17 Şubat 2024 Cumartesi

2024.02.17.CHP DATÇA SEÇİM BÜROSUNU AÇTI

  Hiç yorum yok

 


CHP, DATÇA SEÇİM BÜROSUNU AÇTI

CHP Datça Belediye Başkan Adayı Aytaç Kurt 31 Mart günü yapılacak olan yerel seçim bürosunun açılışında yaptığı konuşmada “Yeni bir mücadele anlayışı ve yeni bir toplum dönüştürme projesi için mücadeleyi bugün başlatıyoruz” dedi.

Badem Festivali'nin 2.günü olan dün saat 11.30'da yapılan seçim bürosunun açılışında ilçe başkanı Sezai Öz, CHP Muğla İl Başkanı Zekican Balcı, CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan, Datça Belediye Başkanı Abdullah Gürsel Uçar, CHP Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras ve CHP Datça Belediye Başkan Adayı Aytaç Kurt birer konuşma yaptılar.

Davet üzerine saat 11.10 gibi vardığım seçim bürosunun önünde ilk Aytaç Kurt'u gördüm. “Bugün belediye meclis üyesi adaylarını açıklayacak mısınız?” dedim; “Hayır. Bu konu neden bu kadar merak ediliyor? Önceden belediye başkan adayının kim olacağı merak ediliyordu, şimdi de belediye meclis üyesi adaylarının kim olacağı.” dedi. CHP Belediye Başkan Aday Adaylarından Cahit Yaka'ya “Belediye meclis üyeliği için adınız konuşuluyor, doğru mu?” diye sordum. Kendisiyle ilgili iradesi dışında bazı konuşmaların olduğunu ama kendisinin böyle bir talebi olmadığını söyledi.

Seçim bürosu Badem Çiçeği Festivali nedeniyle cadde boyunca sağlı sollu kurulan stantlara çok yakındı. Bunun yanı sıra açılışa CHP Muğla İl ve ve bazı İlçe Örgütlerinden yöneticiler, bazı belediye başkan adayları, önceki ya da şimdiki bazı milletvekilleri de oldukça kalabalık bir şekilde gelip katılmışlardı. Açılışa katılan Datçalıların sayısı hakkında bazı tanıdık izleyicilerin fikrini almak istedim. “Sanki MHP Belediye Başkan Adayı Feyzullah Gülada'nın seçim bürosu açılışına gelenler daha kalabalıktı”, “25 yıl CHP'nin yönettiği bir yerde bu kalabalık çok az.”, “Gelenler hep tanıdık yüzler, yeni bir yüz yok.”... türü açıklama yapanlar oldu. Bu durum sokaklarda özellikle yerel seçimlerde öteden beri CHP'nin belediye başkan adayına oy veren kesimde çok yaygın olarak gözlemlenen “Bu kez sandığa gitmeyeceğim”... yaklaşımının, işi oluruna bırakmanın, umutsuzluğun... bir yansıması mıdır? Bunu şimdilik bilemiyoruz.

İzleyiciler arasında karşılaştığım CHP'li üç muhtardan ikisinin yeniden muhtar adayı olmadıklarını öğrendim. “Kararsız seçmen sayısı bu kez çok görünüyor. 31 Mart günü seçimin sonucunun ne olabilir?” yollu sorularıma verdikleri yanıtlar “CHP alır. Sorun olmaz” ya da “Ben hep söylüyorum. Datçalı son anda fikrini değiştirir, sandığa gider ve CHP'ye oy verir” oldu. Başka bazı tanıdıklardan “Bıçak sırtı”, “%50-50”, “Belediye meclis üyesi adaylarını da görelim hele”... diyenler oldu.

Özellikle ön kısımda yer alan gençlerin sık sık, diğer izleyicilerin de bazen alkışladıkları konuşmalar sırasında şu an Datça Belediye Başkanı olan Abdullah Gürsel Uçar bir nevi veda konuşması yaptı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras Muğla'nın Büyükşehir olmasının uygun olmadığını ama merkezi hükümetin farklı hesaplarla Muğla'yı da Büyükşehir statüsüne soktuğunu söyledi. Sesi kısık bir biçimde konuşan, bu nedenle söyledikleri çok fazla anlaşılmayan CHP Datça Belediye Başkan Adayı Aytaç Kurt CHP Datça İlçe Örgütü Başkanı olduğu süre içerisinde Datça özgülünde yaptıklarına değindikten sonra kendisinin kimlerden oy istemediğini söyledi ve “Yeni bir mücadele anlayışı ve yeni bir toplum dönüştürme projesi için mücadeleyi bugün başlatıyoruz” dedi.

Sabah yürüyüşü sırasında MHP Datça Belediye Başkan Adayı Feyzullah Gülada'nın afişlerini oldukça yaygın bir yerde direklere, duraklara... asılmış olarak görmüştüm. Afişlere bakınca Feyzullah beyin kendi kimliğini ve projelerini öne çıkarmaya, siyasi kimliğini ikinci planda tutmaya çalıştığı izlenimini edindim; Feyzullah beyin adaylığı kesinleştikten sonraki günlerde yaptığı ziyaretleri düşününce bu izlenimim pekişti ve bana kendi içinde tutarlı geldi. CHP Datça Belediye Başkan Adayı Aytaç Kurt'un izleyeceği çizginin ne olacağını ise afişlerini ve belediye meclis listesi üye adaylarını görünce öğrenebileceğiz.

17.02.2024/Datça/Mehmet Erdal

5 Ocak 2024 Cuma

2024.01.05.DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ? (5)

  Hiç yorum yok

 


DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ? (5)

31 Mart 2019 Yerel Seçiminden itibaren 02.02.2019 tarihinde yazıp yayınladığımız (birinci bölümde okuduğunuz) ve Datça'da ulaşabildiğimiz her yerde elden dağıttığımız "DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?" başlıklı broşürümüzde savunduğumuz bütün görüşlere sadık kaldık, o broşürde ne yazmışsak, ne önermişsek başarabildiğimiz ölçüde hayata geçirmeye çalıştık. En son olarak, belki de Türkiye'de bir ilk olarak Datça'nın mahallelerinde görev yapan bütün muhtarlarımıza mikrofonu tuttuk, onların gözünden o mahallelerin sorunlarını ve beklentilerini kaydettik, kamuoyu ile paylaştık. (Çokça ulaşma çabamıza karşın Hızırşah Muhtarına ulaşmayı başaramadık.)

Şimdi, geldiğimiz noktada, Datça'nın sorunlarını biliyoruz. Mevcut yerel yönetim modelinin eleştirel bir değerlendirmesini yapabiliyoruz. Datçalılara yabancılaşmayan bir yerel yönetim anlayışını çok somut olarak savunabiliyor ve bunun gerçekleşmesi için nelerin yapılması gerektiğini önerebiliyoruz.

Bugün yapılması gereken tek şey, sol, sosyalist, devrimci, demokrat kişi, çevre, platform, dernek, sendika ve partiler olarak bu doğrultuda bir adım ileri çıkmak, bir iddaa ortaya koymak ve "isteyen/bekleyen" konumundan kurtulmaktır. 

DATÇA'NIN MUHTARLARI KONUŞUYOR (*)


                                             CUMALI MUHTARI SEMİH ÇUKADAR


"Palamutbükü sahilindeki bir kafede karşılaştığımızda, Cumalı/Çeşmeköy Mahallesinin sorunları ile ilgili olarak kendisine mikrofonu tutacağımı ve anlatacaklarını yazacağımı söylemiş, o da “Olur. Ne zaman istersen” demişti.

Bir gün sonra aynı kafede buluştuk ve Cumalı Muhtarı Semih Çukadar'la konuştuk. Çukadar sorularımızı içtenlikle yanıtladı. 

Muhtarım, dün “Bir daha aday olmayacağım” demiştin. Nedenini sorduğumda da “Hiçbir şey yaptıramadık” demiştin. Neyi yaptıramadın? Kime ne yaptıramadın? Kimden ne istedin de yaptıramadın?

 DÜĞÜNLERİMİZİ YAPACAK BİR YERİMİZ OLMALI

“Yaptıramadığımız şey...” diyerek konuşmaya başladı. Onunla daha önce, köyün ortak mülkiyeti iken Büyükşehir Yasası ile Datça Belediyesine geçen “eski fırının” bir ara Belediye tarafından satışa çıkarılmak istenmesine karşı haberler yaptığımda tanışmış, bu tanışıklığı da bugüne kadar devam ettirmiştik. PTT'den emekli, köylüleri ve Betçe bölgesi onu Hakkı diye çağırıyor. Hakkı, aslında dedesinin adıymış. Babası, o adı vermemiş. Nüfusa Semih diye kaydettirmiş.

“Bizim 5 köyümüz var Betçe'de. Düğünlerimizi topraklı yerlerde yapıyoruz; Yazıköy, Cumalı, Çeşme, Yaka, Sındı hatta Mesudiye. Bütün bu köylerin kolayca ulaşabileceği bir yerde, Yasgam'da bir düğün salonu yapılmasını istedik...”

Yazıköy'ün bir düğün salonu olduğunu söylüyorum. Orası düğün yapmaya uygun değilmiş. Tavanı alçak olduğu için gürültülü ve yankı yapan bir yermiş. Düğün yapılmaya uygun olduğunu söylediği yerin neresi olduğunu soruyorum; Yaka ile Çeşmeköy arasında, şimdilerde çöplük olan futbol sahasının olduğu yermiş. Orasının her köye eşit uzaklıkta bir yer olduğunu düşünüyor. Her köy oraya kolayca ulaşabilirmiş. “Hem Ak Partiye, hem de Datça Belediyesine söyledik. Yaptıramadık...” diyor.

Mesudiye'ye çeyiz almaya giden araçların ve onlara eşlik eden çalgıcıların gürültüsü konuşmaları duyulmaz haline getirince söyleşiye birkaç saniye ara veriyoruz.

Aradan sonra düğün salonu üzerine konuşmaya devam ediyoruz. Bu düğün salonunun Muğla Valiliği Yatırım İzleme tarafından yapılabileceğini söylüyor. Bu konuda doğrudan muhatap Muğla Valiliği olmadığı için oraya bir başvuruları olmamış. “Bizim muhatabımız Datça Kaymakamlığıdır” diyor. Oraya bir dilekçe verip vermediklerini tam olarak anımsamıyor. Muhtarlar toplantısında filan şifahen dile getirdikleri olmuş. Hiçbir sonuç alamamışlar.

 İMAR PLANI ÇIKARILMALI

Konuşmasına devam ediyor, başka sorunlara değiniyor.

“Örneğin, babam 65 yaşında öldü. Bana bir ev yapamadı; yasak! Şimdi ben 62 yaşındayım. Ben de kızıma yapamıyorum; hala yasak! Bu bölgeye imar filan gelmiyor. Kaç yıl oldu, aynı sorun devam ediyor...”

Bu yılbaşından itibaren bazı mahallelerde “Geçici yapılaşma koşulları” çerçevesinde yapı yapmaya yeniden verilen izinden yararlanıp yararlanamadıklarını soruyorum. Karaköy gibi Cumalı'da da Devlet tarafından “imar planı” çalışması devam ettiğinden bu haktan yararlanamıyorlarmış. Ayrıca bu uygulama, uygulamanın izin verildiği Yaka, Mesudiye... gibi mahallelerde yola cephesi olan ve “köy yerleşim ve gelişim alanları” içindeki yerler için geçerliymiş, haliyle herkes bu haktan yararlanamıyormuş. “Biz imar planının çıkarılmasını bekliyoruz” diyor.

FOSEPTİKLER KOKMAYA BAŞLADI

“Örn: Palamutbükü’nde foseptikler kokmaya başladı.” Betçe'de bırakın arıtmayı, merkezi bir sistem olmadığından var olan konutların ve iş yerlerinin atık sularının foseptiklerde toplandığını ve bunun da ciddi bir sorun olduğunu biliyordum. (Hoş, Datça'nın merkezinde, örn: Çomarlık Mahallesinin Kızlan Ovasına bakan kısımlarında bile yapımına izin verilen yapıların tümü ruhsatlı olmasına karşın yıllardır benzeri bir alt yapı sorunu vardır ve bazı sokaklarda foseptiklerden taşan suları görmek mümkündür)

Muhtar, foseptiklerin MUSKİ'nin vidanjörleri tarafından belli bir bedel karşılığı boşaltıldığını ama bu konuda çok ciddi sorunlar yaşandığını söylüyor. “MUSKİ'nin elinde yeterli vidanjör yok. Bazı sokaklar çok dar olduğu için daha küçük vidanjör gerekiyor ama MUSKİ'de o boyda vidanjör yok. Geçenlerde Marmaris'ten küçük bir vidanjör istedik Çeşmeköy'e, vidanjörcü bizden bir geliş için 15. 000 TL istedi. Bizim Muğla Büyükşehir Belediyesinden istediğimiz şudur: Bu konuda ihaleye çıkılırken, ihaleye katılan firmalara şart koşulsun ki bizim yaşadığımız bu sorunu çözsünler. Örn: Vidanjör giremiyor mu, ihaleyi alan şirket dalgıç ile o foseptikleri boşaltacak ya da küçük vidanjörlere sahip olacak...

Pandemiden sonra sivrisinek ile mücadele kapsamında yeterli ilaçlama yapılamadığından şikayetler çok arttı. Belediyemiz bu konuda gerekeni yapmalı. Yaz sezonunda tatile gelen misafirlerimiz bu sivrisineklerden çok rahatsız olurlar.”

ESKİ OKULUMUZA TADİLAT YAPILMALI

“Biliyorsun, Çeşmeköy Meydanında bizim eski bir okulumuz var. O okulumuz Betçe yöresinin ilkokuludur; 1929 yılında yapımına başlanmış ve 1933 yılında yapımı tamamlanmış. Uzun yıllar, Betçe'deki herkes bu okulda okumuştur. Şimdilerde hangi köye gitsem, yaşlılar bu okulu ve neden bu halde olduğunu sorarlar. O yaşlıların bu okul ile ilgili anıları vardır. Bu okulun çok amaçlı kullanılabilmesine imkan verecek şekilde tadilat yapılmasını istiyoruz. Bu konuda Muğla Büyükşehir'e bile dilekçe verdim. Dediler ki, orasının tapusu bizde değil, Milli Eğitim'de. Biz orasının tadilat yapılarak, örn: gençlerin kullanımına açılmasını istiyoruz. Yaptıramadık. Hatta bir ara 9 yıllığına Selçuk Üniversitesine kiraya vermiştik. Üniversite, bildiğim kadarıyla, Knidos'ta kazı yapan gençlere verilecek dersler için burasını kullanacaktı. Bir defasında, bu okulda 2 yıllık bir bölüm de açabiliriz demişlerdi. İyi olur dedik. Ama ne olduysa oldu, zorluk çıkarmak için buraya bir müfettiş geldi. Çeşmeköy çok göç alıyor, burada 1'den 5. sınıfa kadar eğitim yapacağız diyerekten Selçuk Üniversitesine verilmesine hayır dendi. Biz de sözleşmeyi iptal etmek zorunda kaldık. Şimdi biz bekliyoruz... Eski Datça Mahallesinde Fikret Bey var; Milli Eğitim adına bu okul ile ilgili bir plan çizecekti. 1,5 yıl oldu. Ses soluk yok. Ne oldu? Neden böyle oldu? Ben de anlayamıyorum.”

 UMUTSUZ OLDUĞUM İÇİN ADAY OLMUYORUM

Yani muhtarım, anlattıklarından anladığım şu: Cumalı'nın/Çeşmeköy'ün ve Betçe'nin bazı sorunları var. Bu sorunları bir biçimde hem yerel hem de merkezi yönetime bağlı ilgili kurumlara iletiyorsunuz, çözüm bekliyorsunuz ama somut bir gelişme yok. Olumlu ya da olumsuz yanıt da yok. Sen bu durumdan dolayı umutsuz musun?

“O nedenle yeniden aday olmuyorum ya. İki dönemdir muhtarım. Benim için tamamdır. 2014 yılından beri 'Plan, Plan...' diyoruz, olmuyor. Tarıma mı takılıyor yoksa Anıtlar Kurulu'na mı takılıyor, bilmiyorum ama bildiğim bir yerlere takılıyor ve ilerleme olmuyor...”

Belediye Meclisinde Palamutbükü'nün imar planları ile ilgili yapılan konuşmalardan yola çıkarak düşüncemi belirtiyorum, “İsteseler, daha doğrusu Devlet istese bir ayda bitirirler bu 'imar planı' sorununu” diyor. “Devlet'in önünde hiçbir güç duramaz. Ondan sonra okul diyoruz, plan yapıp tadilat olsun diyoruz, olmuyor. Çizimi yapan Fikret Bey 'Anıtlar Kurulundan izin alamadım. Yeniden çizeceğim' diyor...”

 KADASTROL YOLLAR AÇILMALI

Cumalı'nın ana sorunları sanırım bu kadar diye düşünürken Muhtar bir başka konuya değinmeye başladı.

“Biliyorsundur, Cumalı'nın tarım alanlarının %30'u yabancılara (Datça dışından gelip yerleşen ya da yerleşmeyi düşünen kişilere) satıldı. Bu kişiler tapu devri yapıldıktan sonra aldıkları yerin sınırlarını taş duvarlar ile çeviriyor. Bu durumda ne oluyor? Yıllardır komşu tarla sahibi çiftçiler tarafından kullanılan yollar azalıyor. O satılan ve çevresi taş duvar ile çevrilen yerin arka taraflarında kalan tarlaların sahipleri tarlalarına gidip gelemiyor, ekim dikim yapamıyor. Yasal olarak kimseye 'taş duvar yapma' diyemeyiz. Belediyenin açılmayan ya da bu şekilde yok olan kadastral yolları açmaya devam etmesi ve açılamayan kadastral yollar nedeniyle mağdur olan çiftçilerimizin mağduriyetinin giderilmesi gerekiyor. Yol çok önemli. Yol medeniyet demek.”

 KAÇAK YAPILAŞMANIN NEDENİ...

Birkaç gündür bu bölgeyi dolaşıyorum; Marin üzerinden Bükceğiz'e, Belen'e, Cumalı'ya kadar gittim. Özellikle Çeşmeköy'de çok belirgin bir biçimde şöyle bir şeyle karşılaştım: Çok sayıda yapıda Belediye'nin çivilediği mühürlü tutanak var. Belli ki Belediye bu yapıları “kaçak” olduğu gerekçesiyle tutanak tutup mühürlemiş; kimisi inşaat halinde, kimisinin inşaatı bitmiş... Yani bu yapılara yapılırken mi müdahale yapılmıyor, yapılıyor da “laf olsun” diye mi yapılıyor? Bu konuda temel sorun “imar sorunu” mudur? Ne düşünüyorsun?

“ 'İmar' olmadığı için... Bir de vatandaşlar birbirlerini şikâyet ediyorlar. Genelde şikâyetler CİMER'e ediliyor. CİMER bu şikâyetleri Belediyeye bildiriyor. Belediye geliyor ve tutanak tutup o yapıyı mühürlüyor ve gidiyor. Benim duyuşum Datça'da 400 civarında yıkılacak yapı varmış. (Belediye Başkanı bir meclis toplantısında bu sayıyı 600 küsur olarak açıklamıştı) Bu konuda köklü çözüm imar planının çıkarılmasındadır. İmar planını çıkaracaksın ve bu plan dışına çıkılması yasaktır diyeceksin. Bu olmayınca, örn: deminde anlattım, 65 yaşında ölen babam bana bir ev yapamadı. Haliyle gereksinimi olan yapıyı yapamayınca vatandaş, mecburen 'kaçak' yapıyor. 'İmar planı' çıkmadıktan sonra bunun önünü almak çok zor. Kardeşim neyi bekliyorsunuz? Çözün bu sorunu!”

 BAŞIBOŞ KÖPEKLER İLE BAŞIMIZ DERTTE

“Başıboş köpekler diye bir sorunumuz da var. Bir bakıyorsun, bir vatandaş motordan düşmüş, nedeni bir köpeğin havlaması. Bir vatandaş geliyor, oğlaklarını köpekler yemiş. Kimisinin tavuklarını yemiş. Bu bölgede sahipsiz köpek çok. Sadece yazın tatile gelenlerin yaz sonu giderken bıraktıkları değil Datça'da yaşayan bazı vatandaşların getirip bıraktıkları köpekler de ortalıkta dolaşıyor. Belediye bu başıboş köpekleri toplayıp 'Köpek Bakım Barınağı'na götürmeli. Benim bildiğim tasmasız bütün köpekler toplanmalı. Ben gidip geldiğimde Marmaris'te köpek görmüyorum. Bu bölgede çok sayıda var. Ben bir vatandaşın 12 tane oğlağının köpekler tarafından yenildiğini biliyorum. Bu sorunu Kaymakamlığa, Belediyeye bildirdik...”

 SAHİLDE “HALK PLAJI” OLAN YERLER BELİRLENMELİ

“Palamutbükü'nün tek bir yolu var, görüyorsun. Bu yolda araç ve yaya trafiği yaz aylarında çok yoğun. Haliyle bu yolu yaya ve araç trafiğine açık tutmalı, bu trafiği engelleyecek işgallerden kaçınmalıyız.

Biliyorsundur, bu bölgenin sahillerinde MUÇEV yok. Uzun yıllardır sahillerde tek yetkili Belediye idi. Belediye, bu konuda bir hata yaptı ve kıyıları işletmelere kiraya verirken 'Halk Plajı' olabilecek yerleri önceden belirlemedi. Palamutbükü’nde halkın denize girebileceği yer kalmadı gibi...”

Datça'da da bu konu çok tartışılıyor, halkın denize girebileceği yer kalmadı.

“Burada bir tek MERTUR'un ön tarafı kaldı halka açık, geri kalan her yer işletmeler tarafından işgal edildi. Adam denize sıfır bar yapmış, bu olur mu? Bu sahilde Sındı'nın da hakkı var, Yazıköy'ün de, Datça dışından gelen vatandaşın da var. Denize girmek için gidiyoruz, işletme sahibi geliyor, 'kalk' diyor...”

Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Sahillerde bazı bölümler “Halk Plajı” diye ayrılmalı mı?

“Ayrılmalı. Vatandaş nerede denize gireceğini bilmeli. Bu uygulama olur ise esnaf da rahat eder. Esnaf ile uzlaşmadan olmaz. Esnafa 'boşalt' diyemezsin. Ama esnafa ve halka alternatif sunacaksın. Esnafa, arkadaş sen burasını kullanıyorsun ama şu yer vatandaşa ait, orasını işgal edemezsin diyeceksin.”

Uzlaşmaya dair somut bir çözüm bulunmalı. Şu anki durum vatandaşı çok mağdur edici.

“Mesela, ben Rodos'a gittim. Buradaki gibi bir durum yok. Sahile gidiyorsun, şezlong mu kiralamak istedin, kiralıyorsun. Belli bir ücret ödüyorsun. Akşamleyin şezlongu iade ettiğinde görevli ki bu görevli yerel yönetimin çalışanı, sana ilk anda ödediğin ücretin yarısını iade ediyor. Şezlong kiralamak istemiyor musun? Kiralamıyorsun. Bu güzel bir uygulama. Biz eskiden hasırın üzerine uzanıp güneşlenirdik. Kısacası, bu sahilde birkaç tane 'Halk Plajı' olmalı ve garibanlar da gelip ücretsiz denize girebilmeli.”

Bu konuyu senin ağzından yazmak isterim. Bu konu tartışılmalı ve bir çözüme kavuşturulmalı. Şu anki durum ilelebet sür git gitmez.

“Sahillerin pisliğini belediyeler temizliyor ise ki onlar temizliyor, yetki de belediyelerde olmalıdır. Belediye bir uygulama yaptığında ve onu yanlış bulduğumuzda, şunu halkın yararına yap diyebiliriz. Şimdi diyemiyoruz. Bugüne kadar İdare Mahkemeleri bazı uygulamaları yasaya aykırı bulup iptal etti ama bundan sonra bu iptalleri de yapamayabilir. Biliyorsunuz, yasalar değiştirilip duruluyor ve her şey daha da zorlaştırılıyor...”

06.06.2023

                                          EMECİK MUHTARI HÜSEYİN HARIPCI

“...Yukarı köyde imam evi, sağlık evi, şurada düğün salonumuz var, çok amaçlı, kapalı pazar yeri olarak da kullanılıyor. 1500 kişi alır. Bunların hepsini muhtarlık olarak biz yaptırdık...”

Karaincir'de muhtarlığın da bulunduğu kahvede buluştuk. Muhtarımız Hüseyin Harıpcı anlatmaya başladı. Söyleşi, hiç öngörmediğim bir biçimde kendiliğinden Büyükşehir Yasası ekseninde başladı.

 BÜYÜKŞEHİR YASASI İLE MAL VARLIKLARIMIZ ELİMİZDEN ALINDI

“Yani köyümüze ihtiyacımızı karşılayacak kalıcı güzel işler yapıyorduk. Büyükşehir Yasası ile hepsi Datça Belediyesi'ne devredildi ama düğün salonunu Emecik Mahallesi olarak biz kullanmaya devam ediyoruz.”

Büyükşehir Yasası çıkıp köylerin mahallelere dönüştürüldükleri süreçte Emecik Köyüne ait ortak varlıkların hangisinin Datça Belediyesi'ne, hangisinin Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne devredildiğini ve bunun neye göre belirlendiğini öğrenmek istiyorum.

“Şurada bir zeytinliğimiz vardı, bir de eski çeşmeler, kuyular vardı; hepsi Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne gitti. Mezarlıklar Büyükşehir Belediyesi'ne gitti. Zeytinlikler, park-bahçe olarak değerlendirildi.”

Büyükşehir Yasası çıktıktan sonra Datça Kaymakamlığı tarafından bir komisyon kurulmuş. Bu komisyonda Datça Kaymakamlığı, Datça Mal Müdürlüğü, Datça Belediye Başkanı bulunuyormuş. “Muhtarlıklar yoktu tabii ki ” diyor. Bu komisyon, muhtarlıklara ait varlıkları, Datça Belediyesi ile Muğla Büyükşehir Belediyesi arasında paylaştırmış.

 KÖY TÜZEL KİŞİLİĞİ İADE EDİLMELİ

Söyleşiye buradan girelim: Şu an mahalle statüsünde olan köylerde yaşayan Datçalıların Büyükşehir Yasası çıkınca “Bu yasa bizim açımızdan iyi bir şeydir” diyerek sevindikleri söylenir. Datça Belediye Meclisinin olağan aylık toplantılarında bu konuda yapılan konuşmalardan da biliyorum ki bugün aynı Datçalıların bu yasaya karşı bazı tepkileri var; örneğin AKP ve MHP Belediye Meclis Grupları başka bazı mahalleler gibi Emecik Mahallesi'nin bir bölümünün de “Kırsal Mahalle” statüsüne alınmasını önerdiler. Büyükşehir Yasası'nı nasıl değerlendiriyorsun?

“Doğru görmüyorum. Köyümüzle ilgili bir konuda yetki Muğla Büyükşehir Belediyesinde değil, yerelde olmalı. Örneğin eskiden köyümün su işlerini muhtarlık olarak ben takip ediyordum. Bir yerde su patlağı mı oldu, burada elmanım hazırdı, hemen yollayıp, anında yaptırıyordum. Şimdi bizim MUSKİ Datça sorumlusu Zeynel beye anında ulaşıyoruz, sağ olsun hemen sorunumuz ne ise onu çözmeye çalışıyor ama normalde önce MUSKİ arıza aranıyor, onlar sıraya koyarak müdahale ediyorlar. Eleman sıkıntıları oluyor. Haliyle sıkıntılı durumlar yaşıyoruz. Su, patlak olan yere müdahale edilinceye kadar boşa akıyor.”

 12 PARSELİMİZ BELEDİYE TARAFINDAN SATILDI

Yeniden köy tüzel kişiliğine mi dönülmeli?

“Dönülmesi lazım. Tüzel kişiliğin geri verilmesi lazım ama şu an geri verilse de eskiden köye ait olanlardan bir şey kalmadı ki, her şey satıldı. Örneğin, maliyeye ait iken uğraşıp Emecik köyü ortak mülkiyetine geçirdiğim 14 kadar arazi vardı; onları kat karşılığı verecektim. Şimdilerde köyün gelirleri müthiş olacaktı. Büyükşehir yasası ile bu parseller köy muhtarlığından alındı, Datça Belediyesi'ne devredildi ve Belediye bunların 12 tanesini hemen sattı.”

Cumalı Köyü Muhtarlığına ait iken Büyükşehir yasası ile Datça Belediyesi mülkiyetine geçen ve Belediye tarafından satışa çıkarılan eski fırın ile ilgili haberleri yaparken Belediye Başkanımız Gürsel Uçar'a (CHP) bugüne kadar kaç parsel sattıklarını sormuştum; 42 parsel sattıklarını, bu parsellerin çok küçük parseller olduğunu söylemiş ve ben de bunun haberini yapmıştım. Hüseyin beyin sözünü ettiği 12 parça arazinin de bu 42 parsel içinde olup olmadığını soruyorum. Sözünü ettiği 12 parselin Gürsel Bey'den önce Belediye Başkanı olan Şener Tokcan (CHP) zamanında satıldığını söylüyor. “Belki Gürsel Başkan da satmış olabilir. Orasını bilemiyorum.” diyor. Bu satılan parseller 500-600 m2 civarındaki parsellermiş. “Satılmayıp da kalsalardı şu anki toplam değerleri 150-200 milyon TL. civarındaydı.”

Gürsel Başkan, sorduğumda, bana bu sattıkları küçük parsellerin satışından elde ettikleri para ile yeni yapılacak pazar yerinin kamulaştırmasını yaptıklarını ve Datça Belediyesi'ne, aynı anlama gelmek üzere Datça halkına bugün paha biçilemeyecek değerde bir yer kazandırdıklarını, yani bu satışlardan elde ettikleri kazancı çöpe atmadıklarını söylemişti. Sen bu tür satışlar yoluyla elde edilen paraların, belediyenin bazı sorunlarının çözülmesinde kullanılmasını nasıl görüyorsun?

“Çözecek, onda sıkıntı yok. Parseller yasa ile bizden çıkmış, Datça Belediyesi'ne geçmiş. Belediye satar, bize hizmet verir, gider Kızlan, Eski Datça ya da İskele Mahallesi'ne... hizmet verir. Mal, belediyenin olmuş, bir şey diyemeyiz.”

Yasal olarak böyle, tamam ama Emecik Muhtarı olarak nasıl görüyorsun? Gönlünden geçen ne?

“Benim köyümden, mahallemden bir arazi satıldıysa mahalleme harcanmasını isterim. Maalesef o da olmadı yani...”

 KÖY TÜZEL KİŞİLİĞİNİN OLDUĞU DÖNEMDE DAHA İYİ İDİK

Senden önce ilk söyleşiyi yaptığım Cumalı Muhtarı Semih (Hakkı) Bey “Yeniden aday olmayacağım” demiş ve ben de nedenini sorduğumda hem yerel hem de merkezi yönetimi kastederek “İstediğimiz hiçbir şeyi yaptıramadık” demişti. 19 yıldır Muhtar olduğunu söyledin. Sen ne diyorsun: “Ben de hiçbir sorunu çözemiyorum o nedenle aday olmayacağım” ya da “Ben istediklerim alabiliyorum, sorunlarımızı çözebiliyorum, bu nedenle yeniden aday olacağım” mı diyorsun? Ne düşünüyorsun?

“Şu an karar vermedim ama büyük bir ihtimalle yeniden aday olacağım. Köy tüzel kişiliğinin olduğu dönemde ki o zaman Özel İdare idi, daha iyi hizmet alabiliyorduk. Çünkü o dönem Köylere Hizmet Götürme Birliği (K.H.G.B) vardı. Bu birlikten her yıl Datça'ya, Datça Kaymakamlığı'na Muğla Valiliği'nden bir para geliyordu. Datça Kaymakamlığı bu gelen parayı Datça'nın 9 köyüne, köylerin ihtiyacına göre pay ediyordu. Örneğin, şu gördüğünüz düğün salonunu o parayla yaptırdım. Her yıl bu para geliyordu. Büyükşehir Yasası çıkarıldıktan ve uygulamaya başlanıldıktan sonra gelen bir para yok, köye ait bir bütçe yok. Şu an yalnızca muhtarlık maaşımız geliyor.

Muhtarlık binasında kullandığım masa, bilgisayar... eskiden benimdi, şimdi bunlar da belediyeye ait. Datça Belediyesi'nden sözleşmeli olarak, demirbaş olarak muhtarlığa veriliyor.”

 İHTİYAÇLARIMIZI BÜYÜK ÖLÇÜDE BELEDİYE KARŞILIYOR

Şimdi sen bu Büyükşehir Yasası uygulamaya sokulduktan sonraki dönemde köye dair bir şeye gereksinim duyduğunda, bunu hangi makamın karşılayacağına bağlı olarak mı o makamdan bir şey istiyorsun?

“Elbette. Büyükşehrin bize hizmet vermesi sadece mezarlıklar, MUSKİ, ilaçlama ve bir de duraklar (ulaşım) konusundadır. Başka bir şey yok. Diğer ihtiyaçlarımızın tamamını Datça Belediyesi karşılıyor.”

Datça Belediyesi'nin muhtarlarla yaptığı toplantılar periyodik toplantılar mı?

“Her ayın ilk haftası, olağan Belediye Meclis Toplantısının ertesinde toplanıyoruz. Bu toplantılar iyi de oluyor. Bütün muhtarlara ihtiyaçları soruluyor. Not alınıyor. Not alınan ihtiyaçların %80-85'i karşılanıyor. Ben Datça Belediyesi'nden memnunum. Başkanımızın yaklaşımı iyidir. Yapamıyorsa da şundan dolayı yapamıyorum diyor ki yapamama nedeni belediye bütçesinin yetersiz oluşudur. O nedenle ona saygı gösteriyorum. İlle de yapacaksın diye bir şey yok. ”

Peki Datça Kaymakamlığı benzer bir toplantı yapıyor mu?

“Kaymakamlık da her ay toplantı yapıyor ama Kaymakamlığın yaptığı toplantıdan bir şey çıkmıyor; çünkü Kaymakamlığın bu konuda çok fazla yetkisi yok. Zaten bizim ihtiyaçlarımız arasında Kaymakamlığın ve Valiliğin karşılayabileceği ihtiyaçlar yok. Kaymakamlığa ilettiğimiz ihtiyaçları Kaymakamlık, Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne ya da Datça Belediyesi'ne iletiyor.”

Örneğin Belediye Meclis Toplantılarında da görüşülüyor, işte Eski Datça'nın ya da Reşadiye'nin bazı sokaklarına dair hazırlanan projeler kapsamında Muğla Valiliği'nden yardım isteniyor ya da alınıyor. O, nasıl oluyor?

“O projeler 'Kentsel SİT' kapsamındaki projelerdir. Emecik'te böyle bir alan yok. Bizde bir tek şu yol kenarındaki Apollon Tapınağı var. Valilik, 'Kentsel SİT' kabul edilen alanlarda yapılacak projelere Kültür Bakanlığı'ndan ayrılan bir fon var, oradan para aktarıyor.”

 KEŞKE ÇOK AMAÇLI SPOR TESİSİ GERÇEKLEŞEBİLSEYDİ

Başkan bir iki kez Meclis toplantılarında sözünü ettiği için biliyorum, sizin burada “şartlı bağış” kapsamında Tadım Kuruyemiş / PALAIA OTEL tarafından yapılmaya çalışılan ama yapılamayan “çok amaçlı spor tesisi” projesi vardı. Bu konuda ne söyleyebilirsin?

“Yer bizim köy muhtarlığımızdan belediyeye geçen bir yer; Caminin orada. 5000 m2 küsurluk bir alandır. Tadım Kuruyemiş sahibi demiş ki 'Benim önereceğim isim verilsin, Datça'ya bir hayır yapayım.'

Bakanlık bu projeye vergi muafiyeti sağlamadı. Bunun nedeni o tesisin bir 'kültür tesisi' olarak bakanlıkça kabul edilmemesi imiş. Bana göre bakanlık bu tesisin yapılması adına bu tesisi 'kültür tesisi' olarak kabul etmeliydi. Yapsın vatandaş, yeter ki yapsın. O vatandaş parayı, 4 milyon mu ne, bağışlamıştı. O tesisin projesini AKTUR A.Ş. yaptırmıştı. 30-35.000 TL. gibi bir yardım yapmıştı bu projenin çizim için. Tesisin tahmini maliyeti o zamanlar 12 milyon TL. civarındaydı, şimdi arttı 35 milyon TL. (Başkan, bir Meclis toplantısında 40 milyon TL. civarında demişti) civarında tutuyor. Belediye'nin şimdilerde bunu yapma şansı kalmadı. Bir hayırsever bulunabilirse ki 35 milyon TL.'yi verecek birisini zor buluruz. Bu tesisin yapımı kaldı. Kaymakam bey de bu iş ile ilgilendi. 'Bakanlık kabul etmedi' dedi.”

(Başkan, bir Meclis konuşmasında, Tadım Kuruyemiş sahibinin bu tesis için vermeyi taahhüt ettiği 4 milyon TL.'yi Datça Belediyesi'ne verdiğini, Belediye'nin bu parayı Mesudiye yangını sırasında yangın söndürmede görev yapan helikopterlerin yakıt ihtiyaçlarını karşılayan yakıt tankerlerinin girişi çıkışı sırasında harap olan Reşadiye'deki futbol sahasının yeni baştan tadilatında kullanıldığını anlattı.)

 ARITMA TESİSİ YAPILMASINI BEKLİYORUZ

Bunun dışında Emecik'e yapılmasını isteyip de yapılamayan bir şey var mı?

“Muğla Büyükşehir Belediyesi ile alakalı bir sorunumuz var: Emecik/Karaincir çok gelişmekte olan bir yer. Burada imar sorunumuz yok; imar geçti. Arıtma tesisi yapılmasını bekliyoruz. Burada merkezi kanalizasyon sistemi yok. Her yerde foseptik var...”

Çomarlık olarak bilinen mahallenin Kızlan Ovası'na bakan kesimlerinde ciddi bir kanalizasyon sorunu olduğunu biliyorum ve bunun için çalmadık kapı da bırakmadık ama sizin burada da aynı sorunun olduğunu hiç duymamıştım.

“2014 yılında sayın Osman Gürün'e biz bu talebimizi ilettik, söz verdi; 9 yıl oldu. Bir metre ilerleyemedik. Hala bekliyoruz. Buradaki apartların, otellerin toplam yatak sayısı 1200'e yakın. Hiçbirisi merkezi sisteme bağlı değil.”

Cumalı'da/Palamutbükü'nde olduğu gibi burada da MUSKİ'nin araç eksikliğinden dolayı bu foseptiklerin boşaltılmasında sorun yaşanıyor mu?

“Yaşanmaz mı? Bir kere MUSKİ'nin de olsa vidanjörlerin foseptik boşaltma ücretleri yüksek. Bizim burada insanlar asgari ücretle çalışıyor, alıyor 8 500 TL., bir vidanjör çağırıyor 1 500 TL. Foseptikler dakikada doluyor. Şu an sağı sola dolaşsan görürsün, akıyor bazıları.”

 DENİZİMİZ ÖLÜYOR

“Bizim buraya turist niçin geliyor? Denizi için. Bu durumda denizin temiz olması lazım. Tamam, denizimiz temiz ama kışın yağan yağmur suyuyla beraber foseptikten akan sular denize karışıyor. Bu gidişle denizi bitireceğiz. Eskiden bizim Karaincir'de sahile yakın yosunlar vardı. Şu an Karaincir denizinde bir tane yok. Buradan başlayın, sahil boyu gidin, Perili Köşk, Gölmar... Denize girin. Pek çok yerde 3-4 cm kalınlığında sarı bir tabaka göreceksiniz. Eskiden denize dalar ve otların dibinde balık avlardık. Şimdi her yer taş... Denizimiz ölüyor. Bu nedenle bugün en büyük sorunumuz arıtma tesisinin olmayışıdır. Büyükşehir yasasına bakın, her mahalleye bir arıtma tesisi yapılacak diye bir madde var. Yasa 2014'de yürürlüğe girdi, 9 yıl geçti ama bu konuda daha bir metre yol alamadık. Betçe'de, Karaköy'de de yok, tamam ama oralarda imar da yok. O bahane ediliyor. Benim imar diye bir sorunum yok. Yap o zaman. Yapılmıyor... Her şeyim hazır. Şurada 675 haneli Karaincir'in arıtma tesisi var; 20 yıl oldu yapılalı. AKTUR'a 40 yıl önce yapıldı.

MUSKİ Genel Müdürlüğü ile ilişkilerim de iyi. Gidiyorum. Para yok deniyor.”

Proje mi yokmuş yoksa Çomarlık Mahallesinde olduğu gibi “proje var ama para yok” mu diyorlar?

“Bir ara ölçüp biçtiler ama bir projelendirme olduğunu sanmıyorum. 9 yıldan beri bekliyoruz, artık yapılması lazım.”

 SU SORUNUMUZ YOK

Su?

“Su sorunumuz yok. Bu konuda yaptırabildiğimi yaptırıyorum. Geçen yıl sondaj vurdurdum. 1 milyonluk yatırım aldım MUSKİ'den, iki tane depo getirtiyorum. Suyumuz var ama depo yetersizliği nedeniyle sıkıntı çekiyorduk. Gittim, geldim sağ olsunlar ayın 18'inde teslim edecekler; Ankara'dan geliyor su depolarımız. Hazır. Daha önce teslim edeceklerdi, deprem bölgesi için üretim yaptıklarından yetiştirememişler.

Bizim suyumuz Datça merkezine giden hattan gelmiyor. 3 ayrı yerde 5 kuyumuz var, bunların birisi sadece yukarıdaki köyümüzü besliyor. Haliyle, depo olursa su sorunumuz yok. Şu andaki depomuz 1997 yılında yapılan 150 tonluk bir depo. O zamanların nüfusu belli. 150 ton bugün yetersiz kalıyor. Şimdi 100 tonluk daha geliyor. Sorunumuzu o çözecek.”

ALAVARA'YA ÖZEL BİR İMAR PLANI ÇIKARILMALI

Bir yıl kadar önce sizi arayıp “bir ara görüşelim” demiştim, olmadı. O görüşme talebimin nedeni Alavara olayı idi. Muhtarım sizin, yani Emecik köylüsünün gözünden bu Alavara olayı nedir? Şunu bi anlatsana. Hiç yorumsuz yazmak ve bu söyleşiyi okuyanlara aktarmak istiyorum.

“Alavara'da satılan yerler var ama hala çoğunluğu, %60 - %70 gibi köylüde. Alavara'da tarım da yapılıyor. Alavara'ya bir esneklik yapılması lazım. Orada yeri olan gitsin, kendi kalacağı, hani bildiğimiz büyük tesisler gibi değil, kendi kalacağı bir evi yapabilsin oraya. Vatandaş tarım yapıyor ama çadırda, tahta barakada kalıyor. Bahçe evi gibi bir şeye izin verilmiyor. Orası doğal ve arkeolojik SİT olarak kabul ediliyor. Bu nedenle elektrik gitmiyor. Vatandaş gittiği zaman oraya, orada kalabilsin; her gün git gel yapmasın.

Bir ara orasının SİT derecesi hafifletilmişti. Muğla Büyükşehir Belediyesi dava açtı. Mahkeme alınan kararı iptal etti. Yapılacak bir şey yok. Kalacak.”

Gönlünüzden geçen ne? Sizde burasını bir turizm bölgesi gibi düzenleme beklentisi var mı?

“Var. 50 yıldan beri Alavara hala aynı Alavara. Orada bir şey yok. Herkesin arazisi var. Karaincir, AKTUR, Kooperatifler gibi değil, Datça/Özbel gibi değil, orasını boğacak gibi değil, ufak ahşap binalardan, orası korunacak şekilde özel bir imar planının çıkarılması lazım. Vatandaş yapsın, turizmden biz de nemalanalım. Çiftçilik de bitti memlekette. Alavara'da çiftçilik yapan 4-5 kişi.”

 EMECİKLİLERE FİKRİNİ SORAN YOK

Bu konuda Muğla Büyükşehir Belediyesi ile hiç görüşme olmadı mı?

“Arayan soran bile olmadı. Geçtiğimiz dönem CHP Muğla Milletvekili olan Mürsel Alban tuttu bir TV programına çıktı, 'Alavara'yı kurtaracağız, işte şeyi kurtaracağız'... dedi. Aradım kendisini, sen kime sordun da çıkıp konuşuyorsun, dedim. CHP Datça İlçe Başkanı'nı arıyorum, haberi yok. Gürsel Başkan'ı arıyorum, haberi yok. Kendi kafasına göre konuşuyor. 'Yahu muhtarım özür dilerim falan filan...' 'Bu açıklamayı yapmadan önce bir muhtar olarak beni ara, hadi beni aramadın ilçe başkanını ara...' TV'ye çıkmış, veryansın ediyor. 'Alavara elden gidiyor, turizme açacaklar, şöyle yapacaklar, böyle yapacaklar...' Gittiler, karıştırdılar ortalığı.

Mahalleli gidip, denize sıfır mülklerinin üzerine butik otel türünde, fazla yoğunluk olmadan bir şeyler yapsa olmaz mı? Yahu burası yüzyıllardır köylünün. Çok katlı istemiyoruz, tek katlı. Uygun bir proje yapılsın, vatandaş nemalansın. Boş arazi bir şey getirmiyor.

Bir gün, İzmir'den mahkeme için bilirkişi heyeti gelmişti köye, 70-80 tane çevreci bir geldi Datça'dan, ortalığı yıkacaklar. Yahu içinizden birinizin bir dönüm yeri var mı Alavara'da? Yok.”

Peki muhtarım, bugüne kadar bu çevreci arkadaşlardan gelip de size, “Muhtarım hele bir oturup konuşalım” diyen olmadı mı?

“Konuşalım demediler. Bir metre yerin yok burada, geliyorsun buraya, konuşuyorsun. Kendin gelmişsin Datça'ya, oturuyorsun. Keyfin güzel. Emekli de olmuşsun. Yahu köy halkı da oradan nemalansın biraz. Yer bizim. Yıllardan beri biz korumuşuz zaten. Benim köylüm, köy halkım korumuş. Sana ne oluyor yani? Tamam korunacaksa koruyalım. Biz çok katlı apartlara karşıyız. Ama bunlar Allah Allah 'Alavara elden gidiyor...' Yahu Alavara bir yere gitmiyor. Alavara burada.”

Muhtarım, sizde şöyle bir duygu mu var? “Bu toprak bizim ama karar verme hakkı bizde değil.”

“Bizde değil. Bu çevreci gruplar bir geliyorlar, yahu o kadar abartmaya gerek yok. Yanlış bilgi var. 'Şöyle yapacaklarmış, böyle yapacaklarmış...' yollu yanlış bilgilerden dolayı yanlış konuşmalar yapılıyor.”

Şimdi Alavara ile ilgili mahkeme karar verdi ve ne yapılacağı bilinmiyor mu?

“Şu an tekrar eskiye dönüldü. Alavara 'hassas korunacak bölge' statüsünde. Şu an bir şey yapma şansı hiç yok, Bölge İdare Mahkemesinin verdiği karar sonrasında.”

 MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNE VE ÇEVRECİLERE KIZIYORUZ

Muhtarım benim bu konulardaki tavrım çok net: Esnafa sormadan, ne düşündüklerini öğrenmeden sahiller, keza Emeciklilere sormadan ve ne düşündüklerini bilmeden Alavara konusunda düşünce belirtmek çok abes. Git sor, öğren ama sen düşüncelerini yine de savunmaya ve onları ikna etmeye çalış. O nedenle geliyorum ve ne düşündüğünüzü soruyorum. Ne düşündüğünüzün herkesçe bilinmesini sağlamaya çalışıyorum.

“Önce köylülere sormaları lazım. Bu nedenle Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne ve çevrecilere kızıyoruz.”

Sizce süreç nasıl olsa daha iyi olabilirdi?

“Çok yoğun olmayacak şekilde imarın önünün açılması lazımdı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bu tür projelerin hepsini yapıyor. Kardeşim şuraya bungalov ev yapacaksın, yoğunluk şu olacak, örneğin, 3 dönüm araziye bir tane yapacaksın gibi...”

Buna “sürdürülebilir turizm” deniyor, sanırım...

“Evet. Çevreyi bozmadan, ağaç sökülmeden, doğal yapıya dokunmadan... O şekilde. Alavara'nın tamamı sahil yani. Köylü gitsin oraya, orası sörf turizmine çok uygun. Şu an orası sörfçülerin gözdesi oldu. Yaz aylarında tatile gelenler orada. Sörf yapıyorlar. Araçlarıyla günü birlik gidip dönüyorlar. Bir şeyler olsun. Köylünün bu Karaincir'de fazla arazisi kalmadı. Alavara'da var. Orada bir şey yapsın köylümüz. 3-5 TL. para kazansın. Hayat devam ediyor. Mal var ama maldan bir şey gelmeyince o zaman malın da bir anlamı yok yani.”

 MUÇEV HER YERDE

Sizin buradaki sahiller de MUÇEV'in kontrolünde mi?

“Büyükşehir Yasası çıkmasaydı AKTUR sahil bandını da köy tüzel kişiliği adına kiralamıştım; Karaincir sahil bandı bendeydi zaten. Büyükşehir Yasası çıkınca hiç şansımız kalmadı. AKTUR'a girememiş ama buradaki sahil de MUÇEV'in kontrolünde. Şu an buradaki sahillerde yaptıkları kiralamadan 300-400 bin TL. alıyorlardır.

Sahillerdeki yetki Datça Belediyesi'nde olmalı. Doğrusu bu. Çoğu yerde öyle. Sahil bizimse, halkınsa, halka kim hizmet veriyor? Yerel yönetim. Sahilleri kiraya verecek olan da yerel yönetim olmalı. MUÇEV'in kiralaması yanlış. Çöpü Datça Belediyesi topluyor. Kiraya verenin de o olması gerekiyor. Şezlongunu da şemsiyesini de kiraya verecekse Datça Belediyesi verecek. Koyacak sahile köyümüzden 3-4 tane genci, hem onlar sigortalı olacak, ekmek yiyecekler hem de belediyeye bir gelir olacak. Şimdi, maalesef...”

Burada halka açık bir plaj var mı?

“Buradaki sahilin tamamını işletmeler kiralıyorlardı, DORİS otelin yanında bir bölümü zorla bıraktırdım. Burada zaten 500 m uzunluğunda bir sahilimiz var, birkaç yıl sonra bu yükü kaldıramayacak; yeni yeni apartlar yapılıyor. Şu an çoğunu oteller almış. Sahillerde yetki Belediye'de olursa, otel de kiralayacaksa Belediye'den kiralayacak. Otel koymuş oraya şezlongunu, gelenden para istiyor...

Bizim Emecikli yerli halkımız buradan denize girmez, Alavara'ya, Sarı Liman'a gideriz. Kişi Datça dışından gelmiş, otelde kalmıyor, denize girmek için buraya gelmiş, girsin denizine...” 15.06.2023

                                              

                                                     YAZIKÖY'Ü MUHTARI MERT YALÇIN

Muhtarımız Mert Yalçın ile diğer muhtarlar gibi doğaçlama bir söyleşi yapmak için geldik Yazı Mahallesine. Muhtarımız önceden öngöremediği bazı gelişmeler olduğunu ve acilen Datça'ya gitmesi gerektiğini söyledi. Yazı'nın içerisinden geçip Belen'e ve Knidos'a doğru giden yolun sağ kısmında bulunan kahvede görece sakin bir köşe bulup oturduk.

 BELEN MAHALLEMİZİN İLETİŞİMSİZLİK SORUNU DEVAM EDİYOR

Belen'in baz istasyonu sorunu vardı, hani imzalar toplayıp Datça Kaymakamlığına gelmiştiniz ve ben de bunun haberini yapmıştım, size bir hafta on gün içerisinde çözülecek filan denilmişti; ne oldu o sorun?

“Bu sorun ile ilgili olarak vatandaşlardan 271 imza toplayıp Datça Kaymakamlığına bir dilekçe vermiştim. Kaymakamlık dilekçemizi BTK'ya (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) iletmiş. Dilekçemiz BTK'dan Vodafone gitmiş. Vodafone beni aradı. Diyorlar ki '2023 yılı içerisinde bağlı bulunduğunuz bölgede alt yapı çalışmamız, yatırımımız olmayacak. Yine de biz gerekli yerlere durumun aciliyetini iletelim, onlar gerekli çalışmayı yaparlar mı yapmazlar mı bilemeyiz'. Ben de dedim ki 'Bakın, bizim sorunumuz sadece sizden kaynaklı değil. TÜRK TELEKOM'un, TÜRKCELL'in baz istasyonu da yok... Sizinkisi baz istasyonu sorunu değil, başka bir şey...' Karşılıklı konuştuk. O kadar.

Şimdi ne oldu? 3 gün önce telefonlarımız, Belen'de az bir noktada, aniden, kendi kendine çekmeye başladı. Eskiden caminin ve okulun oralarda çekerdi, şimdi 3-4 yerde çekmeye başladı. Muhtemelen, yansıtıcılarında 20 yıldır kullandıkları bazı cihazları İstanbul'dan yeni cihazlar getirtip değiştirmişlerdi, herhalde ondan oldu. Bu durumun kalıcı olup olmayacağını bilemiyoruz. Yine de sağlıklı bir verim alamıyoruz.”

SUYUMUZ KİREÇLİ OLUŞU BAZI SORUNLARA YOL AÇIYOR

Belen'de başka sorunlar var mı çözüm bekleyen?

“Şu an Belen'de, 20 gündür bazı evlere doğru dürüst su gelmiyor. Su boruları kireçli, MUSKİ DATÇA-BETÇE SU PROJESİ ile uğraştığından, bizim bu taraflardaki sorunlar bir anlamda askıya alınmış durumda.”

DATÇA-BETÇE SU PROJESİ Yazı Mahallesine kadar uzanacak bir proje mi?

“Elbette, Proje buraya kadar uzanacak. Dün MUSKİ Genel Müdürü ile birlikteydik Sındı'da, o geleceğini beyan etti. Büyük bir ihtimalle 2024 yılı içerisinde bu zaman kadar gelmiş olur.”

Yazı'da su sorunu var mı?

“Yağmurlar düzgünce yağarsa su sorunumuz yok. Bizde şöyle bir su sorunumuz oluyor: Sularımız çok kireçli olduğu için kireçler boruları tıkıyor ve bu kireçleri çözmek uzun zamanımızı alıyor. Borular kireç tutmadığı sürece ciddi bir su sorunumuz olmuyor.”

 YAZI'NIN ÇEVRE YOLU SORUNU VAR!

Yazı olarak Datça Belediyesi'ne, Datça Kaymakamlığına, Muğla Valiliğine ya da devletin herhangi bir kurumuna ilettiğiniz ve çözümünü istediğiniz ama çözülmeyen, çözülmesini beklemeye devam ettiğiniz sorunlarınız var mı?

“Knidos'a gidilen yol üzerinde bulunmamız nedeniyle Muğla Büyükşehir Belediyesinden çevre yolu istedik, gördüğün gibi sokaklarımız çok dar ve trafik zaman zaman çok sıkışıyor, o konu istediğimiz noktada kaldı. Bir ara Muğla Büyükşehir Belediyesinden gelmişler, köy içindeki trafik akışına bakmışlar, 'Yazı'nın çevre yolu sorunu yoktur' diye bize yazılı bir belge yolladılar.

Kimin döneminde?

“Benim dönemimde.”

Mert Yalçın daha 4 yıldır muhtarmış. 2024 yılındaki yerel seçimde aday olmayı ve muhtarlığa devam etmeyi düşünüyormuş. “Elbette takdir Yazılılarındır.” diyor. Gülüşüyoruz. Bazen, sorunları çözdürmekte çok sıkıntı çektikleri oluyormuş. “Af edersin, bir tane 10 metrelik boru alacağız, belediyenin kapısında yatıp kalkıyoruz. Bir su patlağı için 50 kişiyi arıyoruz. Yani, parmağımız kanasa yara bandını bulmak için 50 tane kapıya gidiyoruz.”

 KNİDOS'UN YAZI'YA YARARI YOK DEĞİL, VAR

Knidos'a en yakın yer Yazı. Knidos oldukça çok ziyaretçi çeken bir yer. Knidos'un size getirisi nedir?

“Knidos'a gidip gelenlerin yaptığı alış veriş nedeniyle esnaflarımıza yararı oluyor. Yol üzerinde marketlerimiz, ev yemekleri yapan bir yerimiz, Tarımsal Kalkınma Kooperatifimiz ve bir de ürettikleri yöresel ürünlerini yol boyunca gidip gelenlere satan köylülerimiz bu alış verişlerden yararlanıyorlar. Köyün bazı gençleri Knidos'ta restaurantta çalışıyor. Başka bir getirisi yok.”

Muhtarın kendisi de Knidos'ta özel güvenlik görevlisi olarak çalışıyor.

BÜYÜKŞEHİR YASASI İLE ELİMİZDEKİ HER ŞEYİ YİTİRDİK

Knidos'taki restaurant eskiden Yazı Köyü Muhtarlığına ait değil miydi?

“Bize aitti. 2014 yılında Muğla Büyükşehir olunca maalesef hepsi elimizden uçtu gitti. Bizim eskiden, 2014 yılına kadar makam aracımız, vidanjörümüz, çöp kamyonumuz, Knidos Restaurantımız, Knidos'ta iskelemiz ve ekstradan 2'şer tane pansiyon ve restaurant olarak kullandığımız yerimiz vardı. Hepsi Datça Belediyesi'ne geçti. Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne geçen yalnızca mezarlığımızdır.”

 “KAÇAK YAPILAŞMA” MECBUREN OLUYOR

Muhtarım, biliyorsun, daha önce haberini de yapmıştım, sizin burada “kaçak yapı” olayı vardı, Belen civarında. Sen bu “kaçak yapılaşma” olayına nasıl bakıyorsun?

“Mecburen, kaçak yapılaşma oluyor, bence olmak zorunda da. Neden zorunda? Yazı'da imar planı yok. Köyümüzde imar planını yapsınlar, kaçak yapı olmaz. İmar planı konusunda en sıkıntılı yer Yazı'dır. Bir yere bakıyorsun doğal sit, arkeolojik sit, diğer yana bakıyorsun kentsel sit. Bütün sitlerin toplandığı nokta Yazı Köyü.

Soruna bakışını daha iyi anlayabilmek için yeniden soruyorum: Bu kaçak yapıların nedeni imar planının olmayışı mıdır? Öyle mi düşünüyorsun?

“Yani... Gerçi imar planı olsa da kaçak yapı olacak. Neden? Çünkü Yazı dışından gelmiş ve senden, benden tarla, arsa almış, 'Datça'da bir tane evim olsun, gidip oturayım' diyen pek çok kişi var. Gidip aldığı yere bir konteyner oturtuyor. Haliyle kaçak yapılaşma illaki oluyor. Ben bu tür kaçak yapılaşmaya karşıyım.

Köyün içerisinde köylünün imarlı arazisine zamanında imar izni vermişsin, şimdi ne bileyim yolu yok, oradan dere geçiyor diye imar izni vermiyorsun; buralarda kaçak yapılaşma olacaktır. Oluyor da zaten, tek tük de olsa. Belediye gelip zaptını tutuyor ama önleyemiyor.”

Muhtarım, bildiğim kadarıyla oradaki sorun şu: Devlet köy yerleşim ve gelişim alanı içerisinde bulunan belli bir m2'nin üzerindeki arazilerin eğer yola cephesi var ise sahibinin o arazi üzerine “geçici yapılaşma koşulları” çerçevesinde belli ölçülerde yapı yapmasına izin veriyor. Sen diyorsun ki ‘köy yerleşim ve gelişim alanı içerisinde olup da yola cephesi olmayan belli ölçekteki arazilere de aynı koşullarda yapılaşma izni verilsin.’ Doğru mu anladım?

“Evet. En azından o bölgelerde kaçak yapılaşmanın önüne geçilmiş olur.”

Daha önce haberini de yaptığım gibi dağa tepeye bir biçimde kaçak yapı yapmaya ise taraf değilsin; doğru mu anladım?

“Evet. Onlara karşıyım.”

Yazı'nın imar planını kim çıkaracak?

“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. Yetki orada.”

Anlattıklarından anladığım şu: Yazı'da çok yaygın olarak doğal ve arkeolojik SİT alanların bulunmasından kaynaklanan bir sorun var. Yazı'da acilen bir imar planı hazırlanmalı ki bu kaçak yapılaşmalara köklü bir çözüm bulunsun.

“Örneğin Cumhurbaşkanımız ile Muğla'da yaptığımız muhtarlar toplantısında yazılı olarak ilettiğim taleplerden birisi 'Köyümüzde imar planının yapılması ve köy yerleşim alanının genişletilmesi' idi; bugüne kadar yazılı ya da sözlü olarak herhangi bir cevap gelmedi.”

 YAZI'YA ELİT KESİM GELİP YERLEŞMİYOR

Yazı göç alan bir yer mi?

“Göç alan bir yer ama ne kadar göç alabilecek? Yazı'da imar planı yok. Bu nedenle fazla bir yapılaşma da olmaz, belli bir sayıda kalır. Köylünün zamanında yapmış olduğu 3-5 tane ev var, oraları kiraya veriliyor. Bize hani belli bir elit kesim gelmiyor. Genelde işçi kesimi filan geliyor. Göç alması o. Çalışma amaçlı geliyorlar bu tarafa. Örneğin Palamutbükü’nde pansiyonlarda, otellerde ya da inşaatlarda çalışıyorlar, burada ya da Belen'de ev tutup o evlerde kalıyorlar. Tek tük noktalarda yeni binalar yapıldı, oralara Yazı dışından gelip yerleşenler var. Onları da uzun süre burada yaşamadıkları için göremiyoruz.”

 ÇAĞLA-BADEM BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR GELİR KAYNAĞI

Bazen konuşuluyor, işte çağla, incir ilk olarak Yazı'da çıktı filan diye. Sizin burada ilk olarak olan ne var?

“Çağla, Datça'da ilk olarak Bağlarözü mevkiinde çıkar. Biz çağlayı ilk olarak orada yeriz. Bu yıl, birazcık hava koşullarına bağlı olarak orada çıkmadı, şaşırdık, Palamutbükü taraflarında çıktı.”

Çağla'nın getirisi sizin köy ekonomisinde belli bir yere sahip mi?

“Elbette. Sahip olmaz mı hiç? Çünkü ciddi rakamlar söz konusu oluyor. Çağlanın dolu dolu olduğu zamanda köylü bayağı iyi bir para kazanıyor. Yaz aylarında turizmden kazanıyor 2-3 ay vatandaş, param bitti diyorsun, zeytin başlıyor. Zeytini topluyor. Sıktırıyor. Yağını alıyor, satıyor. Kış aylarında tam 'param bitti' diyecek, bir süre sonra çağla çıkmaya başlıyor. Nasıl söyleyeyim, ülkede ekonomik kriz olsa bile bizim köy ya da Datça bölgesi bu ekonomik krizden bu nedenle fazlaca etkilenmiyor. İlle ki zar zor geçinenler oluyor ama köylünün malı olduğu ve ürettiği sürece belli bir sıkıntımız olmayacaktır.

Birkaç kişiden duymuştum, “Çağla-badem yoksullaşmayı önlüyor. Bundan dolayı Datçalıların gelir seviyesi belli bir noktada durur” şeklinde.

“Doğru, doğru. Doğru bir tespittir. Datça'da 'Ben çok fakirim' diyen kişi çok az çıkar. Datça dışından gelip yerleşenlerden sıkıntı çeken olabilir ama biz Datçalılar olarak o kadar çok fazla sıkıntı çekmiyoruz yani. Yazı'da çok yoksul, yardıma muhtaç kişi bulamazsın.”

 TURİZM KONUSUNDA İKİRCİKLİ KONUMDAYIM

Bunun nedeni çağla-badem, zeytin bir de turizm mi?

“Yazı'da turizm çok olmasa da en azından gençlerimiz gidip turizm yapan yerlerde çalışıyor. Köyümüzde yaşlılar çok, onlar emekli. Geçimlerini bir nevi sağlıyorlar. Emekli maaşı olmasa dahi bağında bahçesinde yetiştirdiği bir ürünü illaki oluyor.”

Yazı'da turizme yatırım yapan var mı? İşte Palamutbüküne, Bağlarözüne...

“Bağlarözünde bir tane otel-pansiyon işletmesi var, bir köylümüze ait. O bölge hem doğal hem de arkeolojik sit olduğu için yapılaşma yok. Orası eskilerden kalan bir yapılaşma olduğu için restore etti, ruhsatını aldı, şimdi pansiyon olarak kullanıyor sahibi. Onun dışında başkaca bir turizm yatırımı yok Yazı'da.”

Çevrenizde var olan koylardan, denizden ve Knidos'tan dolayı Yazı'nın geleceğinde turizmin önemli bir yer tutacağını düşünüyor musunuz? Yoksa şu anki halinizden memnun musunuz?

“İşin doğrusu, turizmin köyümüzde gelişmesini bir yönüyle istiyorum, bir yönüyle istemiyorum. Gelişmesini istememin nedenlerinden birisi bölge halkının biraz daha refah düzeyi yüksek olarak yaşamasını istememdir. Tarlalarının değerlenmesini istememdir, çünkü şu an 5 olan fiyatlar 10 olacaktır. Öte yandan istemememin nedeni şu ana kadar en bakir kalan buradaki koylarımızın bu özelliğinin yok olacağı gerçeğidir.”

Yani sen bu konuda iki arada bir derede misin?

“Evet, iki arada bir deredeyim. Bir yandan köylümün geleceğini düşünüyorum ama diğer yandan da köylümün geleceğini düşünüyorum. Bir yanım diyor ki 'turizm gelişsin', diğer yanım da diyor ki 'gelişmesin'. Yani hem istiyorum hem de istemiyorum.”

Ben 1994-200 yılları arasında Marmaris Armutalan'da bir depoda yaşadım, pazarcılık yaptım. Turizmin Marmaris, Armutalan ve İçmeler'de yerli halkın istisnai konumundaki bazıları dışındakilerinin ellerinde avuçlarında ne var ne yoksa kaybetmelerine neden olduğunu biliyorum; öyle ki onlarca, hatta yüzlerce yıl oraların sahibi ola gelmiş bu insanlar bugün bir zamanlar sahip oldukları o topraklar üzerinde kurulmuş otellerde çalışıyorlar. Elimizde böyle bir örnek var. 'Sürdürülebilir turizm' olarak tanımlayabileceğimiz, yani o topraklarda yaşayanlar oralarda turizm yapsın ve o işten nemalansın, geçimini onunla devam ettirsin şeklinde bir model var mı ve buralarda olabilir mi bilemiyorum. Senin iki arada bir derede duruşundan anladığım, 'yahu turizm gelir, elde olanlar da gider ve bize bir şey kalmaz' korkusu mu?

“Orası da var tabi. Gelir adam, bir milyon etmeyecek yere 5 milyon verirse köylü mecbur malını satar. Anında satar. Yıllarca bu böyle oldu. Yüz bin lira yapmayacak yere filan yerden geldi birisi iki yüz bin lira verdi, köylü hemen sattı o yerini. Ben aslında köylünün elindeki malı mülkü satmasını çok istemiyorum. Hep yerlide kalması yanlısıyım. Adamın ihtiyacı vardır, çoluğu çocuğu hastadır, evlendirecektir ki düğün dernek masrafları belli, illaki bir yerleri satıp çocuğunu evlendiriyor. Onlara tamam ama onların dışında ellerindeki yerleri satmalarına karşıyım...”

Söyleşimizi bitirmiştik ki oturduğumuz kahvenin dibinden geçip Belen'e, Knidos'a doğru giden yolda, tam marketin bulunduğu köşede trafik bir kez daha tıkandı. Korna sesleri, insan seslenişleri yükseldi. Muhtarımız “İşte” dedi “biz bu yüzden çevre yolu istiyoruz.”

Tamam o zaman, 'Yazı Köyüne acil bir çevre yolu gerekiyor' şeklinde bu söyleşinin başlığını koyayım. 'Knidos nedeniyle Yazı Köyüne, tıkanan trafiği rahatlatacak acil bir çevre yolu yapılmalı'.

“İki araç yan yana geldi mi, hele bir araç da şuraya park etti mi, motor koydu mu trafik bitti. Muğla Büyükşehir Belediyesi ben dilekçeyi verdikten sonra gelip 'muhtarım sorun ne, neresi tıkanıyor, ne yapabiliriz'... diye sormadı bile; dilekçemize 'Yazı'nın çevre yolu sorunu yoktur' diye yanıt verdiler, o kadar...” 23.06.2023

                                                 

                                             KIZLAN MUHTARI UĞURAL SUAT KARAMAN

Muhtarlık binasında buluştuğumuz Kızlan Mahallesi Muhtarı Uğural Suat Karaman'ın ilk sözleri “Başından söyleyeyim, sohbet edelim de röportaj yapmayalım. Muhtarlıkta şu an 2. dönemimdeyim. İşin gerçeği eleştirilecek, çekiştirilecek yanlarımız çok fazla var. Ama eleştirerek de bir şey yapamıyoruz. Hele muhtar isen eleştirdiğin zaman hiç olmuyor...” oldu.

Cumalı, Emecik ve Yazı Muhtarları gibi söyleşi yapmak ve konuştuklarımızı da onay aldıktan sonra yayınlamak için gittiğimiz Kızlan Muhtarı Suat Bey böyle bir yaklaşım gösterince ister istemez “Tamam. Şimdi sohbet yapacağız. Ama bu sohbetten hiç bahsetmez isek 'Kızlan Muhtarı ile konuşmamışlar, onu pas geçmişler' derler, o nedenle bu sohbet ile ilgili de bir haber yapacağım ama sizin onay vermediğiniz hiç bir şeyi de yayınlamayacağım” dedim.

MUHTAR OLMASAM, GEL, SENİNLE İSTEDİĞİN SÖYLEŞİYİ YAPALIM

Suat Bey, bir muhtar olarak, muhtarların basın ile konuşmasının bazı yetkili makamlarca hoş karşılanmadığını düşünüyor. “Şimdi burada konuşacağız, eleştireceğim ama 3 gün sonra eleştirdiğim yetkililer ya da kurumlar ile toplantı yapacağız; nasıl olacak, burada konuştuklarımız basında yayınlandığı zaman? Olmaz. Yakışık almaz. Benim mizacım bu. Ama otururuz, konuşuruz, sohbet ederiz, o olur.”

Muhtarların dışında söyleşi yapıp yayınladığım ya da yayınlamayı düşündüğüm gençlere atıfta bulunarak 'gençlerin çok daha açık sözlü' olduklarını söylüyorum.

“Gençler konuşur. Ben genç değilim. Muhtarım. Devlet memurluğundan geldim. İdarecilik yaptım. Ne şiş yansın ne de kebap derler ya, o hesap, ben kimse ile karşı karşıya gelmek istemem. Muhtar olmasam, gel, seninle istediğin röportajı yapalım. Her şeyi açık açık söylerim. Ben muhtarım ve bu köye hizmet için varım. Bazılarını eleştirdiğim zaman bu hizmeti yapamam, olmaz.”

Bir muhtar kimi eleştirebilir? Örneğin belediye başkanını ya da kamu kurumlarından birisini eleştiriyor, örneğin MUSKİ'yi; eleştiren kişi ertesi günü bu eleştirilenlerden birisinden bir şey istemeye gittiğinde sıkıntı mı oluyor?

“Olur, mutlaka olur.”

Eleştirmek doğal bir şey değil mi?

“Sizce Türkiye'de doğal bir şey mi?”

Örneğin, kendisine en çok eleştiri yöneltenlerden birisi olarak Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar'ın “Beni eleştirin” dediğini ve belediyeden bir şey istediğimde “garazına” davranmadığını söylüyorum.

“Herkes öyle söyler. Ben de 'beni eleştirin' derim ama iş gerçeğe döndüğü zaman öyle olmaz. Siz muhtar değilsiniz. Ayrıca siz kendinize istiyorsunuzdur, ne istiyorsanız. Ben köye istiyorum. Öyle bir durumda hiçbir şey yaptıramam. İşin doğrusu, belediyemizden %100 memnunum diye bir şey söz konusu değil ama ben genelde memnunum. Köyüme baya bir şeyler kazandırdım. Köyün olanakları da vardı, benim çabalarım da oldu, örneğin halı sahanın bayağı bir parasını ben rüzgar enerjisini yapan firmadan aldım. Belediyeye iki defa bağış yaptırttım. O bağış sayesinde yapıldı.

Muhtar olarak eleştirmemiz çok farklı olmalı. Neden? Biz köy iken mahalle olmuşuz. Elimizdeki mal, mülk, yetkimiz alınmış. Dilenciye dönmüşüz. (Birlikte gittiğim emekli öğretmen arkadaşım Mahmut Akbaba'yı işaret ederek) Hocamızın mahallesinde bir çöp bidonu sorunu oluyor, geliyor bize, biz alo diyoruz ilgililere. Yapıyor yapmıyor, geliyor gelmiyor, sinirleniyoruz... Yetkimiz yok. İsmim var. Vasfım var...”

Muhtarlar sadece maaş alan kişiler konumunda mıdırlar?

“Aynen öyleyiz. İnisiyatif kullandığımız hiçbir alan yok. Hiçbir yaptırım gücümüz yok. Bu, iki iki daha dört. Bunu bilin. Şimdi burada oturuyoruz ya, belediye başkanımız isterse beni burada oturtmaz, çünkü bu yer artık belediyenindir. Mesela, İskele Mahallesi Muhtarlığının binası hala yoktur. Kirasını kendi ödüyor.”

Tamam, sohbet edeceğiz. Ben doğaçlama sohbetler yapıyorum, sonra o konuşulanları yazıya döküyorum ve yayınlanmadan önce onay almak için yolluyorum. Onay almadan yayınlamıyorum. Bundan emin olabilirsiniz.

BÜYÜKŞEHİR YASASI İLE HER ŞEYİMİZİ YİTİRDİK

Büyükşehir Yasası çıktıktan sonra Kızlan Muhtarlığından Datça Belediyesi'ne ya da Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne neler devredildi?

“Çok şey devredildi. Şu an bulunduğumuz bina, düğün salonu, kahve, fırın, 170 dönüm tarlamız vardı gitti. 10 dönüm küsur mezarlık mevkiinde imar içinde yerimiz vardı, gitti. Daha başka pek çok arazimiz gitti. Bunların çoğunluğu Datça Belediyesi'ne devredildi. Kahve ve mezarlık Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne devredildi.”

Kızlan Mahallesi'nin 2. dönem muhtarı olarak baktığında Büyükşehir Yasası'nı nasıl değerlendiriyorsun?

“Çok berbat bir şey! Sizce yerinden yönetim mi etkili olur, uzaktan yönetim mi? Mezarlığı Muğla Büyükşehir'e yazıyorum. MUSKİ ile ilgili bir sorunumu burada çözemezsem Muğla'ya gidiyorum. Her şey Muğla Büyükşehrin elinde.”

Bu yasa ile bürokratik bir mekanizma mı oluştu?

“Tabi ki bürokratik bir mekanizma oluştu. Şu yol Muğla Büyükşehir'in yetki alanında. Datça Belediyesinde olsa belki kapısını çala çala yaptırabileceğim, 2 defa asfalt kaplama yapıldı, görüyorsunuz, kalktı, köstebek yuvasına döndü. 50 defa diyorum ki bu yol olmadı, hâlbuki daha önce çok daha güzeldi yolumuz. Asfalt yaptılar, o da nasıl bir asfalt bilmiyorum, Muğla Büyükşehre söyledim, hemen düzeltin dediler ama yine nafile.”

Büyükşehir Yasası ortaya çıkan sorunların çözümünü geciktiriyor mu?

“Geciktiriyor elbette, geciktirmez mi? Bu yasadan şikâyetçiyim. İşin eğrisi doğrusu bu.”

 KIZLANALTINDAKİ 18. MADDE UYGULAMASINDA HATA BAŞTA YAPILDI

Bilebildiğim kadarıyla Kızlanaltındaki 18. Madde uygulaması 22 yıldır bitirilemedi. Bu konuda baştan beri bir hata mı var?

“Evet. Sorun, daha önce uygulamayı yapan yöneticilerde...”

Kızlanaltındaki 18. Madde uygulaması çerçevesinde yapılan imar planı çalışmasının ihale ile bir harita mühendisine verildiğine dair bilgim olduğundan bu konudaki hatanın nereden kaynaklandığını merak ediyordum. Suat Bey, bu planlamanın yapıldığı sırada Tapu Kadastro'da memur olarak çalıştığını söyleyerek açıklama yapmaya başladı.

“Evrakları bize kim getiriyor? Datça Belediyesi. Haliyle imarı uygulayan belediye. Yetkili merciler kontrol ediyor her şeyi. İdare Mahkemesi uygulamayı hatalı buldu ve bozdu. Sonra Tapu Kadastro ölçümleri hatalı çıktı. Yüzölçümleri tutmadı. Şimdi 22 A'yı bitirdik. İnşallah bir mazeretleri kalmaz artık.”

(Muhtar Suat Karaman, sohbetin bitiminde bu noktaya dair bir not düşme gereği duydu: “Mahallemizde 22A/Kadastro çalışmaları bitti. Daha önce belediye tarafından ruhsat verilen yerler var mahallemizde. 22A'da, daha önce 'dere/yol' diyerek ruhsat verilen bu yerlere şimdi 'yol' ibaresi kaldırılarak sadece 'dere' denildi, haliyle bazı vatandaşlar açısından mağduriyetler ortaya çıktı. Bir başka deyişle, bu konumdaki vatandaşların elinde daha önceden belediye tarafından verilmiş 'İmar durum belgesi' var ama belediye şimdi bu belgeleri iptal ediyor. Kadastro, bu yönüyle büyük bir kötülük yaptı bazı köylülerimize. Bu konuda itiraz süresi de bitti. İtiraz eden etti ama mahkeme Marmaris'te görüleceğinden ve bu konuda dosyalarda biriktiğinden ne zaman duruşma günü verileceği ve davaların ne zaman biteceği meçhul. İdare bu konuyu çözebilirse çözmeli)”

Şimdi orada yeniden bir uygulama olacak mı?

“Olacak. Bence burada belediyenin yapacağı şey, 18. Maddenin amacı insanların mülklerini bir araya toplamak ve pürüzleri çözmektir ama bu kadar itiraz oluyorsa herkesin yerini yerinde bırakmak ve herkesi hisse sahibi yapıp geçmektir. Başka yapılacak bir şey yok. Bu konuda yetki belediyede. Uygulamayı yapan harita mühendisi, bu uygulama işini ihale ile alan kişidir. Belediye neyi öneriyorsa o doğrultuda uygulama yapar, kafasına göre uygulama yapamaz.”

 SORUN 1+1'LERDE, YOKSA YASAL OLMAYAN BİR ŞEY YOK

Devlet köy yerleşim ve gelişim alanları içerisinde kalan belli ölçeğin üzerindeki arazilerin sahiplerine geçici yapılaşma koşulları çerçevesinde m2'si belirlenmiş 2 bağımsız bölüm yapma hakkı tanıyor. Örneğin Kızlan'da ve Karaköy'de bu iznin yorumlanmasından kaynaklanan bir sorun ortaya çıkmış ve bu iki bağımsız bölüm yapma sınırı aşılmıştı...

“Hayır. Aşılmadı. Şöyle ki: Taban oturumu 45 m2'den az olmamak kaydıyla iki adet 85 m2 dubleks yapabilirsin, o da arazi 425 m2'nin üzerindeyse. Bunun altındaysa bir tane yapabilirsin. Ama %30 emsal teşkil etme var ya ona bir pay çıkarıyor. Burada kanunsuz bir şey yok. Yapılan tek şey 1+1'ler. Buna izin verilmiyor. Yasada 'bağımsız bölüm' diye bir şeyden söz edilmediği için sıkıntı ortaya çıktı; örneğin '2 bağımsız bölüm' denilmemiş... Sonra, bakanlık bu konuda görüşünü söyledi. Bu uygulamadan geri dönüldü...”

Suat Bey bu konuda tanık olduklarını ve değerlendirmelerini anlatıyor. Dinliyoruz. Bir süre bu konuda konuşuyoruz.

DATÇA'NIN GELECEĞİ TURİZMDE

Devam eden sohbetimizin bir yerinde “Datça kaç yılında ÖÇK (Özel Çevre Koruma) Bölgesi oldu?” diye soruverdi Suat bey. Hep birlikte Datça'nın ÖÇK Bölgesi olduğu tarih üzerine yüksek sesle düşündük. “Arkadaş, Datça'da daha 2014 yılına kadar yola cephesi olan tarım arazilerine %5 imar izni veriliyordu. Şimdi ne oldu da 5 dönüm kuralı konuldu? Burası Konya Ovası mı? Burada araziler küçücük. 5 dönüme de 'Zeytinlikse vermiyorum' diyor. Datça'da turizmin olması isteniyor mu yoksa istenmiyor mu? Durum böyle olunca da her yer 'kaçak' oluyor işte. Tarım arazilerine %5 imar izni verilse bunlar olmayacak...”

Datça'nın hangi yöne evrileceği mi belirsiz? Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nin Datça ile ilgili bir çalışması olduğunu ve Datça'nın geleceğinin turizm olarak öngörüldüğünü duymuştum.

“Datça'nın geleceği turizm, tarım bitiyor. Biliyorsunuz, yeraltı sularımız Kızlan bölgesindedir. Ne zamana kadar yetecek? Betçe'ye su bu bölgeden ve Karaköy'den basılıyor. İstesen de tarım yapılamaz, belki seracılık... Vatandaş, mecburen tarımdan pansiyonculuğa, turizme dönüyor.”

Yani Datça'nın olduğu gibi Kızlan Mahallesi'nin de geleceği turizmde?..

“Turizmde. Yağmurlar böyleyken nereye kadar bu şekilde gideceğiz? Tarım susuz olmaz ki!”

Diyelim ki Kızlanaltındaki 18. Madde uygulamasında tartışmalar bitti, 400 bin m2'lik o alanda oteller yapıldı. Peki bu durumda var olan su kaynakları yeterli olacak mı?

“Nüfusa göre çok zor.”

Gürsel başkan, bazı meclis toplantılarında Datça'nın nüfusunun 40.000 olarak planlandığına dair bir kaç kez konuştu ve ben de bu konuda haberler yaptım. Şu an fiiliyatta 50.000 geçilmiş durumda, öyle söyleniyor.

“Kızlanaltı imara açıldığında bir Datça daha yapıyorsun oraya. Turizm amaçlı gelenlerin dışında otellerde kalanlar ve yaşayanlar da olacak. Bu durumda nüfus nasıl olur da 40.000'de kalır? 140.000 derse daha doğru olabilir. GÖLMAR tesisleri var 3 mü 4 mü blok ne. Her blokta 100 kişi kalsa 400 kişi eder. Bir köy eder. Orada başka otellerde var. Oteller yapıldığı sürece nüfus artacak.”

Emecik Muhtarı Hüseyin Bey, Karaincir bölgesinde 1200 civarında yatak bulunduğunu söylemişti.

“1200 yatak, benim köyüm demektir. Hiçbir şey yetmez. ”

Bir sorun da kanalizasyonda çıkacak demektir.

“Şu an Datça'daki arıtma %40 ile çalışıyor.”

Biz Hotel Mare altında giriyoruz denize, Lodos estiğinde koku ve bazen başka şeyler de sahile vuruyor.

“Sadece oraya değil ki ovaya da vuruyor onlar. Baktığınızda denizin dibi sapsarı. Rüzgar ve dalgalar buralara kadar getiriyor, bütün pisliği. Bizim sahillerimizde önceleri birçok canlı vardı. Şimdi yok onlar.”

 KIZLAN'IN DEMOGRAFİK YAPISI DEĞİŞİYOR

Kızlan'ın şu anki gidişatını nasıl değerlendirmeliyiz? Örneğin şu an Kızlan'a hocamız gibi gelip yerleşenler, tarlaları alanlar ve üzerine tiny house koyanlar var.

“Yanlış anlaşılmasın, siz de yanlış anlamayın. En büyük sıkıntım şu: Gelirken köy hayatını özleyerek geliyor, geldikten sonra şehir hayatı yaşamaya çalışıyor. Muhtar olarak bunu görüyorum. Yok onun hayvanı bağırdı, yok köpeği havladı, tavuğu şöyle oldu... diyor.”

Nüfusta bir değişim var ama?

“Var tabi.”

İkametgâhlarını buraya alıyorlar?

“Alıyorlar, genelde alıyorlar. Kirada kalanlar da var; %10 civarında.”

Yerleşenler açısından soruyorum. Tiny houselar konusunda da devlet onlara plaka verdiği için bir anlamda onları yasallaştırıyor.

“Yok. Yasallaştırmıyor. Fosseptik, elektrik bağlantılarını yaptın mı belediye hemen tutanak tutup cezayı kesiyor.”

Kuyulara izin alınıyor mu?

“Kuyulara izin yok.”

İzin yok ama herkes de artezyen vurduruyor...

“Gerçek tarımla uğraşan ve üreten vatandaşların arazilerine artezyen izni verilmeli. Şu an ne oluyor? Arazisi olan vatandaş arazisinin üzerine prefabrik bir yapı koyuyor. Şebeke olmadığı için kuyu kazdırıyor.”

(Suat Bey ile bu sohbeti yaptığımızın ertesi günü yapılan meclis toplantısında Datça Belediyesi Çevre, Sağlık, Eğitim ve Gençlik Komisyonu'nun “Su Sorunları” başlığı ile hazırladıkları ve mecliste oy birliği ile kabul edilen raporda aynen “İlçemizdeki 'Su Koruma Havzası', izinsiz açılan kuyuların takibi ve gerekli yaptırımların uygulanması” gerektiği yazılmış.)

“Sanırım muhtarlığımın ilk dönemlerindeydi, MUSKİ ile yapılan bir toplantıda 'Muhtarım, senin köyde epey bir kaçak kuyu var. Onları betonlayıp kapatacağız' denilmişti...”

Su ve kuyular konusunda bir süre sohbet ediyoruz...

Kızlan'ın demografik yapısında bir değişim var, bu anlaşılıyor. Peki bu değişim uyumlu bir değişim mi?

“Çok fazla sorun yok. 'Çöp bidonum yok, sokak lambam yok...' diye geliyorlar. Öyle hayvandır, kokudur, yolumuz toprak... diye gelen çok nadirdir.”

Datça dışından gelip yerleşenler genelde yaşamlarının ikinci dönemini burada yaşamak için geliyorlar, diyebiliriz. Home Office türü çalışmaya devam edenler genelde İskele Mahallesinde çoklar.

“Genelde kültürlü aileler geliyorlar.”

Bu aileler Datça'ya gelirken geldikleri yeri geldikleri yerde mi bıraksınlar?

“Bıraksınlar tabi. Buraya uyum sağlasınlar. Yine de çok büyük bir uyumsuzluk yok. Köylüden yana şikayetçi olanını görmedim, bugüne kadar. Ufak tefek birkaç kavga oldu, bazı aileler arasında. O da her yerde olur. Mutlaka yüz kişinin içerisinden üç tane geçimsiz kişi çıkar. Bazı aileler yol istiyor, parke istiyor. Ben de diyorum ki belediyeye gidin, dilekçe verin. Benim yetkim yok. Vatandaş dilekçe verince bir şeyler oluyor...”

İMAR PLANI YAPILMIŞ BİTMİŞ BİR KÖY YOK

Sohbete “köy yerleşim ve gelişim alanlarına” yapılan “geçici yapılaşma koşulları” çerçevesinde yapılan yapıların çevresindeki yollara dair konuşarak devam ediyoruz. Muhtar, bu bölgedeki yolların yer yer çok daraldığını, bu problemlerin köklü olarak çözülebilmesinin imar planlarının çıkarılması ya da 18. Madde uygulaması ile mümkün olabileceğini söylüyor. “2014 yılında gelmiş 1/25.000'lik planlar, 2023 yılındayız hala bir köyün imar planı bile yapılamamış” diyor.

“Bu konuda sorun belediyede değil, bunu söyleyebilirim. Belediye yapsa bile onay için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na götürüyor. Belediyeye yaptıracağına, imar planı çıkarma yetkin var, yap, uygula, devletsin sen.”

Ben de ne zamandır bunu söylemeye çalışıyorum. İlk AKTUR yapılıyor 1970'li yıllarda, sonra işte PERİLİ KÖŞK, BİLLURKENT... yapılıyor. Datça'nın turizm bölgesi olması öngörülüyor ama imar planı yapılmıyor.

“Yerini alıyor vatandaş. Geliyor ve sonra 'kimse gelmesin' diyor. Gerçek bu. Kimse gelmesin, başka bina yapılmasın, hep ilk geldiği anda gördüğü gibi kalsın istiyor. 'Doğal kalsın.' Yok öyle bir şey. Bu hiç mantıklı değil.”

Bir imar planının yapılması da şart. Yoksa İstanbul'a döneceğiz...

“Kanalizasyon sorununu çözemiyoruz. Kızlan'ın kanalizasyon alt yapısının planları çizilmişti. İhale aşamasında kaldı.”

Foseptikleri boşaltmakta sorun yaşıyor musunuz? İşte MUSKİ'nin vidanjörü yetersiz, işte özel işletmelerin foseptik boşaltma ücretleri çok yüksek, işte bazı sokaklar dar, vidanjörler giremiyor... gibi.

“Fosseptiği bir kez çektirdin mi iş bitiyor zaten, her daim çektirmen gerekiyor.”

Çektirmezse yer altı sularına karışıyor...

“Sokağa taşıyor. Taştığı zaman da hemen o vatandaşın yakasına yapışıyoruz. Arıyoruz Toplum Sağlığını...”

Vatandaş vidanjör ücreti pahalı diye mi çektirmiyor foseptiği?

“MUSKİ'den istediğin zaman bir ayda ancak sıra sana geliyor. Bu sorunu Muğla Büyükşehir'e ilettim. Çözüm yok. MUSKİ'ninki örneğin 450 TL ise özel 850 TL'ye çekiyor foseptiği. Haliyle vatandaş ister istemez MUSKİ'ye yazılıyor, sıraya giriyor...”

 KIZLAN ARTIK “KIRSAL MAHALLE”DİR

Suat Bey, konuyu değiştirmek istediğinden olsa gerekir “Şimdi eski statüye dönme de gündemde” diyor. Anlamıyorum, ne kastettiğini.

Haluk (Laçin) bey başvurmuştu o konuda mahkemeye, “Kırsal Mahalle” konusunda...

“Onu kazandık zaten. Mesudiye hariç Datça'nın her mahallesi artık 'kırsal mahalle' oldu. Benim dediğim başka.”

Suat beyin ne dediğini anlamadan devam ediyorum:

Kırsal Mahalle” konusunda Haluk (Laçin) beyin açtığı davanın Bölge İdare Mahkemesinde olduğunu biliyordum. Bölge İdare Mahkemesi onayladı mı?

“Muğla Büyükşehir Belediyesi Mesudiye hariç eskiden köy olan bütün mahalleleri 'kırsal mahalle' olarak kabul etti.”

Suat Bey, Kızlan'ın “Kırsal Mahalle” statüsüne alınması için mahalleden imza toplayıp Datça Belediyesi'ne dilekçe verdiğini söyledi. Datça Belediye Meclis toplantılarını istisnasız izleyen birisi olarak herhangi bir meclis toplantısında böyle bir dilekçenin adının geçtiğini, Kızlan Muhtarlığında bu konuda şöyle bir dilekçe geldi şeklinde şimdi duyduğum olaydan söz edildiğini anımsayamadım.

“Meclis gündemine getirilmeden reddedilmiş olabilir ama 14.06.2021tarihinde böyle bir dilekçe verdim” dedi.

Datça'da yalnızca Kızlan'ın böyle bir itirazda bulunduğunu söylüyor. O nedenle diğer muhtarlara biraz kırgın.

(Bu sohbetten bir gün sonra yapılan Datça Belediye Meclisi Temmuz Ayı Olağan Toplantısında MHP Grubu adına konuşma yapan Serdar (Ören) bey 08.06.2023 tarihli Muğla Büyükşehir Belediyesi'nin aldığı bir karara atıf yaparak Emecik, Hızırşah, Sındı, Yaka ve Yazı Mahallelerinin “kırsal mahalle” statüsüne alındığını duyurdu. Toplantı bitiminde kararın örneğini gönderdi. Telefon ile görüştüğüm Haluk (Laçin) bey Kızlan, Karaköy ve Cumalı'nın daha önceki bir karar ile “kırsal mahalle” statüsünün onaylandığını söyledi.)

“Benim dediğim 'kırsal mahalle' değil. Gündemde olan Fethiye'nin il olacağı, Muğla'nın Büyükşehir vasfının biteceği ve normal bir il olacağıdır. O zaman Büyükşehir Yasası ile mahalle olan her yer ister 'kırsal mahalle' olsun ister olmasın otomatik olarak yeniden eski statülerine döneceklerdir.”

Bunu hiç düşünmemiştim. Böyle olursa iyi olur.

“Bence de. Böyle olursa yeniden aday olabilirim, bak bunu yazabilirsin” dedi. “Kızlan köy olur ve muhtarlığa eski konumu iade edilirse yeniden aday olabilirim.”

Yerel seçimler 2024 yılı Mart ayında. Bu değişim bir yıl içinde gerçekleşebilir mi?

“Gerçekleşebilir. Olmaz diye bir şey yok. Biliyorsun ülkemizde bir kararname ile işler hallolabiliyor.” Gülüşüyoruz.

Suat bey ısrarla emekli olduktan sonra Kızlan'a hizmet için muhtar olduğunu söylüyor.

“Gittikçe muhtarlık kurumunu bitiriyorlar. İlk muhtar olduğumuzda sözümüz dinleniyordu, belediyede adam yerine konuluyorduk. Şimdi kimse adam yerine koymuyor; çalışanlar, birim amirleri dahil olmak üzere... Diyorlar ki 'senin yaptırım gücün yok.' Sadece siyasi gücüm var. Vatandaşı yönlendirebilirsek, yönlendirebiliyoruz. Yoksa hiçbir gücümüz yok. Bakın, mahallemde atıl durumda olan bir binayı satın alan vatandaş 'Çeşmebaşı' dediğimiz mahallenin meydan alanı olan yerde meydandan binasının duvarını korumak için tahminen 20 m2'lik kısmı duvarla çevirip kendine bahçe yaptı. Bu konuyu defalarca yetkililere bildirdiğim halde herhangi bir işlem yapılmadı. Bu durum 'köy muhtarlığı' dönemimde olsa hemen müdahale eder o bölgeyi yıkardım ama 'mahalle muhtarı' olarak yetkim olmadığı için bir şey yapamıyorum. Mahalleli ise beni eleştiriyor...”

2019 yerel seçimlerinde Kızlan'da onun dışında hiçbir muhtar adayı yokmuş. Bunu duymamıştım. Şaşırıyorum. “Geçen dönem aday çıkmadı, Kızlanlılar benden memnun olduklarını söylediler, haliyle devam ettik.”

Muhtar diyor ki 'ben tek adayım' diye yazayım mı?

Gülüşüyoruz. Emecik Muhtarı Hüseyin Harıpçı'nın da 2019 yerel seçimlerinde tek aday olarak çıktığını söylüyor. Bilmiyordum. Hüseyin Bey de söylememişti. “O çok genç, o yine olur” diyor.

Siyaseti hiç düşünmüyormuş. Muhtarlığı ise “Mecbur kalırsam... Bilemiyorum.” diyor.

“Siz İskele Mahallesinde bir işiniz olduğunda doğrudan belediyeyi aramıyor musunuz? Arıyorsunuz. Kızlan'da da öyle olacak bir süre sonra.”

Sohbetin bundan sonraki bölümünde yerel seçimlere, olası adaylara ve adayın belirlenme yöntemine dair oldukça içten bir sohbet yaptık. Bütün bunlar bu sohbetin çerçevesini aştığı için konuşulduğu ile kaldı... 07.07.2023

                    

                                          YAKA MUHTARI SERHAT YILMAZ

YAKA KÖYÜ SAHİPSİZ GİBİ

Yaka Köyü Muhtar'ı Serhat Yılmaz ile Yaka-Kumyer üzerinden Palamutbükü'ne inildiğinde çatıya yakın kısmında YAKAMOZ yazan binanın zemin katında bulunan muhtarlık odasında buluşuyoruz; oda klimasız ve hava çok sıcak.

2009-2014 yılları arasında muhtarlık yapan Nazmi Gültekin'in azalarından birisi o, bir diğeri ağabeyi imiş. “İkimiz ayrı listelerden seçime girmiştik ama ikimiz de aza olarak seçildik; 'çarşaf liste' gibi bir şeydi” diyor. 2019 yılında muhtar olmuş.

 MUHTARLIĞIN OLDUĞU BİNA MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ'NİN

Muhtarlığın bulunduğu bina Yaka Köyü Muhtarlığına ait iken Büyükşehir Yasası çıktıktan sonra Muğla Büyükşehir Belediyesi'nin mülkiyetine geçmiş. Merak edip soruyorum, kira ödemiyorlarmış.

Binanın üst kısımları geçen yıla kadar otel olarak kullanılıyormuş, Muğla Büyükşehir Belediyesi kira sözleşmesini iptal etmiş ve binanın engelliler için tahsis edileceğini söylemiş. Bir ara Muğla Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Bölümünden birileri gelip binaya bakmış, sonrasında iki araç içerisinde mimar ve mühendisten oluşan kalabalık bir grup gelmiş, binada incelemede bulunmuşlar, engellilerin kullanımı için güzel bir proje hazırlayacaklarını söylemişler ve gitmişler. Şu ana kadar hiçbir gelişme olmamış.

Datça-Betçe Su Projesinin ilk bölümünün açılışı için 11.07.2023 günü Sındı Köyüne gelen ve bir açılış töreni düzenleyen Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün'ün bu konuda yeni bir şey söyleyip söylemediğini merak ediyorum; söylememiş.

 “KIRSAL MAHALLE” OLMAMIZ İYİDİR

Datça Belediye Meclisi AKP Grubu eski sözcüsü Haluk Laçin'in açtığı davaların sonucunda Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi Emecik, Kızlan, Karaköy, Hızırşah, Sındı, Çeşmeköy, Yazı ve sizin Yaka'yı mahalleden kırsal mahalleye dönüştürdü. Bu dönüşmeyi nasıl değerlendiriyorsun?

“Kırsal mahalle olmamız iyi oldu. Biz kırsal mahalle olmayı istiyorduk ama (Datça) belediye başkanımız 'Datça'da kırsal mahalle yoktur' diyordu.”

Kızlan Mahalle Muhtarı Uğural Suat Karaman kendisi ve mahallesi dışında kimsenin bu konuda Datça Belediyesi'ne “bizler kırsal mahalle statüsüne geçmek istiyoruz” diye herhangi bir başvuruda bulunmadığını, bu nedenle mahalle muhtarlarına biraz kırgın olduğunu söylemişti...

“Biz de istiyorduk kırsal mahalle olmayı ama hem (Datça) belediye başkanımız bu isteğimizi kabul etmez diye düşünüyorduk hem de zaten Datça Belediye Meclisi oy çokluğuyla 'Datça'da kırsal mahalle olacak yer yoktur' diye bir karar almıştı. Ayrıca itiraz için 2 yıllık bir süre de var deniliyordu. Diğer mahalle muhtarlarıyla bu konuda ortaklaşa hareket edelim, bir dilekçe filan verelim diye düşünürken Haluk (Laçin) bey çıktı ortaya... ”

Büyükşehir Yasası ile köyden mahalleye dönüştükten sonra muhtarlığa ait hangi mallarınız el değiştirdi?

“Şu an bulunduğumuz bina, Mavi Beyaz, UKKSA (Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi), onun yanında 'kulüp yanı' dediğimiz bir yerimiz daha vardı, o binamız da devredildi. Başka arazilerimiz de vardı, çöp kamyonumuz, traktörümüz vardı, bunların hepsi gitti. Çoğu Datça Belediyesi'nin mülkü oldu.”

Kırsal mahalleye dönülünce bu mülkler yeniden Yaka Köyü Muhtarlığı mülkü olacak mı?

Olmayacakmış.

Bu durumda kırsal mahalle olunca neleri yeniden kazanmış oluyorsunuz?

“Su paraları yüksek gelmeye başlamıştı. Daha vermeye başlamamıştık ama emlak vergisini de farklı ödeyecektik. Turizm işi yapan işletmeler dışındaki köylüler 'kırsal mahalle' statüsüne dönmemiz nedeniyle bundan sonra yine eskisi gibi kullandıkları suyun fiyatını düşük ödeyecekler. Köyden kırsal mahalleye dönmemiz nedeniyle tarım ve tarımda kullandığımız aletler için verilen düşük faizli kredilerden yararlanamıyorduk, şimdi o kredilerden yeniden yararlanacağız.”

Bazıları “Büyükşehir Yasası ile köyden mahalleye dönülünce köylünün arazilerine olan talep artmıştı, şimdi kırsal mahalleye dönüşen yerlerde olası imar sorunları nedeniyle bir miktar talep azalması yaşanacak” yollu konuşuyorlar. Şu an Yaka'da ne gözlemliyorsun?

“Tam aksine, bir miktar talep artışından bile söz edebiliriz.”

Senin konumun değişecek mi yoksa yine “yetkisiz bir muhtar” olmaya devam mı edeceksin?

“Hiçbir şey değişmeyecek.”

 MAVİ BEYAZ VE BU BİNA İMECE İLE YAPILDI

Mavi Beyaz'ın sözleşmesi 2024 yılı sonunda bitecek sanırım. Bu sözleşme bittikten sonra Datça Belediyesi bu yer ile ilgili olarak ne yaparsa sizin ve Yakalıların hoşuna gider?

“Oradan bize gelen bir şey yok. Şimdi sahibi de Datça Belediyesi'dir...”

Tamam, hukuken sahibi Datça Belediyesi'dir ama tarihsel olarak sahibi Yakalılardır.

“Bu konuda bize bir şey sorulacağını zannetmiyorum. Sormazlar!”

Peki, sorulmalı mı?

“Elbette sorulmalı. Yaşlılarımızın orada emeği var. Babalarımız, dedelerimiz yapmış orasını. Taşını çekmişler, her taşına emek vermişler. İmece usulü yapılmış orası. Bu bina da aynı şekilde yapıldı. Bu binanın yapılışında, temelden itibaren biz çalıştık. En azından Mavi Beyaz'da çalışan yaşlılarımıza, ki hala bazıları sağdır, sorsunlar 'ne yapalım?' diye, daha güzel olur.. Biz, çok açık söyleyeyim, Mavi Beyaz'ın satılması taraftarı değiliz. Böyle bir şey olursa kesinlikle karşı çıkarız. Haa kiraya vereceklerinde bize sormayacaklardır, 'kira için ihaleye çıkardık' diyeceklerdir.”

 YAKA KÖYÜ SAHİPSİZ GİBİ

Yaka Köyünün geleceğini nasıl görüyorsun?

“Yaka Köyü sahipsiz gibi bir şey” diyor. Şaşırıyorum. Nasıl yani, diyorum. “İşte görüyorsun, trafik sorunumuz var. Palamutbükü'nün bugün en büyük sorunu trafik sorunudur. Her yer, yollar dahil otopark gibi. Jandarma trafik sürekli kontrolde...”

Çözüm olarak ne öneriyorsunuz?

“Bir çözüm bulunmalı bu soruna. Palamutbükü'ne gelenler araçlarını yol boyunca park edip gidiyorlar yemek yiyecekleri ya da denize girecekleri yerlere.”

Çözüm öneriniz ne bu konuda? Bu söyleşiyi Datça Belediyesi yöneticileri de Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün de okuyacak.

“Dedik ki 'biz şu önümüzden geçen yolu çift şeritli yapalım; ortasından bölelim. En azından iki tarafına araç park edilmesin.' Belediye yaptı burayı, kaldırımlar koydu. Çok güzel. Ama kaldırımlarda sırf araç var, görüyorsun. Kaldırımlara araçlar park edildiğinden vatandaş kaldırımlardan geçemiyor, yolun ortasından yürüyor. Bayramda o kadar gelen oldu ki Palamutbükü'ne, ben 51 yaşındayım, benim bildiğim en kalabalık bayramdı. Mahşeri bir kalabalık vardı.”

Arifeden bir gün önce Palamutbükü'ne geldiğimizde Ceylan Otel'in olduğu köşede tanık olduğumuz trafik sıkışıklığından söz ediyorum.

Bu yoğunluğun nedeni Palamutbükü'nün çok popüler olmasıdır. Bir arkadaşım söylemişti, “Palamutbükü Datça'dan daha çok tanınan bir yerdir” diye. Palamutbükü'nün böylesine ünlenmesi turizm açısından iyi bir şey değil mi?

“İyi, iyi ama maalesef burada birçok apart, iş yeri var, tek bir araç koyacak otoparkları yok. Örneğin, bir vatandaş, bir dönüm olan arazisinin üzerine 1 değil 5 apart yapmaya çalışıyor. Gelecek müşterilerinin araçlarını koyacağı yeri düşünmüyor.”

 İMAR PLANI'NIN OLMAMASI BÜYÜK SORUN

Datça ÖÇK (Özel Çevre Koruma) Bölgesi olduğu için yapamıyordur...

“Burada imar planı olmadığı için yapılan binaların çoğu zaten kaçak. Yıllardır imar izni yok burada. 2017 yılı sonunda çıkarılan ‘İmar Barışı' ile yasallaştı bu kaçak binalar.”

Şimdi yine “kaçak yapı” sorununuz var mı?

“İmar planı ve imar izni olmayınca mecburen oluyor.”

Köy yerleşim ve gelişim alanlarında 'geçici yapılaşma koşulları' çerçevesinde verilen imar izninden yararlanamıyorlar da mı bu kaçak binaları yapıyorlar?

“Sözünü ettiğin bu izin Palamutbükü'nde söz konusu değil. Palamutbükü'nün hiçbir yerinde imar izni verilmiyor.”

2023 yılı Ocak ayı Olağan Datça Belediye Meclis Toplantısında Belediye Başkanı Gürsel Uçar Yaka dahil bazı mahallelerde “geçici yapılaşma koşulları çerçevesinde imar izni verileceğini” duyurduğundan ve bunun haberini de yaptığımdan şaşırıyorum.

“O dediğin köyün yukarı kısımları için geçerli. Kumyer ve köyün yerleşik olduğu alanda yola cephesi olan böyle bir yerin varsa sana o izin veriliyor ama aşağı bölgede, ovada bu izin verilmiyor. Başkan 'Ben Palamutbükü'nün imar planını çıkaracağım, o nedenle bu bölgede izin vermem. Yaka ve Kumyer'de işin içinden çıkamadım, o nedenle o bölgelerde izin veriyorum' diyor.” Gülüşüyoruz.

“Başkana demişler ki, ben başkanın kendisinden duydum, 'Bademlikleri imar planından çıkarın.'

Belediye Meclisi'nin bir toplantısında bu çerçevede bir tartışma yaşandığını anımsıyorum. “Zeytinlikler zaten imar dışıdır, imar planı yaparken bademlikleri de imar dışına çıkarın...” denilmiş.

“Yaka'da boş arazi bulamazsın. Her yer bademlik ve zeytinliktir. Boş arazi oranı %1 bile değildir.”

Bademliklerde uygun bir proje çerçevesinde imar izni verilmeli mi? Örneğin, Kızlan Muhtarı Uğural Suat Karaman, tarım arazilerinde %5 oranında yapı izni verilmesinin iyi olacağını söylüyor.

“Suat Bey haklı. Ben de aynı düşüncedeyim. Burada, 1987 ya da 1988 yılları olabilir, biz kaçak yapıdan 15 yıl ceza yemiştik. O yıllarda da 'imar gelecek' deniliyordu. Yıl olmuş 2023, hala kaçak yapıdan ceza yiyen vatandaş var. Benim burada bir yerim var ama hiç bir şey yapamıyorum. Tamam, daha öncesinde başka bir kurum bu bölgeden sorumluydu ama şimdi 2014 yılından beri Datça Belediyesi sorumludur.”

 İMAR PLANI ÇALIŞMASI KAPSAMINDA KİMSE BİZE BİR ŞEY SORMADI

Datça Belediyesi'nin Palamutbükü ile ilgili olarak bir imar planı çalışması yaptığı biliniyor. Bu kapsamda Datça Belediyesi gelip de size ve Çeşmeköy (Cumalı) Muhtarına “Bu bölge ile ilgili bir plan yapıyoruz. Bir araya gelelim. Bu plan ile ilgili ne düşünüyorsunuz, neler öneriyorsunuz bize anlatın” dediler mi?

“Hiç sormadılar.”

Bu proje size rağmen, sizden habersiz mi çiziliyor?

“Evet”

Örneğin siz bu bölgede büyük otellerin yapılmasına ve turizmin bu oteller üzerinden sürdürülmesine karşı iseniz bu planı çizenlerin bunları bilmesi ve imar planını ona göre çizmesi gerekiyor.

“Keşke sorsalardı. Bizim de söyleyeceğimiz bazı şeyler olurdu.”

 SU SORUNUMUZ ÇÖZÜLDÜ SAYILIR

Bu bölgede önceden çok ciddi bir su sorunu vardı ama şimdi, geçenlerde açılışı yapılan Datça-Betçe Su Projesi çerçevesinde bu sorunun çözüldüğünü söyleyebilir miyiz?

“Evet, çözüldü sayılır. Bu proje çerçevesinde bu yıl Mesudiye, Sındı ve Yaka'ya su verilmeye başlandı.”

Bu projenin hayata geçirilmesi sürecinde Karaköylüler ve Hızırşah Muhtarı ile bazı sorunlar yaşandı. Bu konularda ne söyleyebilirsin? Muhtarlar olarak sizin kendi aranızda haberleştiğiniz ve böylesi durumlarda tartıştığınız, birbirinizi eleştirdiğiniz ya da yardımcı olduğunuz bir iletişim ağınız yok mu?

“Datça'da 12 muhtarız ve bizim bir WhatsApp grubumuz var. Bu proje gündeme gelinceye kadar aramızda hiçbir sorun yoktu. Muhtarlar olarak bazen oturur, yer, içer ve sohbet ederdik. Biliyor musun Özay (Hızırşah Muhtarı) anne tarafından bizim köylüdür, akrabaları burada. Küçüklükten beri arkadaşız. Muhtar olmadan önce de arkadaşlığımız ve dostluğumuz vardı...

İlk sorun Karaköy'de çıkmıştı. Projenin orijinal halinde Betçe'ye su getiren hat Hızırşah Muhtarı ile tartışmalara neden olan bölgeden geçmiyordu. Karaköylüler itiraz edince şimdiki hat üzerinden geçirilmeye başlandı. Haliyle Hızırşah Muhtarı ile bu sorun yaşandı...

Yaka'da su konusunda bazı sıkıntılar yaşanmıyor değildi, yaşanıyordu ama Sındı tamamen susuzdu. Sındı'ya tanker ile sürekli su çekiliyordu. Tanker bozulunca ya da tekeri patlayınca Sındılılar o gün susuz kalıyordu. 2023 yılında bir yere tanker ile su taşıma durumu olmaması lazım...”

Bir süre bu konuda konuşuyoruz. Su sorunun çözülmesi nedeniyle Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün'e teşekkür ediyor.

 YAKA KÖYÜ'NÜN GELECEĞİ BÜYÜK ÖLÇÜDE TURİZMDEDİR

Yaka Köyü'nün geleceği, Palamutbükü'nden dolayı turizmde mi şekillenecek?

“Büyük ölçüde turizm, tarım olarak da badem ve zeytin.”

Yaka Köyü'nde işletme sahibi, işçi vb. anlamda turizmde çalışan çok kişi var mı?

“Turizmden gelir elde eden çok kişi var. Kimisinin apartı, restoranı, işyeri var... Büyük çoğunluk Palamutbükü'nde yaşıyor ve turizm ile uğraşıyor.”

Yakalıların kendi mülkleri üzerinde apart, restoran ya da başka bir iş yeri anlamında turizm işi ile uğraşıyor olmasından hareketle soruyorum, sizin köylüler turizmin bu şekilde mi yoksa işte Palamutbükü'ne büyük oteller yapılarak ve bu bölgeye gelen tatilcilerin o otellerde konaklaması biçiminde mi sürdürülmesinden yana?

“Palamutbükü'ne büyük oteller yapılmasına köylülerimiz gibi muhtarlık olarak biz de karşıyız. Büyük oteller 'her şey dahil' üzerinden tatilcileri ağırlıyorlar, o yörede yaşayan kimseye yararları olmuyor. Şimdi bu bölgeye gelen tatilciler apartlarda kalıyorlar, restoranlarda yemeklerini yiyorlar, marketlerden alış veriş yapıyorlar ve çark dönüyor. Büyük oteller olunca sadece o otel sahipleri kazanacak. Bizim burada kimsenin böylesi büyük oteller yapacak bir gücü de yok. Büyük otelleri bu bölgenin dışından gelecek kişiler yapabilir ancak.”

YAKA KÖYÜ ÇOK FAZLA GÖÇ ALIYOR

Sizin köy göç alıyor mu?

“Çok fazla.”

Örneğin sizin köyden KÖYKENT'te mülk sahibi olan kimse kaldı mı yoksa herkes Yaka dışından gelip yerleşenler mi?

“Arsasının üzerine bina yapan ve yapmayanlar olarak toplam %20-25 civarındadır Yakalılar.”

Yaka dışından gelip de yerleşenler konut olarak mı kullanıyorlar buraları, apart türü iş yeri olarak da kullananlar var mı?

“Her iki halde kullananlar var. Çok göç edip gelen var.”

Yurt içi? Yurt dışı?

“İstanbul ağırlıklı. Yurt dışından gelip yerleşenler de var.”

Yaka Köyündeki nüfus hareketliliğine dair konuşuyoruz bir süre.

“Örneğin ben kendim de Yaka doğumluyumdur. Yaka merkezimizdi. Eskiden her bahçede kuyular vardı. Daha sonra kuyulardaki sular çekildi. Sular çekilince susuz durulamayacağı için büyük çoğunluk %70'i ovaya, %10-20'si Kumyer'e taşındı. O zamanlar tanker ile filan su da taşınmıyordu. Yaka boşaldı. Daha sonra Yaka'nın tanınırlılığı artmaya başladı. Almancısı, Amerikalısı... birçok kişi gelip Yaka'ya yerleşmeye başladılar. Hala devam ediyor...”

Bu kişiler susuz Yaka'ya neden gelip yerleştiler? Hiç merak edip sorduğun oldu mu?

“Yaka'nın en büyük avantajı temiz havasıdır. Orman kenarı... Örneğin yaz aylarında burası sıcak iken Kumyer ve Yaka serindir. Yaka, Cumalı ve Sındı her daim serindir. Akşamları biz burada sıcaktan yatamayız ama yukarıdakiler serin serin uyurlar. Yaka dışından gelip yerleşenlerin bir kısmı yazlıkçı olarak gelirken bir kısmı da yaz-kış burada yaşıyorlar.”

Datça Belediye Başkanının da şikayet ettiği bir konu var, biliyorsun; ikametgah sorunu. Yaka'ya gelip yerleşenler ikametgahlarını getiriyorlar mı?

“Getiriyorlar. Yaka'ya ikametgâhlarını aldıranların sayısı 300 civarındadır. Bizim şu an 826 seçmenimiz var. İkametgâhını hâlihazırda aldırmayanlar da çoktur. Seçim öncesi çok çağrı yaptık ikametgâhı buraya aldırın diye ama işte kimisi yerel seçimde İstanbul'da İmamoğlu, Ankara'da Mansur Yavaş için ikametgâhlarını İstanbul ve Ankara'da tuttuklarını söylüyorlar.” Gülüşüyoruz. “Başkan gibi biz de söylüyoruz, 'işte Datça'nın resmi nüfusu 25.000 ama fiili nüfusu 50-60.000 civarında. Belediye Ankara'dan aldığı yardımı resmi nüfus üzerinden alıyor ve bununla 50-60.00 kişiye hizmet vermeye çalışıyor' diye... Bilhassa pandemiden sonra burada yaşamaya başlayanlar çoğaldı. Eskiden yazın gelip 2 ay kalıyorlardı, sonra gidiyorlardı; pandemide 12 ay burada kalmaya başladılar.”

ELEKTRİK TRAFOMUZ 1980 YILINDA YAPILDI

Biraz önce söz arasında elektrik sorunundan söz etmiştin. Sorun ne?

“Kumyer'de 4 gündür ki bugün (16.07.2023) 5. gündür sıkıntı devam ediyor.”

Sorunun kaynağı ne? RES'ler (Rüzgâr Enerji Santralleri) yapıldıktan sonra Datça'da elektrik sıkıntısı bitti gibi bir algı oluşmuştu...

“Kumyer'e elektrik 1980 yılı başlarında geldi; trafo o günden beri aynı trafodur. AYDEM hiç yatırım yapmadı. Buna karşın Yaka'nın, Kumyer'in elektrik tüketimi her geçen gün arttı; nüfus çoğaldı, elektrikli ev aletleri çeşitlendi... Örneğin, KÖYKENT'te birçok apart yapıldı. Haliyle 1980 yılında yapılan trafo bu yükü kaldırmıyor...”

(Yaka Muhtarı Serhat Yılmaz ile bu söyleşiyi yaptığımız günün akşamı söyleşiyi yazıya dökmeye başladığımda Datça Yarımadasının genelinde önce elektrikler, buna bağlı olarak su ve İnternet tamamen gitti. AYDEM, bu durumun nedeni olarak artan sıcaklar nedeniyle klimaların kullanılmasını ve yoğun elektrik tüketen ev aletlerini gösteriyor, Yaka Muhtarı Serhat Yılmaz'ın yarım gün öncesinden işaret ettiği alt yapı yetersizliğine ve yıllardır alt yapıya yatırım yapılmamasına hiç değinmiyor. Yani gerçeği söylemiyor, Datçalılara masal anlatmayı yeğliyor.)

Muhtar Serhat Yılmaz bir süre Palamutbükü’nde yaşanan elektrik sıkıntılarına ve çözüm bulmaya çalışmalarına dair bilgiler verdi.

AYDEM ile bu konuda sen konuşuyorsun değil mi? Onlar nasıl açıklıyor yatırım yapmamayı?

“Maalesef AYDEM'den kimseye ulaşamıyoruz. Mesaj atarak sorunlarımızı yazabiliyoruz. Bak, size okutmamda hiçbir sakınca yok” diyerek telefonunu uzatıyor. “Şefim 3 gündür elektrik yok. Gelip sıkıntı nedir diye hiç bakmıyorsunuz. Kesin bir çözüm bekliyoruz. Pazartesi gününe kadar kesin bir çözüm olmaz ise Yaka Mahallesi halkını basın ile birlikte AYDEM'in önüne getireceğim. Bilginiz olsun” diye yazmış muhtar, buna karşın AYDEM'den gelen yanıt şu olmuş: “Bu sıcaklarda herkes klimaya yükleniyor. Ne yapayım? Kullanmayın mı diyelim? Türkiye'de var bu sorun. Sıcaklar hafifleyince düzelecek zaten. Yalnızca Kumyer'de değil, Yazı, Eski Datça her yerde aynı.

“Bu cevap mı şimdi?”

Sizce sorun klimaların ve yoğun elektrik tüketen ev aletlerinin kullanılmasından değil trafolara, alt yapıya yatırım yapılmamasından kaynaklanıyor...

“Evet, trafoların ve hatların güçlendirilerek kapasitelerinin yükseltilmesi gerekmekte. Bu konuda bir cevap ise yok.”

Siz eğer AYDEM önüne gelirseniz ben haberinizi yapmak için gelirim.

(Çok ilginçtir ki Yaka Köyü Muhtarı serhat Yılmaz’ın sözünü ettiği saatte Yakalılar değil ama Datçalılar Yarımadanın genelinde kesinti baş gösterince AYDEM önünde toplanarak kesintileri protesto ettiler ve Cumhuriyet Meydanına kadar yürüdüler.)

 YIL 2023, BİZ HALA YOL, SU VE ELEKTRİK SORUNLARIYLA UĞRAŞIYORUZ

“Yıl olmuş 2023, biz hala yol, su ve elektrik sorunları ile uğraşıyoruz. Bu iş mi? İşte Kumyer üzerinden geldin, görmüşsündür yolun durumunu. Kumyer'in bir bölümü parke ile kaplandı ama bir turizm bölgesinde bu kadar kötü bir yol olamaz. Palamutbükü'ne gelip giden insanların tamamına yakını bu yolu kullanıyor. Yolun durumunu belediyeye anlatıyoruz ve çözüm istiyoruz. Su hattının döşenmesi sırasında yapılan kazı nedeniyle yol Yaka'dan Kumyer'e gelinceye kadar neredeyse tek şeride düştü. Başkana anlattım, tamam, yapacağız dedi ama yaz sezonunun yarısına geldik.”

Başkan bu durumu nasıl açıklıyor?

“Bütçenin yetersiz olduğunu söylüyor. 'Ben bu yolu yaparsam personelimin maaşını ödeyemem, bugüne kadar personelimin maaşını ödememezlik hiç yapmadım' diyor. Para olduğu zaman yapacaklarmış.”

Kumyer'in içinden geçen yolun bir kısmına parke döşenmesi ve geçmişte Yaka'dan Palamutbükü'ne gidiş gelişte kullanılan Helvacı yolunun yapılması nedeniyle de Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar'a teşekkür ediyor.

PALAMUTBÜKÜ SAHİLLERİ ELDEN GİDİYOR

Palamutbükü sahillerinin kullanımı konusunda geçen yıla kadar Datça Belediyesi yetkiliydi ama 2 yıldır bu bölgede defacto (fiili) bir durum söz konusu, yani kimse yetkili değil ve işletmeler önlerindeki sahilleri istedikleri gibi kullanabiliyorlar. Bu işletmeler bu nedenle Datça Belediyesi'ne Datça merkezdeki işletmeler gibi “kaldırım işgali” benzeri bir şey ya da bir başka yere bir şey ödüyorlar mı?

“Sanmıyorum. Çünkü şimdi kimse ilgilenmiyor bu bölgeyle. Daha önce kaymakamlıkta yapılan toplantılarda Semih (Hakkı) muhtarımız ile birlikte 'sahiller elden gidiyor' diyerek bu sorunu gündeme getiriyorduk. En son toplantıda Muğla Vali Yardımcısı da vardı, ona da söyledim; belediyede iken tam anlamıyla olmasa da gene iyi idi ama şimdi belediyeden çıkınca tamamen kontrolden çıktı sahiller. Kontrol olmayınca önceden 50 şezlong koyan işletme şimdi 70 şezlong koymaya başladı. Şu an sahilde baya bir sıkıntı var.”

Yakalılar şimdi nereden denize giriyor?

“Şimdiki pazar yerinin karşı tarafından, Ceylan Otel'in karşısında bulunan ağaçların oradan ve bir de MERTUR'un karşı tarafından giriyorlar. Limandan tutun Bedya Beache kadar denize girilebilecek bir yer bulamazsınız. Bu durumdan biz memnun değiliz. İşletmelere sorsan, onlar da memnun değiller.”

Neden? Sahilleri kullandıkları için herhangi bir yere bir para ödeseler amenna ama ödemiyorlarmış...

“Diyorlar ki ‘keşke belediye koysa bu şezlongları da biz hiç uğraşmasak...’”

Gerçekten böyle düşünen işletmeler var mı? Eğer var ise bana yönlendir, ben onlarla konuşmak ve ne düşündüklerini öğrenip yazmak isterim.

“ Palamutbükü’nde yol ayrı bir dert, sahil ayrı bir dert. Sahildeki yolu o kadar işgal altına almışlar ki kimisi resmen yolu bir dondurmacıya kiraya veriyor, kimisi masa sandalye atıyor. Yol trafiğe kapanıyor. Biz bunları belediyeye de bildiriyoruz. Yetki zabıtada. Zabıta geliyor, bakıyor, uyarıyor ve gidiyor. Herhangi bir yaptırım yok. Yol resmen işgal altında. Yolda ne ararsan var. Belediye yolu bu işgalden temizlemeli.”

 SAHİLLERDE BELEDİYE DEVREYE GİRMELİ

Anladığım kadarıyla sen ve haliyle Yakalılar Palamutbükü sahillerinin bu hale gelmesinden memnun değilsiniz?

“Değiliz.”

Belediyenin devreye girmesini istiyorsunuz?

“İstiyoruz. Bu konuda iş belediyeye düşüyor. İş rayından çıkıyor... Halk artık yakında isyan çıkarır. Çünkü denize girebileceği bir alan kalmıyor. Diyelim ki şu an pazar yeri olarak kullanılan alanın arkasında kalan arazilerin sahipleri yarın bir gün tutsalar o arazilerinin üzerine turizm tesisi yapsalar ve deseler ki 'biz de önümüzdeki sahil kısmında diğer işletmeler gibi müşterilerimize has şezlonglar koymak ve sedirler yapmak istiyoruz', ne olacak?”

Biliyorsun, pazar yerinin kurulduğu alan Maliyeye ait...

“Olsun. Oraya o tesisi yapabilen kişi o sorunu da çözer. Biraz ilerisinde bir villa vardı, ne oldu? Bir vatandaş orayı aldı, turizm işi yapmaya başladı ve tuttu önündeki sahili kapadı. Sen ben buraya şemsiye koyacağım diyorsun, yasak diyorlar. Ama koyunca da kimse gelip senin şemsiyeni alıp götürmüyor. Bu nedenle yapanın yanına kar kalıyor her şey...”

Muhtarı dinlerken söyledikleri karşısında “haklısın” demekten başka bir şey diyemiyorum.

Bu nedenle “birisi devreye girmeli ve bu da yerel yönetim olmalı” diyorsunuz. Anladım!

 SOKAK KÖPEKLERİYLE BAŞIMIZ DERTTE

Başka sorunlarınız var mı?

“Sezon sonu oldu mu cins cins köpekler getirip bırakıyorlar, köyün çevresine.”

Bu konuda ne yapılmalı sence?

“Belediye barınak mı yapar ne yapar bilemiyorum, bu köpekler tehlike saçıyor. Motosiklet üzerindeki gençlere saldırıyorlar. Çocuklarımıza, yaşlılarımıza saldırıyorlar. Bu tehlikenin kabul edilmesi için ille de birisinin ölmesi gerekmiyor. Ayrıca Palamutbükü'nde çok sayıda başıboş Kangal cinsi köpek var. Sahillerde geziniyorlar. Allah göstermesin bir çocuğumuza saldırırsa boğar atar.”

Daha önce Semih (Hakkı) muhtarımız da bu konudan şikâyetçi olmuştu. Sanırım bu bölgenin böyle bir ortak sorunu var?

“Doğru. Köpekler aç kalınca vatandaşın tavuğunu, keçisini, kuzusunu parçalıyor. Hepimiz hayvanları seviyoruz ama bu işten ekmek yiyen vatandaşlara verdikleri zarar çok fazla. Haydi hayvanlardan vazgeçelim ama cana yönelik zarar vermelerinden korkuyoruz. Belediye artık bu soruna bir çözüm bulmalı. Her belediyenin bir köpek barınağı olmalı.”

 ÇADIR VE KARAVANCILAR SORUNUMUZ DA VAR

“Çadır ve karavancılar sorunumuz da var. Örneğin, bir vatandaş geliyor, sahilin bir yerine çadırını kuruyor ya da karavanını koyuyor. Örneğin pazar yerinin karşısında çadırlar, MERTUR'un olduğu bölgede karavanlar var. Biz böyle yapanları gördüğümüzde işte ‘Akçabük'e neden gitmiyorsunuz?’ diye sorduğumuzda ‘sen orası ile ortak mısın*’ diye yanıt veriyor. ‘Paralı olan yere bizi neden yönlendiriyorsun?’ diyor. Karavancıların WC'si var ama çadırcılar nedeniyle çadırların olduğu bölgelerde çiş kokusundan geçilmiyor. Örneğin, bizim Gerence (Akvaryum) dediğimiz koy bu durumdadır. (Gerence'nin 'yavan' anlamına geldiğini söylüyor) Her çalının arkası wc'dir. Bu duruma zabıtanın mı, jandarmanın mı yoksa orman idaresinin mi karışacağı konusu biraz karışık.”

Datça'da çadır kurulacak yeterli kamping alanı ve karavancılar için tahsis edilmiş uygun yer sorunu olduğu konuşulur durur. Bu bölgede bu amaçla tahsis edilebilecek yerler var mı? Bu amaçla yerel yönetime başvuran vatandaş var mı?

“Bildiğim kadarıyla yok.”

 YENİDEN MUHTAR ADAYI OLMAYI DÜŞÜNÜYORUM

Sen 2024 yerel seçimlerinde yeniden aday olmayı düşünüyor musunuz?

“Düşünüyorum.”

Büyükşehir Yasasından sonra muhtarların bütün yetkileri ellerinden alındığına göre gerçekte muhtarlık bir 'yük' değil mi? Bu durumda neden yine muhtar olmak istiyorsun? Maaşı için mi?

“Maaş için yapılmaz bu iş. Benim gelirim bana yetiyor. Kirada evlerim, bademliğim, zeytinliğim var. Ben mücadele etmeyi seviyorum. Okula kadar gelen parke kaplamanın devamıyla birlikte parke yapılacak toprak yollarımız var. Hâlihazırda bunları yaptıramadık. Bir köy girişi ve çıkışı ile belli olur. Bunun dışında köyümüze bir düğün salonu istiyoruz. Mesire alanı kazandırmak istiyoruz. 'Sorunları çözülmüş bir Yaka Mahallesi' benim gerçekleştirmek istediğim. Yaka'da daha yapılacak işlerimiz var. Bu nedenle yeniden muhtarlığa adayım.” 18.07.2023

                                                              

                                                    REŞADİYE MUHTARI SAMİ AKKIN

“Bir Betçe'den, bir Datça'dan muhtar ile görüşme yapma kuralımı bozmamak için sizin uygun zamanınızı bekliyorum,” dedim, Cuma günü öğle üzeri yaptığım ikinci arama sonrası saat 16.00 gibi bana dönüş yaptığında; “Sorunu en az olan mahalle bizim mahalledir. Bugün görüşebiliriz. Şimdi gelebilir misiniz?” diye sordu, Reşadiye Muhtarı Sami Akkın.

Atladım gittim.

 REŞADİYE MAHALLESİ'NİN TÜZEL KİŞİLİĞİ ZATEN YOKTU

Büyükşehir Yasası çıktıktan sonra Datça Belediyesi'ne ve Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne neleri devrettiniz?

“Büyükşehir Yasası çıkmadan önce de 'merkez mahalle' olduğumuz için köy muhtarlıkları gibi bizim tüzel bir kişiliğimiz yoktu. Ben, Büyükşehir Yasası ile birlikte (2014) muhtar oldum; daha önceki muhtar ile de çalıştım, yaşlı olması nedeniyle işlerini takip ettim. Tüzel kişiliğimiz olmadığı için bize ait herhangi bir taşınmazımız yoktu.”

Bir dönem daha devam etmeyi düşünüyor musun?

“Siyaset gibi olacak ama partim (CHP) içinden, mahallemizden, muhtar arkadaşlarımızdan birçok kişi benim belediye meclisine girmem gerektiğini söylüyor ama benim mahallemde bir dönem daha yapacak olduğum işlerim var; iki dönem boyunca çok önemli işler yaptık, çok büyük projelere imza attık.”

Son yapılan kongrede Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu'na da seçilmiştin.

“Evet. Hala yürütmedeyim.”

 REŞADİYE DATÇA'NIN KAVŞAK NOKTASIDIR

Reşadiye merkez mahalle idi” dedin ya, Reşadiye Osmanlı İmparatorluğu zamanında Datça'nın İdare Merkezi imiş. Sokakta konuşulan bir söylentiye göre “Reşadiyeliler” o dönemden devam ede gelen bir duygunun gereği “kendilerini Datça'nın sahibi olarak görürler”miş. Nesiller boyu Reşadiye'de yaşaya gelmiş bir ailenin ferdi olan sende böyle bir duygu var mı? Bu söylenti doğru mu?

“Datça'nın sahibi Datçalılardır. Daha önceki zamanlarda Datça Reşadiye'den yönetildiği için Reşadiye dışındaki insanların Reşadiye'ye alttan bakma gibi bir durumları var. Biliyorsun, iktidar her zaman eleştirilir, o hesap.

Yönetim Reşadiye'de olduğu zamanlarda işte bir insana bir nedenden dolayı ceza yazılmış, bir insan jandarma karakolunda kalmış, hapse atılan olmuş bilmem ne, hep kötü anıları var bazılarının Reşadiye ile ilgili. Burası yönetim merkezi iken buranın insanı yönetim kademelerinde olduğu için Reşadiye ile ilgili yanlış bir algı oluşmuş, Reşadiye'ye böyle bir etiket vurulmuş.

Reşadiyelilerin diğer Datçalılardan hiçbir ayrıcalığı yoktur. Emecik, Eski Datça, İskele, Reşadiye hepsi Datça'nın birer mahallesidir. Betçe'deki köylerimiz de aynı. Bizim bu mahallelerden üstün neyimiz olabilir ki? Kız alıp veriyoruz, akrabalarımız var. Beraber yaşıyoruz. Buradan taşınıp İskele Mahallesinde yaşayan arkadaşlarımız, ağabeylerimiz var, oradan buraya gelip yaşayanlar var. Aslında diğer mahalleler ile etle tırnak gibiyiz. Reşadiye Mahallesi Datça'nın kavşak noktasıdır.”

 ESKİDEN BELEDİYE'DE ÇALIŞMAK REVAÇTA DEĞİLMİŞ

Diyelim ki Datça Belediyesi'ne bir personel alınacak; siz bu personel alımında kendinize bir ayrıcalık yapılmasını istiyor musunuz? İşte “Biz Reşadiyeliyiz, bu personel bizim mahalleden alınmalı” filan diye düşünüyor musunuz?

“Eskiden böyle bir duygu vardı. Belediye'de çalışan personel sayısına bakılınca da bu durum anlaşılabiliyordu. Bu durumun ortaya çıkmasında şunun da etkisi var, bunu göz ardı etmeyelim: Eskiden belediyede çalışmak çok revaçta değildi. Esnaflık, balıkçılık, teknecilik yapmak daha revaçtaydı...”

Belediye'de de olsa bürokraside çalışmanın ikincil tutulduğu, serbest meslek sahibi olmanın, bir iş yeri açmanın birincil sayıldığı zamanlarda...

“Evet, o zamanlarda belediyeye işçi bulamadıkları için Reşadiyeliler belediyeye girmişler. Mesela, Savaş Özalp (Reşadiyeli, 1982-89 yılları arasında Datça Belediye Başkanlığı yaptı), babamgili sağdan soldan toplamış, demiş ki 'sizi işe alacağım', babam öyle girip çalışmaya başlamış Datça Belediyesi'ne.”

 REŞADİYE SİT ALANIDIR

Reşadiye, Eski Datça gibi tarihi bir yer. Belediye başkanı Gürsel Uçar olağan meclis toplantılarında birkaç kez Eski Datça'nın olduğu gibi Reşadiye'nin de tarihsel değerinin çok yüksek olduğunu ve bu nedenle Reşadiye'ye de yatırım yapılması ve turizm açısından bir çekim merkezi haline getirilmesi gerektiği üzerine konuşmuştu. Sanırım Reşadiye'de hayata geçirilmeye çalışılan bazı projelerde sıkıntılar yaşanıyor...

“Reşadiye'nin SİT bölgesi olması elimizi kolumuzu bağlıyor. Nüfusumuz, şu an 1.300 civarındadır. Abartmayayım ama 400-500 civarında Reşadiyeli şu an İskele Mahallesinde yaşıyor. Çünkü burada adamın evi var, eski bir ev, 40-50 m2 civarında. Çocuğu olmuş, ihtiyacı var, yenisini yapacak, SİT bölgesi olduğu için Anıtlar Kurulu izin vermiyor. Çevremizde tarlalarımız var, imar yok, oraya da yapamıyoruz. Haliyle, zorunluluktan, İskele Mahallesi'ne göç ediliyor.”

Reşadiye Mahallesi Muhtarı olarak ne öneriyorsun?

“İmar planı olmalı, buraya özgü imar planı çıkarılmalı.”

Reşadiye'de imar planı yok mu?

“Mevcutta var. Genişletilmesini istiyoruz.”

Bunu talep ettiniz mi?

“Bu konuda belediyede bir çalışma var. 'Plan var, ilk sırada siz varsınız, yapılacak' filan deniliyor ama adım da atılmıyor....”

Reşadiye'nin SİT alanları korunarak değil mi? Mevcut SİT alanlarının derecesinin düşürülmesini filan istemiyorsunuz?

“SİT alanı, bizim en büyük şansımız. Yaşlılarımız, Reşadiye'nin SİT alanı olmasını belki bir dezavantaj olarak görüyorlardı ama onların çocukları ve torunları böyle olmamızın kaymağını yiyecekler. Reşadiye'nin şu anki rayiç değerinin yükselmesinin nedenlerinden birisi SİT alanı olmasıdır. Bu SİT özelliğinin korunması gerektiğini düşünüyoruz. Okulun altında bölge var, yeni imara açılmış, o şekilde açılabilir diğer taraflar da. Şu an içinde bulunduğumuz eski mahallenin korunması gerekir.”

 ELEKTRİK HATTI HARİÇ HER ŞEY YENİLENDİ

Reşadiye'de uygulamasına başlanmış ama farklı nedenlerle yarım kalan projeler var mı?

“2017'de Datça'da yıkıcı olan deprem sırasında Reşadiye'de 11 tane binamız ağır hasar almıştı. O depremde en ağır hasar Reşadiye'de yaşanılınca Muğla Valimiz Esengül Civelek hanım buraya geldi. Olayla bizzat ilgilendi. Deprem mağduru aileler ile görüştü. Burayı sevdi. Yanlış hatırlamıyorsam, belediyenin de oluruyla, %40-45 Muğla Valiliği, %55-60 Datça Belediyesi katkısıyla yollar toptan yenilenmeye başlandı. Parkeler komple söküldü, Arnavut kaldırımı yapıldı. O süreçte dedik ki, bu işi yapacaksak bir kerede tam olarak yapalım; bütün alt yapıyı değiştirelim. İşte elektriği de yer altına alalım. MUSKİ ile görüştük, kanalizasyon ve su hattını yeniledik, boş arsaların bile su ve kanalizasyon hattı hazır hale getirildi. Projeyi uyguladık ve bitirdik ama bir tek elektriği yer altına alamadık; bu içimde bir dert olarak kaldı. AYDEM gerekeni yapmadı.”

 REŞADİYE'DE YAZ-KIŞ DEVAM EDEN DOĞAL BİR HAYAT VAR

Yine SİT alanı içerisinde ama SİT özelliğine zarar vermeden yapılması gereken başka şeyler var mı?

“Yapılması gereken tek şey var: Örnek almak. Önümüzde örnek çok, olumlu ve olumsuz. Mesela en azından Eski Datça var yakınımızda. Biz bunları görerek, olumsuz olaya olumlu şekilde devam edersek, bunu başarırız. Zaten, benim 3. dönem muhtarlığı yapmayı istememin nedeni Reşadiye'nin turizm açısından gelişmesine katkıda bulunmaktır.”

Örneğin ne yapılmalı? 3. döneminde ne yapmayı düşünüyorsun?

“Gençlerimize işletmeciliği aşılamamız lazım. Yani, gençleri, nasıl diyeyim, maaşlı bir yerde çalışmaktansa kendi işletmelerinde para kazanmasını sağlamak, buna yönlendirmek, onların hayatlarını, geleceklerini kurtarmak demek, benim açımdan. Yoksa sabit bir maaşla ne bir adım ileri giderler ne de bir adım geri gelirler. Orta gelirli bir vatandaş olarak kalırlar. Ben bütün gençlerimizin bir şeyler yapmasını istiyorum. Bizim şöyle bir şansımız da var, bizim mahalle içindeki mülklerimiz kendimizin; Reşadiye dışından gelen kimsenin, yatırımcının eline geçmediler.”

Reşadiye'de Eski Datça gibi satma yok?

“Yok. Reşadiye'de yaz-kış devam eden bir hayat var. Kışın gelin buraya, yazınki gibi aynı kalabalığı göreceksiniz. Eski Datça'da kışın 10 kişiyi göremezsiniz yaşayan ama yaz aylarında sokaklarında 10.000 kişi olur. Eski Datça'da suni, Reşadiye'de doğal bir yaşam var. İnsanları buraya çeken de bu doğal yaşam. Reşadiye'nin turizm potansiyeli Eski Datça'dan kat be kat daha fazladır. Günlük yaşamınızı sürdürmek için neye gereksiniminiz var ise süttür, yumurtadır, peynirdir... onu burada bulabilirsiniz. Aynı zamanda tarihi havayı da soluyabiliyorsunuz. Bu nedenle, hani cıstak cıstak tarzı var ya, müzikli, eğlenceli bir turizme değil de butik türü bir turizme yönelinebilirse çok iyi olacak.”

İyi de bu tarihi binalarda herhangi bir tadilat filan yapılabilir mi?

“Yapılabiliyor tabii. Şimdi bazı yanlış algılar da var burası ile ilgili, mesela, nasıl diyeyim, basit tadilatlar var binalarda yapılabilecek. Bu tadilatlar ile ilgili Muğla Büyükşehir bünyesinde KUDEB (Koruma, Uygulama ve Denetim Şube Müdürlüğü) diye bir birim var, oraya başvurup, o birimin kontrolünde yapabilirsiniz. Mesela bir arsanız var, içerisinde eski bir eviniz var, bunları aslına uygun olarak yapabilirsiniz. Benim istediğim, Reşadiyeli gençlerin bu tür yerleri turizme kazandırmalarıdır. Bu Reşadiye, Datça ve onların geleceği için çok önemli.”

 REŞADİYE SIRTLARINDA “DEVLETTEN KİRALAMA” DİYE BİR ŞEY YOK

Sosyal medyaya filan da yansıdı, Reşadiye'nin sırtını yasladığı tepelerde devletten kiralanarak mı yoksa hani birileri gidip cebren el koyarak mı nasıl yapıyorlar ise işte bazı yerleri çevirip ağaçlandırdıkları ve sahiplendikleri konuşuluyor. Böyle bir şey var mı?

“Datça Kaymakamlığı bu sorun ile ilgili mücadele edebilmek amacıyla bir WhatsApp grubu da kurmuştu; devletten kiralama diye bir şey yok.”

Nasıl yani? Hani yok 49 yıllığına, yok 99 yıllığına devletten yerler kiralıyor ve oraları ağaçlandırıp kullanıyor ya bazıları, bunlar da bu türden şeyler değiller mi?

“Hayır. Öyle bir şey yok. Bunlar, Maliyeye ait arazileri izinsiz çeviriyorlar, açıyorlar, kendilerince işleyip ağaçlandırıyorlar ve ondan sonra yasal prosedürü başlatıyorlar, 'biz burasını kiralamak istiyoruz' diyerek.”

Bu yapılanlar yasal mı?

“Bence değil. Yapılan her şey izinsiz, yani yasal olmayan bir biçimde yapılıyor, sonra bütün bunları yasallaştırmak için 'izin başvurusu' yapılıyor.”

Bunları kim yapıyor? Reşadiyeliler mi?

“Şöyle söyleyebilirim: 100 dönüm açılmış ise bunun 10 dönümünü açmamıştır Reşadiyeliler.”

Reşadiye dışından gelenler mi açıyor bunca yeri?

“Reşadiye dışından.”

İyi de bu insanlar ne biliyorlar Reşadiye'deki bu arazilerin Maliye'ye ait olduğunu ve kime güvenerek gelip açıyorlar?

“Devir teknoloji devri, herkes her şeyi biliyor artık.” Gülüyor.

Ben işim (pazarcılık) nedeniyle 1994 yılı Eylül ayından itibaren Datça'ya gelip gitmeye başladım, 2001 yılından beri de burada yaşıyorum, inan Maliye'ye ait bu arazilerin varlığından ve bu arazilere bu biçimde el konulabileceğinden bihaberdim...

Eğer Reşadiye dışından birisi gelip burada böyle bir işe kalkışabiliyorsa, bu işe kalkışan vatandaşın kolu “çcoook uzun” demektir; sağlam bilgi kaynakları var ve birileri ona cesaret veriyor, “arkası sağlam” gibi...

“Bu işte cesaret nerede? Bu işe yeltenen ilk kişiye herhangi bir yaptırım uygulanmamasında. Bunun başka bir açıklaması yok.”

Siz, muhtar olarak duyduğunuz anda bu olayı yetkililere bildiriyor musunuz?

“Gayet tabi. Kaymakamlık ve Maliye ile devamlı iletişim halindeyiz bu konuda.”

Siz ilettiniz, peki onlar gelip ilgileniyorlar mı bu olayla?

“Polisler filan gelip bakıyorlar. Bu kadar. Herhangi bir şey yapıldığını görmedim. Maliye arazilerini çevirenler işlerine devam ediyorlar.”

Bu sizce iyi bir şey midir yoksa kötü bir şey midir?

“Şöyle bir şey olsa iyi bir şey olarak görülebilir: Aslında, boş Maliye arazilerinin ekonomiye katkıda bulunur hale getirilmesi güzel bir şeydir. Ancak, bunun planlı ve programlı bir şekilde yapılması gerekir. Bir kurumun demesi lazım ki işte sen 10 dönüm oraya, yalnız doğayı kirletmeden ve bozmadan, çünkü adam bir giriyor kepçeyle dağı komple tıraşlıyor, kıpkırmızı toprak, 4 tane zeytin dikiyor, diyor ki 'burası benim', böyle bir şey yok. İşte birisi harnup (Keçiboynuzu ağacı), birisi zeytin, bir diğeri bir başka şey diksin. Ekonomiye katma değer yaratılsın.”

Bir plan, bir program çerçevesinde ve bunu da devlet yapsın...

“Evet, var olan bitki örtüsü de doğayı koruyor ama oraların makilik olması yerine bademlik, zeytinlik, harnupluk olması bana göre daha iyi. En azından insanlar oraların bakımını yapacak, oraları işleyecek, ekonomiye katkıları olacak; haliyle bu tahsisin planlı ve programlı yapılması daha iyi. İşte paldır küldür girdin ve ne varsa sıyırdın mı toprağın üzerinde, olmuyor; orada ada çayı da var, kekik de var... Oralarda keklik de yaşıyor, domuz da yatıyor... Bütün bunları bitiriyorsun yani...”

Toprağı tanımıyorsan, bölgeyi tanımıyorsan, dediğin gibi, o çevirdiğin yere rastgele bir şeyler dikiyorsan, aslında doğayı, ekolojik dengeyi tahrip ediyorsun... Toprağı tanısan, orada, o toprakta ne ekilirse daha iyi ve uygun olur onu bilebilsen, daha doğru bir iş yapmış olursun.

“Aynen öyle.”

Muhtar Sami Akkın, söyleşinin sonunda tam da bu bölümdeki anlatıya uygun bir örnek verdi:

“Bundan önceki orman şefi bir gün geldi ve 'Reşadiye sırtlarındaki orman arazilerine işte lavanta filan dikeceğiz, gel muhtarım seninle şöyle bir dolaşalım' dedi. Çıktık. Dolaşıyoruz. 'Proje ne?' diye sordum. 'İşte yöre halkının gelir seviyesini yükseltmek istiyoruz' dedi. Dedim ki 'sen yöre halkının gelir seviyesini yükseltmek istiyorsan bu bölgelere zeytin ağacı dikelim.' Olur mu olmaz mı derken dilekçeleri yazdık gönderdik. Bakanlıktan cevap geldi. Çalışmaya başladık. Orman arazisi içerisinde 250 dönüm yeri belirledik. Ailelerden başvuru aldık. 78 aile başvurdu. 250 dönümü 78 parçaya eşit şekilde böldük. Aralarından yolları geçirdik filan. Her parsele 90 tane zeytin ağacı diktirdik ormana, vatandaşa teslim ettik yerleri. Bu çalışmayı geçen dönemimde yaptım. Yeni dönemde, bu çalışmanın badem versiyonunu yapalım, diğer tarafları da açalım derken kaçak olarak hazine arazilerini zimmete geçirmeler baş gösterdi.”

 ELEKTRİK VE SU KESİNTİSİNDEN EN AZ REŞADİYE ETKİLENDİ

Son günlerde Datça'da elektrik ve su sıkıntıları yaşandı ya Reşadiye ne ölçüde etkilendi bu sıkıntılardan?

“Herhalde en az etkilenen mahalle biziz.”

Neden? Örneğin RES'lere yakın olmanız mı bunun nedeni?

“Elektrik santrali burada. Elektriğin yarımadaya dağıtıldığı nokta Reşadiye'dir. Elektrik kesildikten sonra yeniden verdiklerinde örneğin Karaköy'e elektrik buradan geçiyor...”

O nedenle de elektrik ilk önce size geliyor?

“Buraya da geliyor, gidiyor, tamiratlar da yapılıyor ama diğer mahallelere göre biraz daha avantajlıyız.”

Su?

“Biraz önce söylemiştim, su hatlarını da yeniledik ve yeniden döşedik. Yeni nesil su boruları takıldı. Ayrıca 200 tonluk su depomuz değiştirildi, 500 tonluk yeni bir depo koyduk. Bu yaz başı devreye girdi. Bu depoyu hem Reşadiye hem de Eski Datça kullanıyor.

 DÖRT YOL VE MARMARİS'E GİDEN YOLUN ALT KISMI GÖÇ ALIYOR

Söyleşinin bir yerinde mahallelilerin ellerindeki mülkleri tutmaya devam ettiğini söylemiştin; bu nedenle Reşadiye'nin çok fazla göç almadığını söyleyebilir miyiz?

“SİT nedeniyle daha korunaklı bölge olan iç kısım öteden beri Reşadiyeli olanların yaşadığı bir bölgedir. Dört yol ve Datça-Marmaris yolunun alt kısmı ise Reşadiye'ye daha sonra gelip yerleşen ve yerleşmeye çalışanların olduğu kısımlardır.”

Nüfusun 1.300 civarında olduğunu söylemiştin ya bu anlamda bir oran versen...

“Çoğunluk sonradan gelip yerleşenlerdedir.”

Datça'nın geneli gibi yani; Datça'da oranın %60-40 gibi olduğu düşünülür.

“Aşağı yukarı Reşadiye'de de aynıdır. Yalnız, biraz önce bir nedenle dediğim gibi biz İskele Mahallesi’ne çok göç verdik.”

Barınmak için, iş güç sahibi olmak için daha çok gençler gidiyorlar İskele Mahallesi'ne...

“Yapamıyorlar burada. Genişleyemiyoruz. Mevcut yapılarımızı da çok güç yapıyoruz. Tescilli binalar... Datça'nın genelinde doğal SİT vardır, Reşadiye'de ise hem kentsel SİT hem de arkeolojik SİT var. İskele Mahallesi’nde inşaatın birim fiyatı bir lira ise Reşadiye'de 1,5 liradır. Hem daha maliyetli oluyor hem de daha uzun zamanda, bir prosedür çerçevesinde yapılabiliyor.”

 YANLIŞ OLAN, MUĞLA'NIN BÜYÜKŞEHİR OLMASIDIR

Biliyorsun Datça'nın 9 köyü Büyükşehir Yasası çıktıktan sonra mahalle statüsüne, şimdi de Mesudiye dışında 8 mahalle “kırsal mahalle” statüsüne geçirildi. Bu değişimlerde Reşadiye'yi ilgilendiren herhangi bir şey yok ama Kızlan Muhtarı Uğural Suat Karaman şimdilerin muhtarlarını “yetkisiz muhtarlar” olarak nitelendiriyor. Sen şu haliyle bile bir muhtarın yapabileceği bir şeyler vardır diyerek mi bir dönem daha muhtarlığa talip olmayı düşünüyorsun?

“Ben, kurumlardan bir şeyler alarak değil de daha çok mahalleliyi örgütleyerek mahalleyi bir yerlere getirmek istiyorum. Gelin şunu yapalım, gelin bunu yapalım... gibi. Yoksa Suat abinin dediği gibi hiçbir yetkimiz, etkimiz yok. Büyükşehir Yasası ile köyden mahalleye dönüş, köy statüsündeki yerler için büyük bir değişim oldu. Onların öncesinde bütçeleri, araçları, arsaları vs. vs... vardı. Bu haldeyken Büyükşehir Yasası ile her şeylerini yitirince çok bocaladılar. Biz zaten Datça merkezdeydik. Şimdi bazı hizmetler Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne, bir kısım hizmetler Datça Belediyesi'ne geçtiğinden bizim için çok fazla bir değişim olmadı, aldığımız hizmetler açısından. Örneğin, eskiden su konusunda Datça Belediyesi'ni arardım, şimdi Muğla Büyükşehir Belediyesi'ni arıyorum.”

Reşadiye'yi etkileyen bir şey yok ama Mesudiye dışında 8 mahallenin “kırsal mahalleye” dönüşmesi konusunda ne düşünüyorsun?

“'Kırsal mahalleye dönüşen mahallelerimizin muhtarları memnun. Demek ki onlar için bu iyi bir şey. Bu iyilik kime dezavantaj olarak dönüyor, orasını bilemem.” Gülümsüyor.

Senin düşünceni öğrenmek istiyorum.

Bana göre yanlış en başta yapılmış. Muğla, fiziki olarak büyükşehir yapılmaya uygun bir il değil. Örneğin İstanbul, Ankara, İzmir gibi bütünleşmiş bir yapımız yok. Haliyle hizmetler bize daha geç geliyor. Daha öne Datça Belediyesi mevcut geliriyle Reşadiye, İskele ve Eski Datça'ya bakarken şu anda 1/4'e düşmüş bütçesiyle 12 mahalleye bakmaya çalışıyor. Datça Belediyesi bu yükün altından kalkamıyor; bütçe ve eleman olarak. Ödenekler kış nüfusuna göre geldiği için bu konuda büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bence önceden köy olan yerleşim birimlerinin kırsal mahalle olmasından önce Muğla'nın Büyükşehir olmaması gerekiyor.”

Yani Muğla'nın büyükşehir statüsünden çıkması mı gerekiyor?

“Bence. Muğla'nın büyükşehir olmaması, Datça özgülünde konuşuyorum, Datça için hem gelir hem de hizmet açısından daha büyük avantaj sağlar.”

Şimdiye kadar konuştuğum 5 muhtardan hiçbirisi bunu söylememişti.

“Kaymakamlıkta muhtarlar olarak toplantı yapıyoruz. Muhtar arkadaşlarımızdan birisi kalkıyor ve işte diyor benim mahallemin şu no’lu sokağı çamur içinde, buna bir çözüm bulunmalı. Yahu ben var olan parkeyi sökmüşüm, Arnavut kaldırımı yapmışım. Durum bu iken o muhtarımızın yanında ne söyleyebilirim? Birçok yerde İnternet yok iken biz burada Fiber İnternet kullanıyoruz. Mahalle olarak böyle avantajlarımız da var. Reşadiye Mahallesi olarak devlet kurumları hariç diğer mahallelerin hiçbirisine muhtaç değiliz. Esnafımız, ilaççımız, sanayimiz, benzin istasyonumuz, restoranlarımız, büyük zincir mağazalarımız... var. Kavşak bir noktadayız.

Sorunun kaynağı Muğla'nın büyükşehir olmasında. Diğer mahallelerin muhtarlarıyla da görüşüyorsunuz; onların şikâyetlerinde hep bir milat vardır: Büyükşehir olmadan önce şöyleydik, şimdi böyleyiz gibi. Büyükşehir büyük bir mağduriyet yaratmış. Büyükşehirde yer alalım diyen kimse yok. Sorun ilçe belediyelerinin, büyükşehrin kadrolarında değil, sistem böyle.”

 GENÇLERLE BİRLİKTE BİRŞEYLERİ BAŞARMAK İSTİYORUM

Söyleşinin sonuna geldiğimizde “Bu söyleyeceklerimi de ekleyelim” dedi.

“Ben muhtar olacağım zaman ki ben 28 yaşında muhtar oldum, dediler ki 'işte çok genç, çocuk işi değil muhtarlık, olur mu?' falan filan, olduk. Demek ki iyi bir dönem geçirdik, 2. dönemde de yeniden seçtiler ve ilkinden çok daha yüksek oy aldım. Öte yandan diğer bütün mahallelerde de muhtarların çoğunu gençleştirdik.”

En genç muhtar kim şu an?

“İlk seçildiğimde bendim, 2. dönemimde Karaköy Muhtarı Onur Bölükbaş.”

Buradan çıkarılması gereken gençlere güvenilmesi ve onların önünün açılması gerektiğidir. Elbette gençlerin de kendilerine güvenmesi lazım.

“Gençler kendilerine güvenir. Ben buna çok önem veriyorum. Zaten 3. dönem muhtar olmak isteme sebebim mahalleye alınacak yatırımlardan daha çok bu mahallenin gençleriyle bir şeyleri başarabilmektir. Bizler gençleri alttan itmeliyiz ki onlar bir yerlere gelebilsinler. Ben onlarla bazı şeyleri başarabilirim ama onların babalarıyla bu yapacaklarımı başaramam. Onların 60 yaşlarındaki babaları bazı şeylere cesaret edemezler. Ama gençler cesaret edebilirler. “ 23.07.2023

                                                       

                                                  SINDI MUHTARI RAMAZAN BİTEZLİ

Bir yıldan fazla oluyordur, bir gün söyleşi yapmak için kapısını çaldığımda “Su sorunumuz varken yapmayalım” demişti, Sındı Muhtarı Ramazan Bitezli. Yapacağımız söyleşinin yanlış anlaşılabileceğini düşünüyordu. Betçe ve Datça muhtarlarıyla yaptığım söyleşiler kapsamında dün (Pazartesi) Zeytincik'te buluştuk.

 UZUN SÜRE ÇOK SU SIKINTISI ÇEKTİK

Su sorunu çözüldü sayılır. 'Betçe Su Projesi' kapsamında döşenen hatlarda bir problem var mı?

“Vallahi çok uğraştık. Yaklaşık iki ay oldu, Kurban Bayramından önce çözdük. Sındı küçük bir mahalledir ama 3 ayrı su depomuz var bizim; Zeytincik, Sındı ve bir de Örencik'de var. Sındı, normalinde 4 mahalledir. Örencik en yüksekteki yerimizdir. Manzarası güzeldir. Benim kendi evim de oradadır.

3 depomuz da dökme su (tankerler ile getirilen su) ile dolduruluyordu. Bu yıl bütün kış da döküldü ama Haziran ayından sonra her yıl büyük sıkıntı yaşıyorduk. MUSKİ'den Allah razı olsun. Kışın 350 olan nüfusumuz yaz aylarında 550'ye çıkıyor, işte yazlıkçısı geliyor, işte amca burada oturuyor ama İstanbul'da, başka yerlerde oturan kızı, torunu geliyor, bir evde 12-13 kişi olduğu zamanlar oluyor. Yaz aylarında denize, bademe gidiliyor, herkes evinin önüne domates, biber, patlıcan dikiyor, su kullanımı 2-3 hatta 5 katına çıkıyor. Su tankerle getirilip depolara döküldüğü için birisine döksen diğerlerinde, ona döksen diğer ikisinde sıkıntı oluyordu. 4 senedir çok sıkıntı çektik.”

Tanker ile getirilip depolara dökülen suyun nereden getirildiğini soruyorum, Palamutbükü’nden getiriliyormuş. Palamutbükü’nden gelen bu suyun hafif tuzlu yavan bir su olduğunu, şimdi 'Betçe Su Projesi' çerçevesinde döşenen borular ile Karaköy'den getirilen suyun ise içilebilir bir su olduğunu söylüyor.

 YÜZ YILLIK SU SORUNUMUZ ÇÖZÜLDÜ

“'MUSKİ için yüz yıllık bir proje' dediler bu projeye. Bizim için de öyle oldu. Şimdi kahveye gidelim, 70, 80 yaşındaki amcalara soralım, bizim çocukluğumuzda da, gençliğimizde de aynı muhabbetti, büyüdük, evlendik, çocuk, torun sahibi olduk, 70 yıldır aynı muhabbet.

Su sıkıntısı, Betçe Bölgesinde asıl olarak Sındı'da çok ciddi bir sorunmuş...

“Sındı yüksek bir yerde olduğu için, doğrudur. Bizim bu bölgede yer altındaki kayalarımız su tutmuyor. Muhtarlığım zamanında ben MUSKİ'ye iki tane kuyu kazdırdım, 2021 yılında; bir tanesi 191 m, diğeri 300 m idi. 191 m'de su çıktı ama 12 yerden kaçak yaptı, su tutmadı. Diğer kuyuda taş ocağı gibi indik 300 m'ye kadar, yine taş. Hiçbir şey çıkmadı.”

Bu bölgedeki topraklar yer altı sularını tutmuyor mu?

“Çok kaçak yapıyormuş. Bu bölgedeki yer altı suları Palamutbükü ya da Karaköy tarafına akıp gidiyormuş. MUSKİ'nin yaptığı araştırmalara göre 2050 yılına kadar Datça'nın su ihtiyacını karşılayabilecek su rezervi Karaköy tarafındaymış. Biz şu an çok memnunuz. Sındı ve Zeytincik depolarımızın bağlantıları yapıldı. Örencik ile ilgili küçük bir sorunumuz var; eski borularımızın yerine yeni borularımız takılacak, 2,5 km. Muhtemelen Ağustos ayı içinde o sorunumuz da çözülecek.”

Muhtar Ramazan Bitezli Karaköy'den gelen suyun şimdilik Mesudiye, Sındı ve Palamutbükü'ne (Yaka) ulaştığını söylüyor. Su sorunu yaşanırken “Eğer” demiş, “bir gün su gelirse köyüme, oğlak keseceğim.” Öyle de yapmış. Döşenen hattan suyun verildiği gün (11.07.2023) Sındı'da yapılan törenden sonra Knıdos'ta verilen yemek için söz verdiği oğlağı kesmiş.

Karaköy'den gelen su şebeke suyu ya tarıma bir faydası yok o zaman?

“Su yeni geldiği için tarımda kullanma olayımız da olmadı haliyle. Bizim buradaki tarım, oldum olası kuru tarımdır zaten; badem, zeytin... gibi. Bizim burada, biraz önce de dediğim gibi 50-100 yıldır su sıkıntısı olduğundan tarım da ona göre yapılıyordu.”

Sındı da hayvancılık yok mu?

“10-15 yıl önce vardı, şimdilerde yok, susuzluktan, pahalılıktan. Bizde arıcılık var. Mesudiye'den sonra en çok bizde yapılır arıcılık. Bir de İstanbul'dan gelen ve artık buralı olan bir abimiz var, burada tavukçuluk yapıyor, marketlere yumurta dağıtıyor. O da şikayetçi her şeyden. 'İlk başlarda kazandığımla bina yaptırıp kiraya veriyordum, şimdilerde kiradan aldığımı tavuğa yatırıyorum' diyor. 1000 tavuğu varken şimdilerde 350-400 tavuğa düştü.”

Sındı'da yapılan arıcılığa “gezgin arıcılık” diyor. Arı kovanları Afyon, Eskişehir, hatta Sivas'a kadar taşınırmış. Kendisinin de 70-80 kadar kovanı varmış. Şimdi Denizli tarafındaymış. “Oraları biraz daha sulak ve nemlidir” diyor.

 ELEKTRİK BİZDE DE CİDDİ SORUN

Su sorununuz gibi nice zamandır çözülsün diye bekleyip durduğunuz ve devletten ya da yerel yönetimden çözümünü isteyip de çözülemeyen başka sorunlarınız var mı?

“AYDEM ile ilgili sıkıntılarımız var, Datça genelinde olduğu gibi elektrik, elektrik, elektrik. Eskiden Zeytincik'te 20-25 hane vardı, şimdi 60-70 hane var. Elektrik direkleri 1978 yılında elektrik bu mahalleye geldiğinde yapılmış, o zamanda beri hiçbir yatırım yapılmamış. Direklerin çoğunun, resimlerini çekebilirsin, altı koptu neredeyse, teller tutuyor. Bazıları vatandaşın tarlasında.

Hane sayısının artmasının yanı sıra iki tane yağ fabrikamız var burada. Bir tane sabun üreten iş yerimiz var. Sındı'da da bir tane yağ fabrikamız var. Burada ayrıca yerel bir işletmemizin üretim ve dolum tesisi var. Bunlarda sanayi tipi cihazlar var. Her yıl var olan elektrik hatlarının yenilenmesini ve kapasitesinin yükseltilmesini talep ediyorum. Ben 4 yıldır muhtarım ve Datça Kaymakamlığında yapılan muhtarlar toplantısında bu sorunu dile getiriyorum. Belirli dönemlerde AYDEM müdürleri de geliyor toplantılara ama her toplantıda işte “ilk çeyreğe, yok orta çeyreğe, hayır son çeyreğe alındı” deniyor. 4 yıldır bu çeyrekler bitmedi.” Çeyrek sözleri üzerine gülüşüyoruz.

“Son 10-12 sene içerisinde yapılan pek çok evimiz var. Haliyle ara sokaklar oluştu. Burada imar devam ettiği için vatandaş belediyeden imarı alıyor, AYDEM elektriğini bağlıyor ya da vatandaşa 'hattını çek' diyor, o bölgede 7-8 ev oluyor ama sokak aydınlatması yok. Direk talep ediyoruz, işte '2020 yılının Ocak, Mart değerlendirmesinde, ikinci çeyreğinde...' deyip geçiştirip durdular. Sokak aralarının çoğunda sokak aydınlatmamız yok. Elektrik üretimi ve dağıtımı özelleştiği için herhalde bir şekilde sallanıyoruz. Sallamanın sonucunu da gördük; bir yağmur çiseliyor, elektrik gidiyor. Perişan vaziyetteyiz. Rüzgar çıkıyor, perişan vaziyetteyiz.

OKUL BİNASI ŞİMDİLERDE KOOPERATİF BİNASI OLARAK KULLANILIYOR

Sındı'da ilkokul var mı?

Yokmuş. Okul Çeşmeköy'de varmış. “1996 yılında beri Betçe genelinde böyle” diyor. 1996 ya da 1997 yılında kendisi 2. sınıfta okurken taşımalı sisteme geçilmiş. Betçe'deki çocuklar Cumalı'ya toplanmış ve öylece de devam ediyormuş. Sındı'da okul olarak kullanılan bina şimdilerde kooperatif binası olarak kullanılıyormuş.

Kooperatif 2007 yılında kurulmuş. Yazı'daki kooperatifin çok daha eskiden kurulduğunu söylüyor. Kooperatifin 65-67 üyesi varmış. Bal, badem, zeytin, zeytinyağı... Çalışan bir kooperatifmiş. %90 köylünün ürünlerini değerlendiriyormuş. Kendisi de üye imiş. Şimdiki başkan genç birisi imiş. Genç üyeleri artırmaya çalışıyorlarmış. Bir önceki başkan, kurucu başkanmış. Şimdiki 3. başkanmış. “Şimdilerde Muğla Büyükşehir Belediyesinin de desteği var kooperatiflere” diyor. Bu desteğin ne tür bir destek olduğunu soruyorum. Muğla Büyükşehir Belediyesi 2 tona yakın çağla turşusu siparişi vermiş. “Artı, köy mezarlığımız var, Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne devredilmiş olan, içerisinde yaklaşık 150-200 civarında zeytin ağacımız var. Normalde, bu ağaçların zeytinleri ihaleye çıkarılırdı. İhaleyi alan zeytinleri toplar ama ağaçların bakımını yapmazdı. Başkanımız, bu ağaçları bir nevi hibe gibi kooperatife verdi, dedi ki 'işte %10-20'sini Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne getirin, gerisi kooperatifin olsun. Bakımını siz yapın.” Şimdi böyle yürüyor. Bu iyi bir şey.”

 BİZ BÜYÜKŞEHİR UYGULAMASINDAN MEMNUNUZ

Muğla Büyükşehir olduktan sonra Datça Belediyesi'ne ya da Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne devredilen neleriniz var?

Sındı olarak biz gariban bir köydük, açıkçası. Bizim doğru dürüst hiçbir şeyimiz yoktu. İşte biraz önce sözünü ettiğim mezarlıktaki zeytin ağaçlarımız ve bir de bir traktörümüz vardı. Biz gariban bir köy olduğumuz için çok fazla bir şeyimiz gitmedi. Diğer muhtarlarımız yakınıyor ama ben, Allaha şükür, MUSKİ'den de Datça Belediyesi'nden de memnunum. Çünkü 4 yıldır gece gündüz, yeri geldi itfaiye araçlarıyla, yeri geldi arazöz ile, yeri geldi Datça Belediyesi'nin çöp aracıyla geldiler. Bu konuda benim nankör olmamam lazım.”

Sındı Büyükşehir uygulamasından memnun, o zaman?

“Muğla Büyükşehir olalı 8, 9 yıl oldu. 10 yıl önce Zeytincik'te iki tane, iki tane de Sındı da kuyumuz, bunlara bakan bir de abimiz vardı. İki saat bir mahallemize, iki saat diğer mahallemize değil, iki saat bir sokağımıza, iki saat de diğer sokağımıza su basıyordu. Su basılan sokaktaki vatandaş elinde kap kaçak ne varsa onlara kullanacağı suyu dolduruyordu. Büyükşehir uygulaması başladıktan sonra MUSKİ sağ olsun, tankerler ile gece gündüz su taşıdı. Üzüleceğimize sevindik açıkçası. Çünkü, çok sıkıntılar çektik.

Sındı şimdi de gariban bir köy. Hani bazen soruyor eş dost “nereye yerleşmeliyim?” diye, anlatıyoruz, Sındı'yı anlatırken “Dağların arasında, konum olarak denize biraz uzak” diyoruz, “Kalsın, biz başka bir yere bakalım” diyorlar.

“İnsanlar öyle düşünüyor ama Sındı'dan arabama biniyorum 6 dakika içinde Palamutbükü'nde, 9 dakika içinde Mesudiye'deyim. Bu kadarı da uzak ise 'uzak' diyelim buna. Zeytincik’ten 16-17 dakikada hastaneye, belediyeye, benzinliğe, ne bileyim Datça merkeze ulaşmak ve işini görmek mümkün. Belenköy'e, Palamutbükü'ne göre daha şanslıyız. Betçe'de 'orta' gibiyiz.”

 SINDI'DA DA SATILMADIK YER KALMADI

Hani tabiri caizse “Datça bir nevi yağmalanıyor” deniyor ya, Sındı için de bu geçerli mi? Yani buradaki arazilere yönelik olarak da yoğun bir talep var mı?

“Var tabi. Sındı merkezde çok fazla yok, 5-6 aile var. Yukarıda, Örencik'te de 5-6 ailemiz var, öteden beri. Pandemiden sonra talep arttı ve neredeyse her yer satıldı. Satılmadık bir yer kalmadı. Yolu olan yerlere yönelik bir talep var. Yer aldıktan sonra gelip yerleşen, işte Tiny House koyan, çadır kuran... oluyor, 'hayalimdeki yer' gibicesine deyip... Burada bayağı satılan yer oldu.”

Sonradan gelip yerleşenlerin oranı nedir Sındı'da?

“%10-15'lerdedir. Bir Yaka, bir Mesudiye gibi değiliz yani.”

Uyum sorunu var mı?

“Yok. Bize ayak uyduruyorlar.”

Bu talep fiyatları yükseltti mi?

“Datça'nın genelinde olduğu gibi elbette yükseltti.”

Sen ne düşünüyorsun, köylünün elindeki arazisini satması konusunda?

“Satanlar genelde halinden memnun. Şimdi bazı ailelerde bu araziler konusunda iç tartışmalar sürüyor, o nedenle satıp parayı bölüşüyorlar, böylece hem o sorundan kurtuluyorlar hem de ellerine bir miktar para geçiyor.”

ZEYTİNCİK'TE “CAN GÜVENLİĞİ” SORUNU VAR

Büyükşehir uygulamasından dolayı memnun olduğuna göre senin Datça Belediyesinden ya da Muğla Belediyesinden çözülmesini isteyip de çözülmeyen herhangi bir sorunun yok o halde?

“Var. Zeytincik ana yol üzerinde olduğu için, görüyorsunuz, araçlar çok hızlı geçip gidiyorlar. Biz, araçların Zeytincik içinden geçişleri sırasında hızlarını düşürmeleri amacıyla kasis yapılmasını istedik Muğla Büyükşehir Belediyesinden. Dilekçe yazdım. Geçen yıl burada talihsiz bir kaza yaşandı. Kazanın görüntülerini gönderdik. Muğla Büyükşehir Ulaşım Dairesi Başkanlığından gelen cevapta bu yolun 'ana yol olması hasebiyle kasis yapılamayacağı' yazıyordu. İşte 30-40-50 KM. gibi levhalar konuldu. O kadar. Bu konuyu kaymakamlığımıza da anlattım defalarca, 'ille de birisinin mi ölmesi gerekiyor?' dedim. Jandarma'ya, Emniyet Müdürlüğü'ne, belediye meclis üyelerine, belediye başkanımıza anlattım, hepsinin bilgisi var. Gördüğün gibi araçlar 70-80-90 KM. ile geçiyorlar yoldan. Kimse 30-40 km hızla geçmiyor.”

Yol düz ya, basıyorlar gaza...

Köy içinde sollama da yapıyorlar. Kaymakamımıza defalarca 'Gelin, oturalım bir gün ya da trafiği yollayın, radarla hız denetimi yaptıralım. 30-40 ile geçen var mı görelim. Bütün araçlar hız limitini aşmaktan ceza yerler, durum o kadar vahim.' dedim. 4 yıldır uğraşıyorum, bir adım yol alamadık.” Birlikte gittiğimiz Mehmet Emir arkadaşım “Bu can güvenliği sorunudur” diyor. Muhtar bu tespite katılıyor.

 DATÇA'YA TURİZMİ BİZ KAZANDIRDIK

Sındı fakir bir köy, bu anlaşılıyor. Bildiğim kadarıyla sizin burada üretilen işte zeytin yağıdır, baldır, bademdir... yerel ürünleri işleyen ve bunları kendi markası altında satan bazı işletmeler var. Bu işletmeler dışında işte görüyoruz yol boyunca açtıkları küçük tezgahlar üzerinde kendi ürettikleri ürünleri satan köylüleriniz var. Bu anlamda başka ne var Sındı'da?

“Şimdi köyde gördükleriniz dışında Palamutbükü’nde ve Datça merkezde de başka işletmelerimiz, restoranlarımız var. Datça'da üretilen balın, bademin neredeyse %70'ini bizim köydeki bu işletmeler tüketiyor. Kooperatifimiz de var. Turizmi Datça'ya kazandıranlar Sındılılardır.” Bu konuda örnekler veriyor. Kış aylarında Uludağ'a gidip çalışan 6 kişilik bir ekipten söz ediyor. Kendisi de bir dönem gidip çalışmış. “Biz” diyor “turizmi hem yaz aylarında hem de kış aylarında yapıyorduk.”

Sındı özelinden hareketle badem, zeytin, zeytinyağı, iklim değişiklikleri, bu değişikliklerin tarımsal üretime ve haliyle fiyatlara yansıması üzerine konuşuyoruz.

YOLUN BİR TARAFINDA İNTERNET VAR, DİĞER TARAFINDA YOK

Reşadiye Muhtarı 'En az sorunu olan Reşadiye'dir demişti ama galiba sizin sorununuz daha azmış?

“Bizim sorunumuz yok değil ama dediğim gibi en önemli sorunumuz olan su sorununu çözdükten sonra rahatlamış gibi olduk. Bakın, şu telefon direğini görüyor musunuz, şu önümüzde, yolun bu tarafında olanı?” Bakıyorum. Bulunduğumuz yere 5-6 m uzaklıkta. Ne diyeceğini merak ediyorum.

“Yolun karşısındaki ev sahibi İnternet almak istiyor, alamıyor. Aradaki mesafe 10 m var-yok ama o ev köyün ortasından geçen yolun öbür tarafında olduğu için bu mümkün olmuyor.” Şaşırıyorum. Olay bana çok mantıklı gelmiyor. Anlatıyor: “O ev sahibinin İnternet alabilmesi için İnternet kablolarının yolun bu tarafında öbür tarafına aşırılması, bunun için bu aşırmanın yatırım programına alınması ve oraya bir direğin dikilmesi lazımmış. Haliyle Zeytincik'te Datça tarafından girişte yolun sol tarafında İnternet var, sağ tarafında yok.” İnanamıyorum. “Bunu yazarım” diyorum.

Olay gerçekten çok komik. Sındı'da da benzer durumda olan sokaklar varmış. Belen'deki baz istasyonu nedeniyle Belenlilerin Belen dışıyla iletişim kuramamaları olayından sonra duyduğum en komik olay Zeytincik'te yolun bir tarafında İnternetin olması ama öbür tarafında olmamasıdır.

Telekom bu sorunun çözümünü “bugün programa alacağım, yarın alacağım, yok Eylül sonunda alacağım...” deyip duruyormuş ama sorun 4 yıldır bir türlü çözülmüyormuş. Bu durumda da İnternet sorunu daha pahalı yollardan çözülmeye çalışılıyormuş. Mehmet Emir arkadaş, Datça merkezde, yaşadığı evin bulunduğu bölgede de benzer sorun yaşadıklarını söylüyor.

Bir süre bu konuda konuşuyoruz. İnternet sorunuyla ilgili yer ve isim vererek yaşadığı somut olayları anlatıyor.

 ORMANLIK BÖLGEDE YANGIN ŞERİTLERİ ÇEKİLMELİ

Söyleşinin bitimine doğru “Bir şey daha söylemeliyim” diyor. “Ben hem Esengül Civelek hem de Orhan Tavlı valilerimiz Datça'yı ziyaret ettiklerinde yapılanlar da dahil bütün muhtarlar toplantısında dile getirdim: Görüyorsun, bizim her yanımız orman. Ben, ormanın her yanına yol istedim. Bentler istedim. 'Yol' dediğim, gösterebilirim, halihazırda 2-3 yerde yolumuz var zaten, yangının hızla yaygınlaşmasını önlemek için orman arasında açılmasını istediğim aralıklardır. Bu talebimi Muğla Valiliğine, Datça Belediyesine, orman bölge şefimize... de söyledim. Valilikten gelen yazıda 'Bizim görev ve sorumluluk alanımızda değildir' deniyor. Orman bölge 'Burada yatırım yok' diyor.

Şu durumda bir yangın çıksa önüne geçme, kurtulma şansımız yok. Yukarıda açılan 2 yol şu an o kadar hayati yollar ki onların devamını istedik biz. Örneğin 2 yıl önce bir yangın çıktı burada, o zaman kaymakamlıkta yapılan bir toplantıda 'Zeytincik'te bir yangın çıktı hiç duydunuz mu?' diye sordum, kimse duymamış. 'Neden duymadınız biliyor musunuz? Çünkü yangın orman yoluna, su depolarına giden yola yakındı, iki boy boru ve itfaiye ile birlikte hemen ulaştık yangın çıkan yere ve söndürdük de ondan' dedim. O yangın şimşekten çıkan bir yangındı... 'Eğer' dedim, 'orman yolumuz olmasaydı, su depomuz olmasaydı, şu an o yangını hepiniz duymuş olurdunuz. Çünkü Zeytincik yanardı o zaman' dedim.”

Sındı Muhtarı Ramazan Bitezli'nin istediği ormanın içerisinde yangının hızla hareket etmesini kesintiye uğratacak ve olası yangın yerine ulaşımı sağlayacak aralıklardır. Orman bölge “Bu bir yatırım sorunudur. Bu bölgeye böyle bir yatırım yok” diyormuş.

 BİR DÖNEM DAHA MUHTAR OLMAK İSTİYORUM

Bir dönem daha muhtar olmak için aday olup olmayacağını soruyorum, aday olacakmış. “Mücadelemiz devam ediyor. Yüz yıllık sorunumuz çözdük. Elektrik olsun, telefon olsun, İnternet olsun bütün bunlar hiç konuşulmaması gereken sorunlar ama bu çağda bu alt yapı sorunlarını konuşmak zorunda kalıyoruz. Yapacak bir şey yok. Bizim de kaderimiz böyleymiş.

Söyleşi bitiyor. “Hoşça kal” deyip Zeytincik'ten Datça'ya dönüyoruz. 01.08.2023

                                               

                                                KARAKÖY MUHTARI ONUR BÖLÜKBAŞ

GÜRSEL (UÇAR) BAŞKAN ADAY İSE BEN DE YENİDEN ADAYIM”!

Onur Bölükbaş hem Karaköy'ün gelmiş geçmiş en genç muhtarı, hem de şu an Datça'nın. 32 yaşında. Muhtarlığının ilk dönemi.

Salı günü (08.08.2023) Karaköy'deki iş yerinde (kahve) bir araya geldik.

Genç yaşta muhtar olmasının nedenini öğrenmek istiyorum. “Bizim hikaye biraz derin” diyor. “Sen anlat, ben onu özetlerim” diyorum.

 GÜRSEL (UÇAR) BAŞKAN “ADAY OL” DEDİ

“3 arkadaş bir gece oturduk saat 03.00'e kadar, 'Ne yapsak? Ne etsek?' diye kendi kendimize sorduk durduk. 'Kimi aday gösterelim?' diye düşündük. Aday bulamadık. Bir arkadaş 'Sen aday olsana' dedi. Ertesi günü Gürsel başkanı aradım, 'Muhtar adayı olacağım' dedim. 'İyi olur' dedi. Aday oldum.

Kendi aza ekibimizi oluşturduk. Aza listemize iki kadın, iki genç, 4 kişi de orta yaşlılardan aldık. Ondan sonra hazırlandık, ekip olarak çalışmaya başladık. Seçim startını verdik.”

 GÜRSEL (UÇAR) BAŞKAN ADAY İSE BEN DE ADAYIM!

“Kimlerden oy alabiliriz? Kimlerle ne yapabiliriz? İşte Karaköy'ün ne sorunları var? Hangi sorunları çözebiliriz? Gelseler ve bize deseler ki 'Karaköy için ne yapmayı düşünüyorsunuz?' Ne cevap verebiliriz? diye düşünmeye başladık.

Düşündük, taşındık. Tabi akşamları beni uyku tutmuyor. Biliyorsun muhtarlık seçimlerinde ev gezmelerine gitmeden olmaz, birisi çıksa ve bana 'Ya ne projen var? Köyde ne dikkatini çekti?' diye sorsa ne cevap verebilirim? Düşün, düşün her gün farklı bir şeyler buldum. Muhtar olduktan sonra da bu dönemde düşündüklerimin %80-85'ini gerçekleştirdim. Gerçekleştiremediğim bir-iki şey var, onları da inşallah önümüzdeki 8 ay içerisinde gerçekleştireceğim.”

Muhtar olarak aday olduğunda bunları düşünmeye başladın?

“Evet”

Karaköylüler seni muhtar seçtiğine göre, doğru bir karar vermişsin?

“Ekibimdeki kadrolar güzel insanlardı.”

Muhtarlık seçiminde 3 aday yarışmış. Eski muhtar ile arasında 4 oy, diğer adayla biraz daha fazla oy farkı varmış. Karaköy'de o seçimde 702 seçmen varmış. Karaköy'ün nüfusu için “100 tane de öğrenci olduğunu varsaysak, 800 civarındadır” diyor. Anlatımından köyde çocuk sayısının az olduğu anlaşılıyor.

2024 yerel seçimlerinde bir daha aday olmayı düşünüyor musun?

“Şu an kararsızım, ne yalan söyleyeyim. 'Aday olayım mı olmayayım mı?' diye düşünmüyor değilim. Benim karar verebilmem için, öncelikle belediye başkan adaylarının açıklanmış olması lazım... Bunu yazabilirsin, Gürsel başkan aday olursa, ben de Karaköy muhtarlığına yeniden adayım. Bu kadar net.” diyor. “Aaaaa!” diyorum, şaşırıyorum. Böyle bir açıklamayı hiç beklemiyordum.

Neden böyle düşündüğünü anlatıyor... Anlatımından, Gürsel başkanı belediye başkanı olmadan önceki döneminden beri “insani özellikleri” yönünden farklı bulduğunu ve beğendiğini anlıyorum.

KARAKÖYLÜLERİ KAALE ALMADILAR, ONA ÇOK KIZDIK!

Betçe Su Projesi” kapsamında çalışmalar yapılırken Gürsel başkanla neden anlaşamadınız da Karaköy'de yerel basına da yansıyan o tepkiler gündeme geldi?

“Gürsel başkanla 'Betçe Su Projesi' kapsamında herhangi bir sorun yaşamadık. Sadece şöyle bir sıkıntı yaşadık: MUSKİ geldi, Palamutbükü’nde bu proje kapsamında bir konferans verdi. O konferansa bizler de muhtarlar olarak gittik. MUSKİ Müdürü Baki beye dedim ki 'Baki bey, burada yapmış olduğunuz bilgilendirmeyi, bir gün gelin Karaköy'de de yapın. Milleti aydınlatın...'

Baki bey ve ekibi gelmedi.

Azalarımız ve köy halkı ile birlikte Gürsel başkanın yanına gittik. 'Başkan' dedik, 'böyle, böyle...' Başkan, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Osman Gürün ile konuşup geri döneceğini ifade etti.”

Gürsel başkandan ne istemiştiniz?

“Aynı şeyi. 'MUSKİ Müdürü Baki bey ekibi ile gelsin ve köyümüzü aydınlatsın.' Sonrasında ne oldu bilemiyorum, Baki bey ve ekibi köye gelip aydınlatmayı yapmadılar. Haliyle biz de eylemlere başladık.”

Neler yaptınız?

“Yapmadığımız bir şey kalmadı. Elimizden gelen her şeyi yaptık... Baktılar biz ciddiyiz, Baki bey beni aradı. 'Muhtarım böyle, böyle, yaptığınız suç' dedi. Dedim ki 'Ben size söyledim. Gelin, köyde bilgilendirme yapın. Köyde herkes bana yükleniyor.' 'Tamam muhtar' dedi, 'Ben ayarlayacağım. Geleceğim.'

Sağ olsun, Baki bey beni kırmadı, ekibiyle birlikte geldi. Mahallemde, caminin olduğu yerde, köylüler de katıldılar, sohbet ettik. Vatandaşı bilgilendirdiler. Biraz gergin ortam da oldu ama sonrasında güldüğümüz, eğlendiğimiz de oldu. En sonunda orta bir noktada buluştuk. Baki beye dedim ki ben o zaman 'Baki bey, buradan Reşadiye'ye giden su hattını Betçe Bölgesine verin, sanayi girişinden çevirin, bizim diğer kuyularımızı elleşmeyin.”

MUSKİ'ye bağlı kaç kuyu var Karaköy'de?

“MUSKİ'ye ait toplamda 5 kuyu var. Bir tanesi Betçe'ye, bir tanesi benim köyüme su basıyor, 3 tanesi boş.

Betçe'nin susuz kalmasını biz de istemiyoruz. Ben bir gün gittim, gördüm, yaşadım, Sındı'da kaldım. Sabah kalkınca yüzünü yıkayacak su bulamıyorsun.”

Sındı Muhtarı da “Betçe Su Projesi”ni “yüz yıllık bir proje” olarak nitelendiriyor.

“Sındı'da insanlar zeytin tarlasından, badem tarlasından geliyorlar, evlerinde ellerini yıkayacak suları yok. Çektikleri dayanılır gibi değil. Biz, burada bir patlak oluyor, MUSKİ gelip patlağı hemen yapamıyor, gün geliyor bir ya da bir buçuk gün susuz kalıyoruz, herkes birbirini yiyecek gibi oluyor. Sındılılar koca yaz boyu susuz kalıyorlar. Biz Sındılıların susuz kalmasıyla ilgili bir eylem yapmadık.

BAZI KUYULARIMIZA TUZLU SU KARIŞIYOR

Kızlanaltı’nda da benzer söylentiler olduğu için soruyorum; deniyor ki Datça'da yeraltı sularının seviyesi düştükçe denizin tuzlu suları var olan bazı kuyulara karışıyor. Karaköy'de de benzeri olaylar var mı?

“Var, var. Tuzlu su karıştığı için kullanılmayan 2-3 tane kuyumuz var. Bu kuyularımız denize yakın ve tarım alanlarının içerisindeler. 3 tane biliyorum ama yanlış bilgi de vermek istemiyorum. Haliyle diğer kuyulara da karışma tehlikesi olduğundan insanlarımız rahatsız.”

Bu kuyuların birisi 120 m imiş, diğeri o kadar derin bir kuyu değilmiş. Bir diğerinin “eski kuyu” olduğunu söylüyor. O da 30 m yokmuş.

Deniz suyunun karıştığı kuyuların suyu ile tarım yapılamıyormuş.

Datça'da yeraltı su kaynağı çok kıt ve bu nedenle Datça'da su çok kıymetli. Eğer deniz suyu yeraltı sularına karışmaya başlarsa kullanılabilir su tamamen kuruyabilir. Böyle bir tehlike var mı? Var.

“Köyümüzdeki bazılarımız da bundan korktukları için endişe ediyorlar. Bazılarımız işte Pustular tarafında (Datça-Palamutbükü yolunun sağ tarafı, radarın bulunduğu dağın Datça'ya bakan bölümün alt kısımları) çok su olduğunu söylüyor.”

Bir süre bu konuda konuşuyoruz.

 KARAKÖY'DE TARIM OLAYI BÜYÜK ÖLÇÜDE BİTTİ

Bir dönem Karaköy Datça'nın “güz domatesi” üretilen tarım bölgelerinden birisi olarak bilinirdi...

“Bir dönem öyleydi. Şu an köylünün %60-70'i artık güz domatesi yetiştirmiyor. Bakmayın siz, geçen yıl domates fiyatları biraz yüksekti de çiftçi biraz para kazandı. Mazot, gübre, ilaç fiyatları, işçilik... çiftçiyi zorluyor. Diyelim ki geçen yıl kasası (20 kğ) 200 TL. civarında satıldı domates, bu yıl 80-90 TL'den satılırsa, herkes zarar eder. Bu maliyetler nedeniyle devam edilmesi çok zor.”

Karaköy'ün Datça tarımı açısından öneminde bir gerileme var mı?

“Var. Tarımda, meyve-sebze üretimi yapanları saysak, şunun şurasında 10-15 kişi var. Üretip pazarda satan ancak bu kadardır.”

Karaköy'de tarımın gerilemesinde Karaköy Limanının, sonradan gelenlerin satın alıp konut yaptığı, atıl durumda bıraktığı... yerlerin tarım alanı dışına çıkmasının payı var mı?

“Limanın bu köye hiçbir faydası yok. Limanın faydası sadece işte liman var diye arsa fiyatlarını yükseltmesidir. Çiftçiliğin gerilemesindeki asıl etken maliyettir. Üretim zorlaştı. Daha önce ben de yapıyordum domates üretimi, 2019'da zarar ettim, para kazanmadım, boşuna yapmış olduk, bıraktım. Niye bıraktım? Yapmış olduğum üretimin masrafını çıkaramadım. O zaman benim gibi çok kişi de bıraktı. Maliyet artıp da dahaki ürünü yetiştiremeyince otomatik olarak iflas etme durumuna geliyorsun.”

Ekip biçiyorsun ama yerine koyamayınca o işi yapmaktan vaz geçiyorsun.

“Maliyetler artınca, millet üretimi bırakmaya başladı. Üretim azalınca da bu sefer üretilen ürünler para etmeye başladı. Böyle ters bir döngü oldu. Eskiden mesela soğan, domates bir lira idi, karpuzun kilosu bir lira idi, şimdi bakıyorsun 10 TL. olmuş. Karpuz 10 TL. olunca bayağı para tutuyor, herkes üretmediğinde, çünkü tonajlı mal. Eskiden ne oluyordu? Herkes kendi evinin yiyeceğini bahçesinde yetiştiriyordu, haliyle bolluk oluyordu. Bolluk olunca fiyatlar düşük olurdu. Şimdi üretim kıt ama fiyatlar yüksek. Şimdi eken-diken kazanıyor. Benim mahallemde tarımla uğraşan herkes memnun. Herkes ürettiği ürünü satabiliyor.”

 1+1'LER İÇİN “İYİ OLDU” DİYENİNİ DUYMADIM

Bir dönem Kızlan'ı olduğu gibi Karaköy'ü de içerecek şekilde “1+1” diye ifade edilen yapılaşma tartışması olmuştu, Datça'da. Hatta biz de (Sol Partililer), Datça Belediyesi içinde bir arkadaşımızın nikahı sonrası bu nedenle bir grup inşaatçı/müteahhidin fiziki tacizine uğramıştık. Bunlar, aslında “Köy yerleşim ve gelişim alanı” içerisinde “Geçici yapılaşma koşulları” çerçevesinde yapılması gereken yapılardı. O tartışma, bu hakkın suistimal edilip edilmediğine dair bir tartışma idi, özü itibarıyla.

Hepsi 1+1 değildir, bazısı 2+1'dir. Tahmin edebiliyorum ama konu anlaşılsın diye o dönemde tartışmada kullanılan ifadeyi kullandım.

“Benim mahallemde genelde 1+1'ler yapıldı, 2+1 yapılan çok azdır. Mesela, bir tarlaya 8 adet daire yapılıyordu, olsa olsa bunun bir ya da iki tanesi 2+1 olarak yapılmıştır.”

Yasa koyucu aslında bu nitelikteki araziler üzerinde aralarında 3 m mesafe olmak kaydıyla ancak iki adet iki katlı bina yapılabileceğini öngörüyor ama bu iş içerisinde yer alanlarla sonrasında yaptığım konuşmalarda “bağımsız giriş” sayısı belirtilmemesi hasebiyle, yani bir yorum farklılığı nedeniyle bu durumun ortaya çıktığı anlaşılıyor.

“Mevzuatı o kadar bilmiyorum. Mesela (...) abi şu karşıya bir bina yaptı. Gittim, baktım. Odalar ufacık. Adam, yatılacak odaya yatağını koysa, geçilecek yer kalmıyor. Bunlar, yaşlıların gelip karı-koca yaşayabileceği bir yer olur. Peki köylü bu uygulamadan memnun muydu? Aslında memnundu.”

Neden memnundu?

“Köylü arazisini veriyordu, 8 daire çıkıyordu, o dairelerin 4 tanesi müteahhidin, 4 tanesi kendisinin oluyordu. Haliyle memnundu. Uygulama durdurulunca, önceden anlaşıp da mağdur olduğunu söyleyenler, kızanlar oldu.”

Şimdi olayın üzerinden epey zaman geçti o nedenle rahatlıkla söyleyebilirim: Bakanlık Datça Belediyesi'ne “Yaptığınız uygulama yanlış” dedikten sonra da şifahi onay verdiği için Datça Belediyesi o konumdaki 22 civarındaki dosyaya da ruhsat verdi. Sonrasında uygulamanın aslına dönüldü. Bu iyi de oldu.

Senin döneminde gündeme gelen bu uygulama konusunda ne düşünüyorsun?

“Abi öyle sordun ki, bu söyleşi yayınlandığında, sanki Onur'un döneminde Onur yapmış gibi anlaşılacak...”

Öyle değil, “iyi oldu” ya da “kötü oldu” gibi bir yanıt istiyorum.

“Ben şimdiye kadar bu uygulama için 'iyi oldu' diyenini duymadım. Dediğim gibi bu uygulamadan dolayı bizim köyde sevinenler vardı, çünkü hiç para harcamadan 4 tane evin oluyordu. Bu o vatandaşa göre iyi idi ama vatandaşa 4 tane ev veriyorsun, aracını park edecek bir karış yeri yok. Bunun yanında inşaatı yapıyorsun yolu yapamıyorsun, yol sıkıntısı var. Benim mahallemde yaşanan en sık sorun budur. Mesela. 1+1 dedikleri bu 8 dairenin hepsinin yolları bozuk. Hizmet götüremiyorsun. Haliyle bu hanelerden her biri şikayette bulunsa otomatikman aynı anda 8 şikayet geliyor.”

Katılıyorum, bu evler daha önceden yapılmış bir imar planına uygun yapılmıyor, o nedenle alt yapı sorunları var. Örneğin, bu 8 dairenin kanalizasyon sorunu nasıl çözülecek? Kullanım suyu nereden gelecek? Hiçbirisi belli değil. Araçlar nereye park edilecek? Elektrik, telefon hattı?.. Her şey sorun. Merak ettiğim sen muhtar olarak bugünden geriye baktığında bu uygulamayı nasıl değerlendiriyorsun?

“Tabi ki yanlıştı. Şurada bizim karşımızda yapıldı, hepsi yolun kenarında. Yolu daraltıyorlar, araçlarını park ettiklerinde. Köylünün o yoldan geçmesi zor oluyor. Bana diyor ki köylüm, 'Söyle onlara, araçlarını oradan çeksinler.' Yaa orada oturanların hiçbirisini tanımıyorsun, hiçbirisiyle sohbetin yok, hangi aracın kime ait olduğunu bilmiyorsun. Söylediğinde sert tepki aldığın günler oluyor. Bağıranı çağıranı oluyor. Bir şey de diyemiyorsun.”

Bu evler genelde dışarıdan gelenlere mi satıldı?

“Valla abi evlerin hepsi dışarıdan gelip yerleşenlerde şu an. Köylüde hiç yok desem olur.”

Hani arazi sahibi köylüye yarısı verildi ya onlarda mı sattı?

“Satan, satıp kendine tarla, Datça'da ev alan, yatırım yapan da var.”

Birlikte gittiğim Mehmet Kızıler “Kaçak bina yapan var mı?” diye soruyor. “Var tabi” diyor. “Ben 2019'dan beri bu mahallede muhtarım. İmar yok. Şimdi bir genç evlenecek olsa, evi yok, ne yapacak? Kiralık ev mi koşturacak? Mecburen yapacak.”

Bir süre bu konuda konuşmaya devam ediyoruz.

 FOSEPTİKLERDEN YOLLARA TAŞMALAR OLUYOR

Kanalizasyon konusunda Karaköy'de durum ne?

“Bizde merkezi sistem yok. Foseptikler var.”

Foseptikler sızdırmalı mı? Taşan var mı? Dolduğunda nasıl bir çözüm buluyorsunuz?

“Sızdırmalı olan da var, gidip MUSKİ'ye ücretini yatırıp çektirenler de var. Sokaklara akan yerler de var.”

Bir ara Datça Haber'de Sebiha arkadaş tarafından bu konu haber yapılmıştı, anımsıyorum. Bu konu önemli.

“Daha önceden, muhtarlık zamanında iken küçük vidanjörler vardı, bizim köy sokakları dar, geliyordu, foseptikleri çekiyordu. Şimdi, Büyükşehire geçtikten sonra o küçük vidanjörlerin arızalı olduğu söylendi, faaliyete geçirilmedi. Şimdi otomatikman adamın köydeki foseptiği dolduğunda yapacağı hiçbir şey yok. Bekir amca muhtar iken boru döşemişler, bulaşık suyu için, foseptiği dolan bağlamış. Bu sefer ne oluyor? Bizim mezarlığa pislik akıyor. Çözüm mü? Değil. Bence, Muğla Büyükşehir bu dar sokaklardaki foseptikleri çekmesi için bir mini vidanjör almalı. Bunu Hakkı muhtar da (Cumalı Muhtarı) söylemişti.”

Hakkı ile yaptığım söyleşinin yayınlanmasından sonra Cumalı'ya küçük bir vidanjör tahsis edilmiş, Hakkı arayıp haber vermiş ve “Söyleşinin faydası oldu. Küçük vidanjör geldi” demişti.

“Haberim yok, ne yalan söyleyeyim şimdi.”

MUSKİ Datça Müdürlüğü size yakın ama işte istediğiniz zaman gelmemesinden dolayı MUSKİ'nin vidanjörlerinden dolayı bir şikayetiniz var mı?

“Çok nadir. Çünkü foseptiklerin nereden baksan %60-70'i sızdırmalıdır. Toprağa gidiyor. Diğerleri de zaten biliyor vidanjörün ne kadar sürede geleceğini, o nedenle foseptiği dolmaya yakın gidiyor, parasını yatırıyor, sırasını bekliyor. Çok acil olursa ben arkadaşlara yardımcı oluyorum.

İlk bu noktada fark ettim Karaköy Muhtarı Onur Bölükbaş'ın yaratıcı ve iş bitirici zekasını.

“Bakanlık Karaköy'ün imar sorununu kökten çözmediği sürece buraya alt yapı yapılamıyor.”

Karaköy'ün imar planının da Kızlan ve Cumalı gibi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafında yapılacağının söylendiği ama bu konuda bugüne kadar herhangi bir bilgi verilmediği vb. konular üzerine konuşuyoruz.

 SU SORUNUMUZ YOK

Suyunuz içilebilir su mu?

“Karaköy'de suyun geldiği iki hat var. Birisi Sazak Bölgesinden. Doğal kaynak suyu. Bir de kuyudan basılan su var. Doğal kaynak suyumuzun içimi güzel. Yumuşak. Köy halkının da sevdiği bir su. Sondajdan depoya su basılmasa herkes zaten o suyu içiyor. Sıkıntımız yok. Sondajdaki su basıldığında tadından fark ediyoruz. Onun için zaten içme suyundan içim oranı biraz azalmıştır. Genellikle herkesin evinde arıtması vardır.”

 İKAMETGÂHLARINI BURAYA ALDIRMIYORLAR,

Karaköy dışından gelip yerleşenler ikametlerini alıp size kayıt yaptırıyorlar mı? Yoksa almayanlar daha mı çok?

“Almayanlar daha çok. Seçim zamanı oy pusulalarını dağıttığımda Karaköy dışından gelip yerleşen seçmen sayısına baktım, işte 70 küsurlardaydı. Yani şöyle, köyümüzde yapılan 1+1'ler üzerinden hesapladım mı çoğu ikametgâhını Karaköy'e aldırmamış görünüyor. Burada yaşıyorlar ama ikametgâhlarını buraya aldırmıyorlar.”

Neden aldırmıyorlarmış?

“Zaten sıkıntılarımızdan birisi de bu. Hani Gürsel başkan da bir ara çağrı yapmıştı bu konumda olanlara, pankartlar astırmıştı. Sen gelmişsin Ankara'dan, İstanbul'dan, tamam hizmetin güzel olduğu, sıkıntılı olduğu yerler olabilir, kafamı dinleyeyim diyorsun, ee 'yolum bozuk' diyor, 'çöp bidonum yok' diyor. Tamam, hepsini karşılamaya çalışıyorsun, ikametgahına bakıyorsun İstanbul'da, Ankara'da. Alsana ikametgahını Datça'ya. İstanbul'daki, Ankara'daki hizmetlerden burada da yararlanmak istiyor. Başkana bakıyorsun, İskele Mahallesi’nden, Eski Datça'dan, Reşadiye'den aldığı hizmetlerden 12 mahalleye hizmet götürmeye çalışıyor. Yeterli mi? Yeterli değil tabi. Kimseyi de memnun etmez yani.”

Sorduğunda ne söylüyorlar? Bu durumu nasıl açıklıyorlar?

“Bu konuda ne diyeceğimi bilemiyorum. Bazısı seçimde alıyor ikametgâhını Datça Belediyesi’ni kaybetmemek için, bazısı çocuklarından dolayı Datça'ya getirmiyor, bazısını ise hiç bilmiyoruz... Herkesin gerekçesi farklı.

2019 yerel seçiminde Karaköy'e sonradan gelip yerleşen seçmen ile konuşmaya gittiğimizde sorduğumuzda, gerekçesi şöyleydi: 'İstanbul'u, Ankara'yı nasıl olsa alamıyoruz, kaybediyoruz, Datça'yı bari vermeyelim.' Şimdi Ankara'yı, İstanbul'u almışlar, orayı bir daha kaybetmemek için ikametgâhlarını buraya, yaşadıkları yere almıyorlar. Datça'ya garanti gözüyle bakıyorlar. Bu seçim öncesinde büyük bir ihtimalle ikametgâhlarını Datça'ya alırlar diye düşünüyorum. Almalılar da.”

Bu konuyu konuşurken gülüşüyoruz.

 KÖPRÜ VE MESİRE ALANI SORUNUMUZ VAR

Hani söyleşinin başında hâlihazırda çözemediğin ama önümüzdeki 8 ayda çözmeyi düşündüğün %20'lik sorunlar vardı ya, nelerdi onlar?

“Kampingin olduğu yerde, o tarafa gidenler görmüştür, yıkık dökük dar bir köprümüz var, o köprünün yapılması gerekiyor.”

Sözünü ettiği köprüyü anımsıyorum. Şaşırıyorum. “Ben 3 yıl kadar önce gelmiştim, o köprü bozuktu. Hala bozuk mu?” diye soruyorum. Bozukmuş.

“Yapılmadı. Bir sponsorumuz var. İşte başkanla gidip konuştuk. Başkan dışarıdan destek verecek, tabi kendisi yapamıyor. Sponsor vatandaşımız şu an yurt dışında. Onun gelmesini bekliyoruz.”

Onu yaptıracaksın, bir.

“Şimdi bu söyleşiyi okuyanlar 'yaptırılacak' şeklinde kesin gözüyle bakmasınlar, ben yaptırmadan kesin gözüyle bakmam.”

Tamam, yaptırmayı düşünüyorsun.

“Vatandaş tarlasında ürettiği domatesini, mahsulünü o köprüden geçiriyor. O köprüyü yaptırmamız gerekiyor. Yaptıracağız da er geç. En büyük sorunlarımızdan birisi bu köprü. Benim bir hayalim daha var, bir mesire alanı.”

Mesire alanı yapılabilecek bir yer var mı köyde?

“Muhtarlığa ait yok. Muhtarlığa ait iken Büyükşehir Yasası ile Datça Belediyesi'ne geçen böyle bir yerimiz var; sürücü kursunun olduğu yere yakın bir yer var. Ressam İbrahim (Çiftçioğlu) beyin kaldığı eski ilkokulun alt tarafında zeytinlik bir alanımız var, orasını yapabiliriz. Orada bir alanımız daha var. Gençlerimiz orada futbolunu da oynuyor, nasip olursa başkanımız oraya bir de voleybol sahası yapacak. Onun yanındaki zeytin ağaçlarının olduğu yeri temizleriz, ağaçları budarız, Hızırşah’taki gibi iki tane de ocak yapılır, güzel bir mesire alanı olur diye düşünüyoruz.”

Hem güzel olur hem de piknik yapmak için insanları çeker de. Hızırşah'taki yerde Mehmet Kızılerler piknik yapacaklardı, ciddi sorunlar varmış, yapamadılar. WC ve su sorunu varmış. Vazgeçtiler.

“Bizim orada da tuvalet sorunu var. Dışarıdan düğüne gelen vatandaş hadi erkekse bir biçimde sorun çözülüyor ama kadınsa ne yapacak?”

 BÜYÜKŞEHİR YASASINDAN SONRA EPEY YERİMİZ GİTTİ

Büyükşehir Yasası nedeniyle elinizden giden neleriniz var?

“Yani güreş sahasının olduğu yer ve ana yolun karşısında eski mezarlık var, şimdilerde mezarlık olarak geçmiyor, kullanılmıyor, boş, oraları Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne, sürücü kursunun olduğu yer, kavağın olduğu yerde yeni bir işletme açılacak, orası, şurada 14 dönüm mü, 16 dönüm mü ne bir zeytinlik var, orası, köyün çıkışında sağlı sollu iki parsel var, orası, şurada bir tepede ormanlık alanda var, o da 16 dönüm, orası, Datça Belediyesi'ne geçti.”

Datça Belediyesi'ne geçtikten sonra Datça Belediyesi tarafından satılan ya da satışa çıkarılan yerleriniz var mı?

“Yok ama aksine satılmasını istediğim yer var. Biz Karaköylüler olarak şurada ormanlık bir yer var, 16 dönüm, başkan Karaincir taraflarında, Emecik Bölgesinde sattığında biraz tepki almış ya birazcık korkuyor olabilir, bana göre, başkana '16 dönüm yeri satalım' dedim. 'Şu düğün salonunun olduğu yeri kapatalım. Oraya WC 'mizi yapalım. Köprünün olduğu yeri yapalım. Geri kalan parayı' dedim 'nerede kullanırsan kullan. Biz köy halkı olarak da senden başka bir şey de istemiyoruz.'

Ben kahvelerde konuşuyorum, 60-70 yaşındakiler diyor ki 'o tarlada herhangi bir şey yapıldığını görmedik'. Köyde karşı çıkan var mıdır? Olacaktır. Olmayacak diye bir şey yok. Ama köyün %80'i düğün salonunun üstü kapandıktan sonra köprüyü de yapabilirsek buna 'hayır' demez.”

Bunu özellikle yazmak isterim. Biz Sol Parti olarak benzer bir öneriyi başkana Cumalı'nın “eski fırın” diye anılan zeytinliğini satışa çıkardığında götürmüştük, hatta “referandum” önermiştik. Demiştik ki “Bu mülkler tarihsel olarak orada yaşayan köylünündür. Onların rızasını almadan, 'Büyükşehir yasası ile bu mülkler artık Datça Belediyesinindir' diyerek satışa çıkaramazsın, köylünün rızasını alman şart.” Bu nedenle, sizin böyle bir rızanız varsa, ki anlattıklarından o anlaşılıyor, bana göre bu önerdiğiniz yeri satışa çıkarıp Karaköy’ün yapılmasını istediği şeyleri yapabilir.

“'Satalım başkanım, satalım' diyorum. Başkan, tepki alırım dercesine çekingen duruyor.”

Cumalı'da zeytinliğin satışını gündeme getirdiğinde Cumalıların yanı sıra biz de karşı çıkmıştık ama bu satışa karşı çıkmayız.

“2019 yerel seçiminde şu kavağın dibindeki yeri ihaleye çıkardı belediye, satış için, sonra ben 4 aza ile birlikte gittim yanına başkanın, görüştük, 'Yaa başkanım, işte ben de iş yaptım orada rahmetli babam zamanında, lokanta olarak kullanıyorduk, güzel de bir mekandı. Bizim burada geçmişimiz var. Burada Hıdırellezlerimizi kutlardık, işte adetlerimiz, örflerimiz var, satmayalım.' dedim. Başkan 'Yaa ben böyle düşünmemiştim' dedi. 'Siz böyle düşünüyorsanız satmayalım'. Nitekim satışı iptal etti. Satışı iptal ettikten sonra şimdilerde ihale ile orayı kiraya verdi; Yap-işlet-devret gibi. Şu an yenilendi, güzel bir mekan haline geldi, o nedenle belediyeyi takdir ediyorum, güzel bir iş yaptı, işte ihaleye çıkardı, 7 yıllık mı 8 yıllık mı ne bir kadın işletmeci kiraladı orayı. Tamiratı yapılıyor. İşletme olarak açacak.

 EN ÇOK SORUNU OLAN BENDİM

Söyleşinin sonuna geldiğimizi düşünerekten “Başka sorun var mı?” diye soruyorum. Susuyor. “En az sorunu olan senmişsin” diyorum. “En çok sorunu olan bendim ama en çok çalışanı da ben oldum” diyor. Ne demek istediğini anlamak için yüzüne bakıyorum. Anlatmaya başlıyor.

“Muhtar olduğumda, hani söyleşinin başında dedim ya 'İşte bir yere gittiğimde sorarlarsa...' diye, o düşündüklerimin hepsini gerçekleştirdim mi bilmem.

Bizim mezarlığa akan bir foseptik sorunumuz vardı, Datça Belediyemizin desteği ile kanalizasyon borusu alarak biz bunu az daha ileriye götürdük. Bir cenazemiz olduğunda dışarıdan gelen bir vatandaşın o pisliği, o kokuyu çekmesi iyi bir şey değildi. Ne oldu? Biraz uzaklaştırmış olduk hani. Hiç olmazsa bir ayıbımızı örtmüş olduk.

Yollarımıza bakıyorum, kapalı olan yollarımız vardı, işte ormanın yolları kapatması vardı sağdan soldan, o yolları açtık, genişlettik. Şu an mahallemde, yanlış bilgi vermeyeyim ama açılmamış yolum yok. Yani köydeki tüm yolları açtık. Hepsi, tabi Datça Belediyesi'nin ve sponsorların desteği ile oldu...”

Yani bir nevi Gürsel başkan Karaköy'e kıyak mı geçti? Hani seni muhtar adayı olman konusunda desteklemiş ve anlaşıldığı kadarıyla da arkanda durmuş.

“Hani bazı muhtarlar 'En fazla hizmeti sen aldın' diyorlar ya bana, bizim köylüye sordun mu 'Belediye bizim köye ne yaptı?' diye soruyor. Vallahi zoruma gidiyor ya.” Gülüyoruz. “2019'dan önce sürücü kursunun orada düğün yapardık, akşamüzeri sulardık, çamurun içerisinde düğün yapardık. Vardığımızda pantolonumuz, ayakkabılarımız ya çamur ya da toz olurdu. Köyün içinde meydanda rüzgâr vurmuyor diye okulun önünde yapardık düğünleri, kolumuzu kaldırıp da oyun oynayamıyorduk. Eee şimdi projektörü var, betonunu da attı, elektriği tamam, bulaşığı yıkama yerini yaptı. 'Belediye ne yaptı?' diyorlar. Ya başkana diyorum ki 'Başkanım şurada şu yolumuz var, açalım' diyorum, 'Tamam. Açın' diyor. Gidiyoruz, yolu açıyoruz, 'Belediye ne yaptı?' deniyor.” Onurun anlattıklarına bu kez ben kıs kıs gülüyorum.

 BÜYÜKŞEHİR YASASI UYGULAMASINDAN BEN MEMNUNUM

“Sen sormadan ben hemen konuya gireyim.” diyor. Şaşırıyorum. Ne söyleyeceğini merak ediyorum. “İlk işim şoförlerin şikayeti olan durağı köy meydanına getirerek yerini sabitlemek oldu. Sonra derelerin temizliğine başladım. Büyükşehir Muhtarlar Masası, Devlet Su İşleri, valilik, CİMER üzerinden talepte bulundum. Büyükşehir kepçe gönderdi. Bizim diğer muhtarlar diyor ki 'Muhtarım hadi gari gönder de biz de mahallemizdeki dereleri açtıralım'. Ben kepçeyi bulmuşum. İlk geldiğinde kepçeyi 45 gün çalıştırdım. Bir de ikinci kez geldi, 29 gün çalıştı. Köyümdeki bütün dereleri açtırdım.

Şimdi sen bana soracaksın 'Büyükşehirden memnun musun?' diye. Ben büyükşehirden memnunum.

Yani sen büyükşehir yasasının nimetlerinden yararlandın?

“Ben yararlandım. Muğla dışında cenazem oldu, akşamdan olsun ya da sabahtan olsun, aradık Muğla Büyükşehri, cenazemizi ücretsiz olarak getirdi. Mezarlıkta bizim yıkılmakta olan bir çam ağacımız vardı, Büyükşehirden vinç istedik, geldi. Mezarlık şube müdürüyle görüştük, ekiplerini ayarladılar, ekipler geldiler, mezarlıktaki yıkılmakta olan çamı kestiler. Mezarlığın giriş kapısı yok idi, talep ettik, yaptırdılar. Kanalizasyon için boru istedik, gönderdiler. Yani evde bakım hizmetleri var, arıyorsun, ambulansı ile hastayı alıp götürüyorlar. Bütün bunlar faydalandığımız şeyler. Sağlık ekibini arıyorsun, iğnesi olan, reçetesi olan hasta varsa geliyorlar...

Eskiden denize girdiğimiz yerde 1-1,5 metrede Safran (denizin içinde biten ince uzun bir bitki imiş) olurdu. Ben muhtar olduktan sonra o otları temizledik, düzene soktuk. Ana yolun kenarında dere var. İki kez temizlettim. Birisini sponsorlu, birisini büyükşehir belediyesi olarak temizledik.”

Senin bu sponsor bulma olayın önemli. Her konuda “sponsor buldum” diyorsun. Bu sponsorlar senin kişisel ilişkilerin mi? Sen sosyal birisin. Onun getirdiği bir şey mi?

“Tabi. Hem genç olduğumuzdan, hem de köydeki her vatandaşımızın söylemiş olduğu sorunun üstüne düşerek çözüm buluyoruz. Her vatandaş geliyor, işte benim şurada şuyum var, burada buyum var. Onun üstüne düşüyoruz. Yapamadıklarımız oluyor mu? Oluyor. Olmuyor değil. Bazısı acele ediyor. Acele edenlerin bazısı sponsor olayım diyor, tamam abi diyorum, işte kepçesini buluyorum, açalım yolu. Kepçeci ile sponsor olarak kendileri buluşuyor. Ben sadece parsel sorgudan yolun konumunu çıkarıyorum, ne kadardır, ne yapılır, ayrıca yapılırken başında dururum. Şöyle yap, böyle yap diye yönlendiririm. Ücretini ben almam. Direkt kepçesiyle çalışan adam alır parayı.

İki tane köprü yaptırdım şuraya. İkisi de sponsorlu. Birisi Eski Datça'dan Muzaffer abimiz sponsor oldu. Ben büyükşehirden MUSKİ'den büzlerini aldım. O işçiliğini, çimentosunu, kumunu, taşını getirtti. Bir de onun altında vardı. Onu da Faruk (Çakan) bey diye bir abimiz vardı, o sponsor oldu. Datça Belediyesi de taşını, kumunu, çimentosunu, işte vincini, büzlerin gelmesi için kamyonunu karşıladı, işçi ücretini o vermişti. Onların sayesinde iki tane köprümüz oldu.”

HALUK LAÇİN'E TEŞEKKÜR EDERİM

AKP Belediye Meclis Grubu eski sözcüsü Haluk Laçin mahkemeye başvurdu ve mahkemeden Karaköy dahil Datça'daki 8 mahallenin “kırsal mahalle” olduğu kararını çıkarttı ve Muğla Büyükşehir Belediyesi de bu doğrultuda karar aldı ya, bu konuda ne düşünüyorsun?

“Haluk Laçin'e teşekkür ediyorum.”

Neden teşekkür ediyorsun? “Kırsal mahalle” olmak iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi? Önce onu söylesen.

“İyi bir şey, o nedenle teşekkür ediyorum ya. Doğru bir karar oldu. Belediye başkanımızla yaptığımız toplantıda başkanımıza da söylemiştik. Kızlan Muhtarı Suat abi gibi dilekçe vermedik, açıkçası. Tüm muhtarlar olarak aynı anda bir karar yapalım, ona göre hareket edelim diyorduk. Tabi biz o zaman Gürsel başkanı bu konuda ikna edemedik. Başkan 'Benim hizmet götüremediğim yer yok' diye düşünüyordu. Biz bu konuya hizmet olarak bakmamıştık. Biz halk olarak geçimini tarımdan, hayvancılıktan sağlayan insanlarız. Şimdi vergiden muafız. İyi bir şey oldu bu karar.”

Ayrılırken, Mehmet Kızıler , Onur'un çok sempatik ve güler yüzlü olduğunu söylüyor. “Bu da önemli ama muhtarlık seçiminde en önemli olan yanındaki aza heyetidir” diyor. “Çevresi geniş olacak, sevilen ve çevresi tarafından tutulan kişiler olacak.

Fotoğrafını çekmek istiyorum. İş yerinin ofis olarak da kullanılan yan taraftaki odanın duvarında asılı olan puşinin (yöreye göre poşu, üstlük, yalık vb.) önünde dururken fotoğrafını çekmemi istiyor. Üzerinde “Karaköy'ün genç muhtarı Onur Bölükbaş” yazılı puşinin önünde fotoğrafını çekiyorum. 10.08.2023

                                                      

                                                 MESUDİYE MUHTARI CÜNEYT AYDENİZ

Bir Betçe'den, Bir Datça'dan” diyerek başlattığım söyleşilerin 9., Betçe Bölgesinin ise son köyü/Mahallesi Mesudiye idi.

Mesudiye'nin arkasını yasladığı dağın tepesindeki radara yakın bir bölgede geçen yıl çıkan ve hala nereden, nasıl çıktığına dair kesin bir açıklamanın yapılamadığı yangından sonra bu bölgeyi birkaç kez dolaşmış, birisinde de Mesudiye Muhtarı Cüneyt Aydeniz ile görüşmüştüm. “Yangında evi ve bağı-bahçesi yananlar kaç kişidir? Bunlara yönelik devletin yardımları ne durumdadır?” diye sormuştum. Muhtar “Yardım listesi bir gelsin size haber vereceğim” demişti...

Ovabükü'ndeki iş yerinde buluştuktan sonra da ilk sorum aynı oldu.

 YANGININ YOL AÇTIĞI MAĞDURİYETLER GİDERİLDİ

Son durum nedir? Devlet yangından mağdur olanların mağduriyetlerini giderdi mi?

“235 hektar civarında dikili tarım alanı yangından etkilenmişti. Müracaatlarını yaptılar. Devletten de karşılığını aldılar.”

Bu yardımı İlçe Tarım mı, Datça Kaymakamlığı mı, kim verdi?

“Muğla Valiliği verdi.”

Valiliğin böylesi durumlarda yardım yapabilecek bir bütçesi var demek ki?

“Valiliğe Cumhurbaşkanlığı'ndan destek geliyor, valilik bu gelen paradan yardım yapıyor.”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından değil yani?

“Değil. Cumhurbaşkanlığı gerekirse Tarım ve Orman Bakanlığı'na, bakanlık valiliğe, valilik de herkesin mağduriyetine göre nakdi yardımları vatandaşların hesaplarına aktarıyor.”

Bu yardımlar bilirkişi heyetinin tespit ettiği “zayiat oranına” göre mi yapıldı?

“Ben de dahil hem bizim köyümüzden bilirkişiler vardı hem de Datça İlçe Tarım'dan, hatta yetmedi Muğla İl Tarım'dan da geldiler. Yanan bütün sahayı gezdiler.”

Farklı kaynaklardan farklı yardımlar yapıldı mı?

“Hayır tek bir kalemde, Muğla Valiliği tarafından yardım yapıldı.”

Örneğin, Datça İlçe Tarım fidan yardımı, işte ne bileyim Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından farklı yardımlar da gelmedi mi?...

“Hayır, sadece Muğla Valiliğinden bir kez nakdi yardım geldi.”

Diyelim ki bağı bahçesi yanan vatandaş bademi ya da zeytini yanmış ve yanan o ağaçların yerine neyi dikmek istiyorsa o fidanları kendisi mi temin edip dikti?

“Çoğu o kadar da zayi olmadı. Mesela zeytin ağaçları kendini kurtardı; tamamen yananlar hariç %90-95'i kendini kurtardı. Mal sahipleri budama filan yaptılar, budamadan sonra ağaçlar yeniden filiz verip boy atmaya başladılar.”

Birlikte gittiğim Salim Bilgin arkadaş “Boşuna 'zeytin ağacı ölmez ağaçtır' demiyorlar dedi. Cüneyt Aydeniz “Aynen” dedi.

235 hektar civarında yanan bağ bahçe kaç kişiyi kapsıyor?

“Aşağı yukarı 100'ün üzerindedir.”

 YERLEŞİM YERLERİ ARASINDA KALAN YANMIŞ ARAZİLER VATANDAŞLARA VERİLSİN

Bu konuda köylüler açısından bir sorun, haliyle bir talep de yok”, diyebilir miyiz?

“Yok. Ekstra talep olarak şöyle bir şey var: O zamanlar, buraya geldiğinde, Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Vahit Kirişçi ile de görüşmüştük, Muğla Vali beyimiz Orhan Tavlı, Orman Bölge Müdürümüz de vardı, dedim ki, yerleşim yerleri arasında kalan, ki bu evlerin hepsi ruhsatlı binalardır, ormana ait arazileri vatandaşımıza verelim, vatandaşımız oraya zeytin, badem vb. bir şeyler diksin. Eskisi gibi çam olmasın. O zamanlar dediler ki 'Biz bir görüşelim. Bu konuyu nasıl değerlendirebileceğimize bir bakalım. Hele bir kesim bitsin.' Kesim hala devam ediyor.”

Köylünün böyle bir talebi var yani?

“Ben talep etmiştim. Bakan değişti. Şu an TBMM de kapalı. Sanırım bu talebimiz görüşülecektir. Cevabın olumlu mu olumsuz mu geleceğini bilemem.”

Vahit Kirişçi reddetmemişti, “Bakalım” demişti?

“Yok. Yok hepsi olumlu yaklaşmıştı. Burada 20 tane ev yanmıştı.”

Evleri yananlara da yardım yapıldı değil mi?

“Tabi. Onlara 2 yönden yardım edildi. İlk etapta eşya yardımı yapıldı, ki önce 30.000 TL. idi, sonra komisyon toplandı bu yardımı 50.000 TL. çıkardı. Bunun dışında AFAD Müdürlüğü ve Muğla Valiliği tarafından ayrıca yardım yapıldı.”

Onlara da yangının verdiği zarara göre farklı ölçeklerde yardım yapılmıştır değil mi?

“Tabi. Aynen. Tarım alanlarında olduğu gibi bilirkişi heyetinin verdiği rapora göre yardımlar yapıldı.”

 ELEKTRİK VE SU KESİNTİSİNDEN DOLAYI UĞRANILAN ZARARIN TESPİTİ YAPILMALI

Bu yaz içerisinde sezon başladıktan sonra gündeme gelen elektrik ve buna bağlı su kesintileri nedeniyle yaşanılan mağduriyetler konusunda ne söyleyebilirsin?

“Elektrik ve su kesintisinin verdiği zararı hesaplamak çok zor. Bu konuda esnaflarımızdan Datça İlçe Turizm Müdürlüğü'ne müracaat eden oldu mu bilemiyorum, ben kendim görüşmedim. Biliyorsunuz kaymakam beyimiz yoktu. Yeni atandı. Daha önce vali yardımcımız vekâlet ediyordu. O da gelip gidiyordu. O bir ara bizi topladı. Ona söylemedik. Hele bir kaymakamımız gelsin dedik. İlçe Turizm Müdürlüğü'ne müracaatlar olmuş mu, ne olmuş, işte atıyorum, birilerinin balıkları, kıymaları... bozulmuş. Vatandaş atmış.”

Bu elektrik ve su kesintisinin günlerce sürmesinden dolayı Datçalıların uğradığı zarar ziyan üzerine bir tespit çalışmasının yapılmasına gerek var mı?

“Tabii var. Aslında, ne bileyim, 'Konaklama tesisleri' diye de bir grup var, İlçe Turizm Müdürlüğü'nün, ama herkes buraya yazmıyor. İlçe Turizm Müdürlüğü bir toplantı yapsa işletmelerin ne mağduriyeti var bunları tespit etse iyi olur.

Böyle bir şey yapıldığını duymadım.

“Yapılmadı. Yapılsa iyi olur. Mesela AYDEM'in elektrik kesintisinden ne ölçüde zarar gördü işletmeler? Duyduğum kadarıyla Datça'da, Palamutbükü'nde, burada, Karaköy'de, evlerde bile... çok var zarar edenler. Bu konuda AYDEM'e müracaat edenler olmuş ama AYDEM işte mesela kimi duydum ben, Datça'da Maradona, Maradona'nın iki dolabı da yanmış, AYDEM diyormuş ki 'Her şey de hassas sigorta olacak'. Vatandaş bunu bilmiyor.”

Kimse bilmiyor.

“Bilmiyor. Mesela benim var. Benimkisi direkt ana şalteri attırıyor. Hani benim işletmemde bir yerde kaçak olduğunda direkt ana şalteri attırıyor. Her şeye de 'Kaçak akım rölesi' yapamazsın. Ayrıca bu konuda yeterli bilgimiz de yok. Voltaj birden 280'den 360 gelmeye başlarsa, sıkıntılı bir durum oluşur. Tabii, AYDEM de kendi imkanları dahilinde bir şeyler yapmaya çalışıyor. Biliyorsunuz vatandaşlar AYDEM önünde eylem yaptı...”

Ben de oradaydım. Yürüyüşe de katıldım.

“Artık bundan sonra daha çok dikkat edeceklerdir.”

 

AYDEM, BU TÜR OLAYLAR OLMADAN TEDBİR ALMALI

Yeni trafolar gelmiş. Birisini PTT'nin arkasındaki otoparkta iken görmüştüm. İşin doğrusu böylesi bir zarar yaşanmadan bu trafoların gelmesi gerekiyordu. Datça'nın nüfusunun arttığını ve turizm potansiyelinin yükseldiğini sağır sultanlar bile biliyordu.

“Bunlar, her ay, buradaki abone bilgilerini merkezlerine gönderiyorlar. Haliyle durumu biliyorlardı. Bu durumda trafoları değiştir, gerekli bakımları yap, taa 1981 yılından, ki bize elektrik 1981 yılında geldi, kalan trafolar yerine yeni ve modern trafolar kur.”

Yaka Muhtarı Serhat, 1978 yılında elektriğin geldiğini söylemişti, bu durumda size 3 yıl sonra gelmiş.

“Ben yoktum o zamanlar. İzmir'deydim. Artık yeni sistem trafolar var, kendinden soğutmalı. Onlardan yapılsa daha iyi olacak.”

Datça çok hızlı büyüyor. Nüfus çok hızlı artıyor. Turizm tesisleri hızla çoğalıyor. Bunların ihtiyaçları öyle 1981 yılında yapılmış trafolar ile filan karşılanamaz. Hatlar bile yeterli değil. Geçenlerde, Burgaz'da, Eda Market'in önünde ne zamandır yağmurlu ve rüzgârlı havalarda kıvılcım atıp duran bir direkteki hat kopmuş ve yangın çıkarmış. AYDEM yetkilileri bütün bunlardan habersiz değiller. Şikâyetler anında onlara iletiliyor.

“Böyle şeyler olmadan önce tedbir alınsa daha iyi olur.”

 MESUDİYE'DE “KAÇAK YAPI” SORUNU BİTMEDİ

Bir de şunu soracağım: “Kaçak yapılar” konusunda bazı Mesudiyeliler bir kez Datça Belediyesi önüne gidip belediye başkanı ile görüşmüşlerdi, bir kez de yıkım için Mesudiye'ye gelen iş makinalarını protesto etmişlerdi. Şimdi rölantiye girmiş gibi görünüyor. Biliyorsunuz, “Köy yerleşim ve gelişim alanlarında” olup da yola cephesi olan yerlerde “geçici yapılaşma koşulları” çerçevesinde sizde, Yaka'da ve Hızırşah'ta bu yılbaşından itibaren imar izni verilmişti. “Mesudiye'de artık kaçak yapı sorunu bitmiştir” diyebilir miyiz?

“Yok. 'Kaçak' sorunu bitmedi ama tabii ki insanlar şu anda betonarme kaçak yapılardan çekiniyorlar. Çünkü maliyetler çok yükseldi. Bu nedenle Tiny House, prefabrik tarzı istediğim zaman çekip götüreyim dediği plakalı şeylere yöneliyorlar.”

Belediye başkanı Gürsel beyin o konudaki görüşü belli, “Tiny House'lara devlet plaka verdiği için mahkeme belediye aleyhine karar verdi” diyor. O nedenle onların üzerine gitmeye tövbeli görünüyor.

“Belediye Tiny House'lara yıkım kararı veremiyor. Yalnızca foseptik bağlantısından dolayı ceza kesebiliyor. Elektrik verilemiyor, su bağlantısı yapılamıyor elbette. Elektriği kendisinin üretmesi lazım güneş enerjisinden, suyu da deposunda taşıması gerekiyor.”

 KÖKLÜ ÇÖZÜM “İMAR PLANININ” ÇIKMASIDIR

Bu Tiny House ve prefabrik evler konusunda farklı yaklaşımlar var. Muhtar Cüneyt Aydeniz ne düşünüyor bu konuda?

“Benim görüşüm bir an önce Mesudiye'nin imar planının çıkarılıp vatandaşın bu durumlardan kurtarılmasıdır. Bir an önce Mesudiye’ye imar gelmelidir.”

Köklü çözüm bu?

“Kesinlikle. İmar gelirse, o zaman biz de deriz ki muhtar olarak ya da belediye der ki 'Burada imar var. Sen ne diye kaçak yapı yapıyorsun?' Halihazırda biz vatandaşa bir şey diyemiyoruz. Ben diyemiyorum, açık söyleyeyim. Sağ olsun başkan da çok uğraştı çıksın diye ama tabi olmadı. Şimdi bekliyoruz biz de bir an önce çıksın diye. Vatandaş önünü göremiyor. Ne olacak? Ne yapmalıyım?”

Sence bu Tiny House'lar ve prefabrikler doğal şeyler mi?

“Betonarme olarak yapılan kaçak yapılara kesin karşıyım. Karşıyım derken şu, masraflar çok fazla. Vatandaş yapıyor, belediye önce ceza kesiyor ve sonra da yıkmak zorunda kalıyor. Belediye yıkmasa bile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü yıkımı ihale ediyor. Mesela, bizim buradaki yıkımların hepsi öyle oldu. Sen o binayı yaparken 3-5 milyon para harcamışsın, o gidiyor. İnsanın canı yanıyor. Mağdur oluyor. Kolay bir şey değil bunu kabullenmek. O yüzden hani Tiny Hose'ı oraya koyan vatandaş kaldırır. Götürür. Plakalı. Karayolunda yürüyen bir şey. “

 TURİZM AMAÇLI TİNYHOUSE KONULMASINA KARŞIYIM

Anladım. Sizin burada Tiny House'nin ve prefabriğin çok olduğu söyleniyor. O doğrultuda paylaşımlar var...

“Kendine oturmalık bir şey yaparsa getirsin...”

Turizm amaçlı olanlar da var deniyor!

“Doğru. Mesela gelirken görmüşsünüzdür, yolun kenarında adamın küçücük bir yeri var, ilk önce 6 tane koydu, sonra 4'e düşürdü, dip dibe, iç içe yani...”

Muhtar Cüneyt'in düşüncesi ne bu konuda?

Bizim burada arazisi varsa ve imkanı da elveriyorsa, Tiny Hose'yi getirip koysun. Mesela bizim bir abimiz vardı, bir arazi aldı, Tiny House'yi getirip koydu. Elektriğini güneş enerjisinden üretiyor. Böyle iyi ama sen gelip burada kaçak olarak iki katlı bina yaparsan tabii ki yıkıldığında da insanın canı yanar.”

Mesela Kızlan taraflarında Datça-Marmaris yolu üzerinde ve civarında da var, bunların turizm amaçlı çok sayıda konulmasının bir mantığı yok.

“Mantığı yok. İşte o yüzden belediye, Çevre-Şehircilik bunu biliyor, bu nedenle belediye ve Çevre-Şehircilik el ele verip bir an önce buraların imar planının çıkarmalılar.”

 “İMAR PLANI” OLMADIĞI İÇİN ALT YAPI DA YAPILAMIYOR

Temel sorun bu!

“Evet. Temel sorun bu. Temel sorun imarsızlık. İmar olmadığı için burada alt yapı da yapılamıyor. MUSKİ kanalizasyon sistemini yapamıyor.”

Burada da foseptikler ile çözülüyor bu sorun sanırım?

“Kıyıya ilk 50 metrede sızdırmasız foseptiklerimiz var. Daha önceden beri öyle idi. Ondan sonrakiler sızdırmalı.”

Peki MUSKİ'nin arazözleri yeterli mi sizin köydeki bu foseptikler dolduğu zaman boşaltma konusunda? Mesela sizin burası bir turizm tesisi, muhtemelen 3-5 güne bir doluyordur, sızdırmasız foseptik olduğuna göre. Hani belki siz muhtar olduğunuz için siz alo dediğinizde size gönderiyordur da komşuya gönderiyor mu anında?

“O konuda yazılıyorsun. Talep ediyorsun ve yazılıyorsun. Gönderiyor.”

Tamam, prosedür böyle çalışıyor, onu biliyorum, gerçekte nasıl olup bitiyor?

“MUSKİ de arazözleri kiralıyor. Vatandaşa onlarla hizmet götürüyor.”

Biliyorum ama özel firmalar ile MUSKİ'nin fiyatları arasında acayip bir fark var.

“Var.”

Sızdırmalı olanlardan sahiller etkileniyor mu?

“Yok. Buradaki toprak süzgeçli. Süzgeçli olduğu için 5 metreden sonra denize temiz su akar. Bu konuda Hayıtbükü biraz sıkıntılıdır. Hayıtbükü'nün toprağı balçıktır. Orada da 50 metre şartı olduğu için orada da sorun olmuyor. Öte yandan her ay buradan denizden örnekler alınıyor ve analiz yapılıyor. Ovabükü her yıl yapılan ölçümlerde dünyada ilk 10'a giriyor. Ovabükü'ne Mavi Bayrak alamamamızın nedeni burada alt yapının olmayışıdır. Yoksa Mavi Bayrak alacağız. Ona takılıyoruz.”

 MESUDİYE'NİN GELİRİ BADEM, ZEYTİN, TURİZM VE ARICILIKTANDIR

Geçenlerde İrfan Mukul hoca ile bir söyleşi yapmış ve yayınlamıştım. İrfan hoca der ki, “Anamur'dan sonra Mesudiye'de de muz yetişir, Mesudiye'nin iklimi buna müsaittir.” Muz yetiştirenler var mıdır burada?

“Ticari amaçla değil de kendisi için yetiştirenler var. Bizim bahçemizde bile var. Burada bir de turunçgiller yetişiyor. Bunlardan fazla üretenler, satıyorlar.”

Burasının asıl geliri badem, zeytin ve bir de turizm, sanırım?

“Bir de arıcılık var. Arıcılık ile uğraşan arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımız zamanı gelince arılarını Eskişehir, Ankara, Afyonkarahisar, Burdur... taraflarına götürüyorlar. 3 ay.”

Bu arkadaşların sayısı epey var mı?

“Epey var. 3 ay dışarıda kalıyorlar. Ondan sonra geliyorlar. Şimdilerde gelmeye başladılar zaten.”

İyi de yangında yandı çamlar. Nereye koyuyorlar?

“Var yine. Her taraf yanmadı. Sındı, Belen tarafları yanmadı.”

Sizin çok fazla sorununuz yok, öyle görünüyor.

“Sorunlarımızı mümkün mertebe her toplantıda kaymakam beyimize olsun, belediye başkanımıza olsun anlatıyoruz. Onlar da tabii ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Devlet kurumlarına yapabileceklerini yaptırmaya çalışıyorlar. Sağ olsunlar. Her konuda yardımcı oluyorlar. Biz de elbette öncelikli olanları, acil olanları söylüyoruz. Mesela, bizim en büyük sorunumuz “Betçe Su Projesi” idi. Bunun 1. etabı tamamlandı. Mesudiye'ye, Sındı'ya ve Yaka'ya su verilmeye başlandı. Bir ara Hızırşah'ta mülkiyet sorununa takıldı...”

Senden sonra sırada Hızırşah Muhtarı var. O konuyu ona soracağım.

Gürsel başkan sizin buralı. Belediye Meclis üyelerinin bazıları da Volkan Karacaoğlu, Can Canbey, Mutlu Gündoğan da buralı. Belediye'de durumun böyle olmasının bir yararını görüyor musunuz? Başkanın gözünde Mesudiye'nin yeri ayrıcalıklı mıdır? Sen böyle bir şey hissediyor musun?

“Hayır. Böyle bir şey yok. Başkan ayrıcalıklı davranmıyor. Genel anlamda 12 mahalleye de eşit hizmet yapmaya çalışıyor.”

Bunları yürekten söylüyorsun değil mi?

“Evet.”

 MESUDİYE GÖÇ ALMAYA DEVAM EDİYOR

Mesudiye göç almaya devam eden bir yer değil mi?

“Evet.”

Mesudiye'ye gelip yerleşenler ikametgahlarını getiriyorlar mı?

“Bu konuda belediye başkanımız da söyleyip duruyor: Nüfusumuz resmi anlamda 25.000'i geçtiği için öncesine göre İller Bankasından alınan pay daha da yükseldi. Madem Datça'da yaşıyorsunuz, ikametgahınızı alın gelin. Siz gelip burada yaşadığınız için belediyeden hizmet bekliyorsunuz, o yüzden ikametgâhınızı da buraya alın. Bizim burada kirada oturanlar değil ama kendi evlerinde oturanların çoğunun ikametgâhı burada.”

2019 yerel seçiminde bakmışsındır da seçmenlerde oran nedir?

“Mesudiye'de yerli seçmen daha fazladır.”

Mesudiye 5 mahalle mi?

“Döşeme, Mezgit, Ovabükü, Hayıtbükü ve merkez mahalle olmak üzere 5 mahalledir. Eskiden Mesudiye köyü Döşeme Mahallesi olarak geçiyordu. Şimdi Mesudiye Mahallesi Döşeme Sokak olarak geçiyor. Siz Datça'dan gelirken elektrik santralının oradan girip geldiyseniz içinden geçtiğiniz yer Mezgit'tir, orası Mezgit Sokak oldu.”

 2024 YEREL SEÇİMİNDE YENİDEN ADAYIM

2024 yerel seçiminde yeniden aday mısın?

“Adayım. Aday olmam konusunda gençlerden talep geldi. Gençler dedi ki 'Abi bir dönem daha muhtar ol. Bize abilik yap. Bizi aza adayı yazarsın. Ondan sonra biz kendi aramızda hallederiz.' 'İyi o zaman. Size bir dönem daha abilik yaparım' dedim.”

2019 yılında tek liste mi çıkmıştı yoksa birkaç liste mi?

“2019 yerel seçiminde 3 aday vardı. Ben 3. dönemindeyim. İlk muhtar olduğum yerel seçimde aza listesi yapamıyorduk. Aza adayları 'Ben aza adayıyım' deyip kendi adlarının yazılı olduğu oy pusulalarını kendileri bastırabiliyorlardı. En çok oy alanlar 1, 2, 3, ve 4.'cü diye sıralanıyordu. 1 ve 2. muhtar olduğum dönemde 2 adaydık, 3.'de 3 adaydık seçime giren.”

İşte muhtarların eskisi gibi yetkisi yok, bir tek maaşları var deniyor. Sizin köyde neden bu kadar talep var?

“2009'da seçildiğimde mesela benim o zamanlar çalışanlarım vardı, hepsi belediyeye geçti. Kendi bütçemizi yapıyorduk...”

Yetki anlamında şu an muhtarların çok fazla bir yetkisi yok gibi?..

“Muhtarlık şöyle bir şey: Devlet, Muğla Büyükşehir ve Datça Belediyesi ile vatandaş arasında köprü görevi görmek. Bizim halkımızda eskiden kalma bir alışkanlık var: Bir sorunla karşılaştı mı 'Bunu muhtar çözer' der. Muhtara gelir. İlla ki beni ararlar. Ben de aracı olurum. İşte devlet kurumlarında, belediyede ya da Muğla Büyükşehir'de işi varsa aracılık yapıyoruz.”

 BEN “YERİNDEN YÖNETİMDEN” YANAYIM

2014 yılında uygulanmasına başlanan Büyükşehir Yasası hakkında ne düşünüyorsun?

Ben 'yerinden yönetimden' yanayım. Yerinden yönetim olsa daha hızlı ve etkili sorunları çözersin. Mesela şimdi eskisi gibi olsaydı ekibim, aracım gerecim her şeyim hazırdı. Su patlağı olsa ekip hemen gidip müdahale ediyordu. Şimdi alo deyip haber veriyorsun, 'Şurada işim var. O bitmedi' deyip buradaki sorunu ertesi gününe havale ediyor.”

2014 yılında uygulanmaya başlandığı için 10 yıl içerisinde bu Büyükşehir Yasası'nın ne olduğu görüldü.

“Ben her zaman yerinden yönetimden yanayım. Yerinden yönetim daha etkili.”

Şu ana kadar görüştüğüm 9 muhtardan yalnızca Sındı ve Karaköy Muhtarları Büyükşehir Yasası'nın getirdiği nimetlerden yararlandıkları için bu uygulamadan memnun olduklarını söylediler, diğer 7 muhtar da “memnun değiliz” dediler. Hepsi de önceki uygulamanın daha iyi olduğunu söylüyor.

“Şimdi bu bölgede bir ekip var diyelim ki MUSKİ'nin, hangi birine yetişecek? Yetişemiyor.”

Datça merkezde de günlerce akmaya devam eden ve bir türlü müdahale edilemeyen su patlakları, kanalizasyon akıntıları var. Alo diyorsun “Sıraya aldık. Ekip yetersiz” deniyor. Bütün bu sorunların nedeni var olan Büyükşehir Yasası uygulamasıdır. Bu model kaldırılmalı.

“Biz bu konularda Osman Gürün Başkanımız ile görüşmüştük. Bize 'EYT ile emekli olanlar nedeniyle çok sayıda personelimiz emekli oldu ve haliyle çok mağdur olduk' demişti.”

O yıllarda da sen muhtarmışsın ya 2014 yılında uygulanmaya başlandığında Mesudiye Muhtarlığı Köy Tüzel Kişiliğine ait olup da Datça Belediyesi'ne ya da Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne geçen neleriniz var?

“Farklı şeyler vardı, onlar geçti. Arazilerimiz vardı, onlar geçti. Hem Datça Belediyesi'ne hem de Muğla Büyükşehir'e geçti. Bir de okullarımız vardı, hem Mezgit'te hem de Avlana'da, köy tüzel kişiliğimize ait, onlar Milli Eğitim Bakanlığı'na geçti. Camimiz Diyanet İşleri Başkanlığı'na geçti. Mezarlıklar Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne geçti.”

Mesudiye'de ilkokul var mı?

“Yok. Bizim çocuklarımız Reşadiye'ye taşınıyorlar her gün, taşımalı sistem ile. Yalnız Mezgit’teki Okulu tadilat yaptık, açtık, ana sınıfı olarak kullanıyoruz. Şu anki İlçe Milli Eğitim Müdürü ile buradaki okulu tadilat yapıp ki taş binadır, çatısı değişecek, tabanları elden geçecek, dışarısının sıvası soyulup yeniden sıva yapılacak, 5 derslikli bir okul için hazır hale getirebileceğimizi konuşmuştuk. Sıcak bakmıştı.”

Şu an Reşadiye'ye giden kaç öğrenciniz var?

“Şu an 3 araç taşıyor, yaklaşık 45-50 kişi var. Önceden ana sınıf da taşınıyordu.”

Epey varmış.

İzin istiyoruz. Kalkıyoruz. Ayakta iken bir fotoğrafını çekiyorum. Yola koyuluyoruz. 27.08.2023

                                                         

                                        İSKELE MAHALLESİ MUHTARI METİN KARADAĞLI

MERKEZ MAHALLE MUHTARLIKLARI LÜZUMSUZDUR, KALKMALI!

“Bir Betçe'den, bir Datça'dan” diyerek başladığım muhtarlar söyleşisinin 10. nu İskele Mahalle Muhtarı Mehmet Metin Karadağlı ile yaptım.

İskele Mahallesi Datça'nın hem merkez hem de en büyük mahallesidir. Mahalle muhtarımız mahallenin kayıtlı nüfusunun 16.000 civarında olduğunu söylüyor. “Yani” diyor, “25.000 civarındaki kayıtlı Datça nüfusunun 16.000 kadarı İskele Mahallesi'nde oturur.” Bu durumda fiili nüfusun şu an 50.000 civarında olduğunu düşünürsek 30.000 civarında bir nüfus yaz-kış İskele Mahallesinde yaşamlarını devam ettiriyor demektir; bir başka deyişle Datça'da yaşayan her 5 kişiden 3'ü İskele Mahallesinde yaşamaktadır.

 İSKELE MAHALLESİ İKİYE BÖLÜNMELİ

Bu “İskele Mahallesi büyük bir mahalledir” demek değil midir?

“Evet, İskele Mahallesi büyük bir mahalledir.”

Bazen konuşuluyor, duyuyorum “İskele Mahallesi'ni ikiye bölüp Özbel Bölgesinde yeni bir muhtarlık oluşturulmalı” diye...

“Biliyorsunuz ben 4. dönemdir mahalle muhtarıyım. Bu konuyu 3 dönem hem Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün'e hem de Datça Belediyesi'ne teklif ettim, 'İskele Mahallesi ikiye bölünsün' diye. Hatta Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız 'İlk defa böyle bir talep ile karşılaşıyorum. Herkes büyütmeye çalışır mahallesini, sen küçültmeye çalıyorsun' demişti. Dedim ki 'Başkanım, hanginizin görevi ise bu, hanginiz bu konuda yetkiliyseniz mahalleyi bölelim. Ben bölünmesinden yanayım.'

Mahallenin bölünmesini mahalleye dair işlerin ve haliyle bu mahallenin muhtarı olarak omuzlarımdaki yükün çok olmasından dolayı değil, sadece mahalle geniş bir araziye yayıldığı için muhtarlığa ulaşım yönünden istiyorum. İnsanların artık muhtara çok fazla işi düşmüyor ama işte benden bir tebligat almaya ya da bir şeyler sormaya geldiğinde Özbel'deki ya da işte atıyorum Babayani Köprüsünün oradaki bir insan, buraya ulaşımı zor. O yönden mahallenin bölünmesinde yarar var.”

Küçük mahallelerdeki muhtarlar “Şu an bizde yetki yok ama alışkanlık gereği insanlar bir derdi olduğunda yine bize geliyorlar. Haliyle biz mahalledeki vatandaş ile resmi makamlar arasında hala aracılık yapıyoruz” diyorlar. Bu durum İskele Mahallesi için de geçerli mi?

“Yok. Burada bu durum o mahallelerden daha da az. Çünkü resmi kurumlar bu mahallede olduğu için vatandaşlar direkt olarak kurumlara ulaşabiliyor. Belediye ile bir sorunu varsa doğrudan belediyeye, AYDEM ile varsa AYDEM'e, MUSKİ ile varsa MUSKİ'ye... giderek sorununu çözüyor. Bu konularda bana çok az iş düşüyor.”

 BÜYÜKŞEHİR YASASI İLE VATANDAŞIN YÜKÜ ARTTI

Büyükşehir Yasası çıkmadan önce sadece İskele, Eski Datça ve Reşadiye mahalle idi. O dönemde Datça Belediyesi elindeki olanaklar ile sadece bu 3 mahalleye hizmet götürüyordu. Büyükşehir Yasası ile Datça Yarımadasındaki 9 köyün konumu da “mahalle” statüsüne dönüşünce Datça Belediyesi elindeki olanaklar ile 3 yerine 12 mahalleye hizmet götürmeye başladı. Haliyle, bu durumda 3 mahallede Datça Belediyesi'nin götürdüğü hizmetler açısından görece (önceki döneme kıyasla) bir sıkıntı yaşanmaya başlandığı söyleniyor. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

“Belediyenin hizmet götüreceği saha büyüyünce elbette bazı sorunlar yaşanmaya başladı. 3 mahalle varken her şey daha kolaydı. Şimdi olanaklar yetersiz kalıyor...”

Ben çok kez haberini yaptığım için biliyorum: Başkana ne zaman bir sorun iletilse “Her şeyin başı para.” deyip işin içinden çıkıyor. Yani, var olan sorunların çözümü için belediyeden çok şeyin talep geldiğini ama bütün bu sorunları çözebilecek olanakları yaratamamanın asıl nedeninin ise belediyenin gelir kaynaklarının yetersiz olduğunu söylemeye çalışıyor.

“Büyükşehir Yasasından sonra, Muğla için konuşalım, saha genişledi. Her yer merkez mahalle oldu ama mahalleye dönüşen köylerin bağlı oldukları belediyelere bir katkıları yok. Emlak vergisi ödemezler, suyu düşük fiyattan öderler... Hizmet gidiyor ama karşılığı yok....”

Büyükşehir Yasası'nın ilk halinde bunlar için geçici bir süre verilmişti, şimdi ise mahalleler “kırsal mahalle” olunca bu durum kalıcı hale gelmiş oldu.

“Gerçi kırsal mahallenin de ucu açık. Ucube bir 'kırsal mahalle' söz konusu. Henüz hazırlanmış ve kabul edilmiş bir yasası bile yok. Neyin ne olacağı belli değil ama adı 'kırsal mahalle'.”

Büyükşehir Yasası konusunda ne düşünüyorsunuz?

“Büyükşehir Yasası'nın pek büyük bir katkısı, haliyle yararı olmadı. Aksine vatandaşın yükü arttı. Yasa çıkmadan önce merkez mahalle olan yerlerde yaşayan vatandaşların ödedikleri emlak vergileri iki katına çıktı. Su konusunda sarfiyat ve maliyet artmasına karşın eskiden köy olan yerleşim birimlerinden daha düşük fiyattan ödeme alındığından mahallelerde oturan vatandaşların kullandığı suyun bedeli daha yüksek fiyattan hesaplanmaya başlandı.”

Yani İskele Mahallesi'nde oturan bizlerin kullandığı suyun bedeli Büyükşehir Yasası sonrasında arttı mı?

“Bilmiyorum. Kesin bir bilgim yok ama Büyükşehir Yasası ile köyden mahalleye dönüşen diğer 9 mahalleden “geçici bir süre” diyerek, şimdi de 'kırsal mahalle' diyerek daha düşük fiyattan su bedeli toplanıyor. Bu durumda Datça Yarımadasında kullanılan suyun maliyeti nereden ve nasıl karşılanıyor?”

Anladım. Hani deniyor ya “Su kaynaklarının en çok olduğu yer Muğla ama suyun en pahalı olduğu yer de Muğla” diye. Bunun bir nedeni bu olabilir. Yani kullanılan suyun toplam maliyetinin karşılanmasında birileri daha az katkıda bulunuyor ise haliyle diğerleri de daha çok katkıda bulunuyor demektir; yasa koyucu böyle buyurmuş. Mevcut durumda başka bir seçenek yok.

“Bu durum emlak vergilerinde de aynı. Emlak birim fiyatları tespit edilirken merkez mahalleler daha çok vergi ödüyor ya da rakam daha yüksek belirleniyor, diğer köylerde daha düşük belirleniyor. İyi de diğer köylerdeki araziler merkez mahallelerdeki arazilerden daha değersiz değil ki.”

Anlaşılan o ki Büyükşehir Yasası hiç kimsenin işine yaramayan bir yasa oluyor?

“Bence, öyle”

1923'te kurulan Cumhuriyet'in İdari Yapısı, yeterlidir değildir, o ayrı bir tartışma konusu ama bana göre bugünün idari yapısından daha iyi idi.

“Bence de öyle.”

Emlak vergisini konuşmuşken sorayım, belediye geçen yıl sanırım, emlak vergi oranlarını güncellemişti. O konuda, mahalleliden bir şikayet var mı size ulaşan?

“Bana ulaşan olumsuz bir değerlendirme olmadı.”

TEBLİGATLAR MUHTARLIĞIN ÜZERİNDE YÜKTÜR

Söyleşinin bu noktasında postacı geldi ve sahibine teslim edilemeyen bazı tebligatları teslim etti. Muhtarımız “Sahibine ulaşamayan ve haliyle muhtarlığa getirilip teslim edilen bu tebligatlar ile ilgili sıkıntılarımız var” dedi. Postacı teslim işini bitirince ayrıldı. Biz söyleşimize devam ettik.

12 Eylül 1980 öncesi postacılar resmi tebligatları kişinin evine gidip yapmak zorundaydılar. Tebligatın yapılacağı kişiyi ya da tebligat yapılacak kişiyi tanıyan komşu vb. birisini bulup teslimatı yapamazlar ise evrak geri götürülüyor ve böylece yasal süreç tamamlanamamış oluyordu. 12 Eylül Darbesi sonrası Kenan Evren bu işin kolayını buldu, “teslimat muhtarlığa da yapılır ise yasal süreç tamamlanır” dedi. Bu çerçevede bir düzenleme yapıldı. O günden beri bu uygulama devam ediyor. Siz bu işi bir yük olarak mı görüyorsunuz?

“Tabii ki tebligatlar muhtarlığın üzerinde yüktür. Muhtarlıklarda adres kayıtlarıyla ilgili artık bir veri yok. Yani mahallede oturan kişilerin iletişim bilgileri bağlı oldukları muhtarlıklarda yok. Postacı gördüğünüz gibi getirip bize bıraktığı tebligatlar ile ilgili gittiği adreste kapılara elbette yazılı notlar bırakıyor ama bazı insanlar 'Benim kapımda böyle bir not yoktu' diyor; gerçekte haberi oluyor ya da olmuyor, orasını bilemiyoruz. Beni en çok bağlayan konulardan birisi bu, büyük mahalle, merkez mahalle olarak. İnsanlar tebligatlarını almaya geliyorlar. O nedenle, bir devlet memuru gibi sabah 09.00, akşam saat 17.00 normal mesai yapıyorum.

Devletin muhtarlığa biçtiği yeni konumdan dolayı vatandaşın artık herhangi bir nedenle bize gelip gitmesi yok aslında, biliyorsunuz eskisi gibi bizden herhangi bir evrak filan da istenmiyor...”

Bu konuda yasa yeniden mi düzenlenmeli?

“Yasanın uygulanması fena değil. Gecikmeleri ortadan kaldırıyor. Postacının tasarrufunu ortadan kaldırıyor. Bilgisayardan takip ediliyor. Tebligatlar belli bir zamanda kişinin kendisine ya da muhtarlığa yapılmadığı zaman hemen postacıya soruluyormuş 'Neden tebligatın teslimatını geciktirdin? Neden yapamadın?' diyerek. O anlamda teslimattaki gecikmeleri önlüyor. Ama bazı kişilerin de haberi olmuyor. Bir de şu var, benim vatandaşlara özellikle söylemek istediğim, kişilerin bazıları taşınıyor ama resmi anlamda adresini değiştirmiyor. Belki bilerek yapıyor, 'adresim belli olmasın, beni bulamasınlar' diyerek. Elbette bunu yasal anlamda ya da başka nedenlerle sorunu olan kişiler için söylüyorum ama yasal prosedür işliyor. Bu kez gerçekte mutlaka haberdar olması gereken bir tebligat geldiğinde haberi olmuyor. Çünkü o adreste oturmuyor. Postacı ise onun o adreste oturmuş olduğunu var sayarak işlem yapıyor. “

İkametgah değişiklikleri artık nüfus dairelerinden yapılıyor ya nüfus daireleri yapılan adres değişikliklerini anında ilgili muhtarlıklara bildiriyorlar mı ya da sistem gereği bu değişiklikler anında sistemde görülebiliyor mu?

“Anında sisteme düşüyor. Taşındığı mahalleden de siliniyor. Muhtarların bu konuda herhangi bir tasarruf yetkileri yok. Sistem her şeyi kendi hallediyor.”

 ADAY OLURKEN SÖZ VERDİĞİM GİBİ MUHTARLIK YAPIYORUM

Diğer mahalle muhtarları ile telefon ile haberleşip buluştum. Söyleşi yaptığım muhtarlardan birisi sizin için “Metin abi, bir memur gibi her gün muhtarlığı açar, gün boyu oturur, muhtarlığı bekler ve akşam kapatıp gider” diyordu. Bu memuriyetten gelme bir alışkanlığınız mı yoksa büyük mahalle muhtarı olmanın bir gereği mi?

“Vallahi memuriyet alışkanlığı da denebilir, ben 4 dönem önce ilk adaylığımda muhtarlığı bu şekilde yapacağıma söz verdim, muhtarlığı böyle yapacağımı vaat ederek aday oldum...”

Tamam da aday olduğunuzda muhtarlığın yetkileri vardı, şimdiki gibi “yetkisiz muhtar” durumu yoktu...

“Ben konumumu hiç değiştirmedim. Kısmet olur da dönemimi sağ salim tamamlayabilirsem, bu şekilde de tamamlamak istiyorum.”

Bu odanın kirasını da siz ödüyormuşsunuz?

“Evet. Burası kardeşimin mülkiyetidir. O rahmetli olmadan önce de az çok belli bir kira ödüyordum.”

Diğer muhtarlarda böyle bir durum yok.

“Yok. Onların kimisinin odaları belediyeye ait, kimisi de kira ödemiyor.”

Örneğin Eski Datça Muhtarlığı eski ilkokulun bir bölümünü kullanıyor.

“Kira ödeyen sadece ben varım.”

Yani muhtarlık maaşının bir kısmını bu büroya harcıyorsunuz?

“Zaten maaşı veriyor devlet, başka hiçbir şeye karışmıyor; kira, elektrik, su, İnternet... hiçbir şeye karışmıyor.”

Peki muhtarlığın devletten aldığınız maaşınız dışında başka bir geliri var mı?

“Şimdi sadece maaş var. Artık herhangi bir belge veremediğimiz için herhangi bir gelirimiz de yok. Arada bir benden belge isteyen ya da resmi bir konuda onay isteyen olur ise ben de ondan herhangi bir ücret talep etmiyorum.”

 MERKEZ MAHALLE MUHTARLIKLARI LÜZUMSUZDUR, KALKMALI

Peki, merak ettiğim için soruyorum, devletin şu anki idari mekanizması içinde muhtarlara nasıl bir rol biçiliyor? Hani eskiden muhtarlar o yerde devletin eli kolu sayılırdı.

Şu anda muhtarların hiçbir rolü yoktur. Özellikle büyükşehir olmayan yerlerdeki köyler için bir şey diyemem ama büyükşehirlerin merkez mahalle muhtarlıkları bence şu anda lüzumsuzdur, kalkmalı. Diğerleri de kalkar mı? Kalkar.

Belediye belirli yerlere irtibat büroları kuracak. Şu anda 12 muhtarın yaptığını 3 tane irtibat bürosuna yaptıracak. Şu anda muhtarların yaptığı bir şey yok zaten. İrtibat bürosu çalışanı sokak lambası yanmadığında AYDEM'e bildirecek, su-kanalizasyon patlağı varsa MUSKİ'ye bildirecek, o kadar. Muhtarın sadece bu işleri kaldı, başkaca yaptığı bir iş kalmadı.”

Mantıklı. O zaman muhtarlık çok çekici bir iş değil?

“Değil. Hiçbir rolü yok artık, yetki ve görev yönünden. Sadece, giderlere karışılmasa da asgari ücret yönünden bir maaş alıyor, o kadar. Ben gelip oturduğum için hak ettiğimi düşünüyorum bu maaşı ama yine de gereksiz bir iştir.”

Peki, bu durumda yerel seçimlerde muhtarlık için neden birden çok liste aday olarak ortaya çıkıyor?

“Muhtarın önceden toplumda bir adı ve yeri vardı, belki ondan, belki de asgari bir ücret de olsa maaş verilmesinden... Haa gençler ve küçük mahalleler için iyi bir şey sayılır. Çünkü genellikle diğer arkadaşlar ek iş olarak muhtarlığı yapıyorlar. Köyde varsa bademini, zeytinini ya da başka bir işini yapıyor. Hani emekli olan Kızlan Muhtarı arkadaşımız dışındaki arkadaşlara belki biraz şey olacak ama sadece muhtarlık yapan biz ikimiz varız.”

Konuştuğum muhtarların mutlaka bir işleri olduğunu biliyorum.

“'Gençler için de' dedim, eksik kaldı. Emekli olmayanların pirimini ödüyor devlet. Onların SSK pirimini ödüyor ama buna karşılık emekli olanlara maaş dışında hiçbir şey vermiyor. Yani şimdi emekli olmayan A muhtarına 4.000 küsur lira pirim ödüyor ise bunun karşılığı olarak bana da para vermeli. Madem ki muhtarlara böyle bir hak verdin, bu da benim hakkımdır. Ama yok.”

Diyelim ki muhtar BAĞKUR'lu, bu durumda devlet onun neyini ödüyor?

“Bu durumda bu pirim muhtarın cebinden değil, devlet tarafından ödeniyor.”

Yani o konumdaki muhtarların maaş dışında artıları da var?

“Evet. Onlar için iyi. Küçük mahallelerde gençler için iyi. Hem kendi işlerini takip ediyorlar hem de ek gelir elde ediyorlar.”

 KAYMAKAMLIK VE YEREL YÖNETİM İLE YAPILAN RUTİN TOPLANTILARIN YARARI OLUYOR.

Deniyor ki muhtarlar her ay mutlaka bir kez yerel yönetim ile toplantı yaparlar. Kaymakamlıkla da düzenli yapılıyor mu?

“Kaymakamlık ile daha düzenli toplanılır.”

Bu toplantılarda, diyelim ki merkezi yönetimin yerel ayağı olan kaymakamlık ile yerel yönetim muhtarları dinliyor. Notlar alıyorlar. Peki bu not aldıklarını hayata geçiriyorlar mı?

“Geçen oluyor.”

Yani yapılan bu toplantıları bir faydası oluyor?

“Oluyor. Tabii ki her söylenen hemen anında olmuyor ama içinden gerçekleşenler mutlaka oluyor.”

Muhtarlar o toplantılarda dertlerini açık açık anlatabiliyorlar mı?

“Genelde anlatılıyor. Ben 4 dönemdir devam ettiğim için Emecik'ten Yazı Köy'e kadar hangi köyün ne sorunu var tek tek bilirim. Hepimiz biliriz. Bütün arkadaşlar bilir. Çünkü her toplantıda hemen hemen aynı şeyleri dile getiriyoruz. Çözülmediyse, işte yol problemi varsa, kadastral yol problemi varsa, mesela bazı mahallelerde eski okullar var, onların tadilatı ile ilgili her toplantıda talep olur. MUSKİ ile ilgili sorunlar hemen hemen her toplantıda dile getirilir. Açık açık söyleniyor yani.”

O toplantılarda, diyelim ki Gürsel başkanı ya da onu temsilen o toplantıda bulunan başkan vekili konumundaki meclis üyesini eleştirebiliyor mu muhtarlar?

“Tabi. Evet.”

Ama ben söyleşiler sırasında resmi kurumları eleştirmekten kaçınan ya da yanlış anlaşılmaktan çekindiği için çok dikkatli cümleler kurmaya çalışan muhtarlar gördüm?

“Özellikle Gürsel başkan eleştirilmesi en kolay başkandır. Ne söylerseniz söyleyin, bir tepki vermez, dinler.”

Nasıl tepki vermez?

“Yapamadıysa 'yapamadım' der. 'Evet, yapamadık' der. Sert tepki ya da benzeri bir davranışta bulunmaz.”

Onu kastetmiyorum. “Yahu haklısın. İki aydır sen bu konuyu anlatıp duruyorsun ama biz şu şu nedenlerle bunun gereğini yapamadık vs...” demez mi?

“O şekilde tabii ki veriyor.”

Merkezi yönetimin yerel ayağı kaymakamlık ile ilişkiler nasıl?

“Kaymakamlıkla da ilişkiler iyi ama artık kaymakamların görev alanları içerisinde muhtarlar ile ilgili çok fazla bir rolleri kalmadı. Kaymakamlıkta dile getirilen sorunların %90'ı genelde yerel yönetimler ile ilgili; Datça Belediyesi ya da Muğla Büyükşehir Belediyesi ile ilgili. Talepler genelde belediyelerin hizmetleriyle ilgili oluyor. Yani bir asayişle ilgili, bir hastaneyle ilgili çok az, binde bir sorunumuz oluyor. Bu konularda görülen, duyulan bir şey olursa söylenir. Onun dışında kaymakamlıkta ya da valilikte yapılan toplantılarda dile getirilen sorunlar genellikle belediyeler ile ilgili sorunlar oluyor.”

Problem daha çok yerel yönetimin yetki ve görev alanlarıyla ilgili yaşandığı için muhatap haliyle yerel yönetimler mi oluyor?

“Yerel yönetimler oluyor. Örneğin, sanırım şimdilerde haftada iki gün kırsal mahallelere doktorlar gidiyor. Sistem ilk başladığında, bu konuda sorunlar oluyor ve haliyle bunlar dile getiriliyordu. Şimdi asayiş ve sağlıkla ilgili ne bileyim çok nadir sorunlar dile getiriliyor. Bütün talepler belediye hizmetleri ile ilgili.”

 GERÇEKTE YEREL YÖNETİM TARAFINDAN YÖNETİLMİYORUZ

İskele Mahallesi merkez mahalle olması hasebiyle de bir yerde toplumsal muhalefetin güncel ve gündemde olduğu bir yer oluyor. Bu toplumsal muhalefetin de konusu olan işte kıyıların MUÇEV üzerinden ya da ilgili bakanlığın bazı işletmeler ile doğrudan sözleşme yaparak özelleştirilmesi, çevre temizliği, özelleştirmelerden kaynaklı örneğin Kargı Koyu, yat limanı projesi ... gibi çok sorun var. Bu konularda ne düşünüyorsun?

“Bu gibi konular, özellikle sahillerle ilgili konular belediyelerin yetki alanı dışındaki konulardır. Belediyelerin bu konularda hiçbir yetkisi yoktur. Kıyılar MUÇEV tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından kiralanmış. Bu konularda bir ara biz muhtarlara da bilgilendirme yapıldı: Kıyılarda belli yerlerde 'halk plajları' ayrılmış. Geri kalan yerler işletmelere kiralanmış ya da kiralanıyor. Belediyelerin bu konuda eli ayağı bağlı. Bir yaptırım gücü yok. Adı yerel yönetim ama yerelden yönetilmiyoruz. Merkezi yönetim tarafından yönetiliyoruz. Bu durum tabii ki iki başlılık yaratıyor.”

Yani yerel yönetimin yetkileri kısıtlı olduğu için mi bazı sorunlar yaşanıyor?

“Tabi. Yerel yönetimin yetkileri kısıtlı. Belediyeler, örneğin sözünü ettiğiniz sahillerin özelleştirilmesi konusunda net tavır koyamıyor ve uygulama yapamıyor. Kendi yöresinin koşullarına göre karar alamıyor. Kararlar genelde Ankara'dan alındığı için belediyeler kabul etse de etmese de onu uygulamak zorunda kalıyor. Bu da ikilem yaratıyor. Halkın gözünde ise muhatap belediye, halk olayları o gözle görülüyor. Aslında muhatap belediye değil. Aynı sıkıntı 65 yaş üstü kişilerin ücretsiz taşınması konusunda da var. Kararı alan genel yönetim, muhatap ise yerel yönetim gibi bir algı var. Vatandaş belediye ile ya da esnaf ile karşı karşıya geliyor. Adı yerel ise yönetimin, gerçekte de yerel yönetmeli. Genel ise genel yönetmeli.

65 yaşın ücretsiz taşınması kararının büyükşehir ile alakası yok?

“Yok. Devletin kendi tasarrufu, düşüncesi... Ne bileyim, hani belediyeler bir taraf, Ankara bir taraf gibi ikilik yaratılıyor. Uygulama böyle oluyor.”

Yani eski bir bürokrat ve muhtar olarak sizce toplumsal muhalefet bu sorunlara ilişkin tepki gösterirken hedefi doğru tespit edemiyor mu?

“Bence öyle. Ben öyle düşünüyorum. Şezlong olayı ya da yapılan iskeleler ile ilgili belediyenin herhangi bir tasarruf yetkisi yok. Belediye yapılanları bile gidip yıkamıyor.”

Yani yetkisizlikten ve yetki karmaşasından kaynaklanan sorunlar yaşanıyor ama vatandaş otomatik olarak belediyeyi mi sorumlu tutuyor?

“Evet. Çünkü onunla muhatap oluyor. Günlük yaşamında doğrudan onu görebiliyor. Ona karşı tepkisini gösterebiliyor. Burada, dediğim gibi bir yetki karmaşası var. Kim sorumluysa o yapmalı. Kararı o vermeli.”

Yani vatandaş da tepkisini o yetkili kşi ya da kuruma göstermeli?

“Evet. Bence öyle.”

 DATÇA'YA SONRADAN GELİP YERLEŞENLER PEK ÇOK KONUDA BELİRLEYİCİDİR

Bir de şöyle bir konu var, ne düşündüğünüzü öğrenmek istediğim: Ben geçen yıllarda Datça'daki “kaçak yapılar” ile ilgili yazıları yazmaya başlamadan önce biraz geriye gidip, 1970'lerden itibaren, hani şu AKTUR'un yapılmasından sonraki süreçte Datça'daki nüfus hareketlerini de araştırmıştım. Çok belirgin olarak, ki resmi rakamlarda da çok açık bir şekilde görülebiliyor, Datça Yarımadasına yönelik bir göç olayı var. Bu göç olayı da otomatik olarak Datça'da pek çok konuyu etkiliyor. Hani denir ya, Datça'da yerel seçimin belirleyicisi olan İskele Mahallesidir. Dolayısıyla İskele Mahallesi'ndeki bu hareketlilik de çok önemlidir. 4 dönem muhtarlık yapan birisi olarak bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

“İskele Mahallesinde 'yerli' dediğimiz Datçalının oranı çok düşüktür. Datça dışından gelip yerleşen vatandaşlar nüfus olarak daha çokturlar. Haliyle yerel seçimler dahil pek çok konuda sonucu da onlar belirlerler. Siyasi olarak da siyasetin ve bu çerçevedeki oluşumların içerisindedirler. Bizim Datçalı, yerli dediğimiz halkımız ise genelde bu tür şeylere pek katılmaz. Siyasi oluşumlarda görev almak, herhangi bir konuda tepki koymak gibi şeylere pek katılmazlar. Bu nereden kaynaklanır bilemiyorum ama uygulamada öyle.”

 DATÇA'DA YAŞANAN BAZI SİYASİ GELİŞMELERİ BEN DE AÇIKLAYAMIYORUM

Şu konu da benim çok ilgimi çekiyor. O nedenle hem hani “yedi kuşak” denir ya öyle bir Datçalı olan hem de 4 dönemdir Datça'nın en büyük mahallesi İskele'de muhtarlık yapan birisi olarak sizin düşüncenizi öğrenmek istiyorum: Datça insanının ilişkileri Anadolu'nun farklı bölgelerine göre daha yumuşak, Datça Yarımadasının iklimi gibi diyelim. Datça halkının politik tercihi belli bir tarihe kadar ağırlıkla Menderes-Demirel çizgisinde. Belli bir dönemden sonra bu çizgide bir değişim oluyor; CHP/Sosyal Demokrasi öne çıkmaya başlıyor. 1970'ler sonrası Datça'ya gelip yerleşenlerin bu değişimde bir etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?

“Mutlaka var. Evet, daha önceleri, işte 1999 yılına kadar genellikle, arada CHP'li belediye başkanı oldu ama dediğiniz gibi DP-AP görüşünde olanlar belediye başkanlığı yaptı.”

Daha açık bir soru sorayım, Menderes-Demirel çizgisinden gelen Datçalılar neden işte 1990'lı yılların sonunda CHP'ye kaydılar da neden Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi AKP'ye kaymadılar?

“Bu konuyu zaman zaman ben de düşünüyorum. Bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde en CHP'li gördüğümüz kişiler şimdi AK PARTİ'de, MHP'de ya da o yıllarda en fanatik CHP karşıtı olanlar şimdi CHP'de. Siyaset çok farklı bir şey. Yerel seçimlerde pek çok şeyi anlayabiliyorsun, işte arkadaşı oluyor, akrabası oluyor aday olan, ters de olsa ona oy veriyor. Genel seçimlerde de bu şekilde çok var. Ben çocukluğumdaki, gençliğimdeki siyasi duruma bakıyorum, şimdikinin tam tersi. O yıllarda CHP'li olanlar şimdi AK PARTİ'de ya da MHP'de, DP'li-AP'li olanlar şimdi CHP'de.”

İşte bu durumu nasıl açıklayabilirsiniz?

“Ben de açıklayamıyorum. Siyasetin hızlı, sağ-sol ayrımının çok olduğu 1980 öncesi koşullarda en hızlı solcuya bakıyorsun şimdi herkesten daha sağcı. O zamanki MHP'li ya da sağcı olana bakıyorsun şimdi herkesten daha fazla CHP'li. Bunun bende bir açıklaması yok. Bilemiyorum. Siyaset bilimcileri bunun bir açıklamasını yapabiliyor mu yapamıyor mu onu da bilemiyorum.”

 HOŞ GÖRÜNÜN EN YÜKSEK OLDUĞU YER DATÇA'DIR.

Ben ısrarla sorup duruyorum ve Datça özgülünde bunun nedenlerini öğrenmeye çalışıyorum. Hani bir slogan var ya şimdilerde dillere pelesenk olan “Acele işin varsa ne işin var Datça'da?” diye. Bu slogan bir yerde Datça insanının kültürünü ve yaşam tarzını ifade ediyor. 1994 yılından beri buradayım. Bu süre içerisinde tanıdığım Datçalılar yemeyi içmeyi seviyorlar. Düğünlerini biliyorum, örneğin Betçe'de kamyonla içki tüketilir ve bu bir prestij olarak görülür. Datçalılar kavgayı sevmiyorlar. Ben buraya ilk adım attığım yıllarda “Datça'da hırsızlık olmaz” denirdi, şimdilerde tek tük de olsa başladı. Yani burada böyle bir kültür var. Öteden beri Datça'da yaşayan ve bu kültürü oluşturan siz Datçalılar hakkında ne söyleyebilirsiniz?

“Biraz önce siz de özetlediniz. Datçalı yemeli, içmeli, eğlenmeli... Hayatı neşeyle, keyifle yaşamalı. Bir başkasının malıymış, şusuymuş, busuymuş kimsenin umurunda değil. Biliyorsunuz hoş görünün en yüksek olduğu yerdir Datça. Yaşam biçimi de öyledir. Kimse kimseye kolay kolay karışmaz. Herkes istediği gibi yaşar. Hırçınlığı, kavgayı sevmez. Datçalı sadece hayatı yaşamalı...”

Peki muhtarım siz bir daha muhtarlığa aday mısınız? Yoksa geçenlerde bana söylediğiniz gibi %51 aday değil misiniz?

“Hala %51 noktasındayım. Bilemiyorum. Bakalım. Tam karar vermiş değilim. Bir taraftan düşünüyorsun 'her şeyin sonu var, hizmetin de, çalışmanın da bir sonu var' ama bir taraftan da bir boşluk, belki bu çalışmaktan kaynaklanan bir alışkanlık, 'bir boşluğa düşer miyim?' diyorum...”

Teşekkür ederim muhtarım! 20.08.2023

                                                         

                                                 ESKİ DATÇA MUHTARI RIDVAN ÇEVİK

ESKİ DATÇA'NIN DÜNÜ VE BUGÜNÜ ÇOK FARKLI

“Bir Betçe'den, bir Datça'dan” diyerek başladığım bu söyleşilerin 11. konuğu olan Eski Datça Muhtarı Rıdvan Çevik ile dar bir sokağın içindeki muhtarlık binasında buluştuk Muhtarlık binası aslında eski okulmuş. Tek derslikli okulun sınıf olarak kullanılan bölümü bir yerinden duvar çekilerek bölünmüş ve muhtarlık odası olarak kullanılmaya başlanmış.

Seni tanıyabilir miyiz?

“Doğma büyüme bu mahalledeyim ve mahalleme hizmet için elimden geleni yapma çabası içerisineyim’’
Bugün bu mahallede gördüklerim, Datça'ya ilk adım attığım yıllarda (1994 Eylülü ve sonrası) gördüklerim ile uyuşmuyor. Sanırım, Eski Datça'da çok sayıda mülk el değiştirdi. Eski yerleşik yurttaşlar bu mahalleyi terk ettiler.
“Burada oturan çok sayıda yurttaş İskele Mahallesi'ne ya da bir başka mahalleye göç etti. Bunların %70-80'i mülk sahibi olanlardı. Bugün bu mahallede yaşayan eski yurttaşların sayısı geçmişteki sayıya göre çok azdır.”

ESKİ DATÇA MAHALLESİNDE MUHTARLIK YAPMAK OLDUKÇA ZOR

Datça dışından gelen hali vakti yerindeki yurttaşlar eskiden şu an Datça Belediyesi'nin bulunduğu yerden başlayan ve Kargı Koyu'na doğru giden çevre yolunun üst kısımlarına filan yerleşirlerdi. O nedenle oralardaki arsaların ve evlerin fiyatları diğer yerlere göre çok daha yukarıda olurdu. Şimdilerde ise Eski Datça ile kısmen Emecik köyünün içine gelip yerleşiyorlar. Haliyle Eski Datça, bugün ağırlıkla ekonomik anlamda ekabirlerin yaşadığı bir mahalle. Böyle bir mahallede muhtarlık yapmak nasıl bir şey?
“Eski Datça Mahallesinde muhtarlık, herhalde diğer mahallelere göre daha zor. Örneğin, Hızırşah Mahallesinde bir kişiye hitap ettiğinizde onun çevresindeki 20, hatta 50 kişilik bir akraba çevresine de hitap etmiş oluyorsunuz. Eski Datça'da ise kimse kimsenin akrabası değil. Burada çok az bir yerli halk, çok az bir Kürt halk ve beraberinde örneğin Marmara'dan emekliliğini kazanmış, ekonomik seviyesi yüksek ama birbirleriyle akrabalık ilişkisi olmayan insanların gelip yerleştiği bir toplum durumu söz konusu. Muhatap olduğum her birey, bir birey oluyor.

Çok kozmopolit, çok karmaşık bir mahallede yaşıyoruz.

Mahallemizde yaşayanlar, eskiye oranla, birbirlerini çok daha az tanıyorlar. Bu nedenle, pandemiden hemen sonra, mahallemizde 'tanışma-kaynaşma günü' adı altında bir etkinlik düzenledik. Düzenlediğimiz bu etkinlikte mahallelinin ortak sofrasını kurduk; herkes evinden getirdiği yiyeceği içeceği bu ortak sofrada paylaşarak tanışıp kaynaşma, komşu olabilme anlamında mahalle sorunlarına değinebilme adına bir birliktelik sağlama çabasına girdik. Tahminen 300-350 kişi geldi. Yer, girişteki Milli Eğitim Müdürlüğü'nün bahçesi idi. O gün kısa bir canlı müzik etkinliği, Eski Datça'nın tarihine yönelik bir söyleşiyi yerel tarihçilerin yanı sıra Numan Tuna hocanın katkılarıyla yaptık. Çok yararlı oldu.”

HEM KENTSEL HEM DE ARKEOLOJİK SİT OLAN BİR MAHALLE

Muhtar Rıdvan Çevik, konuşmasının bu noktasında Eski Datça'nın nasıl bir bölge olduğundan söz etmeye başlıyor.
“Eski Datça hem kentsel hem de arkeolojik sit olan bir bölge. Kentsel ve arkeolojik sit alanlarında yapılabilecekler çok kısıtlıdır. Anıtlar Kurulu'na bağlıyız...”
Reşadiye'de de benzeri problemler var...
“Reşadiye de Anıtlar Kurulu'na bağlı. Çünkü Reşadiye'de kentsel sit var. Arkeolojik sit var mı bilmiyorum. Bizde her ikisi de var. Bizim tescilli alanlarımız içerisinde yeni bir yapılaşma yapılması mümkün değil. Anıtlar Kurulu'nda tescili var mı diye bakılıyor ya da yeni yapılacaksa da Anıtlar Kurulu'nun onayı olmadan sadece belediyenin onayı ile inşaat yapılamıyor. O yüzden yerleşik kesimde mevcut hal değişemiyor. Mevcut halin değişememesi pek bir şey değiştirmiyor. Mahalleye zarar ya da fayda verecek kişiler de değişkenlik gösterebiliyor.
Bizim mahallemiz hem tarihi hem de kültürel ziyaret noktasıdır. Böyle gelişmesi lazım. Turizm için olması gereken, bu doğayı zoom yapabilmek. Önceki Datça'nın, Rumlardan kalan yapıların, aynı zamanda sonraki zamanlarda, mübadelede Türklerin yapmış olduğu yapıların bir kimliği, 1870'li yıllardan sonraki sürecin bir hikayesi var.

Mahallemizde sürdürülebilir bir turizmin gerçekleştirilebilmesi için tarihsel ve kültürel alanda insanları bilgilendirme planları, çalışmaları yapılmalı ki bu sürdürülebilir bir turizm olsun. Mahallemize gelenlerin ziyareti bir gün hiç olmayabilir ve bitebilir. Bu nedenle bugünkü şekliyle gelişmesini doğru bulmuyoruz. Biz daha çok tarihsel ve kültürel anlamda kalıcı bir turizm yapısına kavuşması yanlısıyız...”

Bu çerçevede bir projeniz var mı?

“Üzerinde çalışılmış bir projemiz var. Rahmetli Nihat Akkaraca zamanından kalma, DADYADER bünyesinde bu veriler duruyor. Bu projeyi Datça Belediyesi'nin de desteği ile hayata geçirebilmek ve sürdürülebilir turizmi geniş kapsama yayabilmek, yani kültüre meraklı, tarihe meraklı turistin daha çok gelip görmeyi talep edeceği bir noktaya dönüşebilmek çabası içerisindeyiz...”
Onları soracağım. İrfan Mukul hoca ile yaptığım söyleşide de İrfan Mukul hoca Datça turizmine ilişkin bir sıkıntı olduğunu, Datça turizminin Datça'nın tarihine ve coğrafi özelliklerine oturtularak geliştirilmesi gerektiğini söylüyordu...
“Yerleşik tarih de bunu kapsayan bir durum. Eski Datça'da bugün sayısını net söyleyemeyeceğim ama mevcut bulunan eski dönem evlerin birçoğu restore edilmiş durumda. Bu kimlikler asıldığında bu sokaklar insanların dolaşabileceği alanlar olacaktır. Bu konuda en büyük problemimiz bizim kentsel sınırlar içerisinde kalan yollarımızın iyileştirme çalışmasının yapılamamasıdır...”

Bunun nedeni ne? Neden yapılamıyor?

“Reşadiye Mahallesini görmüşsünüzdür. Kentsel sit ve arkeolojik sit sınırları içerisinde Arnavut kaldırımı taşı dediğimiz bir düzenleme yapılmış.”
Muğla Valiliği'nin desteği ile yapılmış.
“Valilik bütçesinden gelen %45 destek ile yapılmış, belediye başkanımızın verdiği bilgilere göre. Benim muhtar oluşum ile birlikte benim ilk işim bunu sorgulamak oldu; Reşadiye'de bir çalışma yapıldı ama Eski Datça'da neden benzer bir çalışma yapılamıyor diye...”
Belediye başkanı Gürsel Uçar bir ya da birkaç belediye meclis toplantısında bu konuda bilgi vermiş ve bazı sıkıntılardan söz etmişti...
“Sıkıntı yok aslında. Anıtlar Kurulu'ndan izinler alınmış. Sıkıntı para...”
Evet, para kaynağı bulmada sıkıntı varmış.
“Datça Belediyesi Muğla Valiliği'ne başvuruda bulunmamıştı ben seçildiğimde. Belediye başkanımız Gürsel Uçar, Muğla Valiliği'nin Reşadiye'ye destek verdiğini, Eski Datça için ise GEKA'ya (Güney Kalkınma Ajansı) başvuru yaptıklarını, bu başvurunun karşılığını GEKA'dan alamadıkları için yolların yapılamadığını söylemişti...”
Muhtar Rıdvan Çevik bir süre bu konudaki gelişmelere dair bilgi veriyor...

ESKİ DATÇA “EĞLENCE MERKEZİ” İÇİN UYGUN BİR YER DEĞİLDİR.

Eski Datça için çok önemli olduğunu düşündüğümden konuyu yeniden Eski Datça'nın turizm potansiyeline ve şu an var olan gerçekliğe getiriyorum.
Bu anlattıklarınızdan “şu anki gerçeklikte bir sıkıntı var” sonucu çıkıyor. Yani insanlar şu an Eski Datça'ya eğlence için mi geliyor?
“İnsanlar eğlence için gelmiyorlardı. Burada ciddi konaklama tesisi var. Şu anki eğlence sistemi Eski Datça'nın ziyaretçi potansiyelini değiştirdi.”
Tamam, bu noktada bir sıkıntı mı var?
“Eğlence Datça'nın ihtiyacı olan bir şeydir. Gerçekten Datça'daki halkın, gelen tatilcilerin bir eğlence alanına ihtiyaçları var. Ama Eski Datça bunun için uygun bir yer değildir. Eski Datça, en basitinden hem kentsel, hem de arkeolojik sit sınırları içerisindedir ve konut yerleşim alanıdır. İkincisi, mevcut durumun hiçbir yasal dayanağı yoktur. Üçüncüsü 'yerleşik halkı evlerinde oturan mahalle’ konseptini değiştirmektedir.

Düzlemde mahalle merkezine gittiğinizde bir sessizlik var. Çok ciddi bir ses kargaşası yaşanmıyor. Ama aynı dakikada 300 m yukarıya çıktığınız zaman, özellikle Ege'den Akdeniz'e doğru giden güzergahta inanılmaz derecede yüksek sesler evlerimizin içerisinde. Vatandaşlar bu konudan çok rahatsız. Esnaf çok rahatsız. Mahalleye gelen turistler de çok rahatsız. Bazı eski otel müşterilerinden 'Eski Datça hala aynı mı? Ona göre geleceğiz.' sorusu ile karşılaşıyorum.”
Yani Eski Datça'ya dinlenmek için gelen, “İşte ben eğlenceyi örneğin Kumluk'ta ya da başka bir yerde yaşarım ama Eski Datça'ya gittiğimde sakin sakin uyumak istiyorum” diyen müşteriler şu an var olan durumdan rahatsız. Eski Datça'da öteden beri oturan, işinde gücünde olan vatandaşlar rahatsız...
“Yerleşik halk rahatsız.”
Mutlu olanlar, sadece müziğe dayalı eğlence sektörünü burada yapanlar...
“Bir de günübirlik gelip eğlenenler.”
Güzel. Peki siz yerel yönetime veya merkezi yönetimin yerel ayaklarına, işte kaymakamlık, emniyet filan, “bizde böyle bir 'gürültü' sorunu var”, diyerek ilettiniz mi bu durumu?
“Tabi. Yazılı ve sözlü birçok talebimiz oldu bu konu ile alakalı. Normal şartlarda müzik yapma ruhsatına sahip olan işletmeler belli bir desibel seviyesini aşmamak kaydıyla Muğla Büyükşehir Belediyesi'nin kontrolü altında faaliyet gösterebilirler. Elbette bu konudaki yasa ve yönetmelikler her yıl değişkenlikler göstermekte.

Eski Datça, geçtiğimiz yıl için 'Hassas ve çok hassas bölge' kavramı içerisinde değerlendirildi. 'Hassas ve çok hassas bölge' kavramı içerisine alınan bir mahallede de müzik faaliyeti ruhsatı verilemez. Ruhsatı verilemeyen bir yerin denetimi ise sadece Datça Belediyesi ve Datça Emniyeti tarafından yapılabilmektedir. Öncelik Datça Belediyesi'nindir. Datça Belediyesi 'tutanakları tutuyor, işlemlerini yapıyoruz ama işletmeyi kapatamıyoruz' diye cevap veriyor. Haliyle gürültüyü de kesemiyorlar.”

Bu konuda yasal bir boşluk var mı?

“Var tabii ki.”

Yani belediye tutanak tutuyor ama “yasak” olan bu müzik faaliyetini engelleyemiyor?
“Engellemek istenirse belediyenin elinde çok imkan var.”
Yasal çerçevedeki bir engellemeden söz ediyorum.
“Yasal çerçevede de imkanı var. Gürültü konusunda, yasal olmayan, müzik ruhsatı olmayan işletmelerin seslerinin kesilebilme konusu Datça Belediyesi'nin etkin denetimleriyle mümkün olabilir. Bu, Datça Belediyesi'nin inisiyatifi çerçevesinde kalan bir işlemdir.

Elbette biz esnafın canının yanmasını istemiyoruz. Sorun, bu faaliyetlerin gösterileceği alanların tespitindedir. Bu tür faaliyetlerin gösterileceği alanlar daha tenha ve daha sakin alanlardır. Belediye tarafından bu faaliyetlere uygun bir yer belirlenmeli. Belediye bir 'eğlence alanı' oluşturmalı, bu sektörde faaliyet sürdürmek isteyen esnafı o alana yönlendirmelidir.
Bu mahallede şu an müzik faaliyeti yapıp da ruhsatlı olan sadece bir işletme vardır bildiğim kadarıyla, o da kapalı alanı kapsar diye biliyorum.
Geçtiğimiz yıl Datça Belediyesi bu mahallede 'hassas ve çok hassas bölge' olduğu için hiçbir işletmeye müzik yapma ruhsatı vermedi. Bu sene yetki Datça Belediyesi'nden alındı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne verildi. Oradan da Eski Datça'daki herhangi bir işletmeye verilmiş müzik yapma ruhsatı yok.”
Dolayısıyla burada, bir restoran müşterilerine hafif bir müzik çalabilir, onun dışında müzikli eğlence mekanı işletmek mümkün değil...
“O sözünü ettiğiniz restoranlardaki müzik de ruhsata tabii olması gerekir. Yani zabıta gelip denetim yaptığında her türlü sese müdahale etmek zorundadır. Ama idarecilik neyi gerektirir? Mevcut işletmede bulunan müzik sesi yan işletmeye sızmıyorsa, haliyle o yan işletme şikayetçi değilse sorun zaten çözülmüş demektir.”

CAN YÜCEL ESKİ DATÇA MAHALLESİ TARİHİNİN BİR PARÇASIDIR!

Eski Datça'nın turizm anlamında ünlenmesi bir yerde Can Yücel nedeniyledir, diyebilir miyiz?
“%90 Can Yücel ile alakalıdır.”
Senin çocukluğun burada geçtiği için soruyorum. Can Yücel yaşarken de Eski Datça hakikaten bugünkü gibi popüler miydi?
“Reşadiye gibi sakin bir mahalleydi. Can Yücel'in ölümünden sonra Eski Datça ziyaret akınına uğramaya başladı.”
Eski Datça ile ilgili bir söyleşide Can Yücel anılmadan olmaz. Bu konuyu biraz açar mısın?
“Can Yücel bu mahallenin, Datça'nın, ülkenin önemli bir değeri. Biz onun ölümünden sonra bu kadar kalabalık bir mahalle olmaya başladık.

Ölmeden önce bizim ülkemizde bir sanatçının değeri hafızada olmaz. Öldükten sonra herkesin zihninde ve hafızasında olur. Can Yücel'de de aynı şekilde gelişti; Can Yücel'in ölümü ile birlikte insanlar cenaze töreni için buraya akın etti ve ardından daha da popülerleşmeye başladı bizim mahalle. Bu nedenle ben bu mahallenin popülerleşmesini Can Yücel'in ölümü sonrasına bağlarım.

Eski zamanlarda köy evlerimiz ve beraberinde ahırlarımız vardı. O dönemlerde bu mahallede yaşayan pek çok kişi evinin altındaki ahırına eşeğini, ineğini bağlar, üst katında kendi yaşardı. Yumurtasını, yoğurdunu üretirdi. Sokaklarımızda insanlar değil, koyunlar gezerdi. Büyük baş hayvanlar dolaşırdı. Gayet normal karşılanırdı bunlar. Mahallemizde bir köy havası vardı.

Bugün ise, eski zamanlardan beri tarım ve hayvancılıkla uğraşan bazı yerlilerimiz bu faaliyetlerine devam etmek isterken, yanı başlarına yapılmış yeni konutlarda yaşamaya başlayanların Büyükşehir Yasası çerçevesinde Datça Belediyesi'ne yaptıkları şikayetlere maruz kalıyorlar. Bu durumda da Datça Belediyesi gelip ya yasal işlem yapıyor ya da inisiyatif kullanıyor ki ben inisiyatif kullanılması yanlısıyım. Aksi halde mahallemizde tarım ve hayvancılık sona doğru gitmektedir.

Kısacası eski zamanlarda köy evlerimizin bahçelerinde domatesini, biberini eken mahallelimiz evlerini satıp gittiklerinden dolayı bugün o evler otel, evlerinin bahçeleri de otel bahçesi olarak, restoran bahçesi olarak faaliyet göstermeye devam etmektedirler... ”
Yani Can Yücel Eski Datça'nın tarihinin bir parçası haline geldi yaşarken de öldükten sonra da?
“Kesinlikle. Öyle oldu ama ziyaretçi eskiden Eski Datça'ya Can Yücel'in şiiri, edebiyatı ve bu mahallenin tarihi için gelirken bugün Datça'ya gelen bir turist 'Nereye gidilir burada?' diye sorduğunda, ona 'Eski Datça'ya gittiniz mi?' diye sorarlar. Haliyle merakla Eski Datça'ya gelirler ve 'Eski Datça'da nereye gidilir?' diye sorduklarında Can Yücel'in evini söylerler.

Can Yücel'in evinde ne var? Sadece bir giriş kapısı var. Bilen bilmeyen herkes geliyor Can Yücel için. Yolda şahit oluyorum bu duruma. Yol kapalı olduğunda ana girişten buraya kadar yürüyerek çıktığımda çok kulak misafiri oldum gelen ziyaretçilerin kendi aralarındaki konuşmalara. Milli Eğitim binasını çıktıktan sonra Kaya Otel var, orada mini mini evler var. Can Yücel'in portrelerini asmışlar, kapıların önüne. Gelen vatandaşlardan biri diğerine diyor ki 'Bak, geçen yıl ben geldim, şu bina Can Yücel'in türbesi'. Bu şekilde hitap ediyor. 'Ben geçen yıl girmiştim. Bu yıl girmeyeceğim' diyor. Bilen bilmeyen herkes Can Yücel'in ziyaretine geliyor.”
Burada Can Yücel konusunda bir boşluk var o zaman?
“Büyük bir boşluk var.”
Datça'ya kim gelirse misafir olarak, bizde de aynısı oluyor, Can Yücel'in mezarına gidip bir fotoğraf çektiriyoruz, sonra Eski Datça'ya gelip Can Yücel'in evinin kapısında bir fotoğraf çektiriyoruz ki böylece Datça'ya geldiği ve Datça'da da Can babayı ziyaret ettiği bir nevi belgelenmiş oluyor. Bir de Can Yücel Sokağının önünde fotoğraf çektik mi tam oluyor. Can Yücel'i ziyaret bir nevi dini bir ritüel haline dönüşmüş durumda...
“Can Yücel'i bilmeyen birisinin bile 'Datça'ya geldik ve Can Yücel'i ziyaret ettik' akını sosyal medyada oluşunca bu söylediğin yerlerde fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşılması doğal oluyor. Bizim begonvilli sokaklarımız şu an Datça'da en çok fotoğraf çekilip paylaşılan sokaklar durumundadır. Bu kadar insanın geldiği burada, insanların neye geldiğini bildirecek hizmeti vermek gerekiyor.”
Bu konuda büyük bir eksiklik mi var?
“Büyük bir eksiklik var. Yolun kapanışından tutun çevre temizliğine bakın, yani günde 3000-4000, ki 2000 insan bile yüksek bir rakamdır, giriş çıkış yapıyor bu mahalleye. Tek bir temizlik görevlisi ile geçiriyoruz bütün sezonu.”

BÜYÜKŞEHİR YASASINDAN HİÇ MEMNUN DEĞİLİM

2014 yılında Muğla Büyükşehir Yasası uygulanmaya başlandığında Eski Datça Muhtarlığının bu konularda kendine ait olanakları var mıydı?
“Eski Datça o zaman da mahalleydi.”
Doğru. Eski Datça, İskele ve Reşadiye yine mahalle statüsündeydiler. Konuşmandan anladığım, bu mahalledeki hizmet, şu an, Eski Datça'nın potansiyeli ile orantılı değil.
“Muğla Büyükşehir olunca şunu kaybettik: 2014 yılı öncesi Datça Belediyesi'nin hizmet ağı 3 mahalle ile sınırlı iken 12 mahalleye çıktı, haliyle 3 mahalleye yapılan hizmet 12 mahalleye yapılmaya başlandı. Hizmet götürmede kullanılan araç gereç ve görev alan kişi sayısında yetersizlikler ortaya çıktı. Belediye 'Artık büyükşehir olduk' diyerek bunlarda limiti istediği gibi aşamıyor. 'Belediyede var da vermiyor' gibi bir durumdan bahsetmiyorum. Eski Datça, planlama yapılırken, kış aylarında tamam, belki bir personel ile idare edilir ama yaz sezonunda sadece 3 ay için gececi-gündüzcü ya da iki kişi sadece gündüz burada bulunmalı.”
Bunu yazarım. Belediye'nin, özellikle yeni yönetimin Eski Datça'nın bu ihtiyacını bilmesi gerekiyor.
“Eski Datça'nın gece ve gündüz olarak en az 2 personele ihtiyacı var. Çöp kovalarını belediyeden rica ettim, sokaklara konuldu, seçildiğim yıl. Herkes itiraz etti, 'Biz yıllarca itiraz ettik. Koydurmadık.' diye. Koydurmadınız ama bu mahalleye gelenlerin elindeki çöpü yere atmasını teşvik etmiş oluyorsunuz. Nereye atacak bu insanlar ellerindeki çöpü, eğer atabileceği bir çöp kovası yoksa? Çünkü her yer dondurmacı ve gazozcu. Onların çöplerinin bir yere atılması gerekiyor. Esnafımız ne yapıyor?..

Hani bir yerde belediyenin personel yetersizliği var ama vatandaşın sağa sola koyduğu çöp torbalarının dağılmasıyla daha da dağılıyor çöpler.”
O zaman Büyükşehir Yasasından sen de memnun değilsin?
“Büyükşehir uygulamasından hiç memnun değilim. Büyükşehir uygulaması olmasaydı bugün 3 mahalle olacaktı. Belediyenin hizmet ağı küçük olunca biz bir hizmet talep edip de belediye 'bütçem yetersiz' dediğinde açık hesap yapabilecektik. Şimdi ben bir yol talep ettiğimde 'Sındı'nın suyu yok' denildiğinde, öncelik elbette Sındı'nın su sorununun çözümündedir. Öncelik her zaman yaşamımıza dair ihtiyaçların karşılanmasındadır.
Bizimkisi de keyfi değil. Eski Datça aslında Datça'yı temsil ediyor. İnsanlar Datça'ya geldiklerini ispatlayan fotoğrafları ağırlıkla bu mahallede çektiriyorlar. Çektikleri fotoğraflarda çöpler yerdeyken, o yol yapılmamışken, derme çatma bir mahalle varken insanların burada fotoğraf çekilmesini belediyenin düşünmesi gerekir.

“EN ESKİ DATÇALILAR” PARMAKLA SAYILACAK KADAR AZDIRLAR

Can Yücel öldükten sonra bu mahalleye doğru bir göç var. “En Reşadiyeli”, “En Kızlanlı”... dediğimiz gibi “En Eski Datçalı” dediğimiz kimseler var mı?
“Var. Mesela Hüseyin Zeybek dede vardı, rahmetli oldu. Muhtar Orhan amcamız vardı, yakında rahmetli oldu. Cengiz amcamız var. Şu an sağ. Allah sağlıklı uzun ömürler versin. Bunların sayıları parmakla sayılacak kadar azdır. Tabii ki çocukları ve torunları halihazırda mahallemizdeler. Ama o yaşlı çınarlarımız parmakla sayılacak kadar az kaldılar.”
Can Yücel öldükten sonra buraya gelip yerleşen ve burada kendi tarzlarıyla bir yaşam kurmak isteyenlerin sayısı, öncekilerle oranlama yaparsak, ne kadardır?
“Can Yücel öldükten sonra gelip yerleşenler bu mahallenin nüfusunu artırmadılar. Bu mahallenin coğrafi konumu nedeniyle gelip yerleşenler oldu. Bu mahallede kot yüksektir. Yazın en sıcak gününde bile bir esintisi vardır. Nemin sıfır olduğu mahallelerden birisidir. İskele merkez basık olsa bile burası hep eser. Tarihteki insanlar da bu yüzden burayı belirleyip yerleşmişlerdir. Burası, buradaki yerli halkın İskele Mahallesine göç etmesiyle beraber Türkiye'nin çok farklı yerlerinden insanların göç etmesine sebebiyet verdi. Bizim ailelerimizin buraya yerleştiği yıllar buraların en ucuz fiyatlar ile alınıp satıldığı, hatta