2025.11.27.SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI
SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI
“İmralı'ya gidecek heyete temsilci vermemesi” nedeniyle CHP'ye, eleştirinin çook ötesinde bir kez daha akla ziyan hakaretler yapılıyor, bilerek ya da sonuç olarak CHP “ötekileştiriliyor”, “tu kaka” ediliyor; öncesi süreçlerde CHP'yi pek çok nedenle pek çok kez çok sert biçimde eleştirmiş pek çok sosyalist dahi bu kez bu akla ziyan hakaretleri yapanları “işi ifrata vardırmayın” diyerek uyarma gereği duyuyorlar.
CHP'ye yönelik söylemleri ile günlük politik ve/veya sosyal yaşamlarında CHP'ye yaklaşımları arasında tutarsızlıkları çoktan ifşa olanların da aralarında bulunduğu bu sol, sosyalist arkadaşlara yeni bir şey söylemek yerine, 2019 Yerel Seçim sürecinde neredeyse kelimesi kelimesine aynı “hakaretvari” söylemler ile CHP'yi yerden yere vurduklarında yazdıklarımı paylaşmakla yetiniyorum.
Umarım, yararı olur. (27.11.2025)
“BİR KEZ DAHA 'ÖNSEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE -1
31 Mart 2019 Yerel Seçimine katılacak siyasi partilerin, çevrelerin, grupların vb. büyük ölçüde adaylarını bir biçimde belirlediği ve kamuoyuna ilan ettiği ve bu nedenle “ön seçim” tartışmasının artık geride kaldığı ve gündemin ilk sırasını “Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?” tartışmasının aldığı bir noktada, “ön seçim” konusu bir biçimde “pat” diye yeniden gündeme giriverdi...
***
Haber değeri taşıdığı için farklı biçimlerde farklı iletişim kanallarıyla kamuoyuna duyurulanlardan öğrenildiği kadarıyla, ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper taş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşme talebinde bulunuyor. Bu davet kabul ediliyor. Alper Taş, bu görüşmede Kılıçdaroğlu'na “Artvin ili Şavşat ve Hopa ilçelerinde CHP, ÖDP, Halkevleri vb. ile birlikte seçime katılma” ve buralarda, farklı bir yol deneme, “adayı 'ön seçim' ile belirleme” önerisinde bulunuyor. Kılıçdaroğlu reddetmiyor, hatta sıcak bakıyor. Gerekli talimatları veriyor ve bu konulardan sorumlu olan Seyit Torun “mırın kırın” etse de, Alper taş, Kılıçdaroğlu'nun yaklaşımını esas alarak bu iki ilçede “ön seçim” yapılabileceği kanısına varıyor, bu çerçevede basına duyuruluyor; haliyle bu çerçevede genel bir beklenti oluşuyor, derken CHP PM toplantısından tersi karar çıkıyor....ve başlıyor üçüncü taraftakilerin bombardımanı...
***
Yerel seçim sürecinin gündeme gelmesiyle birlikte ÖDP dahil her çevreye “ön seçim” çağrısı yapanlardan birisi olan Alper Taş'ın, birlikte aday çıkarmayı düşündüğü CHP ve diğer siyasi muhataplarına “ön seçimi” önermesinden, bu çerçevede onlarla görüşmeler yapmasından ve bu görüşmelerde “birinci kişi” konumdakinin yaklaşımını dikkate almasından ve haliyle bu çerçevede kamuoyuna açıklama yapmasından daha doğal ne olabilir?
***
Yanlışlık nerede? Eleştirilen ne?
***
Diyelim ki, Alper Taş Mersin ili Akdeniz Belediyesi veya Adana ili Yüreğir veya Hatay ili Samandağ...ilçelerinde HDP ile veya HDP+ CHP...ile birlikte seçime girmeyi düşündü ve bu partilerin kapısını çaldı, onlara “adayları ön seçim ile belirleyelim” önerisinde bulundu; HDP ile CHP “tamam” veya “hayır” ya da birisi “tamam” diğeri “hayır” dedi... Sonunda olumlu ya da olumsuz vb... gelişmeler yaşandı.
Bu durumda da Alper Taş, aynı arkadaşlarca bombardıman ateşine tabi tutulacak mıydı?
***
Duyulmadı...
“Evet” mi? “Hayır” mı?
***
Datça'da CHP, AKP, MHP, VP, İYİ PARTİ, HDP ve farklı kitle örgütlerine bir biçimde “ön seçim” önerisini yazılı olarak ulaştıranlardan, her düşünceden insanla bu konuyu açıkça tartışanlardan ve dahası bu konuda farklı İnternet sitelerinde ve yerel basında sayısız yazı yazan birisi olarak (öyle ki, bu konu, Datça'da olduğu kadar yoğun bir biçimde başka hiç bir yerde gündemde tutulmamış ve tartıştırılmamıştır), merak ediyor ve soruyorum:
Eleştirilen, “ön seçim” önerisinin önerilmesi ve dışa vuran sevinç de reddedilmesi midir?
Eleştirilen, Alper Taş'ın CHP ile bu konuyu görüşmesi ve sözlere yansıyan sevinç de sonucun olumsuz olması mıdır?
Eleştirilen, CHP'nin ÖDP/Alper Taş ile görüşmeyi kabul etmesi ve duyulan sevinç de CHP'nin üçüncü kişilerin davetine cevap vermemesinin yarattığı “öfkenin” bir biçimde dışa vurumu mudur?
Bu konu bir bahane, aslında eleştirilen başka bir şey ve bu sevinç de onun sevinci midir?
.....
***
İki ilçeye ilişkin “ön seçim” önerisi CHP tarafından reddedilen Alper Taş/ÖDP bu kadar “maytap” konusu yapılabiliyorsa, aynı CHP tarafından görüşmeye bile “değer” bulunmayanlar ne konusu yapılabilir?... (Not: Meraklısına, 12 yıldır ÖDP üyesi değilim)
06.01.2019/Datça/Mehmet Erdal”
“BİR KEZ DAHA 'ÖNSEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE (2)
(YA DA SAPLA SAMANIN BİRBİRİNE KARIŞTIRILMASINA DAİR)
ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş'ın CHP'den İstanbul/Beyoğlu Belediye Başkan adayı gösterilmesi sonrasında sol kesim ağırlıklı başlayan tartışmalar (yer yer, köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaya benzeyerek) aldı başını gidiyor; çok doğal ve haliyle Alper Taş dahil, bu konuyla ilgili olanlar açısından “beklenmeyen bir gelişme” olmasa gerekir.
***
İzlenebildiği kadarıyla, bugün için çok farklı yerlerde duran pek çok kişi, kah kendi adına kah içinde bulunduğu çevre, grup, parti vb. hislerine tercüman olurcasına, düşüncelerini yazıya döküyor.
***
Bu ifade edilen görüşlerin çok farklı ve hatta yer yer birbirlerini dışlayan görüşler olduğu ama sonuçta, bazı istisnalar dışında, çoğunluk tarafından Alper Taş'ın ve haliyle ÖDP'nin ( Haziran'ın da) bu olay çerçevesinde bir kez daha “hedef tahtası” haline getirilme amacı taşıdığı söylenebilir.
***
Bu konuda görüş beyan edenlerin bir-iki cümle veya bir-iki paragraf yazmakla yetinmesinden kaynaklanıyor olsa gerekir ki, bu konuda kimin neyi doğru görüp neyi eleştirdiği tam anlaşılamıyor.
***
31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren bu seçim süreci ile ilgili hemen hemen her konuda (Yerel seçim/Genel Seçim, ön seçim/atama, aday/program, ittifaklar vb...), sahadaki gelişmeler çerçevesinde yazı yazan birisi olarak, öncelikle eleştirilerin net ve anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum.
Bu gelinen noktada, kimseye, “hadi gelin yeni baştan ve daha anlaşılabilir bir biçimde eleştirilerinizi dile getirin” diye seslenmenin artık yararlı olmayacağından yola çıkarak, elden geldiği kadar ve kimseye haksızlık yapmadan, bu eleştirileri bir kaç noktada ele almak ve tartışmak gerekiyor.
***
Kimse açıkça öyle bir şey yazmıyor ve ima etmiyor ama sanırım, kimsenin aklından Alper Taş'ın her hangi bir yerden (Yerel seçim çerçevesinde) aday olamayacağı düşüncesi geçmiyordur. Bunu düşünen varsa, bu çok abes bir şey olur; çünkü, bunu düşünen (ki, “herkes her konuda eşit haklara sahiptir” diye düşünenlerden birisi olduğunu varsayarak) Alper Taş'ı kendinden veya eşitlerinden farklı görüyordur ki, bu akla ziyan bir bakış açısı olur.
Alper Taş da bu eleştiriyi yapabilecek kişi veya herhangi birimiz gibi seçme ve seçilebilme hakkına sahiptir; senden, benden veya ondan, yani halihazırda “birey” konumunda olanlardan farklı olarak o, yalnızca Başkanlar Kurulu Üyesi olduğu ÖDP içerisinde bu konuyu tartışabilir ve “olur” aldıktan sonra (parti tüzüğü ne diyorsa) pekala istediği her yerden aday olabilir.
ÖDP üyeleri dışındaki kimse de bu bağlamda herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir ve doğrusu da budur. (ÖDP üyelerinden birisi bu konuda söz söyleyecekse, bu da onların “iç” sorunudur)
***
Anlaşılabildiği kadarıyla, pek çok eleştiri, Alper Taş'ın CHP'den (ortak veya CHP nam-ı hesabına) aday gösterilmesine yöneliktir. (Bazıları, hızını alamayıp, Alper Taş'ın CHP'nin değil “Millet İttifakı”nın adayı olduğu varsayımı ile değerlendirmeler yapıyor ve bu düzlemde veryansın ediyor ki, bu eleştirileri yöneltenler ya bu “ittifaklar” olayını yeterince bilmiyor ya da “bana ne, fırsat bu fırsat; ben söyleyeceğimi söylerim” diyordur, ki bu kadarına da ancak “pes” denir)
Eğer, Alper Taş da dahil, herhangi bir sol, sosyalist, devrimci vb. kişi CHP'den herhangi bir yerden aday gösterilmeyi kabul etmemeli deniyorsa; bu eleştiriyi yöneltenlerin, daha önce Hopa, Şavşat, Çamaş vb yerlerdeki gelişmeleri, dahası CHP'ye açık ya da örtük “ittifak” çağrılarını, “batıda kilit partiyiz” söylemlerini...vb. sahadaki daha pek çok gelişmeyi eleştirmiş/eleştiriyor olması gerekiyor (du) ki, ama yok...
Yani, CHP'nin nitelik değerlendirmesi üzerinden bir eleştiri yapılıyorsa, tutarlılık açısında, bu eleştiri, bu konuda veya her konuda yalnızca CHP-ÖDP ilişkisi düzleminde değil, Sol-CHP ilişkisi düzlemindeki her gelişme için de yapılmalıdır. Ama gerçek böyle değil...
Neden?
Neden aynı çerçevedeki gelişmeler için farklı söylemler ve değerlendirmeler söz konusu oluyor?
Daha açık soralım; Alper Taş'ı aday gösteren CHP ile bazılarının “ittifak” çağrısı yaptığı CHP aynı değil mi?
ÖDP dışındaki sol vb. için (CHP ile kurulan/kurulacak olan ilişkilerde) geçerli olan “haklar”, neden ÖDP için geçerli olmuyor?
(Doğrusu, her kesim her kesimle istediği düzlemde ve çerçevede “geçici” veya “uzun erimli” birliktelikler kurabilir, bu konuda herkes eşit haklara sahiptir, aksi savunulamaz; yeter ki aleni olsun ve somut programlar/hedefler temelinde yapılsın.)
***
Bu konudaki bazı eleştiriler, bazı eleştiri sahiplerinin çok safiyane bir biçimde açıkça ifade ettiği üzere, şudur; ÖDP, sol kesim ile değil de neden CHP ile hareket etti/ediyor?
Bu eleştiri, eleştirinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından, bir kaç açıdan ele alınmalıdır:
Önce şunu soralım;
ÖDP, nerede sol ile değil de CHP ile hareket etmeyi yeğledi?
Hopa, Şavşat, Çamaş... geride kaldığına ve orada da “birlikte hareket edilenler” veya “birlikte hareket edilmeye çalışılanlar” kavramının içerisine yalnızca ÖDP ve CHP değil, daha başkaları da girdiğine göre, geriye Beyoğlu kalıyor.
Peki, Beyoğlu'ndan yola çıkarak böylesi bir “genel değerlendirme” yapılabilir ve buna da “negatif” bir anlam yüklenebilir mi?
“Evet, yapılabilir ve böyle bir anlamlandırma da doğrudur” diyebileceklere sormak gerekiyor; acaba, kendi ifadeleriyle, 31 Mart Yerel Seçim noktasında, ülkeyi “Doğu” ve “Batı” diye ikiye ayıran; Doğu'da “Ulusal İttifak”ı sağlamaya çalışan, Batı' da ise CHP'ye '”ttifak” çağrısı yapan, kendisini “Cumhur İttifakı” ile “Millet İttifakı” arasında “kilit parti” ilan eden HDP'nin bu çağrısı, HDP'nin CHP ile ilişkilerinde “genel bir olgu”mudur ve nasıl (“negatif/pozitif”) değerlendirilmelidir?
Hele bi söyleyin!...
***
Gelelim şu “sol kesimler” tanımlamasına...
Kimler kastediliyor?
24 Haziran Genel Seçim öncesinden itibaren ÖDP ve bir-iki çevre, grup, parti vb. dışında sol diye tanımlanabilecek kesimlerin tamamına yakını HDP içerisinde yer aldığına ve onunla birlikte hareket ettiğine göre, gerçekte sol deyince neyi anlamalıyız? Kim aklımıza gelmeli?
Eleştirilen ÖDP olduğuna ve pek çok sol kişi, çevre, grup, parti HDP içerisinde konumlandığına göre, ÖDP ve HDP dışındaki bir-iki yapı mı?
Bunlar ise ve kastedilen bunlar ile ortak hareket edilmesiyse, katılmak gerekir, haklılar; bunun yolu aranmalı...
Ama yok, bugün sol denince kastedilen, pek çok sol kesimin içinde yer aldığı HDP ise, ki aslında açıkça söylenemeyen budur, o zaman doğrudan, istenenin ne olduğu söylensin: Şöyle, 'Hey ÖDP, sen neden HDP (sol) ile değil de CHP ile ilişki kuruyorsun?'
Kelimeleri, ağızda yuvarlayıp durmamalı ve derdimizi açıkça söylemeliyiz ki, yol alalım...
***
HDP'nin, savundukları “reel politika” gereği, içinde yer alan sol çevre, grup, parti vb. ile birlikte (ki kimler oldukları biliniyor), kendi ifadeleriyle “ülkenin batısında” CHP'ye (biz adını doğru koyalım, “Millet İttifakı”na değil), “gel ittifak yapalım” dediği (CHP'yi ikna etmek için bazı yolları denediği), ÖDP dahil kendi içine katılmayı kabul etmeyen sol çevreleri “pas” geçtiği, ama CHP'nin yüzünü “sağa” çevirmeyi tercih etmesiyle birlikte arayışlara yöneldiği bilinmeyen ve üzerinde yazılıp çizilmeyen bir şey değildir.
Böyle bir gerçeklikte, HDP (ve içindeki sol kesimler) dışında var olan sol kesimler ne yapacaktı? Hem HDP ve HDP içinde konumlanan 'sol' kesimler gibi iddia sahibi olduğunu söyleyecekler hem de oturup bekleyecekler miydi?
Söylenmeye çalışılan ve istenen bu mudur?
Onların yaptığı bir şeyi (CHP'ye “ittifak” çağrısını) bir başkasının veya başkalarının başka biçimlerde yapma hakkı yok mudur? Yaptıklarında, neden farklı oluyor, görülüyor ve değerlendiriliyor?
Tutarlılık (eğer böyle bir dert varsa), bunun neresinde?
***
ÖDP'nin kah Alper Taş'ın ağzından kah farklı kalemlerden, özellikle son dönemde giderek artan yoğunlukta ve daha yüksek sesle HDP'yi, haliyle HDP içerisinde yer alan sol çevreleri, ülke gerçekliğinden koptuğu ve ülke sorunlarını birinci dereceden gündem maddesi yapmadığı; Ortadoğu'daki gelişmeler çerçevesinde politikalar üretmeye yöneldiği, 31 Mart Yerel Seçimi gerçekliğinde bile bu çerçevede politikalar belirlemeye çalıştığı doğrultusunda eleştirdiği; HDP'nin, haliyle içerisinde yer alan sol kesimlerin, bundan pek hoşnut olmadığı söylenebilir.
ÖDP'nin, ÖDP dışındaki her kesimin, kendi yolunu çizme, çizdiği bu yolda yürüme ve dahası yürüdüğü bu yolda şurada veya burada, bir bölgede veya ülke genelinde “geçici” veya “uzun soluklu” yol arkadaşı bulma ve onunla/onlarla istediği birliktelikleri oluşturma hakkı vardır.
Her kesimin bu yaptıklarının doğruluğunu savunma (aksi olası değil) ve bir başkasının yaptığını da eleştirme (bunun da aksi olası değildir) hakkı vardır.
Bunun aksini, kendisini sol'da gören birisi savunabilir mi?
***
Evet, sol, kendi içinde/arasında (birbirlerini nasıl gördükleri ve eleştirdikleri biline biline) bu yerel seçim çerçevesinde (yerelde/genelde), her yerelin kendi özgülünde bir biçimde birlikte hareket edebilmenin yollarını görev olarak önüne koymalı ve bunu başarmaya çalışmalıydı; bu konuda her kesim ortak sorumluluk duymalıydı; ama “her kesim”...
Olmadı....
Şimdi kimse kendini sütten çıkmış ak kaşık görmesin, göstermeye çalışmasın...Bunun kimseye yararı yok... Olduğunu söyleyen, kendisini aldatır...
***
Yerel seçim sürecinin başından beri “Ön seçim, olsa da olur olmasa da olur türünden teknik bir sorun değildir; ön seçim, olmazsa olmaz” diyen; tek başına aday çıkarma durumunda o çevrede, grupta, partide; ortak aday çıkarma durumunda o kesimler arasında “ön seçim”i “iç demokrasi” olarak gören; “Demokrasi=Sosyalizm değildir” ama “Demokrasi olmadan Sosyalizm de olmaz” diyen ve bu konuda sayısız yazı yazan, bu konuyu pek çok yönden tartışan birisiyim.
Öncelikle Alper Taş'ın/ÖDP'nin ilke olarak ön seçimi savunduğunu, Hopa ve Şavşat özgülünde bunu kanıtladığını; Beyoğlu adaylığının kendi gerçekliğinde ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
***
Tek başına veya ortak aday çıkarılması hallerinde adayı çıkaracak olanın/olanların kendi içlerinde/kendi aralarında “ön seçim” yoluyla adayını/adaylarını belirlemesi gerektiğini düşünen birisi (Alper Taş/ÖDP), ön seçimi (ilkesel düzeyde olmasa da) reddettiği (Hopa'da Şavşat'ta...) anlaşılan (CHP)'den gelen teklif (Beyoğlu adaylığı) karşısında ne yapmalıydı?
Sorulması gereken soru budur?
“Siz ön seçim filan savunmuyorsunuz, Hopa ve Şavşat bunun kanıtı, sizinle işimiz olmaz” mı demeliydi?
“Tamam, aramızda Hopa ve Şavşat deneyimlerini yaşadık; bu kez şartlarımız şunlar, şunlar...dır” mı demeliydi?
Ne demeliydi?
Anlaşılan o ki, Alper Taş/ÖDP ikinci yolu seçti.
Doğru, yanlış, eksik...iyi ama algı...vb. Pek çok şey söylenebilir.
Eyvallah!
Ancak, bu karar konusunda Alper Taş'a/ÖDP'ye yöneltilebilecek eleştirilerin, bırakın ön seçimi ilkesel olarak savunmayı, ağızlarına bile almaktan imtina edenlerin değil; öncelikle ÖDP üyelerinin ve ön seçimi ilkesel olarak savunanların hakkı olduğunu söylemek gerekiyor.
***
Şimdi, yaşanılan her yerde, yaşanılan yere ve haliyle kendi yaşamına dair somut şeyleri farklı biçimlerde dile getirme, çözümleri önerme ve bunu, o yerde herkesçe içselleştirilebilir hale getirme zamanı.
***
Datça'da “ön seçim” önerisini MHP, AKP, CHP, VP, İYİ PARTİ...ye yazılı önerenlerden ve bu konuyu uçan kuş dahil herkese yeniden ve yeniden anlatanlardan, Datça'da hiç birisi bunu yapmadığı için hepsini eleştirenlerden; bugün ise, seçimde aday çıkarmadığı halde “Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?” diye soran, bu istemi yazılı ve somut bir program haline getirip kapı kapı dolaşarak dağıtmayı önüne iş olarak koyanlardan birisi olarak; 31 Mart günü boykotu değil, oy kullanmayı savunanlardan; aday olma biçimlerinden yaşadığımız yerdeki sorunların çözümlerine kadar pek çok konudaki eksikliklerine rağmen “var olan adayların hepsi tıpkı basım değil ve her birinin farklı yönlerden bana yakınlığı ve uzaklığı aynı değil” diyenlerden birisiyim...
Eleştiriler baki, ama 31 Mart'ta sandığa gidildiğinde, 1 Nisan'da sonraki günlük yaşamımızı düşünmeliyiz diyorum...
Ya siz? İzmir'de, Akhisar'da, Beyoğlu'nda, Ankara'da, Mersin'de, Adana'da, Diyarbakır'da, Şemdinli'de...yaşayanlar, ya siz ne düşünüyorsunuz?
04.02.2019/Datça/Mehmet Erdal”
“SOL-CHP İLİŞKİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(1)
"Sol" deyince, kendisine sol, sosyalist, devrimci vb. tanımlamalardan herhangi birisini uygun bulan ve kendisini bunlardan birisi ile tanımlayanları; "CHP" deyince de, bugünkü CHP'yi, bugün günlük yaşamda algılanan CHP'yi anlamak; hem "sol"u hem de "CHP"yi bu gerçeklikte, bu algılama biçimleriyle ele almak ve tartışmayı bu düzlemde yapmak daha gerçekçi ve sonuç alıcı olacaktır.
Bundan ötesi, bu yazının kapsamı dışındadır ve bugün gündeme alınıp tartışılmasının da yararı yoktur.
***
Bilindiği üzere 31 Mart Yerel Seçim sürecine girildikten sonra bir ara (“Cumhur İttifakı” bileşenlerinden AKP ile MHP arasında iplerin “koptu, kopacak” dendiği Ekim 2018'de) kafasının karışık olduğu yollu spekülatif yorumlara da yol açan sinyaller veren HDP önceleri “örtük” olarak ve bilahare, CHP'nin yüzünü “sağ”a (İYİ PARTİ, Saadet) döndüğünün iyice ayyuka çıktığı anlaşıldıktan sonra, ülkenin her yerinde değil, kendi ifadeleriyle “ülkenin batısında”, CHP'ye “açıktan” ittifak çağrıları yapmaya başladı. Aynı süreçte, önce ÖDP (ve bazı sol çevreler) ile CHP arasında sonuçsuz kalan Hopa, Şavşat...görüşmeleri; Dersim'de, önceki dönem Ovacık Belediye Başkanı olan Maçoğlu'nun (SMF) TKP'den Dersim adaylığı; nihayet İstanbul Beyoğlu'nda CHP'nin doğrudan ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş'a “adaylık” teklifi yapması ve ÖDP/Alper Taş'ın bu adaylığı kabul etmesi türünden gelişmeler yaşandı.
Bütün bu gelişmeler çerçevesinde ilgili ilgisiz kişiler, çevreler, gruplar ve partiler arasında çok yönlü olarak farklı biçimlerde sürdürülen ve taraflardan herhangi birine ne ölçüde yararı olduğu sorgulanabilecek tartışmalara tanık olundu.
Bu tartışmaların yaşandığı süreçte bir-iki kez yazıldığı üzere; bu tartışmalar, özünde, “sol içi' ve 'Sol-CHP' arasında var olan veya olması gereken ilişkiler düzleminde ele alınması ve yapılması gereken tartışmalardı; elbette, eğer bu tartışmalardan, bugünden yarına kalıcı ve yol gösterici sonuçlar elde edilmek isteniyor ise...
***
Bırakın herhangi bir konuda iddia sahibi kişilerin, çevrelerin. grupların ve partilerin sözleriyle pratiklerinin birbirini tamamlayan bir bütün olması gerektiğini ve ancak böyle olursa dışındakiler açısından inandırıcı ve ikna edici olarak kabul edilebileceği gerçeğini; yaşayan her kişinin günlük yaşamında ve dışındakiler ile ilişkilerinde bile söylemi ile eylemi arasında birbirini tamamlayan bir tutarlılığı göstermesi beklenir ve istenir.
Bu bakış açısıyla, konuyu tartışmaya başlayabiliriz.
***
HDP, önceleri “örtük”, sonraları ise aleni olarak CHP'ye “Gelin, Batı'da ittifak yapalım”; ÖDP (ve bazı sol çevreler) Hopa ve Şavşat'ta CHP'ye “Gelin ortak aday çıkaralım ve bunu da ön seçim ile belirleyelim”; Maçoğlu (SMF), Dersim'de HDP'ye “Gelin ortak aday çıkaralım”; CHP, İstanbul Beyoğlu'nda Alper Taş'a “Gel adayımız ol” derken... bir biçimde, açıktan adını koymasalar da, “şu an siz bizim için önemli ve değerlisiniz, sizinle birlikte hareket etmek istiyoruz” demiş oluyorlardı.
Ya da tam tersi: CHP, HDP'nin çağrılarına hiç tepki vermeyerek ama fiiliyatta İYİ PARTİ ile “Millet İttifakı”nı kurarak; Hopa ve Şavşat'ta CHP, ÖDP'ye “Hayır” diyerek; Dersim'de HDP, Maçoğlu'na (SMF'ye) bir biçimde “burası benim bölgem” demeye getirerek ...yine açıktan adını koymasalar da “şu an siz bizim için önemli ve değerli değilsiniz, sizinle birlikte hareket etmek istemiyoruz” demiş oluyorlardı.
Bu çağrıyı yapanlardan, bu çağrıya muhatap olanlardan veya bu çağrılara bilinen yanıtları verenlerden, dahası bu çağrıların muhatapları dışında kalan ama bütün bu gelişmelerle ilgilenen kim bugün çıkıp da “Hayır, bu çağrılardan ve yanıtlardan bu yorumlar çıkarılamaz” diyebilir?
***
Hal böyleyken, neden taraflar çıkıp da günlük siyasi yaşamlarında bu yaptıklarının adını açıkça koymaktan ve tanımlamaktan kaçınırlar?
Örn; İstanbul Beyoğlu adaylığını kabul ettikten sonra Alper Taş “Bu Sosyal Demokratlar ile Sosyalistlerin ittifakıdır” yollu açıklama yaptı; böylece hem CHP'yi nasıl gördüğünü hem de onunla bu yerde/bu düzlemde kurulan ilişkiyi nasıl değerlendirdiğini/değerlendirdiklerini açıkça söyledi.
Peki, sol ile CHP'nin ilişkilerini sorguladığımıza göre, CHP'ye değil, doğal olarak HDP'ye de sormak gerekiyor; “'İttifak çağrısı yaptığınız CHP'yi nasıl görüyorsunuz ve yaptığınız bu çağrıyı nasıl açıklıyorsunuz?”
Aynı soru HDP ve ÖDP dışında kalan bazı sol kişi, çevre, grup ve partilere de sorulmalıdır; “CHP'yi, bugünkü CHP'yi, günlük yaşamınızda gördüğünüz ve algıladığınız CHP'yi nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Hele bir söyleyin...
***
Şimdi tartışmaya başlayabiliriz...
18.02.2019/Datça/Mehmet Erdal.”
“SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(2)
Anımsarsanız, 31 Mart Yerel Seçim sürecinin hemen başlarında, Ekim 2018'de, MHP, bir süredir açıktan dillendirdiği istemlerine olumlu yanıt vermeyen “Cumhur İttifakı” ortağı (iktidar konumunda olan) AKP'ye, “31 Mart'ta yapılacak yerel seçimde tek başıma aday gösteririm” yollu resti çekmiş ve AKP/Erdoğan da, MHP'ye, “Çektiğin resti gördüm” diye cevap vermişti.
“Cumhur İttifakı” bileşenleri arasında bu karşılıklı restleşmenin yaşandığı ve “Hah tamam, koptu kopacak, dağıldı dağılacak” diye yaygın bir beklentinin oluştuğu günlerde, HDP Eş Genel Başkanlarından Sezai Temelli, HDP Olağan Grup toplantısında, kürsüye çıkmış ve AKP'ye “...Sayın Öcalan'a tecrit bitmeden barış konusunda adım atmak mümkün değil. Şimdi bir kez daha dile getiriyoruz. Gelin masaya oturalım. Muhatabı bellidir. Başka muhataplar arayarak bu sorunu çözemezsiniz. Gelin bu tecrite son verin.” (Sol Haber Portalı,23.10.2018) yollu çağrı yapmıştı.
***
31 Mart Yerel Seçim sürecinin gündeme girdiği ve gündemin ilk sıralarına yerleştiği, “Cumhur İttifakı” bileşenleri arasında, tam da 31 Mart Yerel Seçim ekseninde çıkan bir tartışmanın ortasında, tartışmanın taraflarından birisine (ve hele hele iktidar konumunda olanına) yapılan bu çağrı nasıl değerlendirilebilir ve yorumlanabilir (di)?
Bu çağrıyı yapan HDP, bugünden geriye bakarak, yaptığı bu çağrıyı şu veya bu biçimde savunabilir.
Ama günlük yaşam içindeki politik duruşları, gelişmeleri ve (Sol-CHP ekseninde) ilişkileri sorgulamaya çalışan bu yazı çerçevesinde şunu sormak gerekiyor; bilinen koşullarda yapılan bu çağrı, bir adım sonrasında bir biçimde “Gelin, birlikte ittifak yapalım'” (bu çağrının gelişmelere göre nasıl bir evrilme yaşadığı da ayrı bir konu) denilecek CHP'de/CHP'lilerde veya kendi doğru bildikleri yollarda yürümeye ve 31 Mart Yerel Seçimine yönelik bir şeyler yapmaya çalışan diğer sol kişi ve kesimlerde (ÖDP, TKP, TKİH, SMF...ve başkaları) nasıl değerlendirilmiş, yorumlanmış ve nasıl bir algıya yol açmış olabilir?
Empati yaparak, lütfen bu soruya yanıt verelim.
***
HDP, AKP'ye bu çağrıyı yaptı ve devamı süreçte, gelişmeler HDP'nin çağrısına uygun olarak mı gelişti?
Hayır.
AKP ile MHP arasındaki denge, şu an dahi bilinemeyen nedenlerin ve kapalı kapılar ardındaki gelişmelerin sonucu, yeniden kuruldu; sonrasında, gelişmeler, bu çerçevede yaşanmaya başlandı.
***
Diyelim ki, gelişmeler şu an içinde yaşadığımız yöne evrilmedi; AKP, HDP'den gelen bu “Muhatabı başka yerde arama” çağrısına olumlu yanıt verdi; “Hadi bakalım, oturalım masa başına ve görüşelim” dedi...
Düşünün, 31 Mart Yerel Seçim sürecine girilmiş, herkesin gündeminde ilk sırayı 31 Mart'ta yapılacak olan yerel seçim almış ve bu koşullarda AKP ile HDP masaya oturmuş... Sizce o masada ne konuşulacaktı?...Siz taraflardan birisi olsaydınız, ne konuşurdunuz?
***
Şimdi, kimse, kalkıp da, “Bunlar faraziye. Faraziyeler üzerinden tartışmak doğru değil. Geçmişi kurcalamayalım. Bunun kimseye yararı yok. Önümüze bakalım vb.” demesin.
Milyonlarca üye ve taraftarı olan, çok ağır bedeller ödemiş ve ödemeye devam eden, kendince iddia sahibi olan HDP'nin, attığı her adımı bilerek ve olası siyasi sonuçlarını hesap ederek, haliyle attığı adımların doğuracağı olası sonuçları üstlenmeye ve savunmaya hazır olarak attığını varsaymak gerekiyor.
Haliyle bu soruyu bugün veya yarın, bu dönemin ele alındığı/alınacağı her an sormanın yararı var, ama zararı hiç yok.
***
Diyelim ki, AKP ile HDP, bu koşullarda yeniden kurulan masaya oturdular ve konuşmaya başladılar: Çağrıya uygun olarak Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecridi, Danıştay'dan geri dönen “Andı” (Sol Haber Portalı/23.10.2018) vb. görüştüler; sıra 31 Mart Yerel Seçimine gelince “Haa bak o konuda, herkes kendi yoluna gider” mi, yoksa “Tamam, madem oturduk, 31 Mart'ta da ortak hareket edelim” mi derlerdi?
Bilemiyoruz.
***
Devam edelim...
Her iki olası gelişme için de geçerli olan şu soruyu soruyoruz:
Bir adım sonrasında gündeme gelecek olan, CHP'ye “Gelin birlikte ittifak yapalım” çağrısı bu gelişmelerin neresine oturuyor?
AKP'ye bu çağrı yapılırken, bir adım sonrasında CHP'ye yapılacak olan çağrı hiç akılda bile yoktu da, yapılan çağrı yanıtsız kalınca mı gündeme geldi? Ya da vardı da ikinci dereceden öneme mi haizdi?
Bunları da bilemiyoruz.
***
Her neyse, sonuçta, HDP, yüzünü (dışındaki sol kişi ve çevrelere, yani ÖDP'ye, TKP'ye, TKİH'e, SMF'ye.. değil) CHP'ye döndü ve ona, üzerinde konuşup durduğumuz “ittifak” çağrısını yaptı.
***
HDP, CHP'ye bu teklifi yapınca, yani yüzünü CHP'ye dönünce, nesnel olarak, CHP'ye “Bu yerel seçim sürecinde seni önemsiyorum ve değerli buluyorum. Seninle yürümek istiyorum.” demiş ve CHP'nin o süreçteki rolünü teslim etmiş oluyor mu?
Oluyor.
Peki, HDP'nin bu çerçevede değerlendirdiği bir şeyi (CHP'yi), bir başkası da (ÖDP vb.) eşdeğerde veya benzer bir şekilde (HDP'den önce veya sonra) değerlendirmiş olamaz mı?
Olabilir.
O halde sorun ne?...
20.02.2018/Datça/Mehmet Erdal”
“SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(3)
31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme gelmeden çoook öncelerinden beri geçerli olmak üzere, kendisini sol'da gören ve CHP'ye dair değerlendirmeleri çerçevesinde “CHP yüzünü sola değil, sağa dönsün” diyen herhangi bir kişi, çevre, grup ve parti var mıdır?
Bilindiği kadarıyla yok.
Bu saatten sonra çıkar mı?
Bilemiyoruz.
Peki, aynı çerçevede, söylem düzeyinde, “CHP yüzünü ha sağa dönmüş ha sola dönmüş, bize ne kardeşim?” diyen var mı?
Var!..
***
Kendisini sol'da tanımlayan kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin ezici çoğunluğunun, CHP'nin yüzünü sağa değil, sola dönmesini istediği; CHP'nin sola doğru bir yönelim içerisine girmesini sağlamak için uğraş verdiği, CHP'yi bu çerçevede ikna etmeye çalıştığı ve ona “sağa değil, sola çevir yüzünü; sağdan, ne sana, ne de ülkeye herhangi bir yarar yok. Bugüne kadar bunu görüp anlamadın mı?” çerçevesinde seslendiği söylenebilir mi?.
Evet.
Aksini iddia eden var mı?
Yok...
***
O halde, önceleri “örtük” olarak ve belirsiz bir ölçekte, bilahare aleni ve (kendi ifadeleriyle) “ülkenin batısında” HDP'nin CHP'ye yaptığı ve ısrarla yineleyip durduğu “Gel, bu yerel seçimde ittifak yapalım” çağrısı, yukarıda tartıştığımız çerçevede, doğru muydu?
Evet, bence ilkesel olarak doğruydu. (HDP'nin, CHP'ye yaptığı çağrıda, bu ittifakı yalnızca ülkenin batısı ile sınırlaması ise yanlıştı)
CHP'nin, HDP'nin yaptığı bu çağrıya hiç cevap vermeyerek, yüzünü sağa dönmeye devam etmesi ve İYİ PARTİ ile “Millet İttifakı” temelinde 31 Mart Yerel Seçimine katılma kararlılığını göstermesi yanlış mıydı?
Evet, bence yanlıştı.
HDP'nin içinden veya dışından herhangi bir (kendini sol'da gören) kişi, çevre, grup ve partiden yüksek sesle ve dahası çığlık çığlığa, HDP'nin CHP'ye yaptığı bu çağrıya “Yanlış. Yapma. İşte sen şusun, busun...” diyerek tepki gösteren oldu mu?
Bilindiği kadarıyla, olmadı.
Peki, CHP'yi, bu tavrından dolayı, yani yüzünü sağa dönme ısrarından dolayı, (yine kendisini sol'da görenlerden) eleştiren oldu mu?
Çokkk...
***
31 Mart Yerel Seçimini “yerel seçim” olarak değerlendiren, HDP'nin AKP'ye “Muhatabı başka yerde arama” çağrısı yaptığı zaman diliminde, gündemde olan yerel seçime ilişkin kendince bir perspektif geliştirenlerden birisi olan ve yerelleri, o perspektif çerçevesinde çalışma yapmakta özgür bırakan (örn: Datça'da Haziran imzasıyla ilk yazılı “ön seçim” çağrısı, 3 Kasım tarihinde yapılmıştır) ÖDP'nin yerel il ve ilçe örgütleri, bulundukları yerde, eğer gerekli gördülerse CHP İl ve İlçe Örgütleri'ne “ittifak” çağrısı yaptıkları (örn: Hopa, Şavşat vb...yapılmış, ama Datça'da böyle bir şeye gerek duyulmamıştır)) veya CHP'den benzeri bir teklif geldiğinde kabul ettikleri zaman (örn: Beyoğlu), özde, HDP'nin CHP'ye yaptığı tekliften farklı bir teklif yapmış veya farklı bir duruş sergilemiş mi oluyorlar?
Hayır.
CHP, aynı CHP; zaman aynı zaman; ÖDP ve HDP aynı düzlemde yürüyen eşitlerden birileri; teklifler (farklı ölçeklerde de olsa) içerik olarak aynı...
HDP'nin ve ÖDP'nin CHP'ye yaptıkları tekliflerin özde farklı olduğunu söyleyen var mı?
Yok.
Peki, farkın olduğuna dair somut, ikna edici ve inandırıcı açıklamalar yapılamıyor ve kamuoyunun bilmesi gereken kanıtlar ileri sürülemiyorsa, o zaman, bu gelişmeler çerçevesinde ÖDP' ye yönelik yapılan bu ağır suçlamalar ve somut bir bakış açısından yoksun bu değerlendirmeler neden yapılıyor ve ne anlama geliyor?
***
ÖDP'nin ve HDP'nin, CHP'ye yaptıkları bu tekliflerden ve akabindeki gelişmelerden dolayı birbirlerini, resmi söylemde, eleştirmedikleri ve hatta Beyoğlu örneğinde tanık olunduğu üzere, destek bile verdikleri söylenebilir.
Bu konuda, bu düzlemde herhangi bir sorun yok.
Ya da biz göremiyoruz...
***
Kendisini sol'da tanımlayan kişilerden, çevrelerden, gruplardan veya partilerden herhangi birisi kalksa ve hem HDP'yi hem de ÖDP'yi veya varsa başkalarını, CHP'ye yaptıkları tekliflerden ve akabinde gündeme gelebilecek gelişmelerden dolayı eleştirse; bu, tutarlılık ve niyet açısından takdir edilmesi gereken (doğru ya da yanlış, o başka bir şey) bir yaklaşım olarak görülürdü.
Ama, aynı düzlemde yürüyen eşitlerin aynı zaman diliminde, aynı siyasal partiye ve aynı içerikte yaptıkları tekliflerden birisinin teklifine hiç ses çıkarılmayacak veya mırın kırın edilecek, söylenecek kelimeler ağızda evelenip gevelenecek; diğerinin teklifine ise bodoslamadan yüklenilecek, ağıza gelen söylenecek, yenilir yutulur olmayan laflar edilecek...
Bütün bunlara da hiç tepki gösterilmeyecek, öyle mi?
Yok öyle şey!...
***
Bu, apaçık bir “çifte standart”tır ve bu “çifte standart” ile bu teklifleri ve gelişmeleri yorumlayanlar, bunun nedenlerini açıklamakla yükümlüdürler.
***
Görünen o ki, ortada “fırsat, bu fırsat” deyip, “üzüm yemek yerine bağcıyı dövmeye çalışıyorlar” gibi bir durum söz konusu.
Halbuki, her taş yerinde ağırdır ve her şey, yerinde ve zamanında yapılırsa anlamlıdır.
Gerisi Laf-ı Güzaftır.
22.02.2019/Datça/Mehmet Erdal”
“SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(4)
Yineleyelim; ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş, Hopa ve Şavşat özgülünde, “ortak aday” çıkarma ve bunu da “ön seçim” yoluyla belirleme önerisi çerçevesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile (sonuçsuz kalan) bir görüşme yapmış; akabinde, Alper Taş'ı/ÖDP'yi/Haziran'ı ve CHP'yi hedef alan yoğun bir salvo ateşi başlamıştı. Bu salvo ateşi, ilerleyen seçim süreci içerisinde bu kez CHP'den gelen teklif sonrası Alper Taş'ın Beyoğlu CHP Belediye Başkanı (ortak) adaylığını kabul etmesi ile zirveye ulaştı.
Kendisini sol'da tanımlayan ve bugün bireyler olarak yaşayan ya da farklı çevrelerde, gruplarda ve partilerde kendini konumlandıran kişilerden ya da bizatihi bu düzlemdeki bazı çevre, grup ve partilerden yapılan ve halihazırda devam eden bu salvo atışları zaman zaman bazılarınca öyle boyutlara vardırılıyor ki, okuyan, ister istemez “Yahu, bunlar, neler yazdıklarının farkındalar mı? Bütün bunları, ne yazdıklarının farkında olarak ve bilerek mi yazıyorlar?” diye sormak gereksinimi duyuyor.
***
Bu salvo ateşini açanların Alper Taş/ÖDP/Haziran için yaptıkları değerlendirmeleri ve nitelendirmeleri bir yana bırakalım; bu çerçevede söylenenler, bir kez daha (belki bu kez biraz ifrata vardırılmış olabilir, ki öyle görünüyor) “malumu ilam etmek”tir.
Keza, hiç şüphesiz, kendini sol'da tanımlayan birisinin (kişi, çevre, grup, parti vb.) CHP hakkında şu ya da bu biçimde kendine has bir görüşü de olacaktır; bu görüşler, pozitif ya da negatif içerikli olabileceği gibi, bazen bir başkasıyla da benzer veya zıt olabilecektir. (Sol'da ne kadar kişi, çevre, grup ve parti varsa, o kadar da birbirinden zıt ya da kısmen birbirine benzeyen CHP değerlendirmesi ve algısı vardır. Yani o kadar...Düşünün.)
Bunlar normal.
***
Normal olmayan, Alper Taş/ÖDP/Haziran hakkında bu “malumu ilam” çerçevesindeki değerlendirmelerin ve nitelendirmelerin, CHP'ye yönelik yapılan nitelik değerlendirmeleriyle birlikte, bir arada ve birbirleriyle ilişkili olarak ele alınışında ve onun dile getiriliş biçimindedir..
***
Bu salvo atışlarında, bu atışı yapanların bir kısmı, hem Alper Taş/ÖDP/Haziran hem de CHP hakkındaki düşüncelerini ve nitelik değerlendirmelerini bir arada, birlikte ve birbirleriyle ilişkili olarak yazarak “Hey Alper Taş/ÖDP/Haziran; tamam seni eleştiriyorum ama ne yapıyorsun? İttifak kurmaya çalıştığın CHP şöyle kötü, böyle kötü. Yapma, etme...” demiyorlar; yani sol'da olan ve bugüne kadar da sol'da görmediklerine dair herhangi bir şey iddia etmedikleri ama şu veya bu nedenle eleştirdikleri birisini uyarma/koruma amaçlı bu atışları yapmıyorlar.
Nereden mi bu sonuca varıyoruz?
Eğer, o amaçla yapsalar, o atışların hedefleri arasına, aynı CHP'ye aynı ya da benzer içerikte (hatta, kendi ifadeleriyle ülkenin batısında, yani merkezi olarak ve daha geniş bir alanda) “ittifak” çağrısı yapan HDP'yi de dahil etmiş olmaları gerekiyordu da, ondan; halbuki böyle bir şey söz konusu değil.
(Haaa “Biz CHP gibi HDP'yi de çok olumsuz buluyoruz; bu nedenle HDP'yi eleştirmeye bile gerek duymuyoruz ki, neden uyaralım; ne hali varsa görsün. CHP ile nereye giderse gitsin” diye düşünülüyorsa, o başka...Amaaa öyle düşünmedikleri biliniyor.)
Peki, ne yapmaya çalışıyorlar?
Gerçekte, CHP üzerinden, “ÖDP/Haziran zaten şöyleydi, böyleydi. İşte gördünüz; Kontgerilla'nın partisi olan, Faşist bir Parti olan CHP ile birlikte oldu. Onunla hareket ediyor. Layığını buldu. Biz dememiş miydik?..” demeye getirerek ÖDP'yi/Haziran'ı yerden yere vurarak yıpratmaya çalışılıyorlar.
Yazık!...
***
CHP'yi bu boyutlarda “uçuk” sıfatlarla nitelendiren ve değerlendiren kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin, günlük politik ya da kişisel yaşamlarında, CHP'yle/CHP'liler ile bu nitelendirmelerine ve değerlendirmelerine uygun bir ilişki kurmaları (ya da kurmamaları) gerekmez mi?
Söylemleriyle eylemleri ya da söyledikleriyle yaptıkları arasında bir tutarlılık olması gerektiğine dair bir dertleri varsa, elbette...
Bu konu, bu nitelendirmeleri ve değerlendirmeleri yapanların ne ölçüde sorumluluk duygusu taşıdıklarının ve buna uygun davrandıklarının anlaşılması, keza bunların söylemleri ile günlük politik ve hatta kişisel yaşamları arasındaki tutarlılıkların sorgulanması açısından önemlidir.
Sol'da olduğunu söyleyen ve “CHP, AKP'den daha tehlikelidir” ya da “CHP Kontrgerilla'nın partisidir, CHP Faşist bir partidir...” diyen bir kişinin, çevrenin, grubun ve partinin, yani her kim “ben böyle düşünüyorum” diyorsa, onun; günlük politik yaşamında, CHP dışında, bu nitelikte görmediği diğer siyasi kişi ve çevrelerle daha yakın ilişki içinde olması; günlük yaşamında ise, CHP'liler dışında ve böyle değerlendirmediği kişilerle oturup kalkması, onlarla farklı ilişkiler geliştirmeyi tercih etmesi vb.vb... gerekmiyor mu?
Mantıken, gerekiyor.
Peki, her birimizin politik ve günlük yaşam çevremizdeki tanık olduğumuz gerçek ne?...
Lütfen, çevrenize bir bakın ve şimdi kararınızı verin... Ne görüyorsunuz?
25.02.2019/Datça/Mehmet Erdal”
“SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(5)
Bu başlıktaki yazılara başlarken, ilk başta, bir biçimde ifade edilmişti ama sanırım bir kaç cümle ile meramı daha net anlatmak gerekiyordu; çok geç değil, bu eksiği giderelim...
***
Bu yazı serisinde “sol” denilince, kendisine sol, sosyalist, devrimci vb. tanımlamalardan herhangi birisini uygun bulan ve kendisini bunlardan herhangi birisi ile tanımlayanların; “CHP” denilince de, bugünkü CHP'nin, bugün günlük yaşamda algılanan CHP'nin veri olarak ele alındığı; hem “SOL”u hem de “CHP”yi bu gerçeklikte, bu algılama biçimleriyle ele almanın ve tartışmayı bu düzlemde yapmanın daha gerçekçi ve sonuç alıcı olacağı daha baştan yazılmıştı.
Bir başka deyişle, birbirlerinden şu veya bu konuda, şu veya bu oranda farklı olsalar ve birbirlerini farklı biçimlerde kıyasıya eleştirseler de, bu yazıda, bir yöntem olarak, konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından, “çeper” oldukça geniş tutulmuş; daha baştan, kendisini bu kavramlarla tanımlayan her kişinin, çevrenin, grubun ve partinin bu “sol çeper”in dışında değil, içinde olduğu varsayılmıştır. Bu çeperin içinde olduğu varsayılan “eşitlerden” hiçbirisi, haklar ve sorumluluklar açısından bir diğerinden ayrı tutulmamış ve değerlendirilmemiş; keza, ötekileştirilmemiştir.
Tam aksine, böylesi bir yaklaşıma karşı çıkılmıştır. Yazıların yazılmaya başlama nedeni, özünde, tam da bu karşı çıkıştır; bu yaklaşımlara, isyandır.
Bu yazılarda bu “sol çeper”in içinde olduğu varsayılanlardan ve bir diğerine “çifte standart”la yaklaşanlardan herhangi birisinin adından dahi bahsedilmemiş; yalnızca, bu yaklaşımı gösterenlere, her kim bu yaklaşımla olayları değerlendirmiş ve değerlendirmeye devam ediyorsa, ona/onlara, bunun nedeni/nedenleri sorulmuştur.
Bir başka deyişle, bu yazıların amacı, dertleri üzüm yemek olmayan, üzümü yermiş gibi yaparak bağcıyı dövmeye çalışanlara karşı çıkmak; “her şeyin farkındayız, ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” diye seslenmektir.
Bundan önceki 4 bölümde de, bu kolayca görülebilmektedir; o kadar açık ifade edilmiştir.
***
Bu yazılarda bu “sol çeper”in içinde olduğu varsayılanlardan ve yaklaşımları eleştirilenlerden herhangi bir kişi, çevre, grup ve parti olayları ve gelişmeleri bizim bu yazılarımızdaki bakış açımız benzeri (bizim sol'da gördüklerimizi sol'da ve sol içi ilişkiler olarak değerlendirdiğimiz ilişkileri de sol içi ilişkiler olarak) değerlendirmiyor ise, bu durumda, elbette bu yazının diliyle “ortak bir dil” kullanmıyor ve haliyle, bu yazıların muhatabı da değildir, denilebilir.
Eğer gerçek böyleyse, bu apaçık bir şekilde ifade edilmeli ve herkes, her konuda olması gerektiği gibi, bu konularda da birbirini daha iyi anlayabilmelidir.
***
Bu yazılarda, 31 Mart Yerel Seçim sürecinde yaklaşımları eleştirilenlerin ve eleştirilenlerin eleştirdiklerinin hepsi “sol çeper” içinde varsayılmış ve o çerçevede uygun bir dil kullanılmıştır; eleştirilenlerin veya eleştirilenlerin eleştirdiklerinin bu düzlemde (sol) görülmemiş olması halinde, kullanılan dilin de bu olmayacağı çok açıktır.
***
Devam ediyoruz.
***
Bundan önceki 3. ve 4. bölümlerde, sol'da olduğu varsayılan bazılarının CHP'ye yaklaşımları ve nitelendirmeleri bazı açılardan sorgulanmış ve 4. Bölümde “sol”da ne kadar kişi, çevre, grup ve parti varsa o kadar da birbirinden zıt ya da kısmen birbirine benzeyen CHP değerlendirmesi ve algısı olduğu ifade edilmiştir.
Bu bölümde, bu konuyu biraz daha derinleştirmek istiyoruz.
***
Kendisini sol'da gören ve bu yazılarda da sol'da olduğu varsayılanlardan bir kişi, çevre, grup veya parti CHP'ye “Kontrgerillanın partisi”, “Faşist parti” ve hatta “AKP'den daha tehlikeli parti” der ve sonra da, 31 Mart yerel Seçim çerçevesinde “Bırakın CHP'yi, ne hali varsa görsün; yüzünü sol'a dönmesini isteyip durmayın” derse; hatta, böylesine değerlendirdiği CHP'ye karşı, böyle görmediği partilerle (örn: daha az tehlikeli gördüğü AKP'yle) gerekli gördüğünde işbirliğine giderse tutarlı bir yaklaşım ve davranış sergilemiş olur mu?
Evet!
Peki, CHP'yi hem böylesine kendisine (haliyle sol'a) uzak ve negatif değerlendiren hem de 31 Mart Yerel Seçim sürecinde CHP'nin HDP ile ittifak yapmasını, olmadı (kendince/sol açısından) “uygun” aday göstermesini istemesi/beklemesi; bu beklentiler gerçekleşmeyince de “CHP tu kaka” demesi, nasıl değerlendirilir?
Tutarsızlık!
***
Kendisini sol'da gören bir kişi, çevre, grup veya parti hem CHP'yi böyle “uzak/negatif” bir olgu olarak değerlendiriyor hem de ondan böylesi (HDP ile ittifak, “uygun” aday gösterme, yüzünü sol'a dönme vb.) isteklerde bulunuyor/beklentiler içerisine giriyorsa, bu tavır, “tutarsızlığın” dışında, başka bir açıdan da değerlendirilebilir mi?
Evet!.
Nasıl?
CHP'yi söylemde “uzak/negatif” olarak değerlendirenler, gerçekte, CHP'yi hiç de öyle değerlendirmediklerini, bu biçimde de olsa ikrar etmiş oluyorlar; çünkü, hiç bir kimse, çevre, grup ve parti, kendisine hiç de uzak görmediği kişi, çevre, grup ve partilerden isteyebileceği bazı şeyleri, kendisine oldukça “uzak” olduğunu söylediği kişi, çevre, grup ve partilerden istemez.
Ne derler bilirsiniz; Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!
***
Bu yazı çerçevesinde, şimdilik şunu söyleyebiliriz; söylemde kim ne derse desin, gerçek hayatta, CHP, sol'un içinde değil, tamam, ama sol'a çok uzak da görülmemektedir... (Sol'un farklı kesimleriyle olan 'görece' yakınlığı ve uzaklığı göz ardı edilemez; ama bu, bu yaklaşımın içerisindeki bir ayrıntıdır; yaklaşımın bu çerçevede olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz)
Söylemde bunun aksini söyleyenler/söylemeye devam edecekler açısından da (hadi bazı “nev-i şahsına münhasır” olan “eksantrik”leri pas geçelim), gerçek böyledir...
Böyle olmasa, içinde yaşanılan 31 Mart Yerel Seçim sürecinde, kendisini sol'da görenlerce dillerine en çok pelesenk edilen; ne yapacağı merak konusu olan; attığı her adım tartışılan; kurduğu ilişkiler veya reddettiği öneriler ile en çok gündem konusu yapılan; bir biçimde ittifak teklifinde bulunulan... dahası, etkinliklerde kapısı çalınan; dirsek teması kurulmaya çalışılan; sol'dan ayrılanların (bazı istisnalar dışında) ilk uğrak yeri (oraya geçtiklerinde bile hala sol'da olduğunun söylenmesi 'cabası') CHP olur muydu? (Daha da ayrıntılı yazmaya gerek var mı?)
27.02.2019/Datça/Mehmet Erdal”
“SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(6)
Epey bir zaman öncesi katılan ve kendini konumlandıran sol, sosyalist, devrimci vb. kişilere, çevrelere, gruplara ve partilere ek olarak, 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri hemen öncesi dönemde de kendisini aynı ya da benzer şekilde tanımlayan bazı kişi, çevre, grup ve partiler de kendilerince savundukları nedenlerle HDP'ye katılmış ve kendilerini HDP içinde yeniden konumlandırmışlardı.
***
İşte pek çok sol, sosyalist ve devrimci kişilerin, çevrelerin, grupların ve hatta partilerin farklı zamanlarda içinde yer aldığı HDP, 2018 yılı Ekim ayında, “Cumhur İttifakı” bileşenleri olan AKP ile MHP arasında “ipler koptu kopacak”, “Cumhur ittifakı dağıldı dağılacak” denildiği bir anda, ittifakın ortağı olan ve “iktidar” konumunda bulunan AKP'ye, Eş Genel Başkanlarından Sezai Temelli'nin ağzından “Muhatabı başka yerde arama...Gel masaya oturalım” (23 Ekim 2018, Sol Portal/ Cumhuriyet. Mobil) yollu bir çağrıda bulunmuştu.
Ülkemiz politik atmosferinin 31 mart 2019 Yerel Seçimine endekslenmeye başladığı bir zaman diliminde AKP ile MHP'nin karşılıklı olarak çektikleri restler sırasında HDP'nin AKP'ye yaptığı bu çağrı karşılık bulmamış; AKP ile MHP yeniden yeni bir dengede buluşarak “Cumhur İttifakı” şemsiyesi altında yerel seçime katılma kararı almış; akabinde, HDP yüzünü (sol'a değil) CHP'ye dönmüş; “örtük” olarak, (o günlerde flu olan) bir “ittifak” yapmanın zeminini araştırmaya koyulmuş; ilerleyen süreçte, CHP, HDP'nin bu “örtük” çağrılarını duymamazlıktan gelip, İYİ PARTİ ve SAADET PARTİ ile yeniden “Millet İttifakı”nı oluşturma çalışmalarında ısrar edince (SAADET yanaşmamış ve ittifak CHP ile İYİ PARTİ arasında gerçekleşmiştir), HDP, bu kez, 31 Mart Yerel Seçimine yönelik tavrını netleştirdiği için olsa gerekir, CHP'ye, açıktan, kendi ifadeleriyle “ülkenin batısında ittifak” çağrısı yapmaya başlamış.....ve ısrarcı da olmuştu.
***
Soyutlama düzeyinde çok kısaca özetlenen bu süreçte, HDP'nin izlediği bu “ittifaklar” ve 31 Mart Yerel Seçim çizgisi üzerine, bu yazı çerçevesinde, neler söylenebilir?
***
*İçinde yer alan sol, sosyalist ve devrimci kişiler, çevreler, gruplar ve partiler nedeniyle de “sol”da olduğu varsayılması gereken (ki bu yazıda baştan beri öyle kabul edilmiştir) HDP'nin, hele hele 31 Mart Yerel Seçim sürecinin hemen başlarında, AKP'ye “Gel masaya oturalım” çağrısı yapması sorunludur.
*'Cumhur İttifakı' ve “Millet İttifakı” bileşenleri gibi, HDP'nin de, 31 Mart Yerel Seçimini, var olduğu “yerel seçim” düzleminde değil, “genel seçim” düzleminde ele alması ve o düzlemde bir çizgi izlemesi sorunludur.
*HDP'nin CHP'ye “ittifak” çağrısı yapması doğru ama bu çağrıyı (bir yönüyle yukarıdaki yaklaşımı çerçevesinde, ülkeyi iki farklı kesimde ele alarak), kendi ifadeleriyle, yalnızca “ülkenin batısı” ile sınırlaması yanlıştı. (Keza “örtük” olarak çağrılar yaptığı ilk başlarda izlediği yollar ve yöntemler de sorunluydu)
*HDP'nin, yüzünü CHP'ye dönerken, kendi dışındaki sol, sosyalist ve devrimci kişileri, çevreleri, grupları ve partileri pas geçmesi veya CHP'ye yapılan “örtük” ya da “aleni” çağrının içinde bir unsur olarak değerlendiriyor algısına yol açması yanlıştı. ( HDP'nin CHP'ye yaptığı bu çağrıları, HDP içinde konumlanan sol, sosyalist ve devrimci kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin nasıl değerlendirdikleri; onların Hopa, Şavşat, Beyoğlu...çerçevesindeki gelişmelere yaklaşımlarını test etme açısından ayrıca önemlidir; haliyle öğrenmeye değerdir.)
*HDP'nin yaptığı “ittifak” çağrılarının, bu çağrıların yapıldığı zeminin “yerel seçim” olması nedeniyle, her yerelin kendi özgülünde ittifak ortaklarıyla belirlenecek somut bir program etrafında sağlanması yerine, belediye başkan adaylarının ve meclis üyelerinin paylaşılması (tıpkı “Cumhur” ve “Millet İttifakı” bileşenlerinin yaptığı gibi) çerçevesinde düşünülmüş bir ittifak algısı (bazı istisnai yerler dışında, sahadaki emareler bu doğrultudadır) yaratılması yanlıştı.
***
HDP'nin, bu yerel seçim sürecinde de gözlemlenen bu tartışmalı politik çizgisinin, asıl olarak, iki nedenden kaynaklandığı söylenebilir:
1- HDP, farklı zamanlarda içine katılan sol, sosyalist ve devrimci kişiler, çevreler, gruplar ve partiler nedeniyle olsa gerek, kendisini “solun odağı” olarak görüyor ve böyle bir perspektifle hareket ediyor; çevresine bu perspektifle bakıyor, böyle bir algı oluşturmaya çalışıyor ve dışındakilerden de bu algı çerçevesinde bir tepki bekliyor.
Bir başka deyişle HDP ve HDP'liler, dışlarında var olan sol, sosyalist ve devrimci kişileri, çevreleri, grupları ve partileri aynı düzlemde yürüyen “eşitler” olarak görmüyor; dahası, “eşit” olarak görmediklerinden, bu yaklaşımı kabul etme temelinde kendileriyle ilişki kurmalarını bekliyor. (Akla ziyan bir yaklaşım ama, bu konuda, bu yerel seçim sath-ı maili'nde, Datça'dan Dersim'e kadar yaşananlar çerçevesinde, sayısız kanıtlar göstermek mümkündür.)
2- Kendisini, hem böyle “solun odağı” olarak gören hem de Ortadoğu'da yaşanan çatışmalar ekseninde var olan ve/veya olasılık dahilinde bulunan gelişmeler çerçevesinde konumlandırmaya çalışan HDP, bu ülkede olup biten her şeye bu noktadan bakıyor; haliyle hiç olmayacak bir anda AKP'ye “Gel masaya oturalım” diyebiliyor, arkasından, AKP'ye yaptığı bu çağrının nasıl algılanmış ve ne tür tepkilere yol açmış olabileceğini hiç sorgulamadan veya hiç önemsemeden, CHP'ye, bir biçimde “ittifak” çağrısı yapabiliyor; yani HDP, “sol” bir çizgi ile “ulusal” bir çizgi arasında kararsız, iki arada bir derede, gidip-geliyor; dışarıdan bakan birisinin kolayca göremeyeceği nedenlerle olsa gerek, hangi yönü ağır basarsa, dümeni o yöne çeviriyor; son dönemde ise ağırlıkla ikinci çizgi öne çıkmış olarak hareket ettiği gözleniyor.
(Kendisini böyle konumlandıran HDP'nin, önümüzdeki dönemde Ortadoğu'da gözlemlenebilecek gelişmeler çerçevesinde nasıl bir evrilme geçirebileceği ve haliyle, HDP içerisinde yer alan sol, sosyalist, devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin de bu evrilme karşısında nasıl bir tepki gösterebilecekleri dikkatle izlenmeye değer gelişmeler olacaktır.)
***
31 Mart akşamı Yerel Seçim sonuçları ne olursa olsun, HDP'nin veya HDP içinde yer alan sol, sosyalist, devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin bu belirsiz, sorunlu ve ikircikli olduğu söylenebilecek çizgiyi, sorgulaması kaçınılmazdır. (Bu ise, bir yönüyle SOL-HDP ilişkilerinin, günlük politik gelişmeler çerçevesinde sorgulanması demektir.)
Şimdilik bu kadar!...
01.03.2019/Datça/Mehmet Erdal”
“SOL-HDP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(1)
Bundan önce 6 bölümde ele aldığımız (6. Bölüm, bir anlamda bu SOL-HDP ilişkilerine “giriş” kabul edilebilir) SOL-CHP ilişkileri gibi SOL-HDP ilişkileri de kendisini sol'da tanımlayan kişiler, çevreler, gruplar ve partiler açısından sorgulanması ve tartışılması gereken ilişkilerdir; sol'un, günlük politik yaşamda, kendi yolunu çok net bir şekilde tanımlanabilir ve görünebilir hale getirebilmesi için, bu, ertelenemez görevlerden birisi olarak anlaşılmalı, kabul edilmeli ve gereği yerine getirilmelidir.
***
“SOL” denilince, yine, kendisini sol'da tanımlayan kişileri, çevreleri, grupları ve partileri; “HDP” denilince de, bu “SOL” tanımlaması içerisinde gördüğümüz kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin bazılarının farklı zamanlarda ve kendilerince dile getirilen nedenlerle içerisine katıldığı bugünkü, bildiğimiz HDP'yi anlıyor ve kastediyoruz.
***
Haydi başlayalım!
***
ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş'ın CHP' den gelen ve doğrudan kendisine yapılan “Gel, Beyoğlu Belediye Başkan adayımız ol” teklifini (belli şartlarda) kabul etmesi sonrasında gelişen tartışmalar çerçevesinde söylediği “Bu, sosyalistler ile sosyal demokratların ittifakıdır” yollu açıklamasına atıfta bulunarak, HDP'ye, ilk başlarda “örtük” ve bilahare aleni olarak “ittifak” çağrısı yaptıkları CHP'yi nasıl gördüklerini ve bu “ittifak” çağrısını nasıl açıkladıklarını; keza HDP ve ÖDP dışında kalan sol kesimlere de bugünkü CHP'yi (öyle ya, CHP eksenli tartışmalarda bolca yazdıklarına göre) nasıl değerlendirdiklerini sormuştuk. (SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI-1/18.02.2019)
***
Sorulara muhatap olanlarının bu sorulara yanıt verip vermeyeceklerini, verirler ise yanıtlarının neler olacağını beklerken, bir yandan da Hopa, Şavşat ve Beyoğlu'nda ÖDP-CHP ilişkileri ekseninde yaşananlar çerçevesinde, o güne kadar CHP'ye ve Alper Taş'a/ÖDP'ye/Haziran'a “bol keseden atarak” farklı nitelendirmelerde bulunan (önemli bir kısmı HDP içerisinde konumlanan) bu kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin bu nitelendirmelerini (faşist CHP, Kontrgerillanın partisi CHP, AKP'den daha tehlikeli CHP vb.), bu nitelendirmeleri ile kendi günlük politik, sosyal vb. yaşamları arasındaki ilişkileri (söylem ile günlük pratik arasındaki tutarsızlığı), HDP ile HDP dışı (örn: ÖDP) sol kesimlerin aynı içerikteki ilişkilerini ve girişimlerini değerlendirmelerindeki “çifte standart”ı vb... (20/22/25.02.2019 tarihli 2-3-4 bölümler), somut hiç bir isim vermeden (okuyucu, çevresinde, bunları kolayca tesbit edebilir), yaklaşım olarak ele almış, tartışmış, sorgulamış ve 5. Bölümde şu hükme varmıştık: ''...söylemde kim ne derse desin, gerçek hayatta, CHP, sol'un içinde değil, tamam, ama sol'a çok uzak da görülmemektedir....Söylemde bunun aksini söyleyenler/söylemeye devam edecekler açısından da (hadi bazı 'nev-i şahsına münhasır' olan 'eksantrik'leri pas geçelim), gerçek böyledir...''. (27.02.2019)
Bir başka deyişle, biz, bu yaşanılan ve halihazırda içerisinde bulunulan 31 Mart Yerel Seçim süreci içindeki gelişmeler çerçevesinde CHP'ye veryansın eden (ve çoğu zaman yazdığı kelimelerin sözlük anlamlarını dahi bilip bilmediklerinden şüphe duyduğumuz) bu sol nitelikli kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin (istisnai durumdaki bir-iki “eksantrik” kişi hariç) CHP-ÖDP/Alper Taş (Hopa, Şavşat, Beyoğlu) ilişkileri eksenindeki gelişmeler çerçevesinde CHP'ye yönelik nitelendirmelerinin “afaki” olduğunu; onların CHP'ye yönelik gerçek duruşlarını yansıtmadığını, onların “üzüm yemek yerine (CHP'yi değerlendirmek yerine) bağcıyı (ÖDP/Alper Taş/Haziran'ı) dövmeye çalıştıklarını”, CHP nitelendirmelerinin bu çerçevede yapıldığını...bir biçimde ifade etmeye ve ortaya koymaya çalıştık. (Bknz: İlgili tartışma notları 1-2-3-4-5 ve 6)
***
HDP'ye ve HDP-ÖDP dışı kalan sol kişilere, çevrelere, gruplara ve partilere sorduğumuz “Bugünkü CHP'yi nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunun yanıtını alamadan (veya biz göremedik), 03/04 Mart 2019 tarihlerinde farklı İnternet sitelerinde ve yerel/ulusal basın organlarında HDP'nin bir açıklaması yayımlandı:
Bu açıklamaya göre, HDP, seçim sürecinin geldiği aşamadaki durumu ve farklı yerlerde ortaya çıkan dengeleri değerlendirmiş ve kendi ifadeleriyle, 31 Mart Yerel Seçimine yönelik oldukça stratejik kararlar alınmış; Bu karara göre, bazı illerin bazı ilçelerinde HDP Belediye Başkan Adayları geri çekilmiş.
Peki kimin lehine çekilmiş?
Bunun yanıtı yok.
Ama kimlerin aleyhine olduğu ifade edilmiş; AKP ve MHP.
Geriye kim kalıyor?
CHP, İYİ PARTİ, SAADET, DSP, DP...
30.01.2019 tarihinde İYİ PARTİ lideri Meral Akşener'in IĞDIR ve AHLAT'ta seçimi HDP adayının kazanmaması için AKP'ye ve MHP'ye “aranızda anlaşın, tek aday çıkarın; biz aday göstermeyeceğiz” yollu çağrısından sonra HDP'nin İYİ PARTİ'nin aday çıkardığı (CHP'nin çıkarmadığı) yerlerde aday çıkarma kararı aldığı (Bknz: 07.02.2019 Sputnik) düşünülürse, İYİ PARTİ de dışlanmış kabul edilmeli, diyebiliriz.
Geriye CHP, DSP, DP ve SAADET kalıyor (Gerçi VP, BBP..de var ama o kadar da değil).
Ulusal basın yazmadı ama yerel Çağdaş Marmaris gazetesinin (doğrulatılan) haberine göre; Muğla HDP İl Başkanı, Muğla özelini kastederek “...CHP'ye bir desteğimiz yoktur. Herhangi bir yönlendirmemiz yoktur. Biz Muğla'da var olan politik dengeleri gözeterek bu şekilde bir karar aldık. Eminim seçmenimiz de kendi yüreğinde stratejik oyunu kullanacaktır. Bizim seçmene 'şuna oy verin, buna oy verin' şeklinde bir telkinimiz yok.” (06.03.2019/Çağdaş Marmaris) vurgusu yapan bir açıklama yaptı; başka hiç bir partinin adını saymadı.
***
Biz, aksi kanıtlanıncaya kadar, kişilerin beyanlarına inanır ve onun beyanları çerçevesinde değerlendirme yaparız: Bu çerçevede HDP'nin açıklamasına, HDP Muğla İl Başkanı'nın beyanına va sahadaki gelişmelere göre, HDP'nin, 03/04 Mart 2019 tarihi itibariyle seçmene “AKP, MHP ve İYİ PARTİ'ye oy vermeyin; diğerlerinden kime verirseniz verin” dediği söylenebilir. (Haliyle, HDP'nin adaylarını geri çektiği-hatta başkan adayı çıkarmadığı- her yerde somut duruma bakılarak, kimin lehine adayları geri çekildiği de kolayca görülebilir)
Bir başka deyişle, HDP'nin, (hiç bir değerlendirme ve nitelendirme yapmadan) CHP, DSP, DP ve SAADET Partisini kendisine, kendi bildiği nedenlerle AKP, MHP ve İYİ PARTİ'den daha “yakın” bulduğu, en azından “eşit” konumda değerlendirmediği ve haliyle (bir yerde değil, bir çok yerde) onların lehine kendi adaylarını geri çekebilecek kadar “önemsediği” ortaya çıkar.
***
Şimdi, CHP'ye “Faşist CHP”den... “AKP'den daha tehlikeli CHP”ye kadar akla ziyan bir sürü nitelendirmelerde bulunan, Muş'ta yerel düzeyde yaşanan gelişmelerden sonra ise “CHP Faşist Blok'un bir parçasıdır” diyen ve doğal olarak (bu mantığın devamı anlamında), özellikle Beyoğlu CHP Belediye Başkanlığı adaylığını kabul etti diye, ÖDP'yi “Faşist bir kesime karşı diğer kesimle ittifak yapmakla" suçlayan kah HDP içindeki kah dışındaki sol kişilere, çevrelere, gruplara ve partilere şunları sorabiliriz:
*HDP'nin baştan beri ısrarla “ittifak” çağrısı yaptığı ve uğruna bazı yerlerde adaylarını geri çektiği partilerden birisi olan CHP başka bir CHP değil ise CHP'ye ve haliyle ÖDP'ye yönelik nitelendirmelerinizi geri çekip özür mü dileyeceksiniz? Yoksa, şimdi kendi bildiğiniz nedenlerle HDP yönetimine (Faşist... CHP'ye 'ittifak' çağrısı yaptığı; bırakın ÖDP gibi sadece bir yerde ittifak yapmayı, bir çok yerde CHP ve diğerleri lehine adaylarını bile geri çektiği için) söyleyemediklerinizi, vakti zamanı gelince söyleyecek misiniz veya söyleyemeyip, yutacak mısınız? (Elbette, 'tutarlı olmak' gibi bir derdiniz varsa.)
*Nesnel olarak, HDP'nin HDP dışı sol kesimler (örn:ÖDP/Hazirancıların) ve CHP ile arasının daha da açılması sonucu doğuran bu tür iç tutarlılıktan yoksun, çifte standart'a dayanan ve çoğunlukla afaki olduğu söylenebilecek söylemlerle nereye varmayı düşünüyorsunuz?
*Biz, bu 31 Mart Yerel Seçim sürecinde HDP'yi değerlendirirken, HDP adına yapılan (CHP'ye yapılan “ittifak” çağrılarında; Meral Danış Beştaş'ın, Alper Taş'ın Beyoğlu adaylığını destekleme açıklamasında; HDP'nin son olarak açıkladığı bazı yerlerde adayları geriye çekme kararında...) resmi açıklamaları mı yoksa “bunlar günün icabı söylenmiş sözlerdir” deyip, sizlerin söylediklerinizi mi esas alacağız?
Hele bir yanıtlayın, bilelim!
07.03.2019/Datça/Mehmet Erdal”
“SOL-HDP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(2)
Önceleri ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi ve şimdi CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı olan Alper Taş, Mart ayının ilk günlerinde İnternette sol, sosyalist, devrimci olarak tanınan bazı kişilerce bir kez daha dillerine pelesenk edildi ve haliyle, bu biçimde, onun ismi ve temsilcilerinden olduğu çizgi de tartışma konusu haline getirildi.
***
Bir biçimde tanıdığımız bu kişiler, görenlerin de tanık olduğu üzere, İnternet ortamında ve haliyle kendi sayfalarında, Alper Taş ile ilgili iki fotoğraf paylaştılar; bu fotoğraflarda, Alper Taş, Beyoğlu'nda yürüttüğü yerel seçim çalışmaları kapsamında gittiği anlaşılan İP (İYİ PARTİ)'nin Beyoğlu seçim bürosunda (02.03.2019), Meral Akşener'in fotoğrafı önünde, seçim bürosunda bulunan kişilere konuşuyor ve bir diğerinde de, fotoğrafı paylaşanların ifadesiyle, bir “Asena” ile (duvarda bir Osmanlı Tuğrasının asılı olduğu görülüyor) fotoğraf çektiriyordu.
Fotoğrafı paylaşanlar, bir fotoğrafa “Eksen iyice kaymış”; diğerine, “Asena” ile çektirdiği fotoğrafa da “Alper kendini aştı. Kim tutar seni Osmanlı evladı” notunu düşmüşler. (Bu paylaşımı yapanlara göre, “Ekseni iyice kayan” ve “Osmanlı evladı” olarak nitelenen, kolayca anlaşılacağı üzere, Alper Taş oluyor.)
***
Şimdi, nereden başlayalım?
***
Önce şunu belirtelim; mümkünatı yok, biz bu üslup sahipleriyle, üslup konusunda, asla aşık atamayız; çünkü, biz, bu kimliğe sahip olduğumuz sürece, hayatta, bu kişilerin “seviyesine” çıkamayız(!). Hiç uğraşmayalım ve bu üslup konusunu pas geçelim!..
***
Artık herkesçe bilindiği üzere, Alper Taş'a CHP Beyoğlu Belediye Başkan Adaylığı teklif edildiğinde; “Millet İttifakı”nı oluşturan iki bileşenden CHP ve İP, İstanbul'un hangi ilçesinde hangisinin aday çıkaracağı ve çıkarmayacağı, bir ilçede aday çıkarmayanın o ilçede aday çıkaranı desteklemesi gerektiği vb. konularında kendi aralarında anlaşmışlardı.
Alper Taş (ve arkadaşları), muhtemelen, bu koşullarda bu yapılan teklifi kabul etmesi halinde nelerin kazanılabileceğini ve/veya nelerin kaybedilebileceğini sorgulamış, tartışmış ve olası riskleri göze alarak, kararını vermiştir; teklifi kabul etmiştir. (Biz bu noktaya “Bir kez daha 'ön seçim' önerisi üzerine-2” de, bir biçimde değinmiştik/04.02.2019)
***
Alper Taş'ın, baştan, teklifi kabul ettiği anda aksi doğrultuda ileri sürdüğü ve kabul ettirdiği bir şartı yoksa, CHP'ye, haliyle bir anlamda CHP adına Beyoğlu Belediye Başkan adayı olan kendisine destek vermeyi taahhüt etmiş durumundaki İP'yi bir biçimde ziyaret etmemesi mümkün mü? Bırakın bu “nezaket” gerekçesini, bir seçime, hele hele bir yerel seçime katılan birisinin/birilerinin, eğer o seçimi almak istiyorsa (yani “laf olsun” diye seçime katılmamışsa), yalnızca, kendisine oy verecek doğal ve potansiyel seçmenlerle yetinmesi; farklı nedenlerle kendisine farklı mesafelerde duran veya karşı çıkan, hatta karşısındaki kişilere yakın olan ve onlara destek vermesi olası seçmenlere bir biçimde ulaşmaya ve onları kazanmaya çalışmaması düşünülebilir mi?
***
Bırakın Beyoğlu gibi bir yerde yerel seçime katılan Alper Taş'ı, 31 Mart Yerel Seçimine katılmayan ve bir avuç kadın ve erkekten oluşan Birleşik Haziran Hareketi/Datça bile; yazılı hale getirdiği “Adayları ön seçim ile belirleyin” çağrısını 03.11.2018 günü MHP, AKP, VP, İP, CHP ve HDP İlçe Örgütleri'ne; bilahare, ileriki tarihlerde (Şubat 2019) “Datça'da Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?” broşürünü HDP İlçe Örgütü'ne, CHP ve MHP seçim bürolarına bir biçimde ulaştırmış; farklı yerlerde, doğrudan ilişkilerle, farklı kişilere vermiş ve her görüşten kadın ve erkekle Datça'ya ilişkin görüşlerini tartışmış ve tartışmaya devam etmektedir.
Seçim çalışmasının, hele hele bir yerel çalışmasının mantığı, bunu gerektirmektedir.
Yani bir şeyi, hakkını vererek ya tam yaparsın ya da 'yapar gibi' gözükmezsin; seçim çalışması, bu çerçevedeki bir çalışmadır.
Bir başka deyişle, örn: siyasi, toplumsal vb. herhangi bir iddiası olan, yaşadığı yerde, bir yerel seçim öncesi dönemde, bir önceki yerel seçim ve genel seçim sonuçlarına bakarak “Tamam, burada şu kadar oy potansiyelimiz var; bu, belediye başkanını almamıza yetmez ama şu kadar belediye meclisi üyeliği çıkarmamıza yeter; gidelim veya bir biçimde haber gönderelim; filan partiden o kadar belediye meclis üyeliği isteyelim; verdi verdi, vermedi belediye meclis üyelik seçimine katılalım; garanti, o kadar veya bu sayıya yakın meclis üyesi çıkarırız” diye düşünerek hareket edemez; eğer ederse, bu bir yerel seçim çalışması olmaz; başka bir şey olur...
***
İşte Alper Taş, kurallarının neler olduğunu bildiği veya kurallarında baştan anlaştığı Beyoğlu Belediye Başkanlık Seçimi çalışmaları çerçevesinde İP seçim bürosuna giderken (ki, çok açık yazalım, gitmemesi ciddi bir hata olurdu; onun ciddiyetini, seçimi alacağına dair kararlılığını ve inancını sorgulatırdı; keza, arkadaşlarının ona olan güvenini sarsardı...) “Aman gören olur, resmimizi filan çekerler; tedbirli olalım; dikkat edelim; laf olur...” gibi saçmalıkları aklına bile getiremez; İP seçim bürosuna varınca da “Aman aramızda kalsın, dedikodu ederler, yıpranırım vb...” diyemez; görüşmenin kapalı kapılar arkasında olmasını isteyemez, dahası dayatamazdı.
Bir başka deyişle, Alper Taş (ve yanındaki arkadaşları), açıkça yapılan bir ziyaretin doğal akışı içerisinde (İP Beyoğlu seçim bürosunda) muhtemelen gündeme gelebilecek bir fotoğraf çektirme olayını ve eğer böyle bir şey olursa, bu fotoğrafı/fotoğrafları çekenlerin, kendisiyle fotoğraf çektirenlerin veya bir gün bir biçimde bu fotoğrafları ele geçirenlerin bu fotoğrafları kendi aleyhine/aleyhlerine kullanabileceklerini düşünerek hareket edemez; ziyaret ettikleri kişilerden gelebilecek fotoğraf çektirme taleplerine “Hayır, çektirmeyiz.” diyemez, onların önünde komik bir duruma düşemezdi...
Çünkü politika açık yapılmak ve bu çerçevede yapılan bir şey de her yerde ve herkesin önünde açıkça savunulmak zorundadır; ya da o, açıkça savunulamayacak bir şey ise, asla yapılmamalıdır...
Bu kadar net!
***
Alper Taş ve arkadaşları (keza Maçoğlu ve arkadaşları), bu konuda, bu 31 Mart Yerel Seçim sürecinde yapılan seçim çalışmalarında, “kendi tutarlılıkları” açısından, Türkiye solunun yüz akı konumunda olan kişileri arasındadırlar; bu nedenle, bırakın onları “tu kaka” etmeyi, onların bu hakkını teslim etmekten, bunu yüksek sesle söylemekten ve itiraf etmekten kaçınmamalıyız.
***
Ama, sonrası süreçte, yani çok geçmeden, bir-iki gün sonrasında gelişmelerin nasıl olduğunu biliyorsunuz; o seçim bürosunda çekilen fotoğraflar veya bazıları, o fotoğrafları çekenler veya çektirenler tarafından veya o fotoğrafları çekenlerin/çektirenlerin bilgisi ve rızası hilafına bazılarınca bir biçimde elde edilerek bir yerlere ulaştırıldı; o birileri de bunları, jet hızıyla “haber” yaptı; bazı sol, sosyalist ve devrimci kişiler ise, bunları, başka bazıları gibi “haber” (!) olarak değerlendirdi ve aralarında (kamuoyuna yönelik olarak, yukarıda yazdığımız notları ekleyerek) paylaşmaya başladı...(Bu, okuduğunuz SOL-HDP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI başlıklı yazı, tam da bu fotoğrafların bu biçimde paylaşıldığının görülmesi ve paylaşanların farklı kişilerce defalarca uyarılmalarına rağmen ısrarla yayınlanmaya devam etmeleri, dahası bunun da ötesine geçtiklerine tanık olunması sonrasında, 1. ve bu 2. bölümde okuduğunuz biçimde kaleme alınarak, öne çekildi.)
Bu kadar!
(Not-1: Bu yazıyı İnternetten okuduğunuza göre, Google girin; “Alper Taş ve İyi Parti” yazın, çıkan haberleri tıklayın; daha ilginci, oradaki ,en altta olan “ekşi sözlük” üzerine de tıklayın, çıkan sayfanın altındaki “link ilgili haber” yazılı yeri tıklayın; ne görüyorsunuz? “Alper Taş'tan ilginç ziyaret”, okuyun; işte bu fotoğrafların kaynağı...Fotoğrafları “haber” yapan veya “haber” yapanlardan birisi olan “etha-Etkin Haber” (?) Ajansı bu fotoğrafları (x)'in Twitter hesabından almış (yazılanlardan o anlaşılıyor); bakın bakalım, kimler bu fotoğrafları “haber” kabul edip, Alper Taş'ın aleyhine kullanmış; SABAH, TAKVİM, A HABER, YENİ AKİT ve bir de bu yazıda atıfta bulunduğumuz sol, sosyalist ve devrimci bazı kişiler...
Ne diyebiliriz?
Yazık!
Not-2: Bu içerikteki yazılarda, asla, ilk yazan olmadık; yalnızca, ilk yazanın, yazdığına nasıl olsa yanıt veren olmayacağını düşünerek, “fütursuzca” yazmaya devam etmesinin doğru olmayacağını göstermeye çalıştık; başka bir şey değil...
Not-3: Görülen lüzum üzerine, SOL-HDP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI başlığı altındaki yazılarımıza şimdilik ara verdik.)
09.03.2019/Datça/Mehmet Erdal”

