31 Aralık 2021 Cuma

2022.01.01.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-4: AĞABEYLER VE ABLALAR (1)

  Hiç yorum yok

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-4: AĞABEYLER VE ABLALAR (1)

     1975 Sonbaharında “geri cephe” ve sonra da “Devrimci Gençlik” grubu içerisinde yer almaya başladığımda, ki 20 yaşındaydım, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve diğer 68 Kuşağı devrimcileri, bir başka deyişle DEV-GENÇLİLER hakkında çok ayrıntılı bir bilgilenmem yoktu; haliyle, kimin neyi savunduğunu, neden savunduğunu, kimin kime daha yakın ya da uzak durduğunu, bu önderlerden hangisinin çizgisinde konumlanmam gerektiğini bildiğimi, söyleyemem; doğruya doğru. (1)

     Elbette, 1969-1972 yılları arasında okuduğum Gökçeada (İmroz) 3 yıllık Öğretmen Okulu'nda, büyük ölçüde günlük basından öğrendiğim bilgiler çerçevesinde DEV-GENÇLİLER'e, bu DEV-GENÇLİLER'den 30 Mart 1972'de Kızıldere'de öldürülen Mahir Çayan ve arkadaşlarına, 6 mayıs 1972'de idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına, bilahare 1972-1973 yılları arasında öğretmenlik yaptığım (2) Diyarbakır'ın Çermik ilçesi Gürüz köyünde iken Diyarbakır Cezaevinde işkencede öldürülen İbrahim Kaypakkaya'ya duygusal yakınlığım vardı; ama, o kadar.

     Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile Mahir Çayan ve arkadaşları, hatta bu DEV-GENÇLİLER ile İbrahim Kaypakkaya (ki o günlerde TİİKP/Doğu Perinçek adı bu üçü kadar bana aşina değildi) ve arkadaşları arasındaki farkları bilmememe karşın, itiraf etmeliyim, belki de ölüm biçimi nedeniyle oluşan toplumsal duyarlılığın etkisinden dolayıdır, duygusal olarak, Deniz Gezmiş'e olan sevgim, daha fazlaydı.

     20'li yaşlarda olan ve kendini Gökçeada Öğretmen Okulunda okuduğu zamandan beri solcu/devrimci olarak gören benim için (3) 68 Kuşağı olarak bilinen DEV-GENÇLİLER'in o günlerde nerede oldukları merak konusuydu; bunu bilmek, çok önemliydi.

     1975 yılı sonu-1976 yılı başı bir süre çalıştığım Karabağlar Avcı Kurşun Fabrikasında Maden-İş Sendikasında örgütlenmek için bir işçi arkadaşın önerisiyle fikir almaya gittiğimiz GSB'nin (Genç Sosyal/Sosyalistler Birliği) Kemeraltı'nda bulunan Konak Şubesinde, sohbet sırasında, bir ara, dernekte bulunan ve şimdi ismini anımsayamadığım bir kişi, bazı DEV-GENÇLİLER'in GSB'ye katıldığını, söylemişti. Görebilmek amacıyla, nerede olduklarını sorduğumda, Alsancak'ta oturuyorlar, görüşebilmeniz şu an olası değil, demişti.

     Kemeraltı'ndaki Başdurak İşhanını'nda bulunan ve aynı zamanda İTBF (İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi) DER'in de adresi olan ANT-YÖD'de (Antalya Yüksek Öğrenim Derneği) yapılan sohbetlerde ise benden daha bilgili bazı arkadaşlar, 68'lilerin bir kısmının Niğde Cezaevinde tutuklu olduklarını, cezaevinde olan ya da cezaevi dışında bulunan birçoğunun mahkeme aşamasında o güne kadar savundukları her şeyi reddettiklerini; aralarında fikir ayrılığı başladığını ve bölündüklerini; bir kısmının TİP-TKP çizgisine kaydığını, bir kısmının ise Sovyetler Birliği'ne “sosyal emperyalizm” demeye başladığını ve böyle düşünenlerin kendi aralarında “Kutsal ittifak” kurduklarını; savundukları çizgiyi inkar etmeyen ve geçmişlerine sahip çıkmaya devam eden çok az kişi kaldığını... söylüyorlardı.

