bir hayli kızdı. 'Siz' dedi 'bizden daha mı iyi biliyorsunuz?' 'Sizden daha iyi bildiğimizi iddia etmiyorum ama bu karar Datça'yı, Datça'daki şartları bilmeden verilmiş bir karardır. Bu durumda belediye başkanlığını kaybederiz. İsterseniz belediye başkanımızı çağıralım' dedim. 'Gerek yok. Ben belediye başkanı ile görüşmem. İlçe başkanı sensin' dedi. 'Sen ne diyorsun, onu söyle. Kimin yanındasın?' dedi, 'Erol Karakullukçu'nun yanındayım' dedim. Önüme bir kağıt uzattı, üzerinde 'Şayet seçimi kaybedersek istifa edeceğim...' yazıyordu. 'İmzala' dedi, imzaladım. Döndük geldik. Genel merkez Karakullukçu'yu yeniden aday gösterdi.
Karakullukçu'nun yeniden aday olması için Ankara'ya gittiğimizde Ankara'da partiyi yönetenlerin bana sorduğu tek bir şey vardı 'Bu Remzi bey kim? Nereden çıktı bu Remzi bey?'”
Neden?
“Remzi bey defalarca başvurmuş genel merkeze Erol Karakullukçu'nun görevden alınması doğrultusunda.”
Remzi albay Datçalı mı?
“Değil. Erzincanlı. Emekli olduktan sonra Datça'ya gelip yerleşmiş.”
EROL KARAKULLUKÇU'YU SEVERİM
Şimdi yeniden sizin hikayenize dönelim: Siz CHP Datça İlçe Örgütü'ne üye oldunuz ve peki sonra ne oldu?
“Üye olduktan sonra 'İşte sen bilgilisin, Ayancık'ta belediye başkanlığı da yapmışsın' deyip beni 1999 yılında ilçe yönetim kuruluna aldılar. 4 yıl ilçe sekreterliği görevinde bulundum. 2003-2008 yılları arasında ilçe başkanlığı yaptım. İlçe, il ya da kurultay delegesi hiç olmadım.”
Bu noktada bugün hayatta olmayan Erol Karakullukçu ile ilgili olarak bir şeyler söyleme gereği duyuyor. “Erol Karakullukçu, Datça tarihinde, Datça'ya en büyük eserleri kazandırmış belediye başkanıdır. On-on iki tane milyonluk, milyarlık eserleri vardır. On yıl süresince hiç boş durmamıştır. Hatta Muğla Belediyesi'nden önce gerçekleştirmiştir bazı işleri; mesela arıtma tesisini, çöp deposunu, işte şu anki belediye binasını...” Sevim hoca “Kent Parkı” diyor. Hasan hoca devam ediyor: “Bu başarısından eminim ve Karakullukçu'yu severim. Kendisiyle en çok kavga eden ve didişen kişi de benim. Onunla da ilçe binasında bazen çok sert tartışmalar yaptığımız oldu. Çünkü ben ilçe başkanı olduğum süre içerisinde yaptığımız ilçe yönetim kurulu toplantılarına belediye başkanını da çağırırdım...”
Bir süre rahmetli Erol Karakullukçu üzerine konuşuyoruz.
1999 YEREL SEÇİMİ
1994 yılı Eylül ayında Datça'ya ilk kez adım atan ve 2001 yılından itibaren de Datça'da 7/24 yaşayan birisi olarak 1999’da yapılan yerel seçimin CHP Datça İlçe Örgütü, Datça Belediyesi ve Datça için “milat” derecesinde önemli olduğunu düşünürüm; 1999 yılında yapılan yerel seçimde CHP Datça İlçe Örgütü'nün gösterdiği aday (Erol Karakullukçu) Datça Belediye Başkanı oluyor ve sonrasındaki bütün yerel seçimleri CHP adayları kazanmaya devam ediyor.
1999 yılında yapılan yerel seçime dair sorular soruyorum.
CHP ilk kez 1999 yılında yapılan yerel seçimde Datça Belediye Başkanlığı'nı aldı ve ilginçtir Karadenizli Erol Karakullukçu ile bunu başardı. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
“Bu olay, Datça halkının demokrasiye olan bağlılığını gösterir. Datçalı ırkçı değildir, yerelci değildir. Kıymetli bulduğu, değerli gördüğü insanı göreve getirmiştir. Bu olay Datça'nın yüz akıdır. Ben Ayancık'ta belediye başkanlığı yaptım. Ayancık'ta belediye başkanı olabilecek pek çok kimse vardı. Orada belediye başkanlığı yapan bir Ayancıklı yerine ben belediye başkanı oldum. İnsanların oralı ya da buralı olması halkımız için önemli değildir. ..”
Geçmişinde sol bir yapılanmaya yakınlık duyduğu söylenen Erol Karakullukçu'nun belediye başkanı seçildiği 1999 yerel seçim öncesi Datça'nın, pek de solcu bir yer olmadığı, Datça'da ağır basanın Menderes-Demirel çizgisi olduğu söylenir. 1999 bu anlamda da Datça için bir milat oluyor. Bunu nasıl açıklayabilirsiniz?
“1946 seçimlerinden 1999 yılına kadar Datça'da CHP'li olan yalnızca Reşadiye Mahallesidir. Genel ve yerel seçimlerde, mahallesinden Savaş Özalp (1982-1989), Mustafa Soytok (1989-1999) gibi başka bir partiden belediye başkanları çıkmış olmasına rağmen, Reşadiyeliler her daim CHP'nin arkasında durmuşlardır. Seçimleri kaybettiğimiz zaman bile...
1999 yılındaki çok süratli bir çalışma başlattık. Geceleri köy köy dolaşıp, gece mitingleri yaptığımı biliyorum. Kahve toplantıları yaptığımı biliyorum. Halkla içli dışlıydık. Betçe'nin, Emecik'in, Kızlan'ın yollarını düz ettik parti olarak. Datça'da ilk kez 3-5 bin kişiyi bulan mitingler yaptık.” Sevim hoca söze giriyor: “ Kavak ağacı dediğimiz (şimdilerde 'Demokrasi Meydanı' olan yerin yan tarafı) yerde seçim bürosu vardı, Ali Aslan da (CHP Muğla Milletvekili) geldiydi galiba, ilk konuşmayı Hasan (Kaya) yaptı. Sonrasında Erol bey, Gürol bey konuştular. Bizim öğretmen arkadaşlar buna 'sert konuşma' demişler, bu dedi ki 'benim kafamı serbest bırakın'. Orada doğruları söyledi. Hatta bizim bir öğretmen arkadaşımız geldi, 'Sevim abla, Hasan abi bizlerin tüylerini diken diken etti. Sert konuşuyor. Ne kadar güzel konuşuyor' dedi.”
SOLCU, SOSYALİST OLDUĞUMU HİÇ SAKLAMADIM
Hoca anlatmaya devam etti.
“CHP'de çalıştığım sürece solcu olduğumu, hatta sosyalist olduğumu hiç saklamadım. Ayancık'ta karşımdaki adayların benim hakkımda en büyük düşmanlıkları da bu yüzdendir. Ben her zaman 'solcuyum, sosyalistim' demişimdir.”
“Karşımdakiler” derken CHP içini mi yoksa dışını mı kastediyorsun?
“Dıştaki, dıştaki karşıtlar. Ama CHP'nin solculukla, sosyalistlikle ne kadar ilgisi var? 'Ben sosyalistim' dediğim zaman CHP içinde de buz gibi olanlar oldu. Benden kopanlar ve uzaklaşanlar oldu. Ben Datça'da da aynı şeyleri yaşadım...”
Ali Geremeli'nin Yarımadanın Sesi Gazetesi’ndeki yazılarında sana “Devrimci Solcu” dediğini anımsıyorum, nedir bu hikaye?...
“Ben de okurdum” diyor. Gülüşüyoruz. Bu konuda bilgi veriyor. Sonrasında Geremeli'nin fabrikasında zeytinlerini sıktırdığını, sohbet ettiğini ve hatta dost olduklarını anlattı.
Gülmeye devam ediyoruz.
İlçe başkanı olduğunuz 2003-2008 yılları arasında ilçe yönetiminde kimler vardı?
“Gökhan Sağır, bir ara Nazmi Gültekin, Lale Demirli, Barış İlhan... çıkaramıyorum. Notlarıma bakmam gerekiyor.”
Sizin yerinize kim ilçe başkanı seçildi?
“Gökhan Sağır.”
2008'de ilçe başkanlığını bıraktınız ama üyeliğiniz devam etti. Parti ile ilişkiniz?
“Hala gidip geliyordum. Bir şeyler sormak için bana gelenler oluyordu. Belediye başkanlığına aday olmayı düşünenler gelip benimle görüşüyorlardı. İlçe örgütü yöneticileri sık sık ziyaret ediyorlardı.”
1999 ve 2004'te Erol Karakullukçu'nun doğru aday olduğuna inanıyordunuz...
“Evet”
2009 YEREL SEÇİMİNDE GÖSTERİLECEK ADAY İÇİN ÖN SEÇİM YAPILMALIYDI
2004 yılında olduğu gibi 2009 yılında da Erol Karakullukçu'nun adaylığı nedeniyle parti içinde bazı sıkıntılar yaşandı, Timur Kabaklarlı olayı gündeme geldi. Timur Kabaklarlı adı anketlerde önde çıktı, Ali Şen yatıyla Karaköy'e demirledi ve “Yeni belediye başkanınız Timur Kabaklarlı'dır. Bu konuda Deniz (Baykal) bey ile görüşeceğim” dedi, yerel basın bunu manşetten duyurdu. Timur bey bir ara ilçe başkanlığını da kazandı... ama aday yapılmadı.
“O dönem içerisinde Parti genel merkezinin çok büyük yanlışları oldu. Erol Karakullukçu dışında 8 tane belediye başkan aday adayı vardı.” Adlarını anımsayabildiklerimiz üzerine konuşuyoruz. “Aday adayı bolluğu karşısında 'ön seçim yapalım' filan dedik. Ön seçim yapılmadı. Genel merkez yerelde bir araştırma yaptı. Araştırma sonucuna göre aday adayları sıraya konuldu. İlk sırada Timur Kabaklarlı vardı. Genel merkez, bu 8 kişi arasında olmayan Şener (Tokcan) beye 'sen adaysın' dedi”
Deniyor ki o günlere dair olarak, “İşte CHP Datça İlçe Örgütü aday olarak Timur Kabaklarlı'yı değil, Erol Karakullukçu'yu istiyordu. Genel merkez ise Erol beyi 3. dönem aday göstermek istemiyordu. Bu durumda hem bürokrasiden geldiği hem de parti içinde politik kimliği ön plana çıkmadığı için Şener beyi aday yaptılar”. Bunlar doğru mu?
“Doğru. Pek çok aday adayı varken Şener beyin aday olarak öne çıkarılması genel merkezin en büyük yanlışıydı. Bu yanlışlığı, Şener beyin başkanlığı sırasında açık seçik gördüm. 2009-2014 yılları arasında. İkinci dönem için yeniden seçildi, bazı nedenlerle ayrıldı başkanlıktan. Yerine Gürsel (Uçar) bey geçti.”
ŞENER (TOKCAN) BEYİN ADAY GÖSTERİLMESİNDE BENİM DE SUÇUM VAR
Öncesinde nasıl belirlendiğini bilemiyorum ama 1999, 2004, 2009, 2014 ve 2019 yıllarında yapılan yerel seçimlerde CHP Datça İlçe Örgütü adına gösterilen belediye başkan adaylarının hiçbirisi ön seçim yapılarak aday gösterilmiyor. Bu durumda bu adaylar nasıl belirleniyor? İlçe örgütü ile il örgütü Ankara'ya bir isim mi öneriyor ya da aday adayları kendi kişisel ilişkileri üzerinden aday olma kararı mı aldırtmaya çalışıyorlar?
“Genel merkez yetkilerini kullanıyor.”
Genel merkez nereden biliyor bu aday adaylarının nasıl birer kişi olduklarını?
“Genel merkez il, ilçe örgütleri ve önde gelen yöneticiler ile görüşüyor. Sonunda da 'Ben şunu seçtim, adayımız odur' diyor. Aday olacak kişi hakkında bir kanaat edinmesi yaptığı o araştırmalardan sonradır...”
Bu noktada, bir not düşme gereği duyuyor.
“Parti o günlerde Datça için aday arıyor. Bir gün Gürsel (Uçar) benim yanıma geldi. 'Genel merkez aday belirlemek için birisini görevlendirmiş, Fevzi Topuz'a (Milas eski belediye başkanı, milletvekili ve Deniz Baykal'ın en yakınlarından) yetki verilmiş.' dedi. Tamam, Fevzi Topuz ile birlikte konuşalım, münasip aday kim ise onu tavsiye edelim' dedim. Gürsel bey, Fevzi Topuz ile konuştu, herhangi bir öneride bulunmadı. Ben konuştum. 'Sen görevlendirilmişsin burada aday belirlemekle, öyle deniyor. Doğru mu?' dedim. 'Evet, doğru gibi hocam' dedi. 'O zaman Datça'da belediye başkanlığını kazanalım' dedim. 'Nasıl kazanacağız?' dedi. 'Şener Tokcan deyin' dedim.”
Yani Şener beyi siz mi önerdiniz?
“Evet”
Vallahi bunu yazarım.
Sevim hoca gülüyor.
“Şener beye anlatmaya çalıştım bütün bunları ama anlamadı. Burada belediye meclisinde görev almak istedim, Şener bey yanıma bile yaklaşmadı. Fevzi Topuz ile konuşmamızdan iki gün sonra Şener beyin adaylığı bildirildi. Fevzi Topuz benim sözlerimden ne ölçüde etkilendi bilemiyorum ama Şener beyin aday olmasını ben de istedim.”
Hasan hoca bu konuda Fevzi Topuz ile de konuşmanın iyi olacağını söylüyor; “Hocam” diyorum, “ben akademik bir araştırma yapmıyorum. Sizin ağzından bu hikayeyi anlatmaya çalışıyorum. Bu sizin hikayeniz. O nedenle Fevzi Topuz ile bu konuda konuşmak çok da önemli değil.”
BEN BAŞTAN BERİ ÖN SEÇİMDEN YANAYIM
Belli bir katkınız ve rolünüz olan 1999, 2004 ve 2009 yerel seçimlerinde gösterilen adayların belirlenmesiyle ilgili olarak “Belki başka türlü bir gelişme de olabilirdi ama ön seçim olsaydı daha sağlıklı olurdu” diyebilir misiniz?
“Ön seçim olsaydı bu seçimler kazanılabilir miydi kazanılamaz mıydı, bugünden geriye bakıp bir şey söyleyemem. Ama ön seçim olması demokrasinin gereğidir.”
Demokrasinin gereğini yerine getirmek mi yoksa seçimi kazanmak mı daha önemli sizce?
“Demokrasinin gereğini yerine getirerek seçimi kazanacaksınız, demokrasi olmadan diktatörlük ile seçim kazanılmaz ki? Kazanılırsa Recep Tayyip Erdoğan olursunuz.”
Sizin tavrınız tartışmasız ön seçimden yana mı?
“Ben ön seçimden yanayım, baştan beri.”
Bir süre karşılıklı olarak bu konuda konuşuyoruz; CHP'nin 1970'li yıllarını, İhsan Alyanak'ın, Nurettin Sözen'in, Süleyman Genç'in adını anıyoruz.
AYNI KOLTUKTA OTURMAYA BİR SÜRE SINIRI KONULMALI
2024 yılında yapılacak yerel seçimde CHP adına Datça'da kimin belediye başkan adayı ve kimlerin belediye meclis üyeliği için aday gösterileceklerini şimdilik bilemiyoruz.
Yalnızca belediye başkanlığında değil, belediye meclis üyeliklerinde, bir siyasi partinin ilçe, il, genel başkanlığında, milletvekilliğinde, cumhurbaşkanlığında vb... bir kimse halk onu istediği sürece o makamda kalmalı mıdır yoksa bu konuda bir süre sınırlamasına gidilmeli midir?
“Bir süre sınırlaması getirilmeli. Toplumun bir kişiyi o makamda isteyip istememesi elbette çok önemli ama bir kişinin o seçildiği makamda kalacağı süreler de baştan açıkça ifade edilmeli. İnsan seçildiği makamda zamanla eskiyor, farklı nedenlerle yıpranıyor. Onun için bir süre mutlaka konulmalı; hangi makam olursa olsun. 2 yıl, 3 yıl gibi... Ki arkadaki genç nesil de kendisine bir yer bulabilsin, sol ya da sağ kesimden olsun...”
Yani bu süre sınırlamasını sadece CHP için değil her kesim için öneriyorsun?
“Elbette. Bu genel bir sorundur, Türkiye'nin sorunudur. Biz maalesef bir koltuğa oturduk mu o koltuktan kalkmayı bilmiyoruz. Ülkemizde politikacılarımızın geneli böyle. Politikacılar o koltuklarına bir oturuyorlar ve bir daha kalkmak istemiyorlar. Bana göre politikacılar için en zor iş iktidardan düşmektir...”
Bir süre bu konu üzerine konuşuyoruz.
DEMOKRASİ YAŞAYARAK ÖĞRENİLİR
2024 yılında yapılacak yerel seçimde CHP adına gösterilecek belediye meclis üyesi ve belediye başkanı adaylarının belirlenmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
“Ön seçim yoluyla belirlenmez ise genel merkez işe koyulur, adayını bulu , çıkarır... Bu bir dayatmadır. Dayatma ile demokrasi olmaz. Ben Datça halkının bilinç düzeyi ne olursa olsun, onların vereceği kararın genel merkezin vereceği karardan daha doğru olacağına inanıyorum. Ön seçimden vazgeçilmemeli. Ön seçimin belki bazı aksaklıkları vardır, örneğin, politikacılar ön seçim öncesi bazı yerlerde insanlarımızı bir biçimde etkiliyor ve sağlıklı sonuç alınamıyor olabilir ama zamanla alınacak. Demokrasi kitaptan okunarak değil yaşayarak öğreniliyor. Halkı politikanın içerisine katacaksınız, halk politikanın içinde politikayı öğrenecek. Hepimiz öyle öğrendik. Halk da öyle öğrenecek ama hep uzak tutuyoruz.”
İÇKİ, ÖN SEÇİM YAPMAMANIN MAZERETİ OLAMAZ
2019 yerel seçim sürecinde CHP'li üye ve aday adayların ön seçim konusunda neler düşündüğünü merak etmiş ve bazılarına da sormuştum. Ön seçimi savunmayanların çok ilginç bir gerekçesi vardı: “Ön seçim iyi ama bizim insanlarımız içkiyi çok sever. İçkiyi görünce oy vereceği kişiyi değiştirir.” Datçalıların içkiyi sevdiği bilinen bir şey. Öyle ki 2009 yerel seçimlerinde AKP Datça İlçe Teşkilatı aday tanıtımını davetlilere alkollü içki ikram ederek yapmış ve bu da bazı ulusal gazetelerde manşet haber olarak yayınlanmıştı. Şimdi, bir aday adayının bu gerekçeyle ön seçime karşı çıkması nasıl bir şeydir?
“Ön seçime bu biçimde karşı çıkış doğru değildir. Öncelikle Datçalılar ile Muğlalıların ve Türkiye'de yaşayan her vatandaşın müşterek bir tarafları vardır; farklılıkları değil, benzerlikleri çoktur. Datça için söylenen bu problem Türkiye'nin her yerinde vardır. Datçalı içkiyi sever de başka yerlerdeki vatandaşlar sevmez mi? Datçalıyı içki nedeniyle yanlış kararlar vereceği varsayımıyla suçlamak doğru değildir. 'Üyeler sarhoş olarak oy kullanmaya gelecek ve sarhoşların verdiği oylarla belirlenmiş bir aday Datça'yı yönetecek' mantığını savunmak mümkün değildir.”
Bu mantık bizi “Türkiye Cumhuriyeti'ni iki sarhoş (Atatürk ve İnönü) kurdu” muhabbetine götürür...
“Haliyle. Bu bakış açısına katılmıyorum. Ön seçimde üyeler yapa yapa bunu öğrenecekler ve kendilerince doğru kararı vereceklerdir. Tabi ön seçimi gerçekleştirebilmemiz için de parti yöneticilerimizin bilinçli olması gerekiyor. Asıl bunu nasıl başarabiliriz, onu düşünmemiz gerekiyor.”
REŞADİYELİLER HER DAİM CHP'NİN SAHİBİ OLMUŞLARDIR
Israr etmem üzerine, Hasan (Kaya) hoca, beni kırmayıp bu okuduğunuz söyleşiyi doğaçlama yapmayı kabul etti. Söyleşinin sonlarında elindeki notlara bakarak Reşadiye ile ilgili bir şeyler söyleme gereği duyduğunda da ben onu kırmadım.
“Reşadiyelilerin 1946 yılından beri her koşulda CHP'nin arkasında durmasına ben 'Cumhuriyeti koruma bilinci' diyorum. Reşadiyeliler uzun zaman bu siyasi tavırları nedeniyle suçlandılar. 'Yahu siz deli misiniz? Akıl yok mu sizde? DP'den yana olsanıza. İşte iktidardaki bilmem ne partiden yana olsanıza. Hizmet gelmiyor bakın Reşadiye'ye' dediler. Bu gerçektir.”
Bunun tarihsel kökenleri üzerine neler söyleyebiliriz?
“Reşadiyelilerin 1946'dan beri dik durması bir direniştir. Bu direniş Datça'nın başka hiçbir mahallesinde gösterilememiştir. Benim çocukluğumda Betçe köylerinde bir tane CHP'li yoktu. Çoğu DP'ye, diğer partilere oy verdiler. Reşadiye hiç dönmedi CHP'den.
Reşadiye ile ilgili birkaç şey daha söyleyeyim: Datça'nın en geri kalmış mahallesidir Reşadiye. Halkın yorumu, bunun nedeninin 'muhalif' olmalarından olduğudur. Ben bunu direniş olarak görüyorum. Bu tavır Cumhuriyete bir katkı olmuştur. Datça'nın son yıllarda özellikle mahalli seçimlerde öne çıkması, Reşadiye halkının tavrıyla da yakından ilgilidir. Reşadiye'nin tavrı öteki mahallelere de yansımıştır. Reşadiye halkı bu konuda 'Biz hep üvey evlat olduk' der. Bunun nedenini de politik tavrına bağlar. 80 yıl önce Datça dışına çıkmış bir Reşadiyeli şimdi Datça'ya dönse Reşadiye’yi hiç değişmemiş olarak görecektir. Ne yerel yönetimden ne de devlette hiçbir yatırım yapılmamıştır.”
Reşadiye Muhtarı Sami Akkın'ın yaklaşımını söylüyorum.
“Hayır, hayır” diyor. “Erol Karakullukçu oraya, caminin yanına küçücük bir park yaptı, ilk parkımız odur, bir de yolumuz taş döşenmiştir. Tepelere çıkan bütün yolları görsünler, bugün bile arabalar ile çıkmak sıkıntılıdır. Reşadiye'nin adam gibi bir WC' si bile yoktur. Reşadiye ihmal edilmiş bir yerdir.”
Birlikte gittiğim Mehmet Kızıler söze giriyor “Datça 25 yıla yakın CHP tarafından yönetiliyor. Reşadiye'ye hiçbir yatırım yapmadılar mı?” diye soruyor.
“Yapmadılar. Bakın. Görün. Bir tek kavak dibi dediğimiz yer vardır, Mehmet adında birisi geldi ve o büyük binayı yaptı. Bir de Datçalı rahmetli kahveci İsmail Kırmızı amcanın oğlu Sadık Kırmızı oraya bir kahve yaptı. Şimdi biz bir misafirimiz geldiği zaman 'Buyur, gel arkadaş, şurada bir kahve içelim' diyebileceğimiz bir tek o yer var. Başka bir şeyimiz yok. Reşadiye o kadar kupkuru bir yer. Kavak dibi denilen yere ( M.Ali Konağı'nın bulunduğu meydan) devlet eli uzanmadı hiç. Caminin tamirini on yılda zor bitirdik, hala eksiklikleri var.”
Mehmet Kızıler “25 yıldır yerel yönetimde iktidar olan CHP'nin Cumhuriyet tarihi boyunca Datça'da CHP'nin kalesi sayılabilecek Reşadiye'ye hiçbir yatırım yapmamasının nedeni nedir?” diyor.
“Vallahi bilmiyorum.” diyor Hasan hoca.
(Hasan hoca ile bir kez daha oturup yıllardır üyesi olduğu ve emek verdiği, “Yapılacak her ilçe ve il kongreleri 'direniş kongreleri', yapılacak kurultayı 'direniş kurultayı' olmalı” dediği CHP üzerine konuşmak istiyoruz.) (26.07.2023)
BİRİNCİ BÖLÜM
1956 doğumlu Abdullah İşcanı, namı diğer Mimar Apo “Türkiye'de her yaşayana 'Nerelisin?' diye sorduğunuzda, bir kaç nesil alta indiğinizde kimin nereli olduğu meçhuldür. Benim doğduğum ve büyüdüğüm yer Şanlıurfa Siverek'tir ama benim babam Artvin Yusufeli doğumludur.” diyerek sorularımı yanıtlamaya başladı.
DOĞMA BÜYÜME SİVEREKLİYİM
Babası, 1914 yılındaki seferberlik zamanında (1. Dünya Savaşı) Urfa'nın kurtuluşuna gönderilen askerlerden birisiymiş. Savaş sonrası Urfa'da kalıyor. Bir süre Urfa'da yaşıyor, sonra Siverek'e geçiyor, ahbapları vesilesiyle. Siverek'te ölüyor. Apo'nun annesi Siverekli.
“O yüzden 'Nerelisin?' denildiğinde 'Nerelisin?'in cevabı şu: İnsanın nereli olduğunu belirleyen kültürel yapılardır. Yani 'Nerelisin?'den neler anladığın, nasıl yemek yediğin, nasıl oyunlar oynadığın, yani kültürel yapılar kişinin nereli olduğunu belirler. Dolayısıyla babamdan dolayı 'Artvin Yusufeli'liyim' desem kimse inanmaz, 'aslını inkar ediyor' derler.”
ÖNCE İSTANBUL, SONRA DATÇA
Liseyi bitirince üniversite sınavlarına giriyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünü kazanıyor. Ailesiyle birlikte İstanbul'a taşınıyor. Okulu bitiriyor. Bir müddet İstanbul'da serbest olarak çalışıyor. “İstanbul'da 16 yıl yaşadım” diyor. 1986 yılında Datça'ya TURAŞ tesislerinin şantiye şefi olarak çalışmak için geliyor.
Anlattığına göre özel bir firmaya ait olan TURAŞ tesislerinin inşaatı o gelmeden önce başlamış. İnşaat bittikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından satın alınıp öğretmenlere “sosyal tesis” olarak tahsis edilmiş. Nihayetinde de AKP siyasi iktidar zamanında “özelleştirme” maksadıyla devre dışı bırakılmış. (Sözü edilen Milli Eğitim Tesisleri birileri tarafından kapı, pencere, klima ... dahil ne varsa yağmalandıktan sonra şimdilerde virane halindedir. Yıkılıp yerine Datça Kaymakamlığı dahil resmi kurumlar için binalar yapılacağı konuşulmaktadır.)
4-4,5 yıl kadar bu tesiste çalıştıktan sonra serbest olarak çalışmaya başlıyor. Yaşamını Datça'da devam ettiriyor.
DATÇA'DA BİR DÖNEM POPÜLER BİRİSİ OLDUM
Siyasete nasıl başladınız?
“Datça'da bir ara popüler bir dönem yaşadım. Yıldızım parladı.” diyerek anlatmaya başladı: “Geldiğimde Datça'nın nüfusu 4000-5.000 civarında idi. Mimar olarak da 5 kişiydik. Datça'da yaşayan herkes hepimizi tanırdı. Bu arkadaşların çoğu daha sonraları Datça'dan gittiler.
Ben biraz sosyal birisiydim. Bazen bazı şeyler insanlara yakıştırılır, o kişi bu yakıştırmalara katılmasa ve o yakıştırmaları istemese de. Urfalı olmam hasebiyle Datça'da yaşayan Kürtleri temsil edebilecek bir kişi olarak görülmeye başlandım.”
O yıllarda Datça'da kaç Kürt vatandaş vardı?
“Vallahi, olsa olsa belki 300-400 kişi kadar vardı. Datça'da yaşayan hem Kürt hem de diğer vatandaşlar beni bir nevi Kürt vatandaşların temsilcisi gibi görmeye başladı. Mesela lakabım 'Mimar Apo' oldu. Dolayısıyla herkes bizi tanıdı. Biraz da sosyal çevresi olan birisi olduğum için Datça'da yaşayan çok insanla ilişkim iyidir. Zaten ben buraya gelmeden önce de İstanbul'da Fatih DSP İlçe Yönetim Kurulu üyesiydim.”
Bunu hiç beklemiyordum. Şaşırıyorum.
SOSYALİST YAPILI BİRİSİYİM.
Yani politikaya aslında Datça'ya gelmeden önce girmiştiniz?
“Esas geçmişten gelen bir şeydir. '78 Kuşağı' diyelim. Sosyalist yapılı birisiyim.”
İyice şaşırıyorum. 78 Kuşağından birisi olarak merak ediyorum.
Genel olarak mı sosyalisttin yoksa hani o yıllarda okullarda farklı sol yapılanmalar bulunuyordu, bunlardan birisinin içinde mi yer alıyordun?
“O zamanlar bir çok fraksiyon vardı. Bizim Yıldız Teknik Üniversitesinde önce DEV-GENÇ vardı, sonra DEV-SOL çoğunluk oldu. Ben hiçbir zaman hiçbir fraksiyonun adamı olmadım. Sebebi de bu bölünmelerin sol harekete zarar vereceğini düşünmem idi...”
Birinci sınıfta iken “erken bir evlilik” yaptığı ve akabinde de iki çocuk babası olduğu için öyle çok fazla öğrenci yaşamı da olmamış.
“İşte politik yaşamım bir nevi bu öğrencilik dönemimden geliyor” diyor.
DATÇA'DA CHP İLÇE ÖRGÜTÜ'Nİ KURDUK
12 Eylül 1980 sonrası dönemde DSP kurulunca (14 Kasım 1985) ona üye oluyor. Duyumuna göre Rahşan Ecevit kendisini Fatih İlçe Örgütü Başkanı olarak düşünmüş. Teklif yapılmış. Kabul etmemiş. “Ekonomik durumum ilçe başkanlığı yapmama uygun değil” demiş. Sadece bir dönem ilçe yönetim kurulu üyeliği yapmış. İlçe yönetim kurulu üyesi iken Datça'ya gelmiş.
Datça'da DSP İlçe Örgütü yokmuş. SHP İlçe Örgütü varmış. “SHP pasifti. Herhangi bir faaliyeti yoktu” diyor. Datça'da ilk geldiği yıllarda hiçbir partiye üye olmamış. İstanbul'daki DSP üyeliğinin ne olduğunu bilmiyor. “O orada kaldı” diyor.
“Sonra, işte biz 4 kişi, CHP kurulup örgütlenmeye başlayınca (1992), Datça'da CHP İlçe Örgütü'nü kurduk.”
Datça CHP İlçe Örgütü'nün ilk kurucuları Abdullah Gürsel Uçar (Mesudiyeli), Raif Dinçeriş (Çeşmeköylü), Palamutbükülü (Aslen Yazı Köyünden) 'Sarı Kamil' lakaplı Kamil Erdinç Dursun ve bir de kendisi imiş.
Tam tarihini hatırlayamıyor. “Belki Gürsel daha iyi hatırlar” diyor. (İlçe başkanı Aytaç Kurt'a sordum, 1993 imiş.)
İlçe başkanının Raif Dinçeriş olduğunu anımsıyor.
CHP Datça İlçe Örgütü kurucusu olunca haliyle kısmen de olsa Datça'da aktif olarak politika içerisinde yer almaya başlamış. “Yine de çok aktif değildim” diyor.
Belediye başkanı ANAP'lı Mustafa Soytok muş.
REMZİ ALBAY İLÇE BAŞKANI OLUNCA CHP DATÇA'DA YÜKSELİŞE GEÇTİ
Remzi albay ilçe başkanı olmadan önce ilçe yönetiminde miydi?
Değilmiş. “Ahbaplığımız vardı. Gelir giderdi. İyi konuşurduk. O süreçte ona teklif edildi 'Gel. İlçe başkanımız ol' diye. O güne kadar ilçe başkanlığında uzun süre dayanan kimse yoktu. 5 ay biri yapıyor, 3 ay diğeri yapıyordu... Mesela Önder Antalyalı 6 ay yaptı, bıraktı. Başkaları yaptı 3 ay. İlçe başkanı bulmak zordu. İşte o süreçte Remzi albay Datça'ya yerleşti. Yerleşince ilçe başkanlığı ona teklif edildi, o da kabul etti ve kabul etmesiyle birlikte de CHP burada büyük yükselişe geçti.”
1999'da Erol Karakullukçu CHP'den Datça Belediye Başkanı seçildi.
“Erol Karakullukçu'dan önce Datça Belediye Başkanlığına Raif Dinçeriş aday oldu. Datça'da CHP Datça Belediye Başkanlığı için her dönem birkaç aday adayı çıkardı. Mesela eczacı Cengiz, mesela CHP'den her dönem aday olan (İsmini hatırlayamıyor) ... Bunlar birbirlerine girer, kavga ederlerdi. Son bir hafta kala genel merkez CHP Datça Belediye Başkanı'nı açıklar, haliyle açıklanınca bu sefer bu aday adaylarının birbirleriyle barışmalarına zaman kalmaz, dolayısıyla seçim kaybedilirdi.”
O zamanlar CHP'de ön seçim yapma gibi bir durum yok?..
“Yani genellikle ön seçim de olsa merkez ataması gerçekleşir, gerçekleşince de bu atama bir hafta kala olduğu için bu açıklanan isim nedeniyle herkes birbirine giriyor, o onunla, diğer diğeriyle küsüyor, seçim çalışmalarına o ya da diğeri gelmiyor, sonunda seçim kaybediliyordu.”
CHP'DEN AYRILDIM, ANAP'TAN BELEDİYE MECLİS ÜYESİ OLDUM
ANAP'a ne zaman geçtiniz?
“Remzi (Özbek) albay ile aram çok iyi idi, çok samimiydim. Remzi bey dört dörtlük bir adamdı, Allah rahmet eylesin. Onun bir arkadaşı vardı, benim de komşum, albay Sabri İlker, o bizi tanıştırmıştı. Siyasetle ilişkili, vakti bol ve her şey ile ilgilenebilecek bir kişi idi. İlçe başkanı olacak kişi, Datça'da olup biten her şey ile ilgilenmeli, çalışmalı... Hem ticaret hem de siyaset içinde olunca bu olmuyor. Olmayınca gönüllü, vakti bol, çalışabilecek bir kişi olması hasebiyle ilçe başkanı oldu. O ilçe başkanı olmadan önce biz de aktiftik zaten.
Bir gün dedim ki Remzi albaya 'Remzi abi her yerel seçim öncesi Datça'da belediye başkanlığı adaylığı nedeniyle CHP İlçe Örgütünde kavga oluyor. Gel, 1999 yerel seçimdeki belediye başkan adayımızı bir yıl önceden açıkla. Çünkü çıkan kavgalar sonrası ortalığı yatıştırmaya, kavga edenleri barıştırmaya zaman olmuyor, bu nedenle adayı bir yıl önceden açıkla'. O zamanlar, Erol Karakullukçu'nun toplum nezdindeki puanı yukarıdaydı.”
Puanı neden yüksekti? Erol Karakullukçu Karadenizli ve sonradan gelip Datça'ya yerleşmiş.
“Derviş Aslan ile ortak iş yapıyorlardı. Özil'de (Karaincir) çalışmışlar. Partide aktif görev yapıyorlardı. Benden önce Datça'ya gelip yerleşmişlerdi. Erol harita mühendisiydi. Ölçümleri ve parselasyonları o yapıyordu. Halk tarafından tanınıyor, seviliyor, dolayısıyla toplumda tasvip görüyordu. İlçe örgütü sekreteriydi. Adaylıkta Erol'un adı çok geçiyordu. 'Madem adaylık için bir isim açıklanacak, bir an önce bu açıklamayı yapalım, topluma deklare edelim. Erol'u da herkes istiyor zaten. Dolayısıyla kavgalar ortadan kalkar.' dedim. Remzi abi, işte askerliğin verdiği dirayet ile tüzüğe aykırı olmasına rağmen deklare etti Erol'un adaylığını. Remzi albayı Adnan Keskin çağırdı, Marmaris'e. 'Sen ne yapıyorsun? Sen nasıl yaparsın böyle bir şeyi, kendi başına?' diyor. Remzi albay diretiyor. Diyor ki 'Beni görevden alın, yerime başkasını getirin. Bizim adayımız Erol Karakullukçu'dur.”
O zamanki ilçe yönetiminde kimler vardı?
“İlçe yönetimi demeyelim ama söz sahibi kişi anlamında ben, Abdullah Gürsel Uçar, Derviş Aslan, Erol Karakullukçu, Hasan Ali Betin, Ali Rana Kaya, Nuri Kaya... aklıma gelenler bunlar, yani o günün ağır toplarının hepsi vardı. Herkes aynı fikirdeydi.”
1998 yılında fiilen CHP Datça Belediye Başkan Adayı'nın Erol Karakullukçu olduğu ilan edilmişti yani?
“Erol ilan edildikten sonra zaten Deniz Baykal Adnan Keskin'e 'Datça'ya karışma, Remzi albay doğru bildiğini yapıyor. Müdahale etmeyelim' demiş. Böylesi duyumlarımız oldu... Sonuçta Erol aday oldu.
Bu ara CHP'den belediye meclis üyesi adayı olmak isteyenler vardı. Biri bana dedi ki, tartışma oldu aramızda, benim adım da geçiyor meclis üyeliğine, 'Ya işte sen olma, ben olayım. Beni ofsayt durumuna düşürüyorsun'. Bunları söyleyen o zamanlar samimi de olduğum bir kişi. 'Ben seni yarın ofsayt durumundan kurtarırım' dedim. Gittim, partiden istifa ettim, beni meclis üyesi adayı göstermesinler diye. Ayrılığım duyulunca da ANAP'tan teklif geldi 'Gel, bizden belediye meclis üyeliği için aday ol' diye. 'Düşüneyim' dedim. Bir hafta düşündüm. Bazı arkadaşlarıma danıştım. 'Olurum' dedim. Gittim, beni 2. sıradan aday gösterdiler. Seçimlere girdik. CHP'den değil ANAP'tan belediye meclis üyesi seçildim. Bir ay sonra da meclis üyeliğinden istifa edip CHP'ye döndüm.”
1999 YEREL SEÇİM BAŞARISININ SIRRI
1999 yerel seçimi Datça'nın politik yaşamında çok önemli bir yere sahip, ben öyle düşünüyorum.
1999 yılına kadar CHP Datça'da etkin değil. ANAP var, ondan önce AP (Demirel), ondan önce de DP (Menderes), yani bir anlamda Menderes-Demirel çizgisi etkin. Datça'da yalnızca Reşadiye ağırlıkla CHP'li, orası da küçük bir mahalle. Bu koşullarda Erol Karakullukçu gibi hem Karadenizli hem de geçmişinde sol yapılanmalar içerisinde bir süre de olsa bulunmuş birisi aday oluyor ve sizler, yani o dönemdeki CHP İlçe Örgütü olarak ne yapıyorsanız yapıyorsunuz ve Datça CHP tarihinde bir ilki başararak belediye başkanlığını kazanıyorsunuz. Bu nasıl oldu?
“Başarma sebebi şudur: CHP'nin tüzüğünde delegelik yoktu. CHP tüzüğünde sandık temsilciliği vardı. Yani, mesela delegeler emmi oğlu, dayı kızı bilmem ne... ilişkileri oluşmadan Remzi albay bu sandık temsilciliğini becerdi. Dedi ki 'Sandıklarda kaç tane üyemiz var? Diyelim ki 3 nolu sandıkta kaç tane üyemiz var? Atıyorum 10 tane. Toplanın buraya, kendi aranızdan bir temsilci seçin.' Her sandıktaki üyeleri topladı. Seçim büromuz da şimdi Maradona'nın olduğu yerdeydi. Orasını kiralamıştık. Onlara dedi ki 'Geçin şuraya. Aranızdan sandık temsilcilerinizi seçin.' Bu seçimlere kimse müdahale etmedi. Temsilcilerini kendi aralarından seçtiler. Bir nevi ön seçim yapıldı.
Temsilciler böyle seçilince kavga da olmuyor. Olmadı da. Toplandı bir sandıktaki üyeler, aralarında konuştular, tartıştılar, 'Benim işim çok, sen ol' dediler, bir kişiyi belirlediler. Bu durumda bırak ısrarla temsilci olmayı, temsilci olmamak için işlerini ileri sürmeler ve birbirlerine 'sen ol' diye tersine ısrarlar gündeme geldi. Remzi abinin temsilci olacak kişiye bir de şöyle bir şartı vardı: Temsilci olacak kişi kendisi dışında 3 tane, 5 tane her ne kadar başarabilirse, gücü oranında partiye üye getirecekti. Boş durmak yoktu. Ciddi bir çalışma oldu.
O zamanki arkadaşlar, işte Nuri Kaya, Sami Bircan, Abdullah Gürsel Uçar... herkes canhıraş bir vaziyette parti için çok ciddi bir çalışma yaptılar.”
Bu noktada söyleşiye birlikte gittiğim Abidin Akbulut bir soru sordu: “Sandıklarda farklı sayıda üye olmasına rağmen her sandık sadece bir temsilci mi seçebiliyordu?” Evet, sadece bir temsilci seçebiliyormuş.
Anlattığınıza göre 1999 yerel seçim öncesi Remzi albayın nezdinde ilçe örgütünde liderlik iyi, ekip iyi, çalışma iyi, örgütlenme sandık bazında yapıldığı için örgütlenme iyi, afaki ve kağıt üzerinde bir örgütlenme yok, demokratik bir mekanizma var...
“Sistem çok düzgün çalıştı.”
Yani 1999 başarısı bu çalışmanın meyvesi midir?
“Evet, CHP'nin oyu %14'lerden %54'e tırmandı. Belki %14'te yanılabilirim ama %54'e çıktığını biliyorum. CHP Datça'da çok büyük bir ivme kazandı. İyi bir belediye meclis grubu oluşturuldu. İyi bir çalışma yapıldı. Bütün bunlar da semeresini verdi. Böylece Datça'da CHP yerel yönetimi aldı.”
MİKRO MİLLİYETÇİLİK DATÇA'DA DA VAR
“Bir de şöyle bir şey var: her yerde olduğu gibi Datça'da da mikro milliyetçilik var. Bırakın Datçalı milliyetçiliğini, Betçe milliyetçiliği var. Reşadiye milliyetçiliği var. Suni yaratılmış iç çatışmalar yaşanıyordu Datça'da. Betçeli 'benim hemşerim olsun', Mesudiyeli, Palamutbükülü, Emecikli... aynı. Hâlbuki nüfustaki oranlara bakıyorsun, biz o zamanlar bilgisayarlara dökmüştük nereli nerede kaç seçmen var, diye. Yerli seçmen yarı oranın da bile değildi. Ağırlık sonradan yerleşenlerdeydi.”
1999 öncesi oranlar böyle miydi?
“Böyleydi. Hatta şöyle söyleyeyim, yanılmıyorsam 1/3 idi. Sonradan gelenler kendi aralarında iyi de organize oldular. Yerli olanlar ANAP'a yöneldi ama Remzi abinin iyi bir çalışma yapması sonucu CHP Datça'da %54'ü yakaladı.”
Peki siz seçim çalışması sırasında Datçalılara bir şeyler vaat ettiniz mi? Hani karşınızdaki ANAP adayı Soytok bir önceki dönemde de belediye başkanlığı yaptığı için çok fazla vaatte bulunmuyor olabilir ama siz Datça CHP tarihinde ilk kez yerel yönetimi almaya çok yakın olduğunuzu düşünüyorsunuz ve haliyle bir şeyler vaat etmeniz olası...
“Özal gibi güçlü bir Cumhurbaşkanı'nın bulunmasına rağmen bizim propagandamız şuydu: 'Arkanızda bu kadar güçlü bir iktidar var, peki Datça'ya ne yaptınız? Merkezi hükümet sizde, yerel yönetim sizde, Datça'ya ne yaptınız? Ortada yapılan bir şey yok.' Mesela bu önemli bir propaganda yöntemi oldu. Velhasıl, sonuç itibarıyla, demek ki o günlerde yürüttüğümüz siyasal çalışma sonuç vermiş ki karşılığını aldı. Ondan sonra zaten bir daha CHP seçimleri kaybetmedi. Datça'ya yerleşenler, biliniyor, sosyal demokrat insanlar.”
Bu son cümlenizden hareketle 'CHP'nin Datça'da ağırlıkla dayandığı kesimin sonradan Datça'ya gelip yerleşen laik ve seküler yaşam tarzını benimsemiş kesim ile Kürtler olduğunu ' söyleyebilir miyiz?
“Evet ama Datça'nın yerli halkı da laik ve seküler yaşam tarzını benimsiyor. Bu nedenle yerli halktan da çok kişi o seçimde ve sonrasında CHP'ye oy verdi.”
TEMSİLDE ADALET DİYE BİR ŞEY VARDIR
Şimdi 1999 seçiminde Erol Bey kazandı. 2004 yerel seçiminde de kazandı. 2009 yerel seçim öncesi malum CHP Datça İlçe Örgütünde kimin aday gösterileceği konusunda ciddi tartışmalar yaşandı. Soyutlama yaparak baktığımızda Erol beyden sonra 2009'da Şener (Tokcan) bey, ondan sonra da 2016 ve 2019'da Abdullah Gürsel (Uçar) bey belediye başkanı oluyorlar. Datça'da yaşayanlarda çoğunluk sonradan gelip yerleşenlerde ama belediye başkanlığı öteden beri Datça'da yaşayanlarda... Geçenlerde de yazmıştım şu anki belediye meclisinde CHP'de bir, MHP'de bir ve AKP'de de bir kişi Datça'ya sonradan gelip yerleşenlerden. Başkanı da sayarsak 13/3, yani nüfusa göre ters bir oran var. Nasıl oluyor bu?
“Biz bunu yüz defadır söylüyoruz. Bakın, demokrasilerde 'temsilde adalet' diye bir şey vardır. Yani bir toplumu oluşturan çeşitli farklı gruplar, farklı insanlar olabilir. Farklı bölgelerden gelenler olabilir. Bu çok doğal ve çok normal bir şeydir. Bu durumda 'temsilde adalet' oluşması gerekir. Mesela, 1999 yerel seçiminde bu 'temsilde adalet' gözetildi. Seçmen listelerini aldık. Ne kadar Karadenizli, ne kadar Kayserili, ne kadar Betçeli, ne kadar Reşadiyeli... oy kullanabilen kişi var, tek tek baktık. Kaç kişiler? Bunlara baktığımız zaman söylediğimiz şu idi, bu gruplar sonuçta küçük lobilere dönüşüyor. Bu lobilerin iyi temsilcilerini bünyenize alırsanız, mesela Kayserili birisini aldınız, Kayserililer 'Evet bu doğru kişidir, bizi temsil eder' demelidir. Öyle kişilerden bir ilçe yönetimi oluşturulmaya çalışıldı. Mesela, o zamanlar benim önerilerimden birisi 'Kürtlerden oy istiyorsunuz ama Kürt temsilci yok. En az 2 tane Kürt arkadaş ilçe yönetimine girmelidir.' Nitekim o zaman beni suçladılar, adımı PKK'lıya çıkardılar...”
Bu noktada kısa bir süre de olsa milliyetçilik, sol kesimdeki ulusalcılık, ırkçı söylemler üzerine konuşuyoruz... “Adam 'Kürt' dediğin zaman irkiliyor. Korkuyor. Arkadaş, Kürtler bu toplumda yaşayan bir insan grubudur. Velhasıl kelam inat ettim ben, direttim. Toplantı oldu partide, illa 2 tane Kürt arkadaşlardan yönetime almalıyız. Oy istemeye gittiğimiz zaman oylarını istiyoruz ama partide temsil edilmelerine izin verilmiyor. Bu olmaz.' O baskı sonucu 2 arkadaş girdi ilçe yönetimine.”
Bu iki arkadaşın bugün politik yaşamda olmadıklarını söylüyor.
“Her gruptan böyle temsiliyetler gözetilince oy alman daha kolaylaşıyor.”
Yani partide ya da yerel yönetimde oluşturulan irade toplumu kucaklayan bir irade olmalı...
“'Temsilde adalet' diyoruz ya, 'gel, bana oy ver' diyorsun, iyi de niçin sana oy versin? 'Ben sende hiç yokum. Sen beni kaale bile almamışsın.' demezler mi? Derler. Dolayısıyla o yerel seçimde öyle bir çalışma yapıldı. Her kesim ile görüşüldü. Bu ciddi bir iş oldu. Bugüne kadar yapılmış en iyi siyasal çalışmadır bence.”
REMZİ ALBAY YAŞ NEDENİYLE İLÇE BAŞKANLIĞINI BIRAKTI
Remzi albay ilçe başkanlığını bıraktı mı, bıraktırıldı mı?
“Bıraktırılmadı. Hiç kimse buna cesaret edemez, böyle bir talep de oluşturulamazdı. Ona kimse 'bırak' demedi. Yaşlandı. Performansı düştü. Devam etmeyi kendisi istemedi. Remzi abi ondan sonra da onursal başkan gibi yine her dönem geldi gitti, parti ile ilgilendi.”
Remzi bey ilçe başkanlığını bırakırken işte aranızdan şu olsun gibi bir şey dedi mi yoksa siz oturun ve kendi aranızdan birini seçin mi dedi? Hasan Kaya nasıl ilçe başkanı oldu?
“Elbette demokratik yollarla oldu bu işler. Hasan Kaya ismi o dönemde öne çıktı. Öğretmen emeklisi, daha öncesinde de Sinop Ayancık'ta bir dönem belediye başkanlığı yapmış bir arkadaşımızdı, sicili belli, Reşadiyeli, yerli... falan o önerildi, tasvip gördü ve ilçe başkanımız oldu.”
Remzi bey ilçe başkanı, Erol bey 1999-2004 yılları arası belediye başkanı, bu dönemde ya da Remzi bey ilçe başkanlığından ayrıldıktan hemen sonra Remzi bey ile Erol bey arasında bazı anlaşmazlıklar ve sürtüşmeler yaşandı mı?
“Remzi abi sürekli OHAL ilan ederdi. Bu söylediklerin bazı spekülasyonlardır. Doğru değildir. Remzi albay tüzük gereğince, mesela 'CHP Belediye Meclis Grubu'nun Başkanı benim' derdi. Belediye meclis toplantılarında, ilk defa, onun döneminde, meclis toplantı öncesi bizimle görüşürdü. Bir gün önce yapılan ve onun başkanlık yaptığı toplantıda meclise sunulacak öneriler tartışılır ve belirlenirdi. Nitekim 3-4 toplantı böyle oldu. Belediye'de yaptı. CHP tüzüğü gereği ilçe başkanı meclis grubunun başıdır. 3-5 toplantıdan sonra toplantıların bu tür yapılması kesildi, devam ettirilemedi.”
Remzi albay ile Erol bey arasında bu tür sorunlar yaşanmadı, diyorsun.
“Hayır, hayır. Yahu zaman zaman kardeşler arasında bile tartışmalar yaşanır. Siyasal anlamda bir tartışma olmadı.”
Erol beyin 2004 yılında aday olup olmaması konusunda Remzi albaydan doğru genel merkeze de yansıyan bazı tartışmalar olmadı mı?
“Hayır. Benim anımsadığım kadarıyla, yanılabilirim de, CHP adına kimin aday gösterileceğine ilişkin genel merkeze kadar da yaşanan bir tartışma 2009 yerel seçimlerinde yaşandı.” (04.08.2023)
İKİNCİ BÖLÜM
SİYASETTE AKTİF OLMANIN YOLU PARADAN VE SİYASİ GÜÇTEN GEÇİYOR!
Siz belediye meclis üyeliğini hangi yıl bıraktınız?
“2009, Erol Bey ile birlikte ben de yerel yönetimdeki görevimi bıraktım. Zaten ikinci dönemi (2004-2009) istememiştim. Meclis üyeliği benim işime engel oluyordu. İlla 'ol' denildi. Öte yandan mesela Hasan Kaya benim aday olmamı istemiyordu.”
Yerel yönetimde iktidar olan partinin bir belediye meclis üyesinin “Meclis üyeliği benim işime engel oluyor” demesi ve bu nedenle belediye meclis üyeliğine “hayır” demesi duymaya çok alışık olmadığımız bir şeydi...
“Ben parayı belediye meclis üyeliğinden evvel yıllarca yaptığım mimarlıktan ve müteahhitlikten kazandım, kazandımsa. Benim adım 'Belediye meclis üyesi Abdullah İşcanı' değil ki, Mimar Apo. Dolayısıyla da eskiden, birinci dönemde ANAP'lının da, MHP'linin de işlerini çizerdim.” diyerek başladı anlatmaya, 2. dönem için neden gönülsüz “evet” dediğini, 3. dönem için neden kesinlikle “hayır” dediğini anlattı...
SİYASATTE AKTİF OLMANIN YOLU PARADAN VE SİYASİ GÜÇTEN GEÇİYOR
2009 yılında Timur Kabaklarlı adı ortalıkta dolaşmaya başlıyor. Bir yandan Timur beyin Datça CHP İlçe Örgütü üzerinden partiye üye olmadığı, paraşütle gökten iner gibi Datça CHP İlçe Örgütü'ne indiği konuşulurken öte yandan da işte anketlerde Timur beyin adının birinci çıktığı ve 2009 yılında CHP Datça Belediye Başkan Adayı gösterilebileceği konuşuluyor. Aynı zaman aralığında FB Kulüp Başkanı Ali Şen özel yatıyla Karaköy'e geliyor, “Deniz (Baykal) bey ile görüşeceğim, belediye başkanınız Timur beydir” babında yerel basında da çıkan konuşma yapıyor. Datça CHP İlçe Örgütünde bir karışıklık oluyor. CHP İlçe Örgütü Erol beyi istiyor, değil mi?
“Erol Beyi değil.”
Bu yanıtı hiç beklemiyordum. Şaşırıyorum. Bu yanıt, bu konuda bugüne kadar bildiklerimin tersini işaret ediyor.
Kimi?
“İkinci döneminden sonra (2004-2009) Erol beye 'aday olma' denildi, buna ben de dahilim.”
CHP içinden böyle bir ses yükseldi? Erol beye “3. dönem olma” denildi?
“Evet. Böyle düşünen ve bunu söyleyenlerin içinde mesela Gürsel Uçar vardı, ben vardım. Erol beyin 3. dönem için aday olmasını istemedik. 'Sen devrini tamamladın. Bırak artık' dedik. Biz Timur'a da karşı çıkıyorduk.
Türkiye'de siyaset başka faktörlere bağlı oluyor. Yukarıda varsa bir adamın (dayın), işler kolay oluyor. Paran varsa kolay oluyor. Yani siyaset paradan ve güçten ayrı olan bir şey değil ki.”
Apo söyleşinin bu noktasında yerel düzeyde siyaset-para ilişkisi üzerine açıklama yapmaya başlıyor:
“O dönemde biz bütün masrafları paylaşırdık. Bir yemek verilirdi birini ben öderdim, birini Nuri Kaya öderdi... Yapılan masrafları durumu iyi olanlar karşılar, üstlenirlerdi. Mesela telefon paralarını ödeyemezlerdi, Muğla'nın telefon borcu için biz buradan para yollardık. Düşünsenize il telefon parasını ödeyemiyor, biz Datça'dan yolluyoruz. O zaman sayman olan nüfus dairesinden emekli bir arkadaşımızdı, adı aklıma gelmiyor, Datça Nüfus Müdürlüğü'nden emekli olunca Remzi abi onu ilçe örgütüne sayman yaptı. Sayman alır makbuzu eline, üyeyiz ya her üyenin bir aidatı var, gelir o aidat borcunu istemeye. Ben de dahil üyelerin çoğu tembellikten aidat yatırmaz. Sayman gelir, diyelim ki benim borcum 10 TL çıkarıp 100 TL verirdim. Böylece daha kolay para toplanıyordu. Haliyle Datça ne telefon borcu, ne kira borcu yaşadı. Çünkü sayman üyeleri tek tek gezerdi, para toplardı. Hem üyesin hem de aidat ödemiyorsun, öyle üyelik olmaz. Doğru da değil.
Sonra ben daha fazlasını vermek istiyorum, gönüllülükle. Birçok kişi de öyle yapıyordu. Aidatlar sembolikti. Küçük paralardı. Tüzük yazmış 50 TL ben versem 250 TL ne olur? Öyle topladık paraları. Dolayısıyla o zaman Remzi abi para konusunda yani mesela seçim çalışmalarında herkes ortaklaşa paylaşırdı, Erol'un o nedenle harcaması bile olmamıştır doğru dürüst.”
Erol beyin ekonomik durumu iyi imiş...
“İyi de, söz Timur beyden buraya geldi, sonradan sistemi bozdular, delegeliği icat ettiler, bu kez delegelerin peşinden gezeceksin. Timur'un ekonomik durumu iyi, haliyle sorun yaşamıyordu... Dolayısıyla siyasette aktif olmanın yolu paradan ve siyasi güçten geçiyor...
Timur beyin babası Nejat Kabaklarlı benim yakın ahbabımdır. Çevresi de var. Dolayısıyla Timur ön plana çıktı.”
“KAFA ADAMLAR” DEVREYE GİRİYOR
2009 yerel seçiminde CHP Genel Merkezinden bir ara Alim Karaman'ın, bir ara yeniden Erol Karakullukçu'nun ve nihayetinde Şener Tokcan'ın adı aday olarak geliyor. Şener Bey aday olarak seçime katılıyor. Kazanıyor. 2009-2014 yılları arasında Datça Belediye Başkanlığı yapıyor. 2014 yerel seçim öncesi Datça CHP ilçe örgütünde bir kez daha “aday kim olacak?” tartışması yaşanıyor. Timur Kabaklarlı 2012 yılında CHP Datça İlçe Örgütü Başkanı ve 2013 yılı Temmuz ayında ise Datça Belediye Başkanlığı için aday adayı oluyor.
Datça CHP İlçe Örgütü içerisinde Timur Kabaklarlı'nın CHP Datça Belediye Başkan Adayı olarak ilan edilmesini istemeyenler var...
“'Kafa adamlar' diyelim.”
“Derin CHP” mi bu “kafa adamlar”?
“Partinin önde görünen, güçlü görünen adamları”
Anladım.
“Datça CHP İlçe Örgütü'nün 12 önde gelen güçlü kişisi Timur'a karşı çıktı.”
“Çardak Grubu” deniyor, bu o grup mu?
“O 'yakıştırma' bir ad oldu.”
Erol beyin de içinde olduğu bir “Çardak Grubundan” söz ediyor konuştuğum bazı CHP'liler.
“Erol bey de, biz de vardık. 'Çardak' derken, biz zaten kankayız, hepimiz. 'Çardak'ı Nuri Kaya sürüklüyor ama bu 12 kişi içinde 'Çardak'ta oturan da var ama bu 12 kişi 'Çardak Grubu' değil.”
Bu “Çardak” dedikleri yer neresi?
“Petrol Ofisi'nin karşısında Nuri'nin basit bir barakadan yaptığı bir yer vardı, 'Çardak' orasıdır. Oraya 'Çardak' denildi. Bu 12 kişi sanki bilinçli bir gruplaşmaymış gibi anlaşıldı ama öyle değildi”
Şu ya da bu ölçüde bir popülerliği yakalamış Timur Kabaklarlı var, o istenmiyor. Datça CHP'nin 12 önde geleni olarak siz kimi istiyordunuz?
“Bu çıkış yapılırken bir şart konuldu: Gruptaki hiçbir kimse hiçbir yere aday olamaz. Bu 12 kişi genel merkeze gittik. Şu ya da bu aday için gitmedik. Bu 12 kişinin içerisinde Gürsel Uçar, Erol Karakullukçu, ben de vardım. Erol 12 kişinin içerisindeydi, haliyle kendisi de aday olamazdı. O da razı geldi.”
Gürsel bey belediye meclis üyesi değil mi?
“Hayır. O İl genel meclis üyesi idi.”
Unuttum, o yıllarda Muğla Büyükşehir olmadığı için il genel meclis üyeliği diye bir şey de vardı ve Gürsel Bey 2009-2014 yılları arasında da Muğla İl Genel Meclis Üyesi idi.
Ankara'ya vardınız, CHP Genel Merkezi'nin kapısına dayandınız.
“Adnan Keskin ile Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşüldü. Ben Kılıçdaroğlu ile görüşülürken vardım. Gökhan Günaydın ve Yakup Akkaya ile de görüşüldü.”
Kimi önerdiniz?
“Biz dedik ki 'Arkadaş, Timur bey doğru bir aday değil. Biz istemiyoruz.”
Gerekçelerini açıkladınız mı?
“Gerekçeleriyle. Onları tek tek anlatmayayım, uygun olmaz. İstediğimiz aday, eski milletvekili Ali Cumhur Yaka idi ama doğrudan onun adından söz etmedik.”
Ben İskele Mahallesi eski pazar yerinde tezgâhımın başındaydım, bir hafta Ali Cumhur Yaka CHP Datça Belediye Başkan Adayı olarak pazarı dolaşmıştı.
“Olmadı”
CHP Genel Merkezi mi istemedi?
“Daha doğrusu o süreçte başka işler döndü. 12 kişinin içinden bazıları ikili oyun oynadı. Oradan da Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün'ün baskısıyla Şener (Tokcan) bey yeniden aday gösterildi. Hedefimiz çıkara dayanmayan, art niyeti olmayan, arka planı olmayan bir girişimdi. Onun için 12 kişi olarak 'Hiçbirimiz hiçbir yere aday olamaz.” dedik. Gittiğimizde genel merkeze de bunu deklare ettik: 'Bu gelen arkadaşlardan hiçbirisi hiçbir yere talip değildir.'”
Ankara'ya giden bu 12 kişinin adını yazmak isterim?
“Yaz”
Bu çerçevede Gürsel (Uçar) beyin kapısını çalarım?
“Çal. Gitmeden önce toplantıyı da bu büroda, daha sonra da Özbel'deki Kapı Kafe'de yapmıştık.”
(Teknik nedenlerle Gürsel beyin değil, bu grupta olduğu ifade edilen Cahit Yaka ve Gökhan Sağır'ın kapısını çaldım. Ankara'ya gidiş tarihi bu satırları yazarken hala muallakta ama gidenlerin isimleri şöyle: Abdullah İşcanı, Cahit Yaka, Gökhan Sağır, Abdullah Gürsel Uçar, Ali Rana Kaya, İsmail Sönmez, Erol Karakullukçu, Nuri Kaya, Alim Bozalan, Hasan Çümen, Hasan Ali Bekin ve Remzi Özbek, namı diğer Remzi albay.)
GENEL MERKEZ ŞENER (TOKCAN) BEYİ ADAY YAPTI
Şener (Tokcan) bey aday oldu.
“Şener beyin adı son dakika genel merkezden geldi. Güya, genel merkez Osman Gürün'ü arıyor, duyumum öyle...”
Hasan Kaya'nın bu konudaki açıklaması biraz farklı, yayınladım da...
“Paralel toplantı yapılmış. Biz toplantı yapıyorduk, bizim gruptan bir grup kendi arasında paralel bir toplantı yapıyormuş, Şener beyin adını ön plana çıkarmışlar. Aslında ben bu 12 kişilik toplantılara Şener beyi de davet etmiştim. Gelmedi. İki kere bizzat ben gittim. 'Gel' dedim. 'Aday mısın?' diye sordum. 'Değilim' diyor, 'Değilsen toplantıya katıl'. Katılmadı. İkisinde de gelmedi.”
Belki politikaya karışmak istememiştir?
“İyi de sonradan aday oldu. Babam bu işler biraz karışık.” Gülüyor...
HİÇBİR KESİMİN ADAMI OLMAK İSTEMEDİM
Bu söyleşinin bir başka boyutu şu: Söyleşinin başlarında söylemiştin ya “İşte Datça'da yaşayan hem Kürt hem de diğer vatandaşlar beni bir nevi Kürt vatandaşların temsilcisi gibi görmeye başladı.” Merak ettiğim şu, seninle birlikte böyle bir algı oluştu ve bu algı senden sonra da devam etti, belediye meclisine aday çıkaran partiler bu algı çerçevesinde aday göstermeye mi dikkat ettiler?
“Bakın, benim bir kesimin temsilcisi olmak gibi asla bir talebim olmadı, yoktur da. Kendiliğinden, yani birileri seni bu işe yakıştırıyor, diyelim ki sana soruyorlar 'yahu Kürtler Apo'yu dinler' gibi oluyor. Yoksa ben aslında hiçbir, böyle bir ırkla ilgili, yani bir kesimin adamı olma gibi gençliğimden beri hiçbir niyet taşımadım. Zaten o nedenle hiçbir fraksiyonun adamı olmadım. Ben siyasal tavrı belli olan birisiyim. Halkların farklılıklarına ilişkin benim bakış açım belli. Birisinin temsilcisi olmak bana zul gelir. Ağır gelir. Onu hakaret addederim yani. Öbürküleri dışlıyor gibi olurum yani. Bu durum bir kere benim siyasal anlayışıma uygun düşmez. O bakımdan ben asla hiçbir zaman Kürt temsilcisi falan olarak kendimi görmedim. Olmadım. Burada yaşıyoruz, burada yaşayan halkın meclis üyesi olma hevesindeydim.”
Datça'da gruplar var mı?
“Var tabi. İşte oy potansiyeli olan gruplar geliyorlar, 'arkadaş, bizi de temsilen bu arkadaşı listeye koy' diyorlar. Bazı arkadaşlar listelere böyle girmişlerdir.”
Bir süre bu konu üzerine konuşuyoruz.
LİYAKAT, LİYAKAT... MECLİS ÜYELERİ VASIFLI İNSANLAR OLACAK
“Yanlışlık nerede yapılıyor biliyor musunuz? Bizim bir berber dükkânımız var. Biz o dükkâna berber mi arıyoruz yoksa terzi mi arıyoruz? Liyakat, liyakat diyoruz değil mi? Her yerde bunu söylüyoruz.
Şimdi burası bir mimarlık bürosudur. Buraya bir tane harita mühendisi koysam mimari bir proje yapabilir mi? Yapamaz. Şimdi biz seçimleri yaparken, meclis üyeleri böylesi küçük yerlerde çok önemli. Ben elimden gelse, meclis üyelerinden birisini avukat seçerim. Niye? Hukukçuya ihtiyaç var. Meclis kararları alınırken hukuka aykırı bir karar çıkarırız, yanlış yaparız, iptal edilir. Hukukçuya danışmak isterim, bir danışman gibi değil. Biz öyle çok zengin bir belediye değiliz. Mesela bir mimar olsun. İsterim. Neden? Çünkü belediyenin ana aktivitelerinden birisi mimari mevzuattır. Bir tane sanayicilerin problemleri için sanayici olsun...
Böyle liyakat esasına dayalı seçimler yapılmalıydı. Evet Kürt gruplardan da birisini seçersin. Seçersin ama bunun seçiliş gerekçesi Kürt olduğundan dolayı olmamalı. Neden olmalıdır? O kişinin başka bir özelliği de olmalıdır. Bilgi taşıyacak ya... Mecliste kararlar alıyorsun. O kararlara imza atacak. İmza atarken bana sormayacak 'Apo, imzalıyor musun, ben de imza atayım mı?' diye... Biz böyle bir seçim yapmıyoruz. Dolduruyoruz, işte 'bunun arkasında 50 oy var, onu alalım', 'bunun arkasında 300 oy var, onu alalım'. Bu durumda da halka inmemiş, halktan uzak oluyorsun. Bu doğru bir seçim değil. Adil de değil. Liyakat esasına taban tabana zıt bir durum. Olmaz. Meclis üyeleri vasıflı insanlar olacak. Adını yazamayan adamı meclise taşıyamazsın.”
CHP içerisinde “Değişim” tartışılıyor ya, bunun bir boyutu “ön seçim”dir. Liyakat denilince bunu belirleme yetkisi üyelerde mi yönetimde mi olacak? Kim bu liyakatlı insanları belirleyecek?
“Öncelikle tüzük değişmeli. Tüzükteki delege ağalığını ortadan kaldırmak gerekiyor. Siyasi Partiler Yasasından şikâyet edilmiyor mu? Bunun tabanı budur. Niye hep 'Liderler sultası' diye bahsedilir? Sebebi budur. Çünkü delege ağalığı ortaya çıkmıştır. Delegeleri ayarlarsan, avcı gibi dolaşıyorlar delegeleri, o ilçe başkanını tayin ediyor, ilçe yönetimi il delegesini belirliyor, il o delegeleri avlıyor... Böyle gidiyor. Kurultay delegelerini öbürküler avlıyor. CHP'nin bugünkü duruma düşmesinin ana sebebi budur. Remzi albay ile bu konuyu açıklayan 7 sayfalık bir metni faks ile bu bürodan genel merkeze yolladık, Baykal zamanı.”
Bu metin var mı?
“Yok. Baykal dahil milletvekillerinin tamamına yolladık. Buradan faks çektik. Baykal buraya geldiğinde, Remzi albay, benim de olduğum bir toplantıda, tam 3 saat bu konuyu anlattı ona. Hiçbirisinin işine gelmiyor kardeşim. Bu delege sistemi kolaylarına geliyor. Aynen Güneydoğu'da ağalar. Ben niye halka gidip kendimi anlatayım? Ağa ile anlaşırım, o emir veriyor 'Bu köyden başka bir partiye oy çıkmayacak'. Çıkmıyor. Bu kolaycılıkla Türkiye'nin demokrasiye kavuşma ihtimali yok.”
Öyleyse CHP'nin tüzüğündeki bu delegelik sistemi yanlıştır?
“Yanlıştır. Kesinlikle yanlıştır. Partideki kavgaların sebebi de budur. İş buradan başlar. Delege olarak benim adamım, Ahmet'in adamı yerine üyeleri gerçekten temsil edecek kişiler seçilseydi, SHP tüzüğünde var zaten, açın okuyun. Delege diye bir şey yok, sandık görevlisi var. Delegeliği Baykal ortaya çıkardı. Bu da partiyi bu hale getirdi. Partiyi Ahmet'in adamı, Mehmet'in adamına döndürdü.”
İlçe, il, kurultay delegeleri dahil hepsi mi kaldırılmalı?
“Hepsi. Kurultay delegesi de aynı şekilde seçiliyor.”
Bizde de (Sol Parti) kurultay delegeliği var ama CHP'deki biraz farklı. CHP'de mahalledeki üyeler mahalle delegelerini, mahalle delegeleri ilçe yönetimini, ilçe yönetimi il delegelerini, il delegeleri il yönetimini, il yönetimi kurultay delegelerini seçiyorlar. Bu sistem sanırım yalnızca CHP'de var.
“Her seçimde blok ve çarşaf liste vardır. Çarşaf listede oyunu insana verirsin. Blok listede liste önüne gelir, onaylarsın. Kim yaptı bu listeyi? Birisi yazdı. O birisi kim? Yarın belediye başkanı olmak isteyen. O listeyi onayladığınız zaman o kişi ön plana geliyor. Sen feriştah olsan, yani sen allem-i cihan olsan, Datça'yı dünyanın bir numaralı ilçesi, en modern, en gelişmiş bölgesi yapma yeteneğinde olsan, aşma şansın yok. Aşamazsın ya... Bu delege seni aday göstermez. Öyle oldu ki mesela genel merkezde yıllarca görev yapan genel başkan Altan Öymen delege olamadı. Altan Öymen delege olamadı... Kimsenin adamı olmadığı için. Böyle saçma bir şey olabilir mi ya? Yani bu aşılmadığı sürece, CHP mümkün değil düzene girmez.”
Yani CHP'de temel sorun ön seçim şu bu değil, başka bir temel sorun var?
“Demokratik sistemin önce tabandan başlayarak yukarıya doğru tırmanması gerekiyor.”
Biraz önce sözünü ettiğiniz sandık bazında temsilci seçme sisteminde üyenin iradesi ortaya çıkıyor ve bu yukarıya doğru da gidiyor...
“Bu sistemde üyeler seçiyor temsilcilerini. Dolayısıyla bu temsilciler kimsenin adamı olmayan delegelerdir. Adayın görevi kendini tanıtmaktır. Bizim gibi 5. dünya ülkelerinde bu işler başka faktörlere bağlı gelişiyor, paraya dayanıyor, iltimasa dayanıyor, makama, bir sürü başka şeye dayanıyor. Öyle olunca da sonuçta bugünkü durum oluyor. Haliyle sen de 5. dünya ülkesi oluyorsun.”
BİZ İKTİDAR OLMAK İSTİYORUZ
Peki, şimdi de bu söyleşi formatının bir başka sorusu şu: Bir siyasi partideki makamlarda, belediye meclis üyeliklerinde, belediye başkanlığında görev alma konusunda bir süre sınırı getirilmeli mi?
“Bence getirilmelidir. Herkes görev almak ister... Bakın Önder Sav ile ilgili eleştirim şuydu benim: Diyordu ki '53 yıldır bu partiye emek verdim.' Ben bu konuyu milletvekilleriyle tartışıyordum. '53 yılın sonu ortada' dedim. Yani CHP'yi getirdiği nokta ortada... Tamam 53 yıldır milletvekili değil ama her dönem milletvekili. Bir Muğla milletvekili vardı, 2. dönemden sonra 3. dönemde de aday olmak istedi. Dedim ki 'Bakın, siz bir şey anlamıyorsunuz. Siz diyorsunuz ki beni milletvekili yapın. Bizim hevesimiz seni milletvekili yapmak değil, bizim hevesimiz iktidar olmaktır. Siz bir türlü bunu anlamıyorsunuz. 'Partide emeğim var'. 53 senedir partiye emek vermişimdir diyen Önder Sav'ın emeğinin sonucu parti ortada. Nereye gelmiş? Nereye getirebilmiş? Kimseye geçit vermemiş.
Yani Osman Gürün'den başka Muğla'yı yönetecek yetenekte bu Muğla'da kimse yok mu ya?”
Bunu yazabilir miyim?
“Yaz, yaz efendim, yaz. Yaz arkadaş yaz. Ondan başka bu görevi yapabilecek kimse yok mu yani? 5 dönem... Yahu yeter! Başkasına fırsat vermiyorsun. Partiye emek veren, aktif siyaset yapmak isteyenlerin çok doğal haklarıdır 'Ben de milletvekili olayım, ben de meclis üyesi olayım, ben de belediye başkanı olayım' demeleri. En doğal haklarıdır... Çaba harcar, olur. Ama siz fırsat vermiyorsunuz. Sizden fırsat kalmıyor bu insanlara. Bıktık sizden yani, açık söyleyeyim. Bıktık bu tarz siyaset yapan CHP'li değil babamın oğlu olsa kabul etmiyorum. Yeter yahu, nedir yani 'Ben gidersem parti batar'. Hadi oradan!..”
Bir kişinin gitmesiyle bir parti batacaksa, batmalı bence de...
“Böyle bir şey olur mu arkadaş? Demokrasi bu değildir. 'Ben gidersem parti batar'. Yahu binlerce insan gelip geçiyor. Öyle cevherler var ki, her partide vardır, fırsat verilmiyor ki, önleri kesiliyor. Adam her dönem milletvekili, bıkmıyor yine olmak istiyor. Hala bıkmıyor yine geliyor...
Ankara'da Muğla milletvekilleri, Erol (Karakullukçu), Nuri Kaya ve beni yemeğe götürdüler. Ben şimdi sana söylediklerimi onlara söyledim ki Deniz Baykal genel başkan idi. Nedir ya Baykal, Baykal, Baykal... Yemekteki Muğla Milletvekili dedi ki 'Yahu ben de bildim bileli sen Baykal karşıtısın.' 'Sen beni o kadar iyi tanımazsın bir kere' dedim, bir, 'İkincisi, geçit vermiyorsunuz. Kimseye geçit vermiyorsunuz...' Sonra kalktı Baykal karşıtı genel başkan adayının peşinden koştu. Ne oldu? 'Biz sizin hamalınız değiliz' dedim. 'Siz bizi sizin hamalınız sanıyorsunuz. Biz sizin babanızın hamalı değiliz. Biz iktidar olmak istiyoruz. Siz bunu anlamıyorsunuz. Siz diyorsunuz ki bizi milletvekili yapın. Bizim hevesimiz senin milletvekili olman değildir. Ben sokakta siyaseti bu sebeple yapıyorum. Senin milletvekilliğin için değil!'
O zaman, sonradan rahmetli oldu, iktidar olunsaydı Tarım Bakanı yapacaklardı, Muğla milletvekili bir profesör vardı, yan yana oturuyorduk. Dedim ki 'Siz göklere çıkardınız bu Baykal'ı'. Dedi ki vallahi 'Abdullah bey, ben bugün çocuklarımın ekmeğini onun sayesinde kazanıyorum'. Açık açık...”
Dürüst adammış, her şeyi çok açık ifade etmiş.
“'O yüzden ben ona karşı durmam' dedi. 'Hocam' dedim, 'net ve açık söylediğin için teşekkür ederim. Bari bunları açıkça söylüyorsun.' Ama bazıları bu konuda rol yapıyorlar.”
Başka hikâyeler anlatıyorlar
“Harbi değiller. Düzgün değiller. Dürüst değiller yani. O kontenjan üyesi idi. Bazen ön seçim-meçim diyoruz ama diğer milletvekillerinin yüz tanesini çıkarsan içlerinden birisi bile onun gibi çıkmazdı. Kaliteli bir adamdı yani.”
Son soru şu: Siz hala CHP üyesisiniz?
“Evet”
İşinizde gücünüzdesiniz. Yerel siyasette herhangi bir iddianız yok?
“Yok. İşimde gücümdeyim. Devrimi tamamladım. Devrini tamamlayanların çekilmeyi bilmesi lazım. Ben devrini tamamlamış birisiyim. Görüşümü belirtirim. Siyasetten oldum olası herhangi bir beklentisi olmayan birisiydim, hala öyleyimdir. Hiçbir beklentim yok...” (08.08.2023)
Alim (Karaman) Hoca Datça/Cumalı doğumlu. İlkokulu ve ortaokulu Kızlan'da okumuş. 3 yıllık Dalaman Ziraat Meslek Okulu'nu bitirmiş, 1973 yılında. Of Çay Fabrikasında 7 ay ziraat teknisyenliği yapmış. Mesleği beğenmemiş. Ayrılmış. “Geldim. Çalıştık, çabaladık ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) Fizik Bölümü'nü kazandım. 1976 yılında okula başladım. 1982 yılı sonunda mezun oldum. Muğla Anadolu Lisesi'nde 1986'dan 2010 yılına kadar 24 yıl Fizik Öğretmenliği yaptım. Daha sonra Datça'ya geldim. Turizm Meslek Lisesi, Anadolu Lisesi ve normal lisede fizik anlattım, zevk alamadım, 2013 yılında da emekli oldum,” diyor.
Emekli olduktan sonra Muğla'dakiler de dahil bazı dershanelerden teklifler almış. “Babam dedi ki o zaman 'Oğlum yeter. Çalışma. Gel seninle sahilde oturalım, rakı içelim'”
ÖĞRENCİ KALİTESİ SIFIRLANDI
Alim (Karaman) hoca ile kardeşleriyle birlikte işlettikleri Palamutbükü sahiline sıfır konumda olan işyerinde görüşüyoruz. Babasının neden böyle söylediğini merak edip soruyorum:
Yaşlandığın için mi?
“Yooo! 'Yeter...' dedi.”
Özel dershanelere mi karşısınız?
“Karşı değilim. Ülkenin çaresi yok zaten, çaresi yok da... Ben çalışmak istemedim. Daha doğrusu, öğrenci kalitesi sıfırlandı. Mesela ben 1990 yıllarındaki öğrencileri bulsam tekrar öğretmenliğe dönerim. Mesela şimdi Muğla Tıp Fakültesinin çoğu benim öğrencim...”
Bu durum çocukların suçu değil herhalde?
“Değil tabi. Müfredat değişti. Müfredatı karıştırdılar. Yani öğrencinin anlayamayacağı bir duruma getirdiler. Mesela, en son Datça Anadolu Lisesinde lise 2. sınıfta 1.2 ile 50'yi çarpacak bir kişiyi, 30 kişi içinde bir kişiyi bulamadım ve kalemi bıraktım. Okulu terk ettim.”
Yani çocuklar sınıfları boş boş geçmişler.
“Boş... Mesela, Şehit Ersoy Yılmaz Lisesi'nde adını yazamayan bir öğrenciye rastladım. Dedim ki 'Bu çocuk özürlü olabilir. Adını yazmayı öğrenemeyebilir ama neden oldu bu?' Bir baktım, var olan eğitim sisteminden. Sınıfta kalmak yok. Bir sömestr'de 5 gün derse giren öğrenci zaten sınıfı geçebiliyordu. Veliye soruyorlar 'Geçsin mi? Kalsın mı?' diye, veli zaten 'Geçsin' diyor. Baktım işin tadı tuzu yok, en iyisi 'Bırakayım' dedim, bıraktım.”
ODTÜ ÖTK FARKLI BİR ÖRGÜTLENMEYDİ
“1976'da ODTÜ'ye girdim” dedin ya, ben o yıl İzmir İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesinde öğrenci idim. ODTÜ, bildiğimiz ODTÜ. O dönemde politika ile ilişkiniz var mıydı, bir şekilde?
“Tabii. ODTÜ'de şöyle bir örgütlenme şekli vardı: Bölüm örgütlenmesi vardı...”
ODTÜ ÖTK Temsilcilerinden Bekir Öğretici ile bir ara yollarımız keşişti. Ertuğrul Karakaya ile 1976 yılında bir nedenle ÖDTÜ'ye gittiğimde görüşmüştüm...
“Şimdi ÖTK (Öğrenci Temsilcileri Konseyi) bir karar alacağı zaman önce bölümlerden başlanırdı. Önce bölümler karar alırdı. Bölüm temsilcileri ki örneğin Fizik Bölümü temsilcisi arkadaş ile hala görüşüyorum, 'Arkadaşlar, işte şöyle şöyle bir gelişme var' derlerdi. Mesela, Hasan Tan olayı vardı o ara OTDÜ'de. İstemediğimiz bu kişiyi rektör olarak atamışlardı. Konu ne ise her bölümde öğrencilerin görüşü alınır, bölüm temsilcileri fakülte temsilcileri ile görüşür, fakülte temsilcileri bilgiyi alır ÖTK'ye götürür, ÖTK tabanın isteğine göre karar alır ve haliyle hiç kimse de 'Hayır' diyemez...”
ODTÜ ÖTK Örgütlenmesi iyi bir örgütlenme idi. Diğer üniversitelerde benzer bir örgütlenme yoktu. Dernekler vardı ama bu dernekler ÖTK'ya hiç benzetilemez.
“ÖTK örgütlenmesi çok farklı bir şeydi. Hatta ben Fatih Maçoğlu (önce Ovacık, şimdilerde de Dersim/Tunceli Belediye Başkanı) Datça'ya geldiğinde konuşmuştum kendisiyle; 'Sen yaptığın belediyeciliği anlattıkça ben kendimi ODTÜ'de sandım' demiştim...
ODTÜ'de okurken burada köylerde çok dövüştük, dayak yedik, dayak attık... Mesela bizim ev, örgüt eviydi. Arkadaşlar bizim evde kalırdı...””
DATÇA DAHA MUTEDİL BİR YERDİ!
Datça o yıllarda oldukça soft (yumuşak, daha mutedil) bir yer değil miydi?
“Yok. Öyle çok da yumuşak değildi...”
MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, İzmir Tariş'te kavgalar olurken Datça'ya haber salmış, işte 'İzmir'e militan gönderin' diye, örneğin Çeşmeköy'deki MHP'liler bu teklifi reddetmiş filan diye duyumlarım var...
“Gidenler ve oradan emekli olanlar da oldu. Az sayıda, ama var...”
“Reddettiler” diye duymuştum...
“Reddedenler de var tabii. Elbette burada Anadolu'daki gibi silahlı eylemler filan yoktu, olmadı da. İşte bir yerde kavga dövüş olur, o kadar...”
Datçalı şair ve yazar Aydın Şimşek de bir ara anlatmıştı, sanırım 1994'te Datça'ya geldikten sonraki bir görüşmemizde, “MHP'liler miting yaparken biz beklerdik, onlar meydandan ayrılınca biz miting alanına girerdik” şeklinde. Halbuki aynı dönemde ülkenin pek çok yerinde kan gövdeyi götürüyordu.
DATÇA'DA FRAKSİYONLAR ADINA HAREKET ETMİYORDUK
Siz ODTÜ'de okurken, sol içi fraksiyonlar anlamında soruyorum, hangi gruptandınız ya da hangisine yakın hissediyordunuz kendinizi?
“Biz burada, herhangi bir fraksiyonun temsilcisi olarak değil, anti-emperyalist, anti-faşist düşünceye sahip bir toplum yaratmak için uğraştık. Mesela CHP İlçe Gençlik Kollarını biz kurduk...”
1980 öncesinden mi bahsediyorsunuz?
“Tabii, tabii. Mesela Yazıköy'de Halk Kültür Derneği'ni kurduk. İşte sen Devrimci Yolcusun, işte sen Halkın Kurtuluşçusun... diye değil, bilimsel düşünceyi geliştirelim, işte gazete okumayı öğrensinler... diyerek. Derneği o amaçla kurduk. Mesela, Datça'da bir olay oldu: Jandarma ile kapıştık. İçeri aldılar. Nezaretteyiz. Ethem adında bir astsubay vardı. Beni nezarethaneden aldı. 3 arkadaş girmiştik; Mehmet Ali Karakaya, rahmetli oldu, bir de Sarı Kamil. Karakol komutanına götürdü. 'En tehlikeli adam bu' dedi. Komutan, 'Neden?' dedi. 'Bunun ışıkları sabaha kadar yanıyor. Bu adam yetiştiriyor.' dedi. 'Ben' dedim, 'buraya tatile geldiğim zaman, lise öğrencilerine sabaha kadar fizik ve matematik dersi veriyorum. Ki yarın dövüşeceğim adam akıllı olsun. Ben çok kişiye üniversite kazandırdım. Ben adam yetiştiririm.
Mesela yine bir gün, 30 Nisan 1977'yi 1 Mayıs 1977 gününe bağlayan gece ben, Atilla Dikeç (üniversitede İşletme öğrencisi), Cazim Serin (Ortaokuldan arkadaşımdı, belediyede çalışıyordu, birkaç yıl önce rahmetli oldu.) ve Macit adında öğretmenlik yapan bir arkadaş yazılamaya çıktık. 'Kahrolsun Emperyalizm' vs... her tarafı yazıladık. Ertesi günü Serap Çay Bahçesinin orada fiyat listesinin yazılı olduğu tabelaya bakıyoruz, akşamki yazılamanın sonucu ellerimiz boyalı. Bu Ethem başçavuş geldi yine, 'Bu yazılamayı yapsa yapsa Alim yapmıştır' diyerek beni aldı. Götürdü. 'Ben yapmadım, haberim yok.' dedim. 'Bir-iki gün içerisinde savcılığa git, ifade ver' dedi.
Öte yandan gece bekçileri sokakta dolaşan ne kadar sarhoş, berduş varsa toplamışlar. Bu toplananların içerisinde 'Berduş İbrahim' olarak bilinen birisi de var. Ben savcılığa giderken, Serap Çay Bahçesi'nin orada Berduş İbrahim beni çağırdı, 'Çay içer misin?' dedi. 'İçerim' dedim. 'Alim, bu yazılamayı ben yapmamışımdır demi?' diye sordu. 'Ben nereden bileyim' dedim. Sonra bir çay daha ısmarladı. Yine aynı soruyu sordu. Yine aynı cevabı verdim. Kalkıp savcılığa gittim.
Savcı bey beni görünce 'Seninle uğraşamayacağım' deyip beni odasından kovdu. Arkamdan Berduş İbrahim gitmiş ifade vermeye. Savcı bey ona bir kağıt kalem uzatıp 'Şuraya Emperyalizm yaz' demiş. Berduş İbrahim 'E' ve 'P' harflerini yazmış, 'Benim bildiğim bu kadar' demiş. Savcı 'Kim getirdi seni buraya?' diyerek onu da kovmuş odasından.
Ertesi günler bizim yaptığımız bu yazılamanın kimler tarafından yapılmış olabileceğine dair yorumlar yapılırken bir ara ben 'Marmaris buraya 1,5 saat uzaklıkta. Bir Murat taksi ile gelip yazılamayı yapıp gitmişlerdir' demiştim. Bir baktım sonrasında pek çok kişi 'İşte akşam ben bir sarı Murat taksi gördüm, içerisinde şu kadar kişi vardı..' diye konuşuyor. 'Evet, haklısınız' diyerek kendi uydurduğum yalanı tasdik etmeye başladım...”
O dönem, bizim kuşak, her gittiği yerde bir şeyler yapmaya çalışırdı. Örneğin, biz İzmir'de Gültepe'de ve başka bazı mahallelerde benzer bazı çalışmalar yapıyorduk. İşte okuma yazma bilmeyenlere okuma yazma kursu... yaptırıyorduk.
“Biz tatile geldiğimizde, mesela topluyorduk lise öğrencilerini, bir masada fizik, bir masada matematik, bir masada kimya... Anlatıyorduk. 'Şöyle çalışacaksınız, böyle çalışacaksınız, işte üniversiteye gidin, şöyle olur, böyle olur...' “
Şimdi böyle şeyler yapan yok ama...
“12 Eylül'den sonra Turgut Özal geldikten sonra topluma 'Toplumsal düşünmeyin, bireysel düşünün' dedi. 'Köşeyi dönün, nasıl dönerseniz dönün' dedi. 'Arkadaşınıza, kardeşinize... kazık atabilirsiniz' dedi.” Gülüyor. “Ondan sonra işte bugüne geldik.”
2004 YILINDA CHP DATÇA BELEDİYE BAŞKAN ADAYI OLARAK ATANDIM
Siz emekli olup Datça'ya geldikten sonra mı CHP'ye üye oldunuz?
“2004 yılında CHP Datça Belediye Başkan Adayı olarak atandım...”
Oraya geleceğiz. CHP'ye üye olmadınız mı siz CHP Datça Belediye Başkan Adayı olarak atanmadan önce?
“Öğretmenim, nasıl üye olayım?”
Sahi siz 2013 yılında emekli olmuştunuz. Bu konu ilginç. Anlatsanız...
“2004 yılında öğretmenim, istifa ettim, CHP Datça Belediye Başkanlığı Adaylığı için başvuruda bulundum...”
1999 yılında seçilen CHP'li Erol Karakullukçu'nun 2. dönemi öncesi...
“Evet. Baykal beni 'CHP Datça Belediye Başkan Adayı' olarak atadı. Atama sebebi de şu: Arkadaşın birisi gitti Baykal'a, dedi ki 'Sen Erol (Karakullukçu) ile ne uğraşıyorsun? Erol...' dedi, hani şimdiki Sevgi Yolu var ya '... oranın açılışını Kenan Evren'e yaptırdı. Sen bu adamla mı uğraşacaksın?' Baykal, tabii o gece kararını hemen verdi ve Erol'un adını sildi, beni aday olarak atadı. Ondan sonra...”
Ondan sonra mı istifa ettin?
“Hayır, hayır, İstifa ettikten sonra aday oluyorsun, zaten. Aday olmak için önceden istifa etmek için yasal bir süreç var ya o kapsamda ben istifa edip, aday olmuştum. Baykal beni atadı ama Datça'daki inşaat firmaları ayağa kalktı...”
Müteahhit olmadığınız için mi?
“Tabii. Benim çizgim belli. Sonra benim aleyhime imza topladılar. Bu toplanan imzaları götürdüler. Eşref Erdem aldı bu imzaları ve çöpe attı. Hala görüşüyoruz...”
Eşref Erdem'in görevi ne o günlerde partide?
“MYK üyesi. Eşref Erdem'in yeğeni ile de üniversiteden arkadaşız. Ondan sonra Hasan Kaya (2003-2008 yıllarında CHP Datça İlçe Örgütü Başkanı) yanında ilçe yönetimi dahil bir ekip olarak Ankara'ya gidiyorlar. Ali Cumhur Yaka (2002-2007 yılları arası CHP Muğla Milletvekili), ki benim çocukluktan beri arkadaşım, alıyor bunları Baykal'a çıkarıyor. Ali Cumhur Yaka benim adaylıktan geri çekilmemi istiyor. Geri alınıyorum.”
Hasan Kaya ve yanındakiler senin aday olman için mi yoksa adaylıktan geri çekilmen için mi gidiyorlar? Bu noktayı netleştirelim.
“Geri çekilmem için. Ali Cumhur Yaka'dan rica ediyorlar. Ali Cumhur Yaka önceden beni destekler gibiydi, sonra baktı bazı şeyler olacak, geri çekilmemi istiyor. Baykal diyor ki 'Alim Karaman'ı, Ali Cumhur Yaka'nın arkadaşı olarak getirdiniz, şimdi Ali Cumhur Yaka geri alınmasını istiyor, ben ne yapayım, almak zorundayım' diyor. Sorun değil, dedim ve 'En azından beni atadınız' diyerek hepsine tek tek teşekküre gittim.”
Sizin CHP Datça Belediye Başkan Adaylığınız buraya, İlçe Örgütü'ne bildirilmiş miydi?
“Tabii. İlçe Örgütüne geldi. Şimdi benim yapımla inşaatçıların yapısı farklı.”
Erol beyle uzlaşabiliyorlar...
“Erol'un kendisi müteahhit zaten. Beni geri çektikten sonra, tamam, dedim ve gittim Erol'u kutladım. 'Arkadaş sana başarılar diliyorum. Hayırlı olsun' dedim ve tekrar öğretmenliğe döndüm.”
“EFSANE HOCA GELDİ” DENİLMESİ ÇOK HOŞUMA GİTTİ
Küsmediniz ve seçimde Erol beyi desteklediniz?
“Hayır, hayır. Öğretmenliğe devam ettim.”
Öğretmen olduğunuz için parti üyesi değilsiniz ama gönlünüz CHP'de...
“Öğretmenliğe başladınız mı üyeliğiniz siliniyor zaten. Yeniden öğretmenliğe dönünce en çok hoşuma giden ne oldu biliyor musunuz? İlk defa derse giriyorum, Muğla Anadolu Lisesi'nde, koridorda yürürken, öğrencilerin hepsi sınıf kapılarından çıktılar, beni alkışlamaya başladılar, 'Efsane hocamız geldi' dediler. Çok da hoşuma gitti.”
İyi bir fizikçisiniz o zaman. Çünkü öğrenciler her hocayı sevmez.
“Sonra yine adaylık süreçleri yaşadım...”
Şimdi, sırayla gidelim: 2004 yılında Erol (Karakullukçu) bey yeniden belediye başkanı oldu. Siz devam ettiniz. 2009...
“Erol arkadaşımız resmi müteahhitlik yaptı. Bunu genel merkeze de anlattım, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey hoş görülemez...”
Firma kendi üzerine değildir, işte başkasının üzerinedir...
“Başkasının üzerine ama firma onun...”
Şimdilerde de meclis üyelerinden hatta belediyede resmen çalışıyor iken birinci derecede yakınları üzerinden müteahhitlik yapıldığına dair konuşuluyor. Ondan dolayı böyle soruyorum...
“Bunu genel merkeze de anlattım. Dedim ki 'Bu komedidir. Buraya kimseyi kınamak için gelmiyorum ama olması gereken ile olmaması gerekeni söylüyorum.' Eleştirdim. O kadar da hakkımız olsun yani. Sonra 2009'da da aday oldum...”
2009 YILINDA ŞENER (TOKCAN) BEY ADAY GÖSTERİLDİ
2009'da da adaylık için genel merkeze mi başvurdunuz?
“Genel merkeze. Zamanı geldi, istifa ettim öğretmenlikten, 12. maddeden üye oldum partiye ve adaylık başvurusunda bulundum. Tabii yine atanmadım. Şener Tokcan CHP Datça Belediye Başkan Adayı olarak atandı...”
2009 yerel seçimlerinde hiç hesapta yokken Şener Bey neden aday olarak gösterildi? Bu konuda çok farklı rivayetler var...
“Bu konudaki rivayetlerin bir kısmını ben de duydum. Ama şu ya da bu nedenle atandı diyemem. Sonuçta genel merkez tarafından aday olarak atandı.”
Bir süre bu konudaki rivayetler üzerine konuşuyoruz...
2014 YILINDA ŞENER BEY “ADAY OLMAYACAĞIM” DEDİ...
2009 yılında Şener Bey aday oldu. Seçimi kazandı. Tamam...
“2014 yılına geldik, bana telefon ettiler. Dediler ki 'Aday ol'.”
Şener Bey “Aday olmayacağım” dedi miydi?
“Evet, bana söyledi, Ankara'da. Ankara'da Karanfil Sokaktaki kahvede oturduk...”
Ankara'ya neden gitmiştiniz?
“Adaylık için. Şener Tokcan, Özkan Yıldırım vardı, o da TRT'de çalışan, Mehmet Öztoprak adında birisi var, CHP'nin içerisinde, Şener beyin arkadaşıdır. Oturduk. Şener Tokcan 'Alim' dedi, 'ben aday değilim. Seni destekliyorum. Sen git, Muğla'da şu an partinin danışma kurulu toplantısı var. Orada milletvekilleriyle görüş.' 'Tamam abi' dedim, 'Gidiyorum.'
Otobüse bindim. Sabahleyin Muğla'ya geldim. Danışma toplantısına girdim. Milletvekilleriyle görüştüm. Tolga Çandar da var, benim üniversiteden arkadaşım, onunla beraberiz. 'Tamam' dedi.
Ankara'da iken, oturduğumuz kahvede, Şener bey masadan kalktıktan sonra Şener beyin samimi arkadaşı Mehmet Öztoprak bana şöyle demişti: 'Alim' dedi, 'bir tek rakibin var; Şener. Şener bal gibi aday. İnanma.' 'Ama böyle böyle söyledi' dedim. 'Sen görürsün' dedi.
2014'te Ali Cumhur Yaka da adaydı...”
2014 yerel seçimlerine dair Ankara'ya giden 12 kişilik bir gruptan bahsediliyor ya...
“12 değil, 8... Şener ile 9.”
12 sayısını Abdullah İşcanı vermişti. Gökhan Sağır ve Cahit Yaka'ya sorarak isimlerini bile yayınladım. O listede Şener beyin adı yoktu. Şener Bey sadece size değil, başkalarına da “Aday değilim” demiş, bugüne kadar ki söyleşilerden onu çıkardım. Buna rağmen 2014 yerel seçiminde Ankara tekrar Şener beyi aday gösteriyor. Bu ilginç bir şey değil mi?
“Gidiyor Ankara'ya. Atilla diye bir arkadaşım var, o bana söyledi, telefonu da var, her zaman ararım, 'Alim' dedi, 'ben Zeki ile görüştüm. Zeki bana şunu söyledi..”
Zeki kim?
“Parti müdürü. Demiş ki Zeki'ye 'Zeki bana Kılıçdaroğlu'ndan randevu al.' Zeki de alıvermiş. '9 tane aday adayı var. Sen yine beni aday olarak ata' demiş, Kılıçdaroğlu'na. Ondan sonra atanıyor...”
“ŞENER İSTİFA EDER, YERİNE GÜRSEL BAŞKAN OLUR”
Anlamadığım şu, 2014'te adaylık için bunları yapan Şener bey neden 2016 yılında istifa etti?
“Şener'in danışmanı vardı, Tarık, soy ismini şimdi hatırlayamıyorum, benim eşimin restoranı vardı, ev yemekleri yapıyordu, bir gün oraya geldi, söyledi. 'Şener' dedi 'belediye başkanı olur, bir yıl sonra da istifa eder, yerine Gürsel (Uçar) seçilir'...”
Bu nasıl bilinebiliyor? Bu söylentiyi çok duydum...
“Onların düşüncesi ne idi, bilemiyorum. Eşim diyor ki 'Tarık abi, böyle olur mu? Datça Avrupa'ya açılan bir kapı.' 'Büyükşehir' diyor 'otur deyince oturur, kalk deyince kalkar. Gürsel aday olur' Bunu resmen söyledi, Tarık bey.”
Gürsel bey 2014 yılında CHP Belediye Meclis Listesi 1. sıradan meclis üyesi seçildi diye mi?
“Meclis seçiyor...”
Şeklen öyle ama protokol gereği 1. sıra olduğu için haliyle 'Şener beyden sonra o seçilmeli' şeklinde düşünülmüş olabilir.
Bu konu benim kafamı çok kurcalıyor. 2014'te aday olmak için istekli olan Şener beyin 2016 yılında istifa etmesi için, şimdi hepimiz politikanın içerisindeyiz, ya baştan öngöremediği bir baskı ile karşılaşmış ya da aday olduğu andan itibaren bir kumpas söz konusu olmuş olmalı, ki haliyle istifa etmek zorunda kalsın. Ben bu olayı başka türlü açıklayamıyorum.
“İstifa ederken 'Sağlık durumundan dolayı' dediği konuşuldu ama danışmanı bir yıl öncesinden söylemişte istifa edeceğini; 'Şener istifa eder, yerine Gürsel belediye başkanı olur'. diyerek”
Bunu yazabilir miyim?
“Danışmanı söyledi.”
2019 yılında Gürsel (Uçar) başkan adayı oldu ve seçildi. Ecevit Kültür Merkezi'nde yapılan ve aday adaylarının tanıtıldığı o toplantıya katılmıştım. 2019'da da adayı genel merkez mi atadı?
“Evet”
İLÇE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARINI OSMAN GÜRÜN BELİRLER
Alim Hocam, yıllardır Muğla Belediye Başkanlığını yöneten bir parti olarak bu süreçte Muğla Belediye Başkanı'nın rolünü nasıl açıklayabiliriz?
“İlçe belediye başkan adaylarını Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı belirler.”
Yani CHP Datça Belediye Başkan Adayını Osman Gürün mü belirliyor?
“Osman Gürün belirledi. Osman Gürün ne der bilemiyorum, mesela bir şey anlatayım sana: Arkadaşın birisi 2009 yılında genel merkeze gitmiş. Önder Sav o zaman genel sekreter. Önder Sav'a demiş ki 'Neden Alim'i atamadınız?' 'Vallahi bugün Datça'ya telefon açtım' demiş ' eski ilçe başkanlarına, Alim ODTÜ'lüdür, dik başlıdır, tutamazsınız. Bildiğini yapar, dediler. Bundan dolayı atamadık' demiş. Arkadaşın adını da verebilirim, Yusuf Coşkun.”
Bu yazmaya değer bir cevap.
“Son anda başka arkadaşlar da gitti Önder Sav'a. 'Keşke yapsaydık..' filan demiş. Ondan sonra başka şeyler de döndü ya...”
Peki belediye meclis üyeleri...
“O da aynı.”
Belediye başkan adayı mı yoksa Muğla Büyükşehir Başkanı mı belirliyor?
“Tam olarak bilmiyorum...”
Siz belediye başkan adayı gösterilseydiniz siz mi belirleyecektiniz?
“Elbette.”
CHP'de prosedür böyle mi çalışıyor? Onu öğrenmeye çalışıyorum.
“Ben prosedür bilmem. Ben belirlerdim. Ben belirlerdim derken, öyle bencilce değil, 3-5 arkadaşın olur, tamam mı, mesela neye göre alırsın bir kişiyi listeye, eğitimine, kültürüne, becerisine, toplum ile ilişkisine, niteliğine... bakarsın ve ondan sonra alıp almamaya karar verirsin.”
DATÇALILAR “MECLİSTE İNŞAATÇI GÖRMEK İSTEMİYORUZ” DİYORLAR
Şimdi taşı yerine koyalım: 2019 yılında siz belediye başkan adayı gösterilseydiniz, şu anki meclis üyelerini “meclis üyesi adayı” olarak gösterir miydiniz? Cevabınızı yazacağım.
Gülüyor. “İçlerinde doğru arkadaşlarımız da var ama Datça'daki şikayet şu: Mesela gençler bana diyor ki 'Abi aday olursan listeye inşaatçı alma.' Tamam mı?”
Şimdilerde sosyal medyada bu doğrultuda bir imza kampanyasının başlatıldığı söyleniyor.
“İnşaatçıdan bıktı insanlar. Tamam mı? Tabii ki şu anki belediye meclis üyeleri içinde çok değerli arkadaşlarımız var, 'yok' diyemem. Diyorlar ki 'İnşaatçıları meclisten temizleyelim. Olmasın artık. Bıktık.' 1999'da Datça Belediye Başkanı müteahhit. Ekip inşaatçı, emlakçı, müteahhit. O günden bugüne değişen bir şey yok. Araya Şener Tokcan girdi, Şener beyin kendisi bürokrat ama ekip yine aynı. Gene inşaatçı. Bu benim düşüncem değil, vatandaşın düşüncesi.”
ADAY ADAYI OLMAM, ÖN SEÇİM OLURSA HİÇ OLMAM
Anladım. Şimdi orada, vatandaş yaşadıklarından ve tanık olduklarından hareket ediyor. Ama “ön seçim” diye de bir şey var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ön seçim ile belediye başkan adayı ve meclis üyesi adayları belirlenirse seçilenlerin inşaatçı mı ya da başka mesleklerden mi olacağını ön seçim sonucu öğrenebiliriz. Bu tamamen ön seçime katılıp, oy kullanacak üyelere kalmış bir şeydir. Üye ne derse o. CHP Datça İlçe Örgütünde böyle bir ön seçim oldu mu hiç?
“1989'da ve 1994'de oldu sanırım, bir daha olmadı.”
CHP, Datça'da 1999'da iktidara geldiği için “iktidara gelmeden önceki dönemde oldu” denilebilir. İktidara geldikten sonra? Diyelim ki 2024 yerel seçimine giderken bu konuda ne düşünüyorsunuz?
“Fikrimi çok açık söylüyorum. Her yerde de söylüyorum. 2024 yerel seçiminde aday adayı olmam, ön seçim olursa hiç olmam. Nedeni şu: Şimdiye kadar, belediye başkan adayımız onun bunun hatırı, işte Muğla Büyükşehir'in isteği doğrultusunda atanıyordu da sıra başkasına geldiğinde 'ön seçim' deniyorsa olmaz, ben girmem. Kesinlikle. Bunu söylüyorum. Aday olarak öne çıkmam, dosyamı da partiye vermem. Ben aday olmaktan yoruldum. Haa şöyle, yukarısı, genel merkez, beni çağırır, der ki 'Biz seni aday göstermek istiyoruz', o zaman başka. Ben adaylık için dosya göndermem.”
ODTÜ'den mezun olmuş Alim Hoca söylüyor bunu... Hani söyleşinin bir yerinde ODTÜ ÖTK'yı ve onun demokratik işleyişini anlatmıştınız, ki o bir nevi doğrudan demokrasiydi, şimdi ise tamamen merkezin belirleyiciliğini savunuyorsunuz.
“Niye savunmayayım? Şundan dolayı savunuyorum: Ben daha önce ön seçimi önerdim, 2019'da da önerdim. Muğla İl Başkanımız Adem Zeybekoğlu ile görüştüm. Dedim ki 'Ön seçim yapalım.' Ondan önce de söyledim 'ön seçim yapalım' diye. Kabul görmedi...”
Önceki dönem, CHP Muğla İl Başkanı Adem Zeybekoğlu ya da eski CHP Muğla Milletvekillerinden Fevzi Topuz neden ön seçime karşı çıkmışlar gerçekten çok merak ediyorum ki örneğin bu ikisinin gençliklerinde soldaki siyasi yapılanmalar çerçevesinde bir süre de olsa hareket ettiklerine dair duyumlarım var. Yani kendisini sol'da gören ya da tanımlayan bir insan CHP'de neden ön seçime karşı çıkar?
“İl başkanımız Adem Zeybekoğlu ile oturduk, hatta sendika başkanımız Hasan Rahmi Dural da vardı, dedim ki 'Arkadaş, ne yapmak istiyorsun?' Adem dedi ki 'Yukarısı Osman (Gürün) abiyi atar, gerisini biz hallederiz.' 'Allah Allah, bunun da adı demokrasi oluyor herhalde?' dedim. 'Peki ön seçim isteyen var mı?' diye sordum. 'Aday adaylarından Cahit Yaka ön seçim istedi mi? dedim, 'İstedi' dedi. 'Emin misin?' dedim...”
2019 yerel seçim öncesi hem Gürsel (Uçar) beye hem de Cahit (Yaka) beye farklı zamanlarda sorduğum için biliyorum, diğerlerine sormadığım için bilemiyorum, ikisi de farklı gerekçeleriyle ön seçime yanaşmıyorlardı.
“'O zaman ben de ön seçim istiyorum' dedim ve ekledim 'Sen kimi kandırıyorsun, Cahit hiç ön seçimi ister mi?' İşte bunlardan dolayı, yani ön seçim yapılması gereken zamanlarda sen bunu yapmıyorsan, şimdi 'Eee Alim hoca sen belediye başkan adayı ol ama ön seçim yapalım.' Girmem arkadaş. Neden yorayım kendimi? Kendisi başkan olurken yorulmamış, şimdi ben neden yorulayım? Beni hiç ilgilendirmez. Haa hiç de hevesim yok başkan adayı olmaya, onu da söyleyeyim.”
Yani siz “CHP Datça İlçe Örgütünde böyle bir gelenek yok.” diyorsunuz.
“Vardı. Kaldırdılar.”
1999'DA YEREL SEÇİMİ KOLAY KAZANDIK
Ben şu konuyu çok önemsiyorum: Datça'da 1999 yılında yerel yönetimde iktidara geliyor ama ondan önceki dönemde oy oranı çok düşük, %14'ler civarında. Sonra %54'e çıkıyor bu oran. Dolayısıyla, bu yükseliş konuşmaya değer bir olaydır. Siz 1999'da Datça'daydınız. Nasıl oldu bu sıçrama?
“Remzi albay diye bir abimiz vardı, şimdilerde rahmetli oldu, o 'Erol Karakullukçu'yu aday yaparız' dedi. Erol Karakullukçu'yu en iyi bilen Derviş Aslan'dır...”
Derviş beye de soracağım.
“Erol beyin iş ortağıydı...”
Alim hoca ile bir süre bu dönem, haliyle kendiliğinden konu o noktaya kaydığı için solculuk ve devrimcilik üzerine konuşuyoruz. Kendi yaşamından örnekler veriyor. Konuşmasından Erol Karakullukçu'nun doğru aday olmadığını düşündüğü sonucu çıkıyor. Ben yeniden sordum:
1999'da Remzi albay geldi, Erol bey aday gösterildi ve nasıl oldu da CHP'nin oy oranı %14'ten %54'e çıktı?
“Bu biraz ANAP'ın hatalarından, eskimesinden, bir de Datça göç alınca, ki Datça'ya gelip yerleşenler örneğin 100 kişi idi ise gelip yerleşenler, bunların 99'u sosyal demokrat insanlardı, bu insanlar CHP'ye oy verdiler.”
Abdullah İşcanı da benzer bir analiz yapmıştı: “Datça'ya gelip yerleşenlerin büyük çoğunluğu CHP'ye oy verdi. Ayrıca ANAP hem iktidarda hem de 1999 öncesi yerelde iktidarda olduğu için 'Merkezi ve yerel yönetim sizde ama Datça'ya ne yaptınız?' dedik, oradan yürüdük, sonuç aldık.” demişti.
“Bu nedenlerle seçimi kolay kazandık.”
1999'da ANAP ve CHP dışında başka iktidar alternatifi yok muydu?
“Yoktu.”
MHP?
“MHP öylesine aday gösteriyordu.
Savaş (Özalp) bey ne zaman adaydı?
“Savaş abi daha önce belediye başkanlığı yapmıştı. 2004'te de MHP'den aday olmuştu.”
Aklımda kaldığı kadarıyla, o seçimde olacak, Savaş beyin MHP'den aday olmasına rağmen “CHP adayına oy verin” dediği konuşuluyordu.
“Savaş abi benim yanıma gelmişti, burada, bana 'Alim sen benim MHP'den aday olduğuma ne bakıyorsun?' demişti.”
Bunu senin ağzından yazabilir miyim?
“Yaz. Bunu bana Savaş abinin kendisi söyledi. Ben de 'Doğru yaparsın abi' dedim. Ben atanmışım, geri alınmışım. Savaş abi benim yanıma geldi. Bana güvenmese bunu söylemezdi.”
Reşadiye Muhtarı Sami Akkın ile söyleşirken farkına vardım, Reşadiyeliler Savaş Özalp'i seviyor. Savaş bey belediye başkanı iken Reşadiyelileri belediyede işe almış ve bu işe aldığı kişiler oradan emekli olmuşlar. Bu işe alınma o insanlar için uzun dönemde çok önemli bir olay.
“Savaş abiyi ben de severim. Savaş abinin en önemli özelliği, subay olduğu sürece Datça'dan giden tüm denizcilere sahip çıkmasıydı. Tüm askerlere sahip çıkmıştır.”
Savaş Özalp'ın subay olduğunu bilmiyordum. Datça ile ilgili ne çok bilmediğim şey var.
“Deniz subayı. Yüzbaşı. 12 Eylül'den sonra belediye başkanı olarak ilk atanan, bir albaydı. Sonra Savaş abi atandı. Girdiği ilk seçimde de belediye başkanı oldu. 1989 yılına kadar belediye başkanlığı yaptı.”
Söyleşinin bundan sonraki bölümünde aile işi olan turizmden yola çıkarak Datça turizminin bugünü ve geleceği, Palamutbükü'nü de içerecek şekilde sahillerin işgali ve bu işgale karşı yürütülen mücadele üzerine konuştuk. (22.08.2023)
(CHP DATÇA İLÇE ÖRGÜTÜ OLAĞAN KONGRESİ DİVAN HEYETİ)
SESSİZLİK OLAĞAN DEĞİLDİ
Saat 14.00'te başlayacağı duyurulan kongrenin yapılacağı Ecevit Kültür Merkezi'nin önüne saat 13.30'da vardım; Ecevit Kültür Merkezi'nin önü bayraklarla donatılmıştı. Pek çoğunu ismen ya da simaen tanıdığım CHP'liler öbek öbek ayakta ya da oradaki kafenin masalarının çevresinde oturmuş sohbet ediyorlardı. İlk dikkatimi çeken, bazı gruplarda yüzler gülerken bir-iki grupta yüzler asıktı.
Açık söyleyeyim, bana göre, 5 dönemdir (25 yıldır) yerelde kesintisiz iktidarda olan bir partinin hele hele yeni bir yerel seçim öncesi yaptığı bir kongrede gördüğüm bu kalabalık azdı ve ilk anda fark edilen sessizlik de olağan değildi.
14 ve 28 Mayıs günü akşamı gece yarısı olduğu gibi bugün de CHP'li dostlarımızın yanında olmak istediğimiz için Sol Parti adına konuk olarak gelen ben ve Mehmet Emir ile İYİ PARTİ İlçe Örgütü Başkanı Recep CEYLAN dışında CHP'li olmayan tanıdık başka kimseyi görmedim.
Saat 14.05 gibi Aytaç Bey’in “Çoğunluk sağlanmıştır” sesi üzerine salona doğru yürümeye başladık.
SALON DOLDU SAYILIR
Salonun sol kısmına yöneldik. Kongre ile ilgili haberde kullanabileceğim fotoğrafın çekimini düşünerek salonun ön kısımlarında, kıyıya yakın bir yer bulup oturduk.
Salonun en önündeki sıra protokol sırasıydı.
Saat 14.30'a doğru salon ve protokol sırası dolmaya başladı.
Protokol sırası önceki ve bu dönem CHP Muğla Milletvekilleri, Datça Belediye Başkanı, CHP Muğla İl Başkanı, CHP İl Kadın Kolları, Marmaris CHP İlçe Başkanı, CHP Datça Belediye Meclis Üyeleri ile doluydu. Marmaris'in CHP'li Belediye Başkanı Mehmet Oktay salona geç girdiğinden olacak gelip bizim yan tarafımıza oturdu. Kongreyi oradan izledi.
Saat 14.35 gibi Aytaç Kurt sahneye çıktı ve kısa bir kongre açılış konuşması yaptı.
Kongreyi yönetecek divanın oluşumuna ilişkin verilen önergeyi oyladı. Muğla CHP Milletvekillerinden Avukat Cumhur Uzun'un başkanlığında 4 kişilik divan heyeti belirlendi.
Divan başkanı Avukat Cumhur Uzun kısa bir konuşma yaptı.
Divan heyeti yerini aldı.
SEÇİMLERİN BLOK LİSTE İLE YAPILMASINA KARAR VERİLDİ
Divan başkanı Avukat Cumhur Uzun yeterli sayıdaki delege tarafından bir önerge verildiğini duyurdu. Bu önergede ilçe yönetim asil ve yedek üyeleri ile il delegelerinin “blok liste” ile seçilmesi öneriliyordu. CHP Kızlan Mahallesi delegelerinden Doğan Can bu önergeyi kimlerin verdiğinin açıklanmasını istedi. Divan başkanı önergeyi verenlerin kimler olduğunun açıklanıp açıklanmamasını da oylamaya sunacağını, karara göre hareket edeceğini söyledi. Oyladı. Çoğunluk “blok liste önergesi verenlerin kimler olduğu açıklanmasın” doğrultusunda oy kullandığı için önerge sahiplerinin kimler olduğunu salonda bulunan kimse öğrenemedi. Ardından “blok liste” önergesi oylandı. Çoğunluk “blok liste” doğrultusunda oy kullandığı için seçimlere “blok liste” ile gidilmesine karar verilmiş oldu.
Lütfen, “Hadi canım, bu kadar da olmaz” demeyin ve şaşırmayın; aynıyla vakidir. 2014-2022 yılları arasında Muğla Baro Başkanlığı da yapmış olan CHP Muğla Milletvekili Avukat Cumhur Uzun “blok liste” öneren imzacıların kimler ve kaç kişi olduklarını açıklamadan “yeterli sayıda” diyerek salona okudu, bir delegenin itirazı üzerine dahi bu tavrında ısrarcı oldu, dahası önerge sahiplerinin kimler olup olmadığının (haliyle kaç kişi olduklarının) açıklanıp açıklanmamasını oyladı ve delegelerin çoğunluğu “açıklanmasın” diye oy kullandığı için açıklamadı.
Divan başkanı dahil divan üyeleri ve önergeye imza verenler dışında salonda bulunan kimse önergeyi önerenlerin kimler olduğunu ve kaç kişi olduklarını öğrenemedi.
Önergeyi imzalayanlardan adının öğrenilmesi ya da duyulması istenmeyen kim/kimler idi? Önergeyi imzalayanların sayısının ve kimler olduğunun okunmamasına karar veren irade bunların bilinir olmasında ne gibi bir sakınca görmüştü? Önerge sahiplerinin tümü bu tavrı onaylamış mıydı? Onaylamayanlar var idi ise neden söz isteyip itiraz etmemişlerdi?
Bilmiyoruz.
Bildiğimiz sadece şudur: Bu olay sosyal demokrat olduğu iddiasındaki CHP'nin Datça İlçe Örgütünde oldu ve kongre divan heyetinde iki de avukat görevliydi. (Avukat Cumhur Uzun ve Avukat Ali Kurt)
ÖN SEÇİMİN BİR ADIM ÖNCESİ ÇARŞAF LİSTEDİR
Blok liste üzerine konuşmalar ve oylamalar yapılırken benim gözüm protokol sırasında ya da hemen arkasındaki sıralarda oturan ve yakın zaman öncesine kadar kişisel sosyal medya hesaplarında ön seçim üzerine yazıp çizen CHP Datça İlçe Örgütü'nün bazı delegelerinde idi; acaba ne tepki vereceklerdi? Öyle ya, CHP'de, demokrasinin bir gereği ve göstergesi olarak mutlak bir biçimde ön seçimi savunan bir delegenin çıkıp blok listeye karşı çarşaf listeyi savunması, eğer bunu yapmaz ise bugüne kadar savunduğunu söyleye geldiği ön seçim konusundaki samimiyetinin sorgulanacağını biliyor olması gerekiyordu.
Salonda bulunmasam ve gözlerimle görmesem ben de inanmazdım; öteden beri ön seçimi savunan arkadaşlar çıkıp bu konuda tek bir söz söylemediler. Blok liste doğrultusunda el kaldırarak ya da susarak bir biçimde blok liste uygulanması doğrultusunda irade beyanında bulunmuş oldular.
Çok açık yazmalıyım: Üye iradesini esas alan ön seçimin bir adım öncesi çarşaf listedir, çarşaf listeyi savunmayan birisinin ön seçimi savunduğunu söylemesi abesle iştigaldir ve laf-ı güzaftır. Kendisine sol, sosyalist, devrimci, demokrat vb... diyen bir partide, yapıda, çevrede, platformda... çarşaf liste yerine blok listeyi dayatan bir yönetimin gerçekte kendi üyelerine güvenmediğini, blok listeye oy veren üyelerin/delegelerin de kendilerine yönelik bu güvensizliği kabullenip içselleştirdiğini düşünüyorum...
CHP İLÇE ÖRGÜTÜ İLE BELEDİYE BAŞKANI HER KONUDA AYNI MI DÜŞÜNÜYOR?
İlçe Örgütü Başkan Yardımcısı Avukat Ali Kurt ilçe örgütü adına yönetimde oldukları yaklaşık 3,5 yılın çalışma raporunu sunmaya başladı.
Çalışma raporunun sunumunda dikkatimi çeken bir nokta şu oldu: Avukat Ali Kurt çalışma raporunun bir parçası olarak Ankara'nın/merkezi yönetimin Datça'daki özelleştirme vb. girişimlerine karşı yer yer Datçalılar ve Datça Belediyesi ile ortaklaşılarak verilen mücadelelere değinirken çok örtük bazı ifadelerin dışında adeta hem kendisi hem de CHP Datça İlçe Örgütü ile Datça Belediye Başkanı Abdullah Gürsel Uçar arasında sanki hiçbir farklı düşünme durumu yokmuş gibi bir söylemi yeğledi.
Halbuki merkezi yönetimin Datça'ya ilişkin aldığı kararlara karşı mücadele edenler ve gelişmeleri yakinen izleyenler çok iyi bilir ki örneğin özelleştirmeler konusunda belediye başkanı Gürsel Uçar “Ben özelleştirmeye karşı değilim. Ben özelleştirmenin özelleştirme idaresi üzerinden yapılmasına karşıyım” derken ilçe örgütü başkanı Aytaç Kurt “Sarı Öküzü Vermeyeceğiz” diyerek özelleştirmelere bir biçimde karşı olduğunu açık açık kamuoyu ile paylaşmıştır. Yine örneğin yıkım kararı verilen kaçak yapılar ile ilgili Datça Belediyesinin “ayak sürümesi” biçimindeki eleştirilen tavrına karşın Avukat Ali Kurt kendi sosyal medya hesabından belediyenin bu tavrını açık açık eleştirmekten kaçınmamıştır...
814 OYDAN BUGÜNLERE...
İlçe Örgütü Muhasibi Sezai Öz'ün mali raporu okumasından sonra konuşmak isteyen delegelere söz verilmeye başlandı.
Kızlan Mahallesi delegesi Doğan Öz söylemlere karşın Alevi ve Kürt yurttaşlar konusunda ilçe örgütünün eksikliklerine vurgu yapan bir konuşma yaptı.
1980 öncesi dönemde CHP Datça İlçe Örgütü Başkanlığı yaptığını söyleyen Özcan Özdemir dikkate değer bir konuşma yaptı: Datça'nın seçmen sayısının 4000'lerde olduğu zamanlarda CHP'nin 814 oy alabildiğini, bu oyun da 400 tanesinin Reşadiye Mahallesinden verildiğini söyledi. Özcan Özdemir'e göre ilçe örgütünün o günlerden bugünlere gelmesi kolay olmamıştı. Bugün yapılan kongrede kongreyi izlemeye gelen kalabalık çok azdı. Bu durumun nedenleri arasında “blok liste” uygulaması da vardı. Datçalı gençler Datça Belediyesi'ne sahip çıkmalıydı. Datça Belediyesi kaybedilirse işlerini de kaybedebilirlerdi. 14 Mayıs günü yapılan seçimde TİP 1500 civarında oy almıştı. Bu gidişle 3000 oy da alabilirlerdi. Bu durumda CHP Datça Belediyesi'ni kaybedebilirdi. Bu durumun olabileceği üzerine düşünülmeliydi...
KILIÇDAROĞLU DAHİL EN TEPEDEN EN ALTA KADAR YENİLİK ŞARTTI
Bir dönem CHP Genel Başkanlığı da yapmış olan Yakup Akkaya “Dilek ve temenniler bölümünün” ilk başlarında söz aldı.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bir dönem yakın mesai arkadaşlığı yaptığını, tanıştığını ve halihazırda görüştüğünü de belirterek yanlış anlaşılmayacağını umduğunu söyleyen Yakup Akkaya'ya göre CHP tepeden tırnağa yenilenmeliydi. 14/28 Mayıs'ta alınan sonuçlar nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu istifa etmeliydi. CHP yüzünü sola dönmeliydi.
İLÇE YÖNETİM VE İL DELEGE LİSTESİ SIR GİBİ SAKLANDI
Saat 17.00'ye geldiğinde CHP Muğla İl Kadın Kolları Başkanı konuşmaya başladı. Kongrenin uzayacağını ve saat 17.30'da başlayacak 1 Eylül Barış Etkinliklerini izlemeyi düşünerek oturduğum yerden kalktım. Salonun yarısı boşalmıştı. Salon dışına çıktım.
Benim gibi salon dışına çıkanların bir kısmı Ecevit Kültür Merkezi'nin önünde ayakta ya da kafeye ait masaların başında oturmuş sohbet ediyorlardı.
Ayakta duran bir meclis üyesinin yanına yaklaşıp listede kimlerin olup olmadığını sordum. “Vallahi haberim yok. Bir ara bir arkadaşa sordum. Görmek istedim. Göremedim,” dedi. Çok şaşırdım. Datça Belediye Meclisinde CHP adına görev yapan bir belediye meclis üyesi, saat 17.05 olmuş, biraz sonra oylanacak olan yeni ilçe yönetim ve il delege listesinden bihaber olduğunu söylüyordu.
18 Haziran 2021 günü yapılan Datça Kent Konseyi Olağan Kongresinde yaşanılanlar aklıma geldi ki o kongre ile ilgili çok ayrıntılı yazılar yazmış ve olup bitenleri çok sert eleştirmiştim, “İrade aynı irade. Haliyle değişen bir şey yok. Umarım, CHP Datça İlçe Örgütü, bugün oluşacak yeni yönetimi ile kendini Datça'da yürütülen toplumsal mücadelenin dışında konumlandırmaz” diye düşündüm...
Yaşayıp göreceğiz! (03.09.2023)
Not: Bu söyleşiler kapsamında kapısını çaldığım CHP Datça İlçe Örgütü üyesi bazıları olağan ilçe kongresi öncesi olması nedeniyle ya da 31 Mart 2024 yılında yapılacak yerel seçimler hasebiyle söyleşiye sıcak bakmadı, bazılarıyla da benim başka uğraşılarım nedeniyle söyleşi yapma olanağı bulamadım.










Hiç yorum yok :
Yorum Gönder