12 Mart 2021 Cuma

2021.03.13.CEZAEVİ YAZILARI-46: DEĞİŞİM, SÜREKLİDİR VE SONSUZDUR!

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-46: DEĞİŞİM, SÜREKLİDİR VE SONSUZDUR!

     ... Okul çağında evlilik, okulu bitirememe üzerinde belirleyici olumsuz etken değildir. Olayları, yaşanılan dönemin koşullarında düşünmek, ele almak ve değerlendirmek gerekiyor. Biz, okumak istemediğimizden değil, okuma olanağı ve koşulları bulamadığımızdan okuyamadık, asıl olarak. 70-80 arası, faşist çetelerle dişe diş yürütülen bir savaş dönemiydi. Biz, faşist katillere karşı savaşmayı görev bildik. Bu görevimizi, başarabildiğimiz ölçüde yerine getirdik. Bunun bir bedeli vardı ve onu ödedik. Kimimiz öldü, kimimiz yaralandı, kimimiz yurt dışına çıkmak zorunda kaldı, kimimiz cezaevlerinde onlarca yıl yatmak zorunda bırakıldı... Biraz daha farklı yaşanamaz mıydı? Elbette yaşanırdı. Ama bunu, o günkü bu nesnel koşulların yanı sıra, bizim öznel durumumuzdan da ayrı düşünmemek gerekir. 80 sonrası ve yine bugün, daha farklı nesnel ve öznel koşullar vardır. Bugün, bence, yüksek öğrenim okuyanlar, okullarını bitirmeye çalışmalılar. Ama, olaylar, yine, onları bizim benzerimiz bir seçenekle karşı karşıya bırakamaz mı? Bırakabilir...” (14.3.1990)(1)

     “...İnönü, bir süredir, tam anlamıyla devlet destekçisi. Daha önce de yazdım: Bizim Sosyal demokratlarımız, dünyanın en rezilleri...Sermayeye yaranmak için, her tür kepazeliği seve seve yapıyor. Biraz önce TV'de bir konuşması vardı, rezillik...Katliamı onaylıyor ve özendiriyor. Muhalefeti böyle olan ve konuşan bir iktidar, neleri yapmaz ki... Şurası iyi ki, sosyal demokratlar, daha iktidar bile olamadan, hızla kendilerini, halk nezdinde yıpratıyorlar...” (22.3.1990)(2)

     “... İlkellik, yüceltilecek, onur duyulacak ve örnek gösterilecek bir tavır değildir. Yaşam, bir bütündür. Yaşam, her konuda mutluluk duymaktır. Sevdiklerini mutluluğa boğmaktır. Mutluluğun duyulacağı konular, sınırlı değildir. Sonsuzdur. İnsan, yalnızca politik bir canlı değildir. Biz, değişmeyi, yozlaşma anlamında anlamamalıyız. Değişme, gelişmedir. Daha tam bir insan olmadır. İnsanların yaş yıl dönümlerini kutlamamaları, marifet değildir. Böylesi olaylar, yalnızca burjuvaziye has da değildir. İnsanlar, mutluluk duyacakları şeyleri çoğaltabilirler. Çoğaltmalıdırlar. Evet, gerçekten, biz epey mesafe aldık... Bazıları, her şeye rağmen, ilkellikte diretiyorlarsa, yapılabilecek bir şey yoktur. Bırakalım, o noktada kalsınlar. Biz, doğru bildiğimizde kararlı adımlarla yürüyelim. O karanfil, seni mutlu etti mi? Bu, benim için ölçüdür. Ben, bunu sürdürmek isterim. Kim ne derse desin. İnsanın kendini eğitmesi, bazı şeyleri bazı nedenlerle bastırması değildir. Eğitim, gereğine inanmadır. Yaş gününü kutlamamanın, dahası günü bilmemenin gereği nedir? Gereksiz olması mı? Neden gereksiz? Bunun yanıtı yok. İleride, devrim olduktan sonra, böylesi şeyleri tarihin çöp tenekesine mi atacağız? Sanmıyorum... Biz, insanlığın yarattığı değerlerden daha ileride olanı istiyor ve savunuyoruz. Elbette, gereksiz olanları ve aşılması gerekenleri geride bırakacağız. Ama, bunlar, nelerdir?

     Sevgilim, haklısın, toplumu değiştirme savı, aynı zamanda kendimizi ve en yakın çevremizi değiştirme savını da içinde taşır. Taşımalıdır. İleride olmayan, dışındakileri ileriye götüremez. Bu konunun yeterince kavranamadığı görülüyor. Feodal bir kişiliği ve değer yargıları olanın, burjuvaziden daha ileride şeyler yaratma savı aldatmacadır. Hiç şüphesiz, önce toplumu değiştirelim anlayışı gibi, önce kendimizi değiştirelim anlayışı da yanlıştır. Bu iki değişim, bir bütündür ve sarmal bir biçimde birbirini etkiler. Ama, öncelik özeldedir. Yani, kişinin kendisindedir. Değişmeye başlayan, değiştirmeye de başlar. Bu hem insani ilişki, hem de birey-toplum düzeyinde böyledir...

     Bir başka şey, değişimin sınırının olmadığıdır. Değişim, sonsuzdur. Biz, yalnızca bu değişimi başlattık ve yaşıyoruz. Nereye kadar? Onu bilebilmek mümkün değildir. Engels ve Marks, 'Alman İdeolojisi'nde (*), ki Devrimci Gençlik de ilk sayıya almış bu sözü, değişimin kendisinin Komünizm olduğunu söylüyor. Şöyle: 'Bize göre Komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin kendisine göre düzenlenmek zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü durumu ortadan kaldıran gerçek harekete, Komünizm diyoruz.' Bugünkü değişimin, bundan yüzlerce yıl sonra nereye varacağını bugünden bilemeyiz. Biz, bilme iddiasında da bulunamayız. Bu, hem insanlar, hem de toplumsal düzeyde böyledir. Bu ahlak, siyaset, toplumsal örgütlenme, cinsellik, dil vb. vb... her konuda geçerlidir. Kim ki, bugünden, şuraya kadar şu olursa iyidir, şu olursa kötüdür diyorsa, o idealisttir. O, var olan toplumsal ölçülerle hareket ediyordur. Komünizm, bugünden bilinen ve topluma zorla dayatılan bir şey değildir. Hani, değişmeyen tek şey değişmedir, denir ya... İşte, doğrusu, budur. İnsan, bugün değişmeyi başlatır. Ve bir süre sonra, bugün düşleyemeyeceği kadar, düşlemekten korktuğu kadar değiştiğini ve değişmeyi daha da istediğini görür. Yani, bugün, değişme karşısında duyulan korku, bizim tavrımız olamaz. Ve bu korkuyu duyan, bizden değildir. O , mevcut toplumdan yanadır. Tutucudur. Önemli olan, bunun gereğine inanmadır. Ve her adımda, daha çok değişmek doğrultusunda kararlı adımlar atmaktır. Özelimizde de, biz, daha da değişeceğiz. Her konuda...Korkmadan. Bugünkü korkularımızı bir kenara atacağız ve yaşayacağız. Yaşayarak, olması gerekenle olmaması gerekeni birbirinden ayıracağız. Olması gerekeni ilerleteceğiz. Bugünkünden daha farklı, ileride ve gelişmiş kişiliklere ulaşacağız. Kimin ne dediğine bakmayacağız. Mevcut toplumdan aldığımız değer yargılarını bir kenara iteceğiz. Değişme, sonsuzdur ve süreklidir, diyeceğiz. Biz, hem teorik düzeyde buna inanacağız, hem de her adımda yaşayacağız. Yani, kafamız açık olacak ve pratikte yaşayacağız...” (21.3.1990)(3) Nazilli

     13.03.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*)


     (1) 14.03.1990

     (2) 22.03.1990
     (3) 21.03.1990 



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder