2023.08.28.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-27: "ÖN SEÇİM" ÜZERİNE (DATÇA/2019)
2023.08.27.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-27: "ÖN SEÇİM" ÜZERİNE (DATÇA/2019)
2019 Yerel Seçim süreci başladıktan sonra Birleşik Haziran Hareketi/Datça olarak Datça özgülünde yaptığımız açıklamaları ve tarafımca yazılıp paylaşılanları "Söz uçar, yazı kalır" diyerek, bir dosya halinde yeniden paylaşıyorum; 2024 Yerel Seçim sürecinin başladığı bugünlerde "ön seçim" konusunda kısmen başlayan ve devam edeceğe de benzeyen tartışmalara katkıda bulunmalarını umuyorum.
Bu dosya içerisindeki paylaşımlar okunurken lütfen şunları bilelim: O zaman diliminde Datça'da ÖDP İlçe Örgütü vardı ama ÖDP'liler asıl olarak BHH/Datça içerisinde faaliyet yürütüyorlardı. BHH/Datça içerisinde ÖDP'liler dışında benim gibi kendini bilahare bir siyasi parti içerisinde (ÖDP/Sol Parti, CHP, TİP) konumlandıracak ya da "bağımsız" olmaya devam edecek başka bazı bireyler de vardı.
1- B.H.HAREKETİ /DATÇA 'ÖNSEÇİM' ÇAĞRISI
SİYASİ PARTİLER, PARTİ ÜYELERİ VE OY VERECEK DATÇALILA
31 Mart 2019 tarihinde, ülkemizin her yerinde olduğu gibi Datça'mızda da yerel yönetim seçimi yapılacaktır.
Yerel yönetim, her yerde, o yerde yaşayan kadın-erkek bizlerin yönetimi demektir.
Yerel yönetim seçimi ise, bizlerin, önümüzdeki bir 5 yıl için, bizi yönetecek belediye başkanı ve meclis üyelerini (keza muhtar ve azaları) seçmemiz demektir.
Bu ise, her yerde, bizlerin, kendi aramızdan, bu işe istekli kişiler arasından, şu veya bu nedenle, 'en uygun' gördüğümüz kişiyi/kişileri seçmemizle mümkün olur.
Bu seçme ve seçilme hakkı, tamamen demokratik ve yasal bir haktır.
Bu sürecin ilk adımı ise, adayların kendi iradeleri ile ortaya çıkmaları ve adaylıklarını ilan etmeleridir.
Siyasi partilerin var olduğu bugünkü gerçekliğimizde ise, bunun ilk adımı, eğer bu istekli adaylar herhangi bir parti adına yarışa katılacaklarsa, o partinin o yerdeki yerel örgüt üyeleri tarafından özgürce belirlenmeli ve ilan edilmelidir.
Her yerde, yerel yönetim seçimine adaylarıyla yarışa katılacak siyasi partiler, bu demokratik ve bizce olması gereken yolun dışındaki başkaca yollarla ve yalnızca kendilerinin bildiği gerekçelerle adaylarını belirler ve ilan ederlerse; bu adaylar ister o yerde yaşasın ya da yaşamasın, ister parti üyelerinden olsun ya da olmasın, ister kadın ya da erkeklerden seçilsin, fark etmez; aralarında "nüans" farklılıkları olsa bile, "demokratik olmayan yollardan" belirlendikleri için, 31 Mart akşamı sandıktan çıkan kişi/kişiler, kulağını, "yönetici" olduğu sürece, o yerde yaşayanlardan daha çok, kendisini aday olarak belirleyen parti yöneticilerine çevirecektir.
Bu yolla aday olan ve seçilen bir yöneticinin, o yerin sorunlarını bilse bile, bu sorunların köklü ve kalıcı çözüme ulaştırabilmesi için gerekli yol ve yöntemleri belirleyebilmesi, örgütlenmeleri yaratabilmesi ve hayata geçirebilmesi; hele hele o yerdeki "demokratik yaşamı" geliştirebilme ve dolayısıyla demokrasiye katkıda bulunabilme doğrultusunda bir irade ortaya koyabilmesi olanaksız değilse de çok zordur.
Bu nedenle biz, Datça Haziran Hareketi olarak, aday göstererek seçime katılacak bütün siyasi partileri, adaylarını, kendi ilçe örgütü üyelerinin "ön seçimi" ile belirlemeye ve ilan etmeye çağırıyoruz.
Demokrasiye inanıyor ve demokratik yolları savunuyorsak, bunun ilk adımı, budur.
03.11.2018/Birleşik Haziran Hareketi/DATÇA
2- B.H.H/DATÇA: YEREL SEÇİM ÇALIŞMALARI
B. H. Hareketi/DATÇA olarak (yerel yönetim seçimine ilişkin ilk aşamada) savunduğumuz görüşlerimizi, 3.11.2018 tarihli ve "SİYASİ PARTİLER, PARTİ ÜYELERİ ve OY VERECEK DATÇALILAR" başlıklı bir basın açıklaması ile yerel kamuoyuna duyurmaya başladık: Bu çerçevede, DİSK/Tüm Emekli Sen Datça şubesinde basına bir açıklama yaptık. Yazılı haldeki bu görüşümüzü, bütün yerel basın organlarına ve internet sitelerine verdik, yayınlanmasını sağladık. Bununla yetinmedik; bu basın açıklamasını, Datça'da var olan (MHP'den HDP'ye) bütün siyasi partilere ve Demokratik Kitle Örgütleri'ne iletmeye çalıştık; basın açıklamasını dağıtmaya başladığımız saatte açık olan partilere (HDP) ve D. K. Örgütlerine (Tüm Emekli Sen, PSAKDD ve Hacı Bektaş) elden, kapalı olanlara (MHP, AKP, VP, CHP ve İYİ parti ile ADD) ise "Geldik. Yoktunuz" notunu düşerek (kapılarına bırakmak suretiyle) ulaştırmaya çalıştık.
Bu basın açıklamasına muhatap olan parti üyeleri ve Datçalılardan, gerek basın açıklamasını ilgili yerlere ulaştırmaya çalışırken ve gerekse sonrası günlerde değişik tepkiler aldık; Siyasi partilerden ise, yazılı yada sözlü olarak herhangi bir tepki gösterilip gösterilmeyeceğini merakla beklemeye başladık; yalnızca HDP'den 08.11.2018 günü saat 14.00 için bir görüşme talebi aldık ve nitekim görüştük.
HDP'den gelen arkadaşlar, bu ziyaretlerinin "Görüş alış-verişi" amaçlı bir ziyaret olduğunu söylemeleri üzerine, bu çerçevede karşılıklı sohbet ettik.
Bu aşamada, özet olarak şunu söylemek yanlış olmayacaktır: 31.03.2019 tarihinde yapılacak olan yerel yönetim seçimi konusunda, AKP'den HDP'ye hiçbir partinin ilçe örgütü, ciddi anlamda, birbirinden farklı herhangi bir konuma sahip değildir. Öyle anlaşılıyor ki, bütün parti ilçe örgütleri, genel merkezler düzeyinde yapıldığı söylenen pazarlıkların sonuçlarını ve bilahare gelecek talimatları beklemektedirler.
Sanki, yerel yönetim seçimine değil, genel seçime gidiyoruz...
08.11.2018/DATÇA
3- MHP'den CHP'ye...BÜTÜN PARTİLERE
31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimlerde (ülkemizin farklı yerlerinde) gösterecekleri adaylara ilişkin olarak CHP 2. grubu, MHP ise ilk grubu açıkladı; AKP, İYİ Parti, HDP, VP...vb. diğerlerinden hala ses seda yok...
CHP ve MHP'nin aday açıklamadığı, diğer partilerin ise bütün yerleşim birimlerindeki il ve ilçe örgütleri, kulakları telefonlarda, bulundukları yerde kimin aday/adaylar olarak ilan edileceği veya adayı/adayları nasıl belirleyecekleri konusunda talimatları beklemekteler.
İl ve ilçe örgütlerinde kah kişisel istihbarata (!) kah spekülatif söylentilere dayalı tahminler veya il/ilçe örgütleri yöneticilerinden bazılarının "zevahiri kurtarma" amaçlı sözlü/yazılı açıklamaları gırla gitmekte.
2018 yılı sonlarını yaşadığımız bugünlerde, tepeden tırnağa, ülkemiz siyasilerinin ve siyasi partilerinin içine düştüğü şu duruma bakın...
Bu durum, ayıp ve utanılacak bir durum değil de, nedir?
Erkekler ve kadınlar... Siyasi partilerin her kademedeki yöneticileri...
Yineliyoruz: Bu ilçe örgütleri sizin ilçe örgütleriniz, bu üyeler sizin üyeleriniz. Bu örgütleri siz kurdunuz/kurdurdunuz, bu üyeleri siz çağırdınız ve üye ettiniz.
Peki bu ne hal?
Yetersizler mi?
İl/ilçe örgütlerine mi ya da üyelere mi güvenmiyorsunuz?
Yoksa...Yoksa...Bu örgütlerinizin ve üyelerinizin bilmediği, bilemediği, bilmemesi gereken başka ve ülke menfaatleri (!) açısından çook önemli gerekçeleriniz mi var?
Hangisi?
Erkekler ve kadınlar...Siyasi partilerin her kademedeki yöneticileri...
Ülkeye Cumhurbaşkanı seçmiyoruz, yerel yöneticilerimizi seçiyoruz.
Bırakın, il/ilçe örgütleriniz, bütün üyelerin katılımıyla ve kendi aralarından, bu göreve/görevlere istekli arkadaşları arasından birisini/birilerini "ön seçim" ile özgürce seçsinler.
Bunu yapabilirler, hem de çok iyi yapabilirler.
İl/ilçe örgütlerinize ve üyelerinize güvenin.
Bu yolun dışındaki diğer yollar; şu "istişare", "danışma", "eğilim yoklaması", "kamuoyu araştırması" vb...vb. diye açıkladığınız bütün yollar, özünde, il/ilçe örgütlerinize ve üyelerinize duyduğunuz olası bir güvensizliği ifade ediyor, ki bunun doğal sonucu, insanların, kadın-erkek herkesin, politikaya ve partilere olan ilgisizliği ve güvensizliğidir.
Eğer, asıl amaç bu değilse (veya amacı bu olmayanlara sesleniyorum), sonucun bu olduğunu görün.
Bakın parti il/ilçe örgütlerinize: Kaç üyeniz var? Kaç üye aidat ödüyor? Kaç üye toplantılarınıza katılıyor? Kaç üye, özel sorunlarının çözümü amacı dışında binalardan içeriye giriyor?...
Sözün özü: Adayı/adayları "ön seçim" ile belirlemeyi (üyelerin bu biçimde politikaya katılımını) reddeden, halkın politikaya "örgütlü" katılımını reddeder...Bu kadar basit. Gerisi 'laf-ı güzaf'...
16.11.2018/DATÇA/Mehmet Erdal
4- ADAY ADAYI OLAN ERKEKLER VE KADINLAR!
31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimde, yaşadığı yerde, belediye başkanlığı ve belediye meclis üyelikleri için farklı siyasal partilerden aday adayı olanlar...bu kez sözümüz size.
Her biriniz, kendinize (farklı nedenlerle) yakın bulduğunuz veya (farklı nedenlerle) seçilebilme şansını yüksek gördüğünüz veya (bir biçimde) ikna edildiğiniz siyasal partilerden (şimdilik de olsa, kimse duymasın babında) gizli ya da aleni aday adayı oldunuz...
Eyvallah...
Buna diyebileceğimiz hiç bir şey yok.
Hakkınız.
***
Bizim sözümüz bundan sonrasına:
Bu 'aday adaylıktan adaylığa geçiş nasıl olacak?
Biz, günlerdir ve ısrarla, bu geçişin, başvuruyu yaptığınız partilerin o yerdeki ilçe örgütlerine kayıtlı bütün üyelerinin katılacağı bir "ön seçim" ile olması gerektiğini ve ancak böyle olursa, bu seçimin (diğer bütün yollara göre) daha adil ve demokratik olacağını öneriyor ve savunuyoruz.
Ya siz? Siz ne düşünüyorsunuz?
Her biriniz dışındaki diğerleriniz ve keza 31 Mart günü size oy verecek seçmenler bunu bilmek ister ve hiç şüphesiz buna da hakları var.
***
Sizler de, özünde, üyesi olduğunuz ilçe örgütlerine ve sizler de dahil olmak üzere ilçe örgütü üyelerine (farklı nedenlerle) güven duymayan veya farklı hesaplar yapan yüksek kademedeki parti yöneticileriniz gibi mi düşünüyorsunuz?
***
Bilirsiniz...
"Ben işimi hele bir bitireyim, koltuğu garantileyeyim, sonra istediğim gibi davranırım", diyemezsiniz.
Nasıl başlarsanız, öyle gidersiniz.
İlk adımı hangi yola atarsanız, o yolda yürürsünüz.
***
Bizim önerdiğimiz ve daha iyi diye savunduğumuz "ön seçimin" yerine, yereldeki ve de partinizin yüksek kademelerindeki etkili ve yetkili kişileri ve onların (daha sonuç alıcı gördüğünüz) ilişkilerini bir biçimde devreye sokarak sonuç elde etme yolunu tercih ederseniz; bilmelisiniz ki, bu yolla sonuç alıp o koltuğa/koltuklara oturduğunuzda, kulaklarınız, size oy veren seçmende değil, sizi o koltuğa getiren ve bu işi bitiren o etkili ve yetkili kişilerde olacaktır.
O etkili ve yetkili kişilere boyun eğecek ve kamu hizmetini bu çerçevede yapabileceksiniz.
Bunun aksi mümkün değildir.
O koltukta/koltuklarda oturduğunuz sürece de, sizden hizmet bekleyen ve sorunlarının çözümü için kapınıza gelen kadın-erkek yurttaşlardan, aynı yol ve yöntemi kullanmalarını bekleyeceksiniz.
Bunun da aksi mümkün değildir.
Neler yaşadıysan, kapına gelenlere onu yaşatacaksın.
Bu yolun fıtratında var, bu.
***
"Kurallar böyle. Bu kuralları ben koymadım" mı diyorsun?
Sen de haklısın. (!)
İşte biz, tam da bu kurallara itiraz ediyoruz.
Bu yoldan yüründüğü sürece, kim aday olursa olsun ve seçimi kim kazanırsa kazansın, o yerde var olan yerel yönetimlerimizi demokratikleştirmek ve "insan odaklı bir yerel yönetim anlayışını" yaşanılır bir gerçeklik haline getirmek (olanaksız değilse de) çok zordur.
Bu nedenle de, ilk adım 'önseçim', diyoruz.
'Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.'
Gerisi laf-ı güzaf...
18.11.2018 /DATÇA/Mehmet Erdal
5- YEREL YÖNETİCİLERİ Mİ SEÇİYORUZ? PASTAYI MI PAYLAŞIYORUZ ?
MHP/Devlet Bahçeli "Ankara, İstanbul ve İzmir'de aday çıkarmıyoruz. AKP kimi gösterirse göstersin destekliyoruz" dedikten hemen sonra AKP/Erdoğan, önce 40 ve bugün de 20 il ve büyükşehir belediye başkan adaylarını şaşaalı törenlerle açıkladı ve ekledi; "Elbette MHP'ye jestlerimiz olacaktır".
Hoppala...
Ne jesti?
Biz 31 Mart 2019 tarihinde yerel seçim yapmıyor ve yerel yöneticilerimizi seçmiyor muyuz?
***
Basına ve TV kanallarına sızdırılan ( kendi tarafında ve kamuoyunda "beklenti" yaratarak karşı taraf -AKP- üzerinde baskı yaratmak amaçlı) söylentilere ve dillendirilen haberlere göre; AKP, 6 civarındaki ilde ve şu an sayısı belirsiz ilçede MHP adaylarını destekleyecekmiş...
***
Anlaşılıyor ki, AKP ile MHP arasında ( öncesi günlerdeki atışmaların arkasından) "dengeler" yeniden kurulmuş, her ikisi, birbirlerinin ağırlıklarının ve konumlarının ne olduğunu karşılıklı olarak kabullenmiş ve oturup, harita üzerinde, ciddi ve kapsamlı bir "pazarlık" yürütmüş...ve bir anlaşmaya varmışlar.
Ortaya, bugün için kısmen bilgi sahibi olduğumuz, bu paylaşım ve bölüşüm çıkmış.
***
Peki, adı geçen veya bazıları şimdilik açıklanmayan o il ve ilçelerin (AKP ve MHP) il ve ilçe örgütleri, bu il ve ilçe örgütlerinin yöneticileri ve üyeleri bu pazarlık ve bunun sonucu ortaya çıkan bu paylaşım/bölüşüm karşısında ne düşünüyor? Ne tepki gösteriyor?
Şimdilik (yüksek sesle dile getirilen) herhangi bir şey yok veya "Reis/Devlet en iyisini bilir" (biat/itaat) diye düşünüldüğünden olsa gerek, ortalık süt liman.
Bilemiyoruz.
Bekleyip, göreceğiz...
***
Ama biz, AKP ve MHP'nin bu il ve ilçe örgütlerinin (keza "ön seçim" dışı atama yoluyla aday/adaylarını öğrenen diğer bütün il ve ilçe örgütlerinin de) veya bu örgütlerden bazılarının veya bu örgütlerdeki bazı üyelerinin bu duruma (çeşitli nedenlerle sessiz kalsalar da) tepkisiz kalmadıklarını veya kalmayacaklarını ve bu tepkilerini bir biçimde ifade edeceklerini varsayıyor ve umut ediyoruz.
Bunu da bekleyip göreceğiz...
***
Biz, bu ve benzeri pek çok sitede ve yerel (Datça ve Marmaris) gazetede 25 Ekim'den beri yayınlanan yazılarda, yalnızca AKP ile MHP arasında değil, diğer bütün siyasi partiler arasında da Ankara merkezli veya bölgesel/il ölçeğinde yürütülen bu ve benzeri bütün pazarlıklara tepeden tırnağa külliyen karşı olduğumuzu açıkça ve yüksek sesle dile getirdik; bu görüşümüzü ısrarla savunduk.
Bizim dışımızda herkes sus-pus...Bekliyorlar...Neyi?...
***
Biz, 31 Mart 2019 günü yerel seçim olacağını ve o gün yerel yöneticileri seçeceğimizi düşünüyor, söylüyor ve bu çerçevede "ilk adım olarak ön seçimi" öneriyor/savunuyor ve ardından, bu çerçevedeki (yerel yönetim) düşüncelerimizi, görüşlerimizi ve somut önerilerimizi (seçim süresince) sunmaya ve tartışmaya hazırlanıyoruz.
Bizim dışımızdakiler, ya sizler, içeriği de belli olmayan pazarlık/pazarlıklar dışında ne düşünüyorsunuz?
Hele bi sizi dinleyelim...
27.11.2018/ DATÇA/Mehmet Erdal
6- YEREL SEÇİM Mİ ? GENEL SEÇİM Mİ ?
31 Mart 2019 tarihinde yapılacak seçim, ne seçimidir?
Yerel yönetim seçimi...
Kimleri seçeceğiz?
Yerel Yöneticilerimizi...
Kim seçecek?
O yerde yaşayan ve "seçmen" konumunda olan kadınlar ve erkekler...
Bu duruma itiraz eden var mı?
Yok...
***
Acaba?
***
MHP/DEVLET BAHÇELİ "Ankara, İstanbul ve İzmir'de aday çıkarmayacağız. AKP kimi gösterirse göstersin, onları destekleyeceğiz" ve ardından, AKP/ERDOĞAN "MHP ile karşılıklı jestlerimiz olacak" dedikten sonra şunu soramaz mıyız?
Peki bu ne?
Evet, yapılacak olan "yerel seçim" ise bu sözler ne anlama geliyor?
***
Yerel seçimlerde, muhtar/azalar ve belediye başkanı/meclis üyeleri olarak bildiğimiz farklı konumdaki yerel yöneticiler, o köy, belde, ilçe ve illerde yaşayan (veya yaşamayan ama bir biçimde o yer ile ilişkili olan) kadın ve erkek adaylar (o yerdeki il ve ilçe örgütü olan siyasi partiler tarafından "aday" olarak gösterilen veya bağımsız adaylar) arasından seçilir ve sonrası 5 yıl görev yaparlardı.
Bugüne kadar genel kabul gören ve haliyle gelenekselleşen uygulama böyleydi.
Bu yerel seçimde de böyle olması beklenirdi.
Ama öyle olmayacağı veya en azından bazı (sayısı şu an bilinemeyen) yerlerde böyle beklendiği gibi olmayacağı anlaşılıyor.
MHP ile AKP'nin "kapalı kapılar ardında" yaptığı pazarlıklardan sonra söylenen bu sözlerden, bundan başka bir şey anlaşılmıyor.
***
Anlaşılan o ki, MHP ile AKP, kamuoyuna da yansıyan bazı gel-git ve zikzaklardan sonra ( gerçekte, şimdilik bilinemeyen bazı "hesapların", siyasi ve kişisel kaygıların, endişelerin vb. sonucu olan) "ülkenin bekası" gibi tumturaklı bir söylem çerçevesinde, yapılacak olan yerel seçimi, kendi "yerel" gerçekliğinden koparma ve başka bir düzlemde algılama ve algılanmasını sağlama yoluna yöneldiler.
Hal böyle olunca, yerellerdeki il ve ilçe örgütlerinin (ve onların üyelerinin) iradelerini ve inisiyatiflerini "hiç" saymaktan imtina etmediler...
O yerlerde yaşayan kadınların, erkeklerin ve çocukların gereksinimlerini ve beklentilerini ise haliyle hepten "hiç" saydılar...
***
MHP ve AKP'nin il ve ilçe örgütleri, bu gelişmeler karşısında, farklı nedenlerle veya "biat" (AKP), "itaat" (MHP) kültürleri gereği (şimdilik de olsa) sessizler...
***
Peki, MHP ve AKP'nin dışındaki CHP, İYİ PARTİ, HDP, VP, SP...vb. siyasi partiler bu nokta da da ne düşünüyorlar ve neler yapıyorlar?
***
Yapılan açıklamalara ve günlük yaşama da yansıyan gelişmelere bakılırsa CHP'nin bu noktada "kafası karışık"; bir yandan, diğer partilerden daha önce bazı il ve ilçelerdeki adayları açıklayarak bir adım önde yol almaya başladı ama öte yandan, ülke genelinde, farklı siyasi partiler ile kapalı kapılar ardında (nerelerde ,kimlerle ve hangi içerikte olduğu belli olmayan) "ittifak" görüşmelerini sürdürüyor.
Diğer 'muhalif' partilerin suskunluklarına ve günlük yaşama yansıyan gelişmelere bakılırsa, onlar da, bu noktada, bu seçimin "yerel seçim" olduğuna pek emin değiller ve bu nedenle "ittifak" olayını "ilk sıraya" almış durumdalar.
***
Bu MHP ile AKP'nin istediği bir algılama biçimidir ve haliyle bu "saflaşma", bu düzlemdeki bir "ittifak" arayışı, yanlış; kalıcı olmayan ve sonuç almayan bir "ittifak" arayışıdır.
***
Yereldeki kadınların, erkeklerin, çocukların ve bütün canlıların yaşam alanlarına, çevreye, suya, trafiğe, kirliliğe, gürültüye, eğitime ve kültüre, tarihe, alt yapıya...ve hepsinden önemlisi o yerdeki "demokratik yaşama ve demokrasiye" dair somut bir programı kabul ve taahhüt etme temelinde olmayan ve sadece a, b, c veya... kişilerin yerel yönetimde konumlandırılması çerçevesinde yapılan (somut programdan daha çok bu kişilere/onların konumlarına farklı kerametler yüklenerek yapılan ve hiç şüpheniz olmasın, sonucu, çoğunlukla "sükut-ı hayal" olan) bu "ittifaklar" ile bir yere varılamaz.
Bu yanılgıya bir kez daha düşmek ve yanlış olanı bir kez daha denemek, kimseye yarar getirmez.
***
Yapılması gereken, her yerde, "bu bir yerel seçimdir" deyip; o yerde, günlük yaşama dair somut, kapsamlı ve kalıcı bir program çalışması yürütmek ve bu çerçevede bir araya gelinebilecek olanlarla bir araya gelmeye çalışmaktır.
Hiç şüpheniz olmasın, bu ülkede, bunu yapmaya çalışan kadınlar ve erkekler de vardır...
Gerisi 'laf- güzaf'tır.
29.11.2018/DATÇA/Mehmet Erdal
7- "ÖN SEÇİM" ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI-1
2019 Yılı 31 Mart günü yapılacak olan yerel seçimlerde siyasi partiler/çevreler/kesimler vb. tarafından tek başına veya ortaklaşa çıkarılacak adayın/adayların farklı yollardan değil, o partinin veya partilerin veya diğerlerinin il ve ilçe örgütlerine kayıtlı bütün üyelerinin katılacağı "ön seçim" yoluyla belirlenmesi önerisi çerçevesinde yapılan ve günlük yaşamda da bir biçimde tanık olunan bazı tartışmaları (şimdilik) şöyle sıralayabiliriz:
** "Ön seçim" önerisi, yapılacak yerel seçimde, bulundukları yerde aday çıkaracak şu veya bu parti ye/çevreye/kesime vb. değil, aday çıkarmayı düşünen bütün partilere/çevrelere/kesimlere vb. yapılan bir öneridir; herhangi bir yerde tek başına veya ortaklaşa aday çıkarmayacak partiler/çevreler/kesimler vb., aday çıkarmayacakları o yerde bu önerinin muhatabı değildir. (Nitekim, Örneğin, Datça'da, bu öneri, ayrım gözetmeksizin, var olan bütün siyasi partilerin ilçe örgütlerine ve DKÖ/STÖ'lerine bir biçimde iletilmiş, ayrıca bazı yerel internet sitelerinde de yayınlanmıştır.)
** "Ön seçim" önerisi, evet yalnızca bir öneridir; tek başına veya ortaklaşa aday/adaylar çıkaracak parti, partiler, çevreler, kesimler vb. yapılmış naçizane bir öneridir. Bu öneriyi dile getirenlerin ve ısrarla savunanların, bu öneriye muhatap gördükleri kişiler ve kurumlar üzerinde herhangi bir yaptırım uygulama konumları, güçleri ve dahası niyetleri de yoktur.
** "Ön seçim" önerisinin, ayrım gözetmeksizin ilgili bütün partilere, çevrelere, kesimlere vb. önerilmiş olmasının "popülizm" ile herhangi bir alakası yoktur: Hiç şüphesiz, bu öneri bu düzlemde ilgili yerlere iletilirken, bu öneriye muhatap olan kişi ve kurumların bazılarının ve hatta belki hiçbirisinin bu öneri doğrultusunda hareket etmeyebilecekleri ve bildikleri yolda yürüyerek, "ön seçim" dışındaki başkaca yollardan adayı/adaylarını belirleyip ilan edecekleri öngörülmüştür; nihayetinde bu öneriyi sunanlar ve ısrarla savunanlar da uzayda değil, önerinin muhatapları ile aynı koşullarda yaşıyorlar ve bütün gelişmeleri izliyorlar.
a) Öneriye muhatap olan partiler, çevreler, kesimler vb. nihayetinde (gerçekte) kadro değil kitle kuruluşlarıdır; bunlara üye olanların pek çoğu, o kuruluşların ideolojik ve politik çizgisine yakınlık duysalar bile yalnızca bu yakınlık nedeniyle değil, başkaca nedenlerle de bu kuruluşlara üye olmuşlardır.
b) Yapılacak olan yerel seçimdir ve haliyle o seçimin yapılacağı yerdeki il ve ilçe örgütleri üyelerinin, yapılacak olan bu yerel seçim çerçevesinde kişisel veya bazılarıyla ortaklaşa kaygıları ve beklentileri vardır.
c) Yerel seçimin yapılacağı yerde bu önerinin muhatabı olan bu kuruluşların il ve ilçe örgütü üyelerinin, bu kaygılar ve beklentiler çerçevesinde dışarıya yansıyan veya yansıtılmayan/yansıtılmamaya çalışılan pek çok tepkileri vardır ve bunların olmasından da daha doğal bir şey yoktur.
d) "Ön seçim" önerisi, özünde, savunulan veya herkesçe savunulduğu söylenen demokrasinin "olmazsa olmaz" (tartıştığımız konu bağlamında) unsurlarından birisidir ve haliyle politik bir önermedir; bu öneriyi öneren ve savunanlar, politikayı sen, ben ve bizim oğlana yönelik değil, sen, ben ve bizim oğlan da dahil olmak üzere o yerde yaşayan kadın, erkek ve çocuk herkese yönelik açık bir faaliyet olarak yürütmeye çalışmaktadırlar; doğal olarak, muhatap olan herkese önermek değil önermemek yanlıştır ve eleştirilecek olan da budur.
e) "Ön seçim" önerisini önerenlerin ve savunanların (sol, sosyalist ve devrimci) kimliklerinin gereği olan bu önerinin, dışlarındaki farklı kuruluşların üyelerinin farklı nedenlerden kaynaklanan beklentilerine ve tepkilerine bir biçimde tercüman olmanın ve bu yolla bunları gerçekleştirebileceklerini ifade etmenin ve nihayetinde, bu kuruluşların "kerhen" dahi olsa (bir ihtimal) bu öneriyi tartışmalarının ve uygulamalarının (bugünkü koşullar dikkate alındığında) yarardan başka, kime ne zararı vardır?
** "Ön seçim" önerisi, herhangi bir partinin, çevrenin, kesimin vb. "önünü açmak" veya "önünü kesmek" için önerilmemektedir; bu öneri herkese ve aynı mesafeden yapılmaktadır. Elbette, bu öneriye muhatap olanların bu öneriye kabul etme ve uygulama veya reddetme ve bildiği yolda yürüme gibi hakları ve seçenekleri vardır; yine elbette, her kuruluş, verdiği kararın kısa (yerel seçim) ve uzun vadede ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörecektir.
** Bu öneri, herhangi bir parti içerisindeki herhangi bir aday adayının "önünü açmak" veya "önünü kesmek" için de önerilmemektedir; bu öneriyi önerenlerin ve savunanların içinde bazı partilerin içindeki şu veya bu aday adayını kişisel olarak savunanlar hiç şüphesiz vardır ve birbirinden farklı aday adaylarını destekleyen o arkadaşlar da dahil, herkes, tartışmasız "ön seçimi" önermekte ve savunmaktadırlar.
** İlke olarak "ön seçim" önerisini savunan ama üyesi bulunduğu il/ilçe örgütünün üye profilini (kendince nedenlerle) beğenmeyen ve bu nedenle "ön seçimi" "bugün için uygulanamaz" bulan ve hatta genel merkezinin "ön seçim olmayacak" kararını doğru ve haklı bulan sıradan veya farklı konumlara açıktan veya potansiyel aday adayı üyelerin/ il ve ilçe yöneticilerinin bu itirazları kabul edilemez.
Ülkemizdeki Siyasi Partiler Yasasının anti-demokratik yapısından ve de yerel ve genel bazı nedenlerden dolayı siyasi partilerin il ve ilçe örgütlerinin yönetim ve üye profillerinin çok sağlıksız olduğu genel kabul gören bir gerçekliktir.
Ancak bugüne kadar şu veya bu nedenle bu gerçeklik ile bir biçimde uyuşarak veya bu gerçeklik kabullenilerek gelinmiş ve şimdi bu gerçekliğin kabullenilemez ve sağlıksız olduğu söylenmeye, bu çerçevede yukarıdan atama (kamuoyu araştırmaları, eğilim yoklamaları vb. yapılsa da son karar verici genel merkezdir) savunulur ve beklenir oluyorsa, bu eleştirileri ve yaklaşımı makul görmek mümkün değildir; bu, özünde, üyesi olduğun il veya ilçe örgütüne duyulan hem güvensizliktir ( o zaman o partide ne işin var?) hem de bu partide var olmanın ve politika yapmanın tamamen kişisel olduğunu ifade eder (o zaman da vatan, millet, Sakarya nutukları "hikaye" demektir).
02.12.2018/DATÇA/Mehmet Erdal
8- "ÖN SEÇİM" ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMALAR (2)
31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimde herhangi bir yerde seçime katılacak bir parti, çevre, grup vb. kendi adına yarışa katılacak adayı belirlemek için, mevcut bütün üyelerine çağrı yapıyor ve 3150 üyesinden 2085 tanesinin katılımını sağlayarak, mevcut aday adayları arasından hangisinin aday olacağını belirleyebiliyorsa ve ardından, bu aday adaylarından en çok ikinci oy alan aday adayı çıkıp "bizim adayımız en çok oy alan arkadaşımızdır" diye açıkça ilan edebiliyor ve diğer aday adaylarıyla aday olma yarışından çekilebiliyorsa...evet bu, adı ne olursa olsun, bir "ön seçimdir"; "ön seçim yapılsın" diye önerilirken (tek başına aday çıkarmak istenildiğinde) kastedilen/istenilen ve beklenen de budur.
CHP'nin Manisa/Akhisar İlçe Örgütü tam da bunu başardı. (02.12.2018) (CHP'nin başka il ve ilçe örgütünde veya başkaca herhangi bir partinin, çevrenin, grubun vb. herhangi bir il ve ilçe örgütü böylesi veya benzeri bir şey gerçekleştirdi mi?.. Bilemiyoruz.)
***
Demek ki tek başlarına veya ortaklaşa aday çıkararak yapılacak olan 31 Mart'taki yerel seçime katılmak isteyen partilerin, çevrelerin, grupların...il ve ilçe örgütlerinin yöneticileri (aday adayları ve üyeleri, o yerdeki oy verecek diğer bazı kadınların ve erkeklerin bu doğrultudaki istemlerini de dikkate alarak) isterlerse/ ısrar ederlerse ve bu doğrultuda ortak ve güçlü bir irade ortaya koyabilirlerse, bir biçimde "kitabına" (parti tüzüklerine ve genel merkez kararlarına) uydurarak "ön seçim" yapabilirlermiş...
Kapalı kapılar ardında yapılan (parti içi veya partiler arası) pazarlıkları ve bu pazarlıklar çerçevesinde ( şu veya bu konumda, şu veya bu kadar sayıda) "kerameti kendinden menkul" adayları tek başına veya ortaklaşa belirlemeyi vb. vb...beklemeyebilirlermiş.
Ortaya çıkan gerçek budur.
***
Siyasal Partiler Yasasından veya yerel ve genel pek çok nedenden kaynaklanan sağlıksız il ve ilçe örgütleri yönetimleri, üye profilleri...vb. gerçeği, bu "ön seçimin" yapılmasının reddedilmesini, gereksiz ve yersiz olduğunun ileri sürülmesini "haklı" çıkarır mı?
Hayır.
"Ön seçim" önerisi, bu koşullarda dahi (pek çok açıdan ve en önemlisi oradaki örgütün üyelerinin tamamının veya büyük çoğunluğunun desteğini arkasında görebilecek adayı belirleme açısından) en iyi sonucun elde edilmesini sağlayabilecek en gerçekçi bir öneri olarak gündeme getirilmiştir. (Varsayımlara dayalı ve gerçekçi olmayan diğer bütün daha demokratik olduğu iddia edilebilecek öneriler soyut ve dönüştürücü/sonuç alıcı olmayan önerilerdir; dahası çok özneldirler.)
***
Böyle bir "ön seçimin" (bir biçimde) gerçekleştirilmiş olmasının, diğerlerine pozitif örnek olması gibi bir katkısının dışında, kime ve ne zararı vardır? (Elbette, şu veya bu nedenle, ilke olarak "ön seçime" karşı çıkan kişi ve anlayışlara bir zararı vardır ve bu konu, bundan sonraki yazının konusudur.)
***
"Ön seçimi" yapmış olmak yeterli midir?
Elbette değil.
Bu, daha önce de yazıldı; ilk adımdır.
İkinci adım, bu yolla aday belirleyen il ve ilçe örgütlerinin, o yere uygun somut ve kapsamlı bir program ortaya koymalarıdır.
Koyabilirler mi?
Bekleyip görmek gerekir.
"Ön seçimin" arkasından gelmesi gereken ikinci adım, doğal olarak bu olmalıdır.
Bu ikinci adım atılmaz ise ne olur?
Eksik olur...
Bu kadar...
Eh ne denir bilirsiniz; 'ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz'...
04.12.2018/DATÇA/Mehmet Erdal
9- "ÖNSEÇİM" ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (3)
31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimde tek başına veya ortaklaşa aday çıkaracak partilere, çevrelere, gruplara vb. yapılan "aday belirlerken 'ön seçim' yapılsın" önerisi; bu partilerin, çevrelerin, grupların vb. aday çıkarılacak yerdeki il ve ilçe örgütlerine kayıtlı bütün üyelerinin bu konudaki iradelerini bu yolla da ortaya koymaları ve her kademede yönetici konumundakilerin bu ortaya çıkan çoğunluk iradesini "mutlak biçimde" dikkate almaları ve kabul etmeleri gerektiği önerisidir.
O partilerde, çevrelerde, gruplarda vb. demokrasi varsa veya olduğu söyleniyorsa, haliyle aday belirlerken yapılması gereken budur.
***
Ama görüldüğü gibi, teoride ve söylemde bunun aksi savunulamasa da, gerçek hayatta bu böyle olmuyor.
Neden?
***
Bilindiği ve tanık olunduğu üzere, insanlar, bu tür siyasi partilere, çevrelere, gruplara vb. üye olurken, bazı istisnalar hariç (korku vb.), ideolojik-etnik ve politik yakınlığın yanı sıra başkaca nedenlerden dolayı da üye olabilirler ve üye olan bütün bu kadınlar ve erkekler, bu üye olma gerekçelerini doğrudan veya dolaylı olarak o yerdeki il ve ilçe yöneticilerine bir biçimde ifade ederler veya o il ve ilçe yöneticileri, bunu bir biçimde öğrenirler ve bilirler.
Bu üyelerin (istisnasız), üyesi oldukları partiler, çevreler, gruplar vb. ile "aidiyet" ilişkisinin süresini de üye olmalarındaki nedenlerin karşılanıp-karşılanamaması ve bu çerçevedeki umudu belirler; umudun da bittiği yerde aidiyet de biter.
Bunun aksini düşünmek ve iddia etmek, kendi kendini aldatmak veya karşıdakini aldatmaya çalışmaktır, ki bunun, kendine zarardan başka kimseye yararı yoktur.
***
İdeolojik-etnik ve politik yakınlığın yanı sıra somut ve günlük (kişisel-ailevi ve grupsal iş, aş, mesleki, kültürel, maddi, manevi vb.) yaşama dair çok farklı nedenlerden birisinin veya birkaçının karşılanması beklentisi ile bu partilere, çevrelere, gruplara vb. katılan üyeler, bu beklentilerinin karşılanabilmesini boynunu bükerek ve rica minnet ederek karşılamaya çalışabilecekleri gibi, bunun yanı sıra veya bunun dışında, kendi taleplerini ve düşüncelerini dinleyecek, karşılamaya çalışacak veya karşılamayı vaat edecek kişileri bulmayı ve onları, o buldukları kişilerin beklentileri de doğrultusunda bir adım öne çıkarmayı ve çıkmaları için desteklemeyi düşünebilirler ve böylesi arayışlar içerisine girebilirler.
Bu partilere, çevrelere, gruplara vb. böylesi kişisel, ailevi veya grupsal çıkarlarla değil, (söylemde veya gerçekte) ideolojik ve politik nedenlerle üye olanlar veya üye olduğunu söyleyenler, eğer "biat", "itaat" gibi edilgenliği ve mutlak surette emre/buyruğa itaati ilke olarak savunmuyor ve bunları bilerek ve peşinen kabul ederek üye olmuyor; tam aksine, toplumsal ve tarihsel bir iddianın savunucuları ve taşıyıcıları olmak iddiası ile katılıyor ve üye oluyorlar ise, onlar doğal olarak, bu savundukları düşüncelerinin gereği, ilkesel olarak, aralarından kimin hangi görevi daha iyi yerine getireceğini birlikte ve ortaklaşa tartışarak belirleyecek ve seçeceklerdir. (Elbette "teori gri, hayat yeşildir.")
"Biat" ve "itaat" kültürünü içselleştirenlerin ve savunanların dışındaki kişilerin ve kesimlerin (tartıştığımız aday belirleme konusu çerçevesinde) beklentilerini karşılayacak olan veya düşüncelerinin gereği yapılması gereken şey, önerilen ve savunulan "ön seçimdir."
***
"Ön seçim", mevcut koşullarda, (görece) en ideal sonucu vermeyebilir ama (pek çok nedenden) en iyi yoldur.
***
Anlaşılacağı üzere "ön seçim", kadın-erkek ve çocuk, bu toplumda yaşayan herkesin, içinde yaşadıkları topluma ve kendilerine dair her konuda alınacak ve verilecek kararlara her aşamada söz söyleyerek, öneride bulunarak, eleştirerek ve irade beyanında bulunarak katılmaları gerektiğinin (tartıştığımız yerel seçimde aday belirleme konusunda) bir biçimde ifade edilmesinden başka bir şey değildir ki, "zurnanın zırt dediği yer" de burasıdır.
***
1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin tarih olduğu ve yerine (İslami yönelimli) yeni bir cumhuriyetin kurulmaya çalışıldığı ve bu yönelime uygun olarak, kadın-erkek ve çocuk herkesin "kul" olmasının istendiği bugün, var olan siyasi partilerin, çevrelerin, grupların vb. ezici çoğunluğu, açıktan veya farklı gerekçelerle, özünde bu "kul" olmayı savunan veya "kul" olmaya psikolojik zemin hazırlayan edilgenliği bir biçimde savunmakta sakınca görmemektedir.
İşte "ön seçim" önerisi, özünde, bu anlayışlara ve yaklaşımlara karşı "temelden ve cepheden" bir karşı çıkıştır.
Tartıştığımız konu bağlamında, "turnusol kağıdıdır".
***
Bugün, tartışılan konu bağlamında, "ön seçim" savunuluyor, çünkü genelde de "söz, yetki, karar ve iktidar halka" şiarı savunuluyor.
Bu kadar...Gerisi 'laf-ı güzaf'...
05.12.2018/DATÇA/Mehmet Erdal
10- "ÖN SEÇİM" ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (4)
31.03.2019 tarihinde yapılacak olan yerel seçimde tek başına veya ortaklaşa aday çıkaracak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. (ayrım gözetmeksizin), hangi yerde hangi adayı göstereceklerse, o adayı, o yerdeki il veya ilçe örgütü üyelerinin tamamının oy kullanma hakkı olduğu bir "ön seçim" ile belirlemesi önerisi çerçevesinde günlük yaşamda tanık olunan tartışmalara bir kez daha değinmek gerekiyor:
** "Ön seçim" önerisini yapan ve savunan kadınlar ve erkekler, uzayda değil, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. yaşadığı yerlerde ve koşullarda yaşamakta ve günlük yaşamı, bu tartışılan boyutuyla da (an be an olmasa da) gün be gün izlemektedirler.
** Bu öneriyi yapan ve savunanların bazıları, günlük yaşamda da tanık olunduğu üzere, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. bazılarına üye veya taraftırlar; haliyle, çok doğal olarak, bazılarının gönlünde bazı aday adayları (farklı nedenlerle) ön plandadır ve hatta bu çerçevede, bu konumdaki öneri sahiplerinin gönlünde, birbirlerinden farklı aday adayları da olabilir; ama, hiçbirisi, hiçbir aday adayının "ön seçim" dışındaki bir yolla aday olmasını savunmamaktadır.
** Gündemde olan yerel seçimdir, haliyle seçime katılacak aday, o yerde yapılacak seçime, o yerdeki il veya ilçe adına, onları temsilen katılacak adaydır; çok doğal olarak, o adayın kim olacağına karar verme hakkı yalnızca o yerdeki örgüte aittir ve hem de o aday adaylarını en iyi tanıyanlar ve kendilerince, (farklı nedenlerle) en iyiye karar verebilecek olanlar o yerdeki örgüt üyeleridir; bunun aksi iddia edilebilir mi?
** Yapılacak olanın yerel seçim ve belirlenecek olanın yerel aday olduğu biline biline, genel merkezin ve dahası, il ve ilçe yöneticilerinin, seçimin yapılacağı yerdeki örgütün üyelerinin kullanması gereken bir hakkı (irade beyanı), onların yerine kendisinin kullanması ve de teorik olarak bu hakkın sahibi olan üyelerin, bu gelişme karşısında sessiz kalması ne anlama gelir?
** Önerilen ve savunulan çerçevede yapılacak bir "ön seçim", o yerde seçime katılacak partilerin, çevrelerin, grupların vb. o yerde, seçime katılacak adayın en doğru aday olarak belirlenebilmesi amacıyla yapacakları kamuoyu araştırmalarını vb. çalışmaları dışlamaz ve gereksiz konuma düşürmez; "ön seçim", karar verme hakkının, en son o yerdeki il ve ilçe örgütü üyelerinde olmasının (resmi kabulün ötesinde fiili) kabulü ve ilanıdır.
** "Ön seçim" dışındaki çalışmalarla belirlenecek adayın "ön seçim" yapılsaydı da çıkacak adayla aynı kişi olması (olasılığı) veya seçimin, böylesi yollarla belirlenecek adaylarla da kazanılması (olasılığı), "ön seçim hakkının" (irade beyanı) yok sayılmasını haklı çıkarmaz; bu hakkın tanınması ve mutlak bir biçimde kullanılması, demokrasiyi ve demokratik yaşamı gerçekleştirilebilir ve yaşanılabilir bir "ihtimal" haline getirirken, bunun (pratikte) dışlanması, bu ihtimalin tamamen, temelden dışlanması anlamına geliyor. (Boşuna mı "ilk adımı hangi yola atarsan, o yolda yürürsün" diye yazılıp duruluyor).
** Siyasi Partiler Yasasından ve yerel/genel nedenlerden kaynaklanan sağlıksız il ve ilçe örgütleri yapıları gerçeği bu "ön seçim" önerisini geçersiz kılmaz, tam aksine o yapıları sorgulamayı ve sağlıklı örgüt yapıları konusunda sorgulama yapmayı ve çözüm yollarını arayıp bulmayı gündeme getirmeyi zorunlu hale getirir; aksi, bu sağlıksız yapıların devamına ve haliyle, yöneticilerin, bunu bahane ederek, üyelerin bu "ön seçim" hakkını (istedikleri zaman) geçersiz kılmalarına zemin hazırlar.
** "Ön seçim" önerisini gündeme getiren ve ısrarla savunanlar, bulundukları yerlerde apolitik konumdaki veya mevcut partilerden, çevrelerden, gruplardan vb. bu öneriyi (farklı nedenlerle) kabul etmeyen ve hatta (yine farklı nedenlerle) reddedenlerin içlerini karıştırmak isteyen kişiler de değildir; onlar, bu ilk adımın atılmasını savunmanın ve uygulamanın ne anlama geldiğini, bunun hangi yolun (doğrudan demokrasi) ilk adımı olduğunu ve haliyle, devamı günlerde nelerin (günlük yaşama dair) önerilmesi ve savunulması gerektiğini bilmekte ve bunu bilerek bu öneride ısrar etmektedirler; peki, kendinden gerekçelerle bu "ön seçime" (bir biçimde) karşı çıkanlar, devamı günlerde neyi önerecekler ve savunacaklardır? Dahası, önerdiklerinde ve savunduklarında ne kadar inandırıcı olacaklardır? (Temeli olmayan bir bina nasıl inşa edilir ki?)
07.12.2018/DATÇA/Mehmet Erdal
11- KAZANANLAR VE KAYBEDENLER
İşin cılkı çıkmaya başlamıştı.
Nihayet.
31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan yerel seçim çerçevesinde bazı siyasi partiler, çevreler, gruplar vb. arasında yürütülen (aleni/gizli) pazarlıkların sonuna gelindiği anlaşılıyor; bugün-yarın ayrıntılar (hangi ilçe, il ve büyükşehir belediyelerinin kimlere bırakıldığı) belli olur...
***
Yerel seçim tartışmalarının gündemin birinci sırasını aldığı andan itibaren "ön seçimi" öneren ve savunanların neler söylediklerini ve neler yazıp (bir, üç, beş...değil, daha çok) yayınladıklarını biliyorsunuz: ''Bu yapılacak olan yerel seçimdir. Seçimin yapılacağı yerdeki insanların, kendi aralarından, kendi adına veya bir parti/bir kaç parti, çevre, grup vb. adına aday olan kişiler arasından (kendilerince ve farklı nedenlerle) tercih ettikleri adayı/adayları seçmesidir. Bu nedenle, seçime katılacak aday, kendi adına değil de bir veya bir kaç parti, çevre, grup vb. adına seçime katılacaksa, o partinin veya partilerin, çevrelerin, grupların vb. bütün üyelerinin katılacağı bir "ön seçim" ile belirlensin; siyasi partiler yasası, aday adaylarının ekonomik, sosyal, ailevi vb. durumları nedeniyle elbette mükemmel değil, ama bu koşullara rağmen en doğru ve en adil yöntem (farklı nedenlerle) budur.''
***
Ama gelin görün ki seçime katılacak partilerin, çevrelerin, grupların vb. ezici çoğunluğu, (tepeden tırnağa bütün yöneticileri ve hatta üyeleri) ağız birliği etmişçesine, (bazı istisnai yerler dışında) "bizim işimize karışmayın" dercesine, bildikleri yolda yürüdüler; "ön seçim" önerisini ellerinin tersiyle bir kenara ittiler.
***
Siyasi partiler, çevreler, gruplar vb. (kendilerinin ifadeleriyle, 31 Mart 2019 yerel seçimini "stratejik önemde" gördüklerinden) geliştirdiklerini söyledikleri belli bir strateji çerçevesinde hareket ettiklerinden olsa gerekir ki yapılacak olan seçimi yerel düzlemde değil, genel düzlemde görüp "ön seçimi" gereksiz ve hatta (bu stratejiyi baltalayabilecek, dumura uğratabilecek) zararlı bir düşünce olarak gördüler.
Belediye başkanlıklarına ve belediye meclis üyeliklerine aday adayı olanlar özgüven yoksunluğundan, yönetim kademelerindekilerin öfke şimşeklerine muhatap olmak istemediklerinden veya başkaca yollardan (da) "aday" olabilecekleri hesaplarına giriştiklerinden vb. olsa gerekir ki "ön seçim" önerisine ya sıcak bakmadılar ya da mırıldanmanın ve ses getirecek, etkili ve sonuç alıcı (Örneğin, Akhisar) olmayacak düzeyde bir şeyler söylemenin ötesine geçemediler.
Aday gösterecek partilere, çevrelere, gruplara vb. üye olanlar, "böyle gelmiş böyle gider", "ne fark eder ki? Ha Ali, ha Veli...", "mahallenin delisi ben miyim?", "kim olursa olsun, ben bir yolunu bulur ve işimi hallederim" vb. vb... diye düşündüklerinden, kendilerinin üyesi olduğu ilçe ve il örgütü adına seçime girecek adayın kim olacağına iradesi ile belirleyici olarak katılmak, bir başka deyişle, bu düzlemde de olsa oyuna oyuncu olarak katılmak yerine, o güne kadar olduğu gibi edilgen konumunda kalmayı yeğlediler.
Aday gösterecek partilerden, çevrelerden, gruplardan vb. herhangi birine yakınlık duyan veya duymayan ama 31 Mart günü sandığa gidip oy kullanacak yetişkin bireylerin büyük çoğunluğu, olup biten sanki onu ve onun yaşamını hiç mi hiç ilgilendirmiyormuş gibi olup biteni TV kanallarından, İnternet sitelerinden, okuduğu gazetelerden, kahve köşelerindeki muhabbetlerden vb. izlemeyi ve ilgisiz kalmayı tercih ettiler/ediyorlar.
***
Sonra ilçe, il ve büyükşehir belediye başkanlıklarına atama yoluyla adaylar ilan edilmeye ve ilçeler, iller, büyükşehir belediyeleri pazarlık masalarında paylaşılmaya başlandı ve şimdi pazarlıkların sonuna gelindi.
***
Aday göstererek seçime katılan partiler, çevreler, gruplar vb. bu yerel seçimde, izlediklerini söyledikleri "stratejinin" sonucu neleri kazandıklarını veya neleri kaybettiklerini 31 Mart akşamı ve asıl 1 Nisan 2019 sabahından itibaren başlayan dönemde yaşayarak görecekler.
Bugünün kazananı konumunda olan adayların gerçekten kazanıp kazanmadıkları; kaybedenlerin ise neleri ve ne kadar kaybettikleri, 31 Mart günü akşamı öğrenilebilecek...
***
Yaşadığımız süreçte, daha bugünden, "bir kez daha kaybedenler" olarak nitelendirilebilecek ve tarihe not olarak düşülebilecek olanlar ise bellidir: Aday adaylıktan adaylığa terfi' ettirilemeyenler; üyesi oldukları partiler, çevreler, gruplar vb. tarafından ne düşündükleri sorulmayan ve irade beyanında bulunmaları istenmeyen ve yapılacak atamaya oy vererek onay vermeleri istenenler; olup bitene seyirci konumunda kayıtsız kalan ve ortaya çıkacak sonuçtan hiç mi hiç etkilenmeyeceğini veya bir yolunu bulup kendi başının çaresine bakabileceğini düşünen...oy veren insanlarımız ve onların her şeyden bihaber veya sessiz/suskun/korkan çocukları...
***
"Bir kez daha kaybeden" ve her daim "Kaybedenler Kulübü" üyesi olanlar, bu sunulan ve daha baştan onlara kaybettiren bu yolun yol olmadığını ve bir daha kaybetmemek için bir başka "yola" gereksinim olduğunu ve bugünden bunun arayışına başlamak gerektiğini bilinçlerine yerleştirinceye kadar "kaybetmeye" devem edeceklerdir...
13.12.2018/DATÇA/Mehmet Erdal
12- "ÖN SEÇİM" ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (5)
31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan yerel seçime katılacak partiler, çevreler, gruplar vb., seçime katılacakları yerlerde tek başlarına veya ortak olarak çıkaracakları adayları büyük ölçüde belirlemiş, kamuoyuna sunmuş ve seçim çalışmaları başlamış olsa da; hem "ön seçim" önerisi çerçevesindeki (hala devam eden) bazı kafa karışıklıklarını gidermek ve hem de bundan sonraki zaman diliminde yararı olur diye (ki olacak), bir kaç noktanın altını çizmek (bugün) gerekli hale geldi.
----- "Ön seçim" önerisi, yalnızca bu öneriyi yapanların tek başlarına veya ortak aday çıkararak seçime katılacakları yerler için değil, bu yerler de dahil, ülkenin genelinde, seçimin yapılacağı her yerde, tek başlarına veya ortak aday çıkararak seçime katılacak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. yönelik olarak önerilmişti.
Bu öneriyi öneren ve bu çerçevede ısrarla savunanlar, bu önerinin, seçime katılacak bütün partilerin, çevrelerin, grupların vb. il ve ilçe örgütlerindeki farklı (potansiyel) aday adaylarının ve de pek çok üyenin hislerine ve beklentilerine tercüman olduğunu; keza, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. her yerde adayı/adayları bu yolla belirlemelerinin, kendileri de dahil hiç kimseye zararının olmayacağını; tam aksine, kendilerine ve bu ülkeye, yakın ve uzun dönemde yalnızca yararının olacağını biliyorlardı: Çünkü, bu öneri sahipleri, tabir-i caizse, yalnızca "kendilerine Müslüman" değildiler. (Farklı partilerin, çevrelerin, grupların vb. aday belirleme sürecinde pek çok yerde yaşadığı ve yalnızca bir kısmını kamuoyunun öğrenebildiği ''protestolar", "ön seçim" önerisinin ne kadar doğru bir önerme olduğunun kanıtıdır.)
----- "Ön seçim" önerisi, bu önerinin hayata geçeceği il ve ilçe örgütünün (ortak adayda il ve ilçe örgütlerinin) yalnızca seçilmiş veya atanmış delegelerinin değil, istisnasız bütün üyelerinin oy vermek için çağrıldığı ve katılma hakkının bulunduğu bir gelişmeyi amaçlamaktaydı; (Siyasi Partiler Yasası'ndan ve başka bazı nedenlerden kaynaklanan bir olay olarak) pek çok partinin il ve ilçe örgütünün sağlıksız üye yapısı gerçeği, bu "ön seçim" önerisinin reddi için yeterli gerekçe değildi; çünkü, o güne kadar, bu durum, itirazsız kabul edilen ve birlikte yaşanılan bir gerçeklik idiyse, o gerçeklikteki o il ve ilçe örgütü adına aday gösterilecek kişinin de o örgüt üyeleri tarafından seçilmesinin kabulü makul ve doğru olandı. Aksi doğrultudaki tavır, özünde, o il ve ilçe örgütlerine karşı duyulan güvensizliği ve bu durumu düzeltme yerine, gerektiğinde/işine geldiğinde kullanmayı/suistimali ifade ederdi.
----- "Ön seçim" önerisi, yalnızca adayı/adayları belirleme ile sınırlı, bu anlamda "yapılsa da olur, yapılmasa da olur" türünden "kamuoyu yoklamaları", "eğilim yoklamaları"...vb. yollarla (ki adayı/adayları belirlemede bunlar da çok önemlidir ve seçimi ciddiye alan partiler, çevreler, gruplar vb. bunları da mutlaka yaptırmalıdır) yerinin doldurulabileceği "biçimsel" bir olay değildi; "Ön seçim" önerisi, bu öneriye muhatap olanların üyelerinin (daha genel anlamda bu ülkede yaşayan her bireyin, yaşadığı her yerde ve üyesi olduğu her örgütlenmede/kurumda vb.) kendisini ilgilendiren her konuda ve gelişmede, baştan sona her aşamada düşüncelerini, görüşlerini, önerilerini ve eleştirilerini yazılı ve sözlü olarak ifade etme; eşit hak ve özgürlüğe sahip olma; sorumluluk üstlenmek için aday olma da dahil... kısacası "söz, yetki ve karar sahibi olması" gerektiğini ifade eden "Doğrudan Demokrasi" anlayışının adayı/adayları belirleme sürecindeki biçimlenmesinden başka bir şey değildi. Haliyle, bir başka şeyle yeri doldurulamaz...O ancak irade beyanında kendi gerçek ifadesini bulur.
Bu nedenledir ki, adayların bir biçimde belirlendiği ve yerel seçim çalışmalarının başladığı bugünlerden sonraki süreçte (1 Nisan 2019 sonrası da dahil) "ön seçim" önerisinin savunucuları, hangi aday/adaylar seçilirse seçilsin, o il ve ilçelerde, bu önerilerinin devamı anlamında bu kez "Demokratik/Katılımcı Yerel Yönetim" anlayışlarını somut olarak önerecekler ve savunacaklardır. (Bu çerçevede "Mahalle, Köy vb. Meclisleri" örgütlenmesi ile birlikte var olan yerel yönetimin işleyişinin "Demokratikleştirilmesine" ve katılımın sağlanmasına yönelik somut önerileri "Doğrudan Demokrasi" anlayışı çerçevesinde gündeme getirecek ve kamuoyunda tartıştıracaklardır.)
Şimdi bu noktadayız...
22.12.2018/DATÇA/Mehmet Erdal
13- BİR KEZ DAHA "ÖN SEÇİM" ÖNERİSİ ÜZERİNE -1
31 Mart 2019 Yerel seçimine katılacak siyasi partilerin, çevrelerin, grupların vb. büyük ölçüde adaylarını bir biçimde belirlediği ve kamuoyuna ilan ettiği ve bu nedenle "ön seçim" tartışmasının artık geride kaldığı ve gündemin ilk sırasını 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' tartışmasının aldığı bir noktada, "ön seçim" konusu bir biçimde "pat" diye yeniden gündeme giriverdi...
***
Haber değeri taşıdığı için farklı biçimlerde farklı iletişim kanallarıyla kamuoyuna duyurulanlardan öğrenildiği kadarıyla, ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper taş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşme talebinde bulunuyor, bu davet kabul ediliyor; Alper Taş, bu görüşmede, Kılıçdaroğlu'na "Artvin ili Şavşat ve Hopa ilçelerinde CHP, ÖDP, Halkevleri vb. ile birlikte seçime katılma ve buralarda, farklı bir yol deneme, adayı "ön seçim ile belirleme" önerisinde bulunuyor; Kılıçdaroğlu reddetmiyor, hatta sıcak bakıyor; gerekli talimatları veriyor ve bu konulardan sorumlu olan Seyit Torun "mırın kırın" etse de, Alper Taş, Kılıçdaroğlu'nun yaklaşımını esas alarak bu iki ilçede "ön seçim" yapılabileceği kanısına varıyor, bu çerçevede basına duyuruluyor; haliyle bu çerçevede genel bir beklenti oluşuyor, derken CHP PM toplantısından tersi karar çıkıyor....ve başlıyor üçüncü taraftakilerin bombardımanı...
***
Yerel seçim sürecinin gündeme gelmesiyle birlikte ÖDP dahil her çevreye "ön seçim" çağrısı yapanlardan birisi olan Alper Taş'ın, birlikte aday çıkarmayı düşündüğü CHP ve diğer siyasi muhataplarına "ön seçimi" önermesinden, bu çerçevede onlarla görüşmeler yapmasından ve bu görüşmelerde birinci kişi konumdakinin yaklaşımını dikkate almasından ve haliyle bu çerçevede kamuoyuna açıklama yapmasından daha doğal ne olabilir?
***
Yanlışlık nerede? Eleştirilen ne?
***
Diyelim ki Alper Taş, Mersin ili Akdeniz Belediyesi veya Adana ili Yüreğir veya Hatay ili Samandağ...ilçelerinde HDP ile veya HDP+CHP...ile birlikte seçime girmeyi düşündü ve bu partilerin kapısını çaldı, onlara "Adayları 'ön seçim' ile belirleyelim" önerisinde bulundu; HDP ile CHP "tamam" veya "hayır" ya da birisi "tamam" diğeri "hayır" dedi...sonunda olumlu ya da olumsuz vb. vb. gelişmeler yaşandı.
Bu durumda da Alper Taş, aynı arkadaşlarca bombardıman ateşine tabi tutulacak mıydı?
***
Duyulmadı...
"Evet" mi? "Hayır" mı?
***
Datça'da CHP, AKP, MHP, VP, İYİ PARTİ, HDP ve farklı kitle örgütlerine bir biçimde "ön seçim" önerisini yazılı olarak ulaştıranlardan, her düşünceden insanla bu konuyu açıkça tartışanlardan ve dahası bu konuda farklı İnternet sitelerinde ve yerel basında sayısız yazı yazan birisi olarak (öyle ki, bu konu, Datça'da olduğu kadar yoğun bir biçimde başka hiç bir yerde gündemde tutulmamış ve tartıştırılmamıştır), merak ediyor ve soruyorum:
Eleştirilen, "ön seçim" önerisinin önerilmesi ve dışa vuran sevinç de reddedilmesi midir?
Eleştirilen, Alper Taş'ın CHP ile bu konuyu görüşmesi ve sözlere yansıyan sevinç de sonucun olumsuz olması mıdır?
Eleştirilen, CHP'nin ÖDP/Alper Taş ile görüşmeyi kabul etmesi ve duyulan sevinç de CHP'nin üçüncü kişilerin davetine cevap vermemesinin yarattığı "öfkenin" bir biçimde dışa vurumu mudur?
Bu konu bir bahane, aslında eleştirilen başka bir şey ve bu sevinç de onun sevinci midir?
.....
***
İki ilçeye ilişkin "ön seçim" önerisi CHP tarafından reddedilen Alper Taş/ÖDP bu kadar "maytap" konusu yapılabiliyorsa, aynı CHP tarafında "görüşmeye bile değer bulunmayanlar" ne konusu yapılabilir?...(Not: Meraklısına, 12 yıldır ÖDP üyesi değilim)
06.01.2019/Datça/Mehmet Erdal
14- BİR KEZ DAHA "ÖN SEÇİM" ÖNERİSİ ÜZERİNE (2)
(YA DA SAPLA SAMANIN BİRBİRİNE KARIŞTIRILMASINA DAİR)
ÖDP Eş Genel Başkanlarından Alper Taş'ın CHP'den İstanbul/Beyoğlu Belediye Başkan adayı gösterilmesi sonrasında sol kesim ağırlıklı başlayan tartışmalar (yer yer, köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaya benzeyerek) aldı başını gidiyor; çok doğal ve haliyle Alper Taş dahil, bu konuyla ilgili olanlar açısından "beklenmeyen bir gelişme" olmasa gerekir.
***
İzlenebildiği kadarıyla, bugün için çok farklı yerlerde duran pek çok kişi, kah kendi adına kah içinde bulunduğu çevre, grup, parti vb. hislerine tercüman olurcasına, düşüncelerini yazıya döküyor.
***
Bu ifade edilen görüşlerin çok farklı ve hatta yer yer birbirlerini dışlayan görüşler olduğu ama sonuçta, bazı istisnalar dışında, çoğunluk tarafından Alper Taş'ın ve haliyle ÖDP'nin ( Haziran'ın da) bu olay çerçevesinde bir kez daha "hedef tahtası" haline getirilme amacı taşıdığı söylenebilir.
***
Bu konuda görüş beyan edenlerin bir-iki cümle veya bir-iki paragraf yazmakla yetinmesinden kaynaklanıyor olsa gerekir ki, bu konuda kimin neyi doğru görüp neyi eleştirdiği tam anlaşılamıyor.
***
31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren bu seçim süreci ile ilgili hemen hemen her konuda (Yerel Seçim/Genel Seçim, "ön seçim"/atama, aday/program, ittifaklar ...vb. vb.), sahadaki gelişmeler çerçevesinde yazı yazan birisi olarak, öncelikle eleştirilerin net ve anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum.
Bu gelinen noktada, kimseye, "Hadi gelin yeni baştan ve daha anlaşılabilir bir biçimde eleştirilerinizi dile getirin" diye seslenmenin artık yararlı olmayacağından yola çıkarak, elden geldiği kadar ve kimseye haksızlık yapmadan, bu eleştirileri bir kaç noktada ele almak ve tartışmak gerekiyor.
***
Kimse açıkça öyle bir şey yazmıyor ve ima etmiyor ama sanırım, kimsenin aklından Alper Taş'ın her hangi bir yerden (Yerel seçim çerçevesinde) aday olamayacağı düşüncesi geçmiyordur; bunu düşünen varsa, bu çok abes bir şey olur; çünkü, bunu düşünen (ki, "herkes her konuda eşit haklara sahiptir" diye düşünenlerden birisi olduğunu varsayarak) Alper Taş'ı kendinden veya eşitlerinden farklı görüyordur ki, bu akla ziyan bir bakış açısı olur.
Alper Taş da bu eleştiriyi yapabilecek kişi veya herhangi birimiz gibi seçme ve seçilebilme hakkına sahiptir; senden, benden veya ondan, yani halihazırda "birey" konumunda olanlardan farklı olarak o, yalnızca Başkanlar Kurulu Üyesi olduğu ÖDP içerisinde bu konuyu tartışabilir ve "olur" aldıktan sonra (parti tüzüğü ne diyorsa) pekala istediği her yerden aday olabilir.
ÖDP üyeleri dışındaki kimse de bu bağlamda herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir ve doğrusu da budur. (ÖDP üyelerinden birisi bu konuda söz söyleyecekse, bu da onların "i"' sorunudur)
***
Anlaşılabildiği kadarıyla, pek çok eleştiri, Alper Taş'ın CHP'den (ortak veya CHP nam-ı hesabına) aday gösterilmesine yöneliktir. (Bazıları, hızını alamayıp, Alper Taş'ın CHP'nin değil "Millet İttifakının" adayı olduğu varsayımı ile değerlendirmeler yapıyor ve bu düzlemde veryansın ediyor ki, bu eleştirileri yöneltenler ya bu "ittifaklar" olayını yeterince bilmiyor ya da "bana ne, fırsat bu fırsat; ben söyleyeceğimi söylerim" diyordur, ki bu kadarına da ancak "pes" denir)
Eğer, Alper Taş da dahil, herhangi bir sol, sosyalist, devrimci vb. kişi CHP'den herhangi bir yerden aday gösterilmeyi kabul etmemeli deniyorsa; bu eleştiriyi yöneltenlerin, daha önce Hopa, Şavşat, Çamaş vb yerlerdeki gelişmeleri, dahası CHP'ye açık ya da örtük "ittifak" çağrılarını, "batıda kilit partiyiz" söylemlerini...vb. vb. sahadaki daha pek çok gelişmeyi eleştirmiş/eleştiriyor olması gerekiyor(du) ki, ama yok...
Yani, CHP'nin nitelik değerlendirmesi üzerinden bir eleştiri yapılıyorsa, tutarlılık açısında, bu eleştiri, bu konuda veya her konuda yalnızca CHP-ÖDP ilişkisi düzleminde değil, Sol-CHP ilişkisi düzlemindeki her gelişme için de yapılmalıdır. Ama gerçek böyle değil...
Neden?
Neden aynı çerçevedeki gelişmeler için farklı söylemler ve değerlendirmeler söz konusu oluyor?
Daha açık soralım; Alper Taş'ı aday gösteren CHP ile bazılarının "ittifak" çağrısı yaptığı CHP aynı değil mi?
ÖDP dışındaki sol vb. için (CHP ile kurulan/kurulacak olan ilişkilerde) geçerli olan "haklar", neden ÖDP için geçerli olmuyor?
(Doğrusu, her kesim her kesimle istediği düzlemde ve çerçevede "geçici" veya "uzun erimli" birliktelikler kurabilir, bu konuda herkes eşit haklara sahiptir, aksi savunulamaz; yeter ki aleni olsun ve somut programlar/hedefler temelinde yapılsın.)
***
Bu konudaki bazı eleştiriler, bazı eleştiri sahiplerinin çok safiyane bir biçimde açıkça ifade ettiği üzere, şudur; ÖDP, sol kesim ile değil de neden CHP ile hareket etti/ediyor?
Bu eleştiri, eleştirinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından, bir kaç açıdan ele alınmalıdır:
Önce şunu soralım;
ÖDP, nerede sol ile değil de CHP ile hareket etmeyi yeğledi?
Hopa, Şavşat, Çamaş... geride kaldığına ve orada da "birlikte hareket edilenler" veya "birlikte hareket edilmeye çalışılanlar" kavramının içerisine yalnızca ÖDP ve CHP değil, daha başkaları da girdiğine göre, geriye Beyoğlu kalıyor.
Peki, Beyoğlu'ndan yola çıkarak böylesi bir "genel değerlendirme" yapılabilir ve buna da "negatif" bir anlam yüklenebilir mi?
"Evet, yapılabilir ve böyle bir anlamlandırma da doğrudur" diyebileceklere sormak gerekiyor; acaba, kendi ifadeleriyle, 31 Mart yerel seçim noktasında, ülkeyi "Doğu" ve "Batı" diye ikiye ayıran; Doğu'da "Ulusal İttifakı" sağlamaya çalışan, Batı'da ise CHP'ye "İttifak" çağrısı yapan, kendisini "Cumhur İttifakı" ile "Millet İttifakı" arasında "kilit parti" ilan eden HDP'nin bu çağrısı, HDP'nin CHP ile ilişkilerinde "genel" bir olgu mudur ve nasıl ("negatif/pozitif") değerlendirilmelidir?
Hele bi söyleyin!...
***
Gelelim şu "sol kesimler" tanımlamasına...
Kimler kastediliyor?
24 Haziran Genel Seçim öncesinden itibaren ÖDP ve bir-iki çevre, grup, parti vb. dışında sol diye tanımlanabilecek kesimlerin tamamına yakını HDP içerisinde yer aldığına ve onunla birlikte hareket ettiğine göre, gerçekte sol deyince neyi anlamalıyız? Kim aklımıza gelmeli?
Eleştirilen ÖDP olduğuna ve pek çok sol kişi, çevre, grup, parti HDP içerisinde konumlandığına göre, ÖDP ve HDP dışındaki bir-iki yapı mı?
Bunlar ise ve kastedilen bunlar ile ortak hareket edilmesiyse, katılmak gerekir, haklılar; bunun yolu aranmalı...
Ama yok, bugün sol denince kastedilen, pek çok sol kesimin içinde yer aldığı HDP ise, ki aslında açıkça söylenemeyen budur, o zaman doğrudan, istenenin ne olduğu söylensin: Şöyle, 'Hey ÖDP, sen neden HDP (Sol) ile değil de CHP ile ilişki kuruyorsun?'
Kelimeleri, ağızda yuvarlayıp durmamalı ve derdimizi açıkça söylemeliyiz ki, yol alalım...
***
HDP'nin, savundukları "reel politika" gereği, içinde yer alan sol çevre, grup, parti vb. ile birlikte (ki kimler oldukları biliniyor), kendi ifadeleriyle "ülkenin batısında" CHP'ye (biz adını doğru koyalım, "Millet İttifakına" değil), "gel ittifak yapalım" dediği (CHP'yi ikna etmek için bazı yolları denediği), ÖDP dahil kendi içine katılmayı kabul etmeyen sol çevreleri "pas" geçtiği, ama CHP'nin yüzünü "sağa" çevirmeyi tercih etmesiyle birlikte arayışlara yöneldiği bilinmeyen ve üzerinde yazılıp çizilmeyen bir şey değildir.
Böyle bir gerçeklikte, HDP (ve içindeki sol kesimler) dışında var olan sol kesimler ne yapacaktı? Hem HDP ve HDP içinde konumlanan "sol" kesimler gibi iddia sahibi olduğunu söyleyecekler hem de oturup bekleyecekler miydi?
Söylenmeye çalışılan ve istenen bu mudur?
Onların yaptığı bir şeyi (CHP'ye "ittifak" çağrısını) bir başkasının veya başkalarının başka biçimlerde yapma hakkı yok mudur? Yaptıklarında, neden farklı oluyor, görülüyor ve değerlendiriliyor?
Tutarlılık (eğer böyle bir dert varsa), bunun neresinde?
***
ÖDP'nin kah Alper Taş'ın ağzından kah farklı kalemlerden, özellikle son dönemde giderek artan yoğunlukta ve daha yüksek sesle HDP'yi, haliyle HDP içerisinde yer alan sol çevreleri, ülke gerçekliğinden koptuğu ve ülke sorunlarını birinci dereceden gündem maddesi yapmadığı; Ortadoğu'daki gelişmeler çerçevesinde politikalar üretmeye yöneldiği, 31 Mart Yerel Seçimi gerçekliğinde bile bu çerçevede politikalar belirlemeye çalıştığı doğrultusunda eleştirdiği; HDP'nin, haliyle içerisinde yer alan sol kesimlerin, bundan pek hoşnut olmadığı söylenebilir.
ÖDP'nin, ÖDP dışındaki her kesimin, kendi yolunu çizme, çizdiği bu yolda yürüme ve dahası yürüdüğü bu yolda şurada veya burada, bir bölgede veya ülke genelinde "geçici" veya "uzun soluklu" yol arkadaşı bulma ve onunla/onlarla istediği birliktelikleri oluşturma hakkı vardır.
Her kesimin bu yaptıklarının doğruluğunu savunma (aksi olası değil) ve bir başkasının yaptığını da eleştirme (bunun da aksi olası değildir) hakkı vardır.
Bunun aksini, kendisini solda gören birisi savunabilir mi?
***
Evet, sol, kendi içinde/arasında (birbirlerini nasıl gördükleri ve eleştirdikleri biline biline) bu yerel seçim çerçevesinde (yerelde/genelde), her yerelin kendi özgülünde bir biçimde birlikte hareket edebilmenin yollarını görev olarak önüne koymalı ve bunu başarmaya çalışmalıydı; bu konuda her kesim ortak sorumluluk duymalıydı; ama "her kesim"...
Olmadı....
Şimdi kimse kendini sütten çıkmış ak kaşık görmesin, göstermeye çalışmasın...Bunun kimseye yararı yok... Olduğunu söyleyen, kendisini aldatır...
***
Yerel seçim sürecinin başından beri "Ön seçim, 'olsa da olur olmasa da olur' türünden teknik bir sorun değildir; ön seçim, 'olmazsa olmaz'" diyen; tek başına aday çıkarma durumunda o çevrede, grupta, partide; ortak aday çıkarma durumunda o kesimler arasında "ön seçimi" "iç demokrasi" olarak gören; "Demokrasi=Sosyalizm değildir" ama "Demokrasi olmadan Sosyalizm de olmaz" diyen ve bu konuda sayısız yazı yazan, bu konuyu pek çok yönden tartışan birisiyim.
Öncelikle Alper Taş'ın/ÖDP'nin ilke olarak "ön seçimi" savunduğunu, Hopa ve Şavşat özgülünde bunu kanıtladığını; Beyoğlu adaylığının kendi gerçekliğinde ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
***
Tek başına veya ortak aday çıkarılması hallerinde adayı çıkaracak olanın/olanların kendi içlerinde/kendi aralarında "ön seçim" yoluyla adayını/adaylarını belirlemesi gerektiğini düşünen birisi (Alper Taş/ÖDP), "ön seçimi" (ilkesel düzeyde olmasa da) reddettiği (Hopa'da Şavşat'ta...) anlaşılan (CHP)'den gelen teklif (Beyoğlu adaylığı) karşısında ne yapmalıydı?
Sorulması gereken soru budur?
"Siz ön seçim filan savunmuyorsunuz, Hopa ve Şavşat bunun kanıtı, sizinle işimiz olmaz" mı demeliydi?
"Tamam, aramızda Hopa ve Şavşat deneyimlerini yaşadık; bu kez şartlarımız şunlar, şunlar...dır" mı demeliydi?
Ne demeliydi?
Anlaşılan o ki, Alper Taş/ÖDP ikinci yolu seçti.
Doğru, yanlış, eksik...iyi ama algı...vb. vb. Pek çok şey söylenebilir.
Eyvallah!
Ancak, bu karar konusunda Alper Taş'a/ÖDP'ye yöneltilebilecek eleştirilerin, bırakın "ön seçimi" ilkesel olarak savunmayı, ağızlarına bile almaktan imtina edenlerin değil; öncelikle ÖDP üyelerinin ve "ön seçimi" ilkesel olarak savunanların hakkı olduğunu söylemek gerekiyor.
***
Şimdi, yaşanılan her yerde, yaşanılan yere ve haliyle kendi yaşamına dair somut şeyleri farklı biçimlerde dile getirme, çözümleri önerme ve bunu, o yerde herkesçe içselleştirilebilir hale getirme zamanı.
***
Datça'da "ön seçim" önerisini MHP, AKP, CHP, VP, İYİ PARTİ...ye yazılı önerenlerden ve bu konuyu uçan kuş dahil herkese yeniden ve yeniden anlatanlardan, Datça'da hiç birisi bunu yapmadığı için hepsini eleştirenlerden; bugün ise, seçimde aday çıkarmadığı halde 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye soran, bu istemi yazılı ve somut bir program haline getirip kapı kapı dolaşarak dağıtmayı önüne iş olarak koyanlardan birisi olarak; 31 Mart günü "boykotu" değil, oy kullanmayı savunanlardan; aday olma biçimlerinden yaşadığımız yerdeki sorunların çözümlerine kadar pek çok konudaki eksikliklerine rağmen "var olan adayların hepsi tıpkı basım değil ve her birinin farklı yönlerden bana yakınlığı ve uzaklığı aynı değil" diyenlerden birisiyim...
Eleştiriler baki, ama 31 Mart'ta sandığa gidildiğinde, 1 Nisan'dan sonraki günlük yaşamımızı düşünmeliyiz diyorum...
Ya siz? İzmir'de, Akhisar'da, Beyoğlu'nda, Ankara'da, Mersin'de, Adana'da, Diyarbakır'da, Şemdinli'de...yaşayanlar, ya siz ne düşünüyorsunuz?
04.02.2019/DATÇA/Mehmet Erdal