     Nerede olduklarını ve şimdi ne düşündüklerini merak ettiğim, haliyle haklarında yapılan bütün konuşmalara pür dikkat kulak verdiğim kişiler, kendimce “abi” ve “abla” olarak gördüğüm kişilerdi; benim gözümde, birer kahramandılar.

     Sovyetler Birliğine “sosyalist” diyen TİP-TKP çizgisine kayanlar ile “sosyal emperyalist” diyen ve haliyle aralarında “Kutsal ittifak” kuranların (4) aynı zamanda o güne kadar savundukları görüşlerini de mahkeme savunmalarında ya da Niğde Cezaevinde inkar ettiklerini duydukça, tamam, diyordum, bunlar hem inkarcı hem de Sovyetler Birliğine, benim içime sinmeyen “sosyalist” ya da “sosyal emperyalist” diyorlar; bunlarla işim olmaz. (5)

     Nitekim, “Geri cephe” grubu içerisinde yer almamın nedeni, 2. bölümde de yazdığım gibi, fakülteye ilk adım attığım gün bir nedenle karşılaştığım ve tanıştığım arkadaşlarımın yanı sıra, Sovyetler Birliği'ne “sosyalist” ya da zıddı bir biçimde “sosyal emperyalist” denilmesini içime sindiremememdir. Devrimci Gençlik grubu içinde yer almam ise, tamamen, okulumuzda uzun süredir devam eden boykot karşısında “boykot bitirilsin” biçiminde tavır alıştan kaynaklanıyordu.(6) (Devam edecek)

     01.01.2022/Datça/Mehmet Erdal

     1- Bir başka deyişle, bu devrimcilerin kurucusu ve önderi oldukları THKP-C (Mahir Çayan), THKO (Deniz Gezmiş), TKP-ML/TİKKO (İbrahim Kaypakkaya) ve hatta TİİKP (Doğu Perinçek) hakkında kendimi bunlardan birisinin çizgisinde konumlandıracak kadar yeterli bir bilgilenmem yoktu.

     2- Gökçeada Öğretmen Okulu'ndan mezun olduğumda 17 yaşındaydım ve benim herhangi bir okula ilkokul öğretmeni olarak atanabilmem için doğum yerim olan ilçedeki ilgili mahkemeden “kaza-i rüşt” kararı çıkartmam gerekiyordu; okulu bitirmeme az bir zaman kala gidip bu kararı çıkartmıştım.

     3- Bknz: Mehmet Kök'ün anlatımı/Tarihle Söyleşiler-cilt 3/shf:218

     4- Baştan beri Sovyetler Birliğine “sosyal emperyalist” diyenlerden, ki diğeri TİİKP/Doğu Perinçek'tir, TKP-ML/TİKKO (İbrahim Kaypakkaya) çizgisini, bu “Kutsal İttifak”çılar ile eş tutmadığımın bilinmesini isterim.

     5- 68 Kuşağı içerisinde yer alan ve 12 Mart yenilgisi sonrası süreçte o güne kadar savundukları çizgiyi inkar edip yeni bir yönelim içerisine giren, örn: THKP-C geleneğinden gelen KSD (Kurtuluş Sosyalist Dergi) ve THKP-C/ML (Halkın Yolu) çizgisinde yer alanlara karşı ideolojik düzeyde en sert eleştirilerin yöneltilmesini doğru bir tavır olarak gördüm, ama bana/bize göre yanlış bir çizgide de olsa "yürümeye" devam etmelerinden dolayı her daim saygı duyulmaları gerektiğine de inandım. Keza, aynı saygı, şu veya bu nedenle, kendileri ya da en yakınında gördükleri dışında kimseye açıklamak zorunda olmadıkları nedenlerle kendi kabuklarına çekilen ve mütevazi bir yaşam sürenlere de gösterilmeliydi.

     (Bugün çok daha net bir biçimde savunmaya devam ettiğim bu yaklaşımım çerçevesinde, kanımca, saygıyı hak etmeyenler, şu veya bu nedenle, kişisel olarak ya da siyaseten yeni bir konumlanma içerisine girmelerine karşın, şimdi bulundukları konum birileri tarafından ola ki sorgulanır korkusuyla inandığı yolda yürümeye devam edenlere yönelik en pespaye konuşmaları yapanlar ve yazıları yazanlardır.)

     6- Devrimci Gençlik grubu içerisinde konumlanmaya başladığım ilk anlarda benim için önemli olan, içerisinde yer almaya başladığım grubun okulumuzda gündüz ve gece bölümünde her daim gündemde olan çatışmalarda ve var olan sorunlarımızın çözümünde gösterdiği tavırdı.

 

24 Aralık 2021 Cuma

YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-3: "EN GÜZELİ, YOL YÜRÜYÜŞ ÖĞRETİR" (Gülten Akın)

  Hiç yorum yok

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-3: “EN GÜZELİ, YOL YÜRÜYÜŞ ÖĞRETİR” (Gülten Akın)

     Erzurum'dan nakil geldiğimiz 1975-76 öğretim yılında, Ege Üniversitesi İTBF (İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi), yani şimdiki 9 Eylül Üniversitesi Rektörlük binası Çankaya caddesinde bulunan Çankaya Ülkü Ocağı'nın burnunun dibinde idi; haliyle, faşistler, sayıları az olmasına karşın, İTBF'de hakimiyet kurmak için sürekli yükleniyorlardı. Bu da, doğal olarak, hem gündüz hem de gece bölümünde, her daim “çatışma” demekti.

     Yiğidi öldürelim ama kimsenin hakkını yemeyelim: İTBF'de gündeme gelen farklı biçimlerdeki ve ölçekteki çatışmalarda, sol/devrimci öğrenciler ( HK/Halkın Kurtuluşu, TDY/Türkiye Devriminin Yolu, TEP/Türkiye Emek Partisi, DK/Devrimci Kurtuluş, KSD/Kurtuluş Sosyalist Dergi, DDKD/Doğu Devrimci Kültür Derneği, DG/Devrimci Gençlik...) olarak birlikte davranıyor ve yer alıyorduk. (1)

     Kendilerini farklı tanımlayan bütün bu öğrenciler arasında, hiç şüphesiz, günlük hayata ve yapılması gerekenlere dair (bir önceki bölümde değinilen “boykot” olayında olduğu gibi) farklılıklar vardı; bunun olmadığını söyleyemeyiz. Ama, bütün bu farklılıklara rağmen, bu öğrenciler, “aklın yolu birdir” deyip, okulun faşist hakimiyetine alınmasına karşı birlikte direniyorlardı. (2)

     Bu, hayatın doğal akışına uygun bir hareketti.

     Öte yandan ise, okul içinde ya da dışında (yurtlarda, öğrenci derneklerinde, kantinlerde), farklı siyasi gruplar arasında yapılan tartışmalarda, ülkenin içinde bulunduğu koşullara ve o koşullarda yapılması gerekenlere dair “farklı söylemler” dillerden düşmüyordu.

     Bize (Devrimci Gençlik) göre, içinde yaşanılan koşullarda, faşizm, yukarıdan aşağıya doğru, okullardan ve devlet kurumlarından başlayarak (mahallelere, iş yerlerine, kırsal kesime doğru bir rota izleyerek) bütün ülkeyi işgal altına almak istiyordu. Böylesi bir gelişme karşısında seyirci kalmak ve masa başında kaleme alınmış afaki bir “sol söylemle” devrimcilik yapmak olası değildi. Hayat, devrimci gençliği, okullardan başlayarak faşist işgalin gündeme geldiği her yerde mücadeleye ve hatta mücadelenin ön saflarında yer almaya çağırıyordu; hayatın bu çağırısına kayıtsız kalınamazdı.

     İçinde yaşanılan koşullara uygun olarak belirlenen ve yürütülen bir mücadele çizgisinin kitleselleşebilme ve başarıya ulaşabilme şansı vardı; aksi, boş bir çabaydı. (3)

     Bu bakış çerçevesinde, İzmir'de, 1975-1976 Kış döneminden başlayarak Bornova Kampüsü'nde, İTBF'de, Atatürk Lisesi'nde, Namık Kemal Lisesi'nde, Çınarlı Endüstri Meslek Lisesi'nde... yürütülen anti-faşist mücadelenin içinde aktif olarak yer almanın yanı sıra, ilk başlarda, İTBF'den ve GHİYO'dan, sonraları diğer fakültelerden Balçova, Hatay, Yeşilyurt, Karabağlar, Şirinyer, Buca, Gültepe, Altındağ, Ballıkuyu, Yapıcıoğlu, Yeşildere, Tepecik, Gürçeşme... gibi mahallelere gidip gelmeye ve oralarda yürütülen anti-faşist mücadelelere katkıda bulunmaya çalıştık.

     Mahallelerde yürütülen bu mücadeleler Karabağlar, Hatay ve Kahramanlar'da çok sert çatışmalar biçimini alırken, Balçova'da mahallenin sorunlarının çözümü, Altındağ'da taş ocağının ve Çimentaş'ın (çimento fabrikası) tozuna karşı mücadele, Gültepe'de kadınlara okuma ve yazma öğretme, Yeşildere'de “heyelan”dan etkilenen yurttaşlara yardım, Altındağ'da CHP'li Lütfi Özer'in, Gültepe'de CHP'li Aydın Erten'in belediye başkanı olmasıyla sonuçlanacak 1977 yılının yerel seçimlerinde yer alma, Çiğli/Tuzla'da Yer altı Maden-İş'in örgütlenmesi... biçimlerine bürünüyordu.

     Çok kısa sürede ete kemiğe bürünen bu mücadele çizgisi İDOD'u (İzmir Orta öğrenim Derneği), EGE DEV-GENÇ'i (Ege Devrimci Gençlik Derneği), DEV-İŞ'i (Devrimci İşçi Derneği), mahalle dernekleri ve yönetiminde olduğu sendikaları ile 1978-1979 yıllarında İzmir'in bütün yaşam alanlarında varlığını somut olarak gösterdi; 1979 sonu 1980 başı gündeme gelen Tariş işçi, Çimentepe ve Gültepe Mahalle direnişlerinde, bu çizginin rolü, belirleyici oldu...

     26.12.2021/Datça/Mehmet Erdal

     1- GSB (Genç Sosyal Devrimciler/Sosyalistler Birliği), ki sonrasında İGD'ye (İlerici Gençlik Derneği) evrileceklerdi, anımsadığım kadarıyla, bu yıllarda, bizim fakültemizdeki anti-faşist mücadelede yer almıyorlardı; onlara göre, öğrenci, her koşulda okulunda okumalı ve okulunu bitirmeliydi. Haliyle, böyle davranmayan ve faşistlerin saldırılarına karşı direnen bizler, “goşist”dik.

     Bir de TİKP (Türkiye İşçi Köylü Partisi), yani Doğu Perinçek ekibinden yana olanlar vardı; onlar da, yürütülen bu mücadelenin uzağındaydılar.

     2- 1976 yılı Mart ayı içerisinde, Gürçeşme Mahallesinde, Buca'da okuyan üniversite öğrencilerini belediye otobüsünden inerken kurşunlayan faşistler Hüseyin Güzel adındaki devrimci bir işçiyi öldürmüşlerdi; bu işçi, İzmir'de öldürülen ilk devrimcidir. Bu arkadaşın cenazesinin Konak Devlet Hastanesi'nden alınması sırasında olaylar çıktı ve çok sayıda farklı siyasi görüşten sol, sosyalist, devrimci öğrenci göz altına alındı, bazıları tutuklandı.

     Keza, İTBF'de 1976 Nisan ayı sonlarında gündeme gelen bir faşist saldırı sırasında yaşanan çatışma nedeniyle gözaltına alınan ve 3 ay 10 gün tutuklu kalan öğrencilerden birisi bendim; diğer arkadaşlar, farklı siyasi eğilimdendiler.

     3- İzmir'de, örn: THKP-C çizgisini en yalın bir biçimde savunduğunu söyleyen DK'lı (Devrimci Kurtuluş) arkadaşlara göre, Devrimci Gençlik'ciler, yani biz, söylemde Mahir'i savunduğumuzu söylüyor ama gerçekte ret ediyorduk; Devrimci Gençlik dergisi çevresinde örgütleniyorduk. Silahlı mücadele vermiyorduk. Faşistler ile kavga edip duruyor ama devlete yönelmiyorduk.

     Benim “geri cephe” içinde yer almama neden olanlardan ve gerçekten, ilk başlarda, benim için, şimdilerin deyimiyle “rol model” olan okulumuzdan DK'lı bir arkadaş, yıllar sonra bir araya geldiğimizde, “biz”, dedi, “okul dışında, evlerde bekleyip duruyorduk; sözde, bize haber gelecek ve gidip eylem yapacaktık. Uzun süre böyle bekleyip durduktan sonra, baktım, bekleyip durmaktan başka yaptığımız hiç bir şey yok, hadi bana eyvallah, ben gidiyorum, dedim ve çektim gittim. Okulu bitirdim. Siz, okulun dışında mahallelerde ve başka yerlerde faşistlere karşı savaştınız, hızla kitleselleştiniz; doğru yaptınız. Haklı çıktınız.”

 

17 Aralık 2021 Cuma

YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-2: HER ŞEY DEĞİŞİR!

  Hiç yorum yok

 

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA)-2: HER ŞEY DEĞİŞİR!

     2018 yılında yazıp paylaştığım “Örgüt Dediğin Nedir ki?-1” başlıklı yazımda da bazı yönleriyle anlatmıştım (Bknz:http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com): 1975-76 öğretim yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi 1. sınıfında okuduktan sonra, 1975 yılı Yaz aylarında Ahmet Özdil (1), ben ve başka bazı arkadaşlar (her birimiz farklı bir gerekçeyle) Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi (İTBF) 2. sınıfına yatay geçiş yapmıştık. (2)

     Yatay geçiş yapan hepimiz değil ama Ahmet, ben ve bir arkadaş daha Erzurum'da iken EYÖD (Erzurum Yüksek Öğrenim Derneği) üyesi idik.

     Erzurum'da, EYÖD üyesi iken, 12 Mart yenilgisi sonrasındaki sol içi bölünmelerin ayrıntısını bilmiyordum ve haliyle, kendimi, “şu” ya da “bu” olarak tanımlamıyordum. İzmir'e geldikten sonra, kısmen İTBF binasının kapısından içeriye ilk adım attığım gün tanıştığım arkadaşlar nedeniyle, kısmen de hem Sovyetler Birliği'nin bazı uygulamalarını hem de Sovyetler Birliği'ne yönelik dillendirilen “Sosyal Emperyalizm” teorilerini içime sindiremediğim için önce “(Geri) Cepheciler” (3) içerisinde, sonra, İTBF'de yürütülen boykotun bitirilip bitirilmemesi çerçevesinde yapılan bir oylamada “bitirilsin” diyen “Devrimci Gençlik” grubu içerisinde yer aldım. (4)

     1975-76 Kışında, İzmir'de, üniversitede, Halkın Kurtuluşu'nun (5) ezici bir üstünlüğü vardı. Halkın Kurtuluşu'nun dışında TIP Fakültesi'nde “İlerlemeci” dediğimiz (Sovyetler Birliği'ne “sosyalist” diyen) öğrenciler bulunuyordu. Bir süre sonra kendilerini “Devrimci Kurtuluş” olarak adlandıracak arkadaşlar da bizden oldukça fazlaydılar.

     1 Kasım 1975 yılında çıkmaya başlayan “Devrimci Gençlik” grubunun savunucuları olarak bizler İTBF'de ve GHİYO'da (Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu) vardık; sayımız, parmakla sayılacak kadar azdı. (6)

     1975 yılı Yaz aylarında önce Karabağlar'daki Avcı Kurşun Fabrikası'nda (7), sonra da Basmane'deki Toros Oteli'nde çalışmış; fakültemizde yürütülen mücadele nedeniyle okulu bırakmış ve bir süre sonra da kardeşlerimle (8) kaldığım evden ayrılarak İnciraltı Öğrenci Yurdu'na geçmiştim.

     İnciraltı Öğrenci Yurdu'nda, fakültelerdeki durumun doğal sonucu olarak Halkın Kurtuluşçuları ve Devrimci Kurtuluşçular çoğunluktaydı; biz, iki elin parmakları kadar bile yoktuk.

     Hiç unutmam ve örnek verir dururum, bir gün, kaldığımız odada, kendisini Halkın Yolu grubuna yakın gören okulumuzdan bir arkadaşla tartışmış ve tartışmanın sonunda, kendisi, bizim gruba meyletmişti (9). Ben, ertesi gün, “yaşasın, 9 kişi olduk” demiştim, sevinçle... (10)

     Koskoca İzmir'de, 1975-76 Kışında, haydi İzmir'in geneli için konuşmayayım, yüzlerce öğrencinin kaldığı İnciraltı Yurdu'nda 9 kişi olabilmek, benim için, büyük bir olaydı. Çok değil, 2 yıl sonra, yalnızca İnciraltı Yurdu'nda değil, İzmir'in pek çok yerinde (Bornova Öğrenci Yurdu, orta öğrenim, mahalleler) söylediği söze kulak verilen, 3 yıl sonra ise söylediği sözü dinlenen ve gereği yerine getirilen en kitlesel/en güçlü sol siyasi hareket Devrimci Yol'du...

     Yürünmesi gereken yolda/Devrimci Yol'da yürümüş ve her şeyi değiştirmiştik!

     18.12.2021/Datça/Mehmet Erdal

     1- Ahmet Özdil, namı diğer, “Paspal Ahmet”. 1979 yılında Manisa Emniyeti'nin 5. katından aşağıya itildi, felç oldu ve tedavi için gittiği Almanya'da, 1993 yılında kanserden öldü.

     2- O yıl, hem Dokuz Eylül Üniversitesi yoktu hem de İTBF, İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi diye ikiye ayrılmamıştı. Fakültenin yeri de, şimdiki Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlük binası idi.

     3- “Sosyal Emperyalizm” teorisini savunanlar, bu teoriyi savunan THKP-C'lilere (“Halkın Yolu” ya da THKP-C/ML) “ileri cepheciler”, savunmayanlara ise “geri cepheciler” diyorlardı; bu, bir küçümseme ifadesiydi.

     4- Bu oylama, o günlerde öğrenci derneği yönetiminde olanların toplandığı Kemeraltı Başdurak İşhanı'nda bulunan “ANT-YÖD”de (Antalya Yüksek Öğrenim Derneği) yapıldı; boykot bitirildi. “Boykota devam” diyen arkadaşlar, daha sonraları, kendilerini “Devrimci Kurtuluş” (THKP-C/Eylem Birliği) olarak adlandırdılar.

     5- THKO'nun “Sosyal Emperyalizm” teorisini kabul eden kesimlerinin oluşturduğu grup.

     6- 1981 yılında bir çatışmada öldürülen Selim Martin, Burdur Belediye Başkanı olan amcası Armağan İlçi ve amcasının makam şöförü ile birlikte 1998 yılında Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesi yakınlarında trafik kazasında ölen Gülçin İlçi Bozkurt ve 2018 yılında rahatsızlığı nedeniyle ölen gazeteci Ali Suat Eser GHİYO'daki grubun içerisindeydiler.

     7- Şimdilerde “Karabağlar'ın Çernobili” olarak basında sıkça yer alan fabrika.

     8- 2016 yılında kanserden ölen kardeşim Musa Erdal, Fevzi Çakmak Ortaokulu'nda okuyor ve birlikte kalıyorduk.

     9- Bu arkadaşımız da Devrimci Yol hareketi içinde çok yük yüklendi; uzun yıllar kaçak yaşadı. Yakalandı. Tutuklandı. Tahliye oldu. Şimdi kendi işletmesinin başında ve çalışmaya devam ediyor.

     10- 1976 Yaz'ında İnciraltı Öğrenci Yurdu'nda yapılan eğitim çalışmasına 11/13 kişi katılabilmiş ve yalnızca 9 kişi, 40 güne yakın süren çalışmanın sonuna kadar gitmiştik. (Bknz: Ali Alfatlı/Tarihle Söyleşiler- Cilt-1)

11 Aralık 2021 Cumartesi

YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-1: "ARTIK İYİ ŞEYLER DUYMAK İSTİYORUZ!"

  Hiç yorum yok

 

   

 YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-1: ”ARTIK İYİ ŞEYLER DUYMAK İSTİYORUZ!”

     29 Temmuz 2021 günü Marmaris/Armutalan'da çıkan ve hızla yaygınlaşan orman yangının söndürülmeye çalışıldığı günlerin sonlarına doğru (biraz gecikerek de olsa yaptığımız çağrı üzerine) İzmir'den, Ankara'dan ve İstanbul'dan (BirGün'den) partili bazı genç arkadaşlar gelmişler; bölgeden ya da bölgeyi iyi tanıyan partili arkadaşlar ile Marmaris, Milas/Ören, Menteşe ve Köyceğiz'de yangın bölgelerini dolaşmışlardı. (O günlerde BirGün gazetesinde çıkan yangın haberlerini ve Sol Parti'nin hazırlayıp kamuoyu ile paylaştığı yangın raporunu anımsayın)

     Bu günlerin birisinde, bir gece, Muğla merkezde oturan partili bir arkadaşın evinde bu genç arkadaşlardan dördü ile birlikte oturmuş sohbet ederken, söz döndü dolaştı ve partiye, Yol Dergisi'ne, geçmişe ve bugüne dair siyasi konulara geldi.

     Sohbetin bir yerinde, “Yol Dergisi” dedim, “geçmişe (Devrimci Yol'a) dair biraz fazlaca güzelleme yapıyor. Ben o yılları yaşayanlardan birisiyim. Neler yapıp yapamadığımızı, neleri iyi ama neleri de kötü yaptığımızı, biliyorum. Biraz yaşımızdan, biraz koşullardan, biraz da başka başka nedenlerden olabilir, asla yapılmaması gereken aptalca pek çok şey de yaptık. Ben, geçmişimize dair eleştirel yaklaşanlardan birisiyim. Tamam, iyi şeyler yapmak için yola çıktık, gerçekten de çok iyi şeyler yaptık; ama alt tarafı 20-25 yaşlarında gencecik insanlardık. Alleme-i cihan olsak ne yazar? Bizim neyimize güzelleme yapılır ki?...”

     Söylediklerimi sessizce dinleyen gençlerden birisi, “Örneğin, neler yapılmamalıydı?” dedi.

     Kendi geçmiş yaşantımdan ve yakinen tanık olduklarımdan örnekler verdim.

     Dinlediler.

     “Bu ülkede” dedi, soruyu soran genç kadın arkadaş, “40 yıldır, size ve sizin ne kadar kötü olduğunuza dair pek çok şey söylendi; şahsen, ben, doğduğumdan beri bu tür muhabbetleri dinledim. Bu anlattıklarınızı, hatta daha fazlasını da biliyoruz. Ama yeter, biz gençler artık bu tür muhabbetleri dinlemek istemiyoruz. Biz, sizlerle ilgili iyi şeyler duymak istiyoruz! Siz hiç mi iyi şeyler yapmadınız? Ülkenin bu hale gelmesinden siz mi sorumlusunuz? Değil! Şu şöyleydi, bu böyleydi; şu kötüydü, bu kötüydü... muhabbetleri bize bir şey vermiyor, bizim için bir anlam ifade etmiyor. Yol Dergisi, evet biraz abartsın, ne var bunda? Ama, iyi şeyler söylesin bize...”

     Sonradan itiraf ettiğim gibi, genç arkadaş konuşurken, utancımdan yüzüm kızardı. Olaya, hiç böyle bakmamıştım.

     Gençler, bize rağmen bizi ve geçmişimizi, geçmişte yaptıklarımızı savunuyordu.

     İçimden, iyi ki (Sol) Partinin yönetiminde bu gençler var, dedim; bu gençler, yürünecek yolu bize gösterecekler; onlar da bu inanç var. Bu çok açık.

     11.12.2021/Datça/Mehmet Erdal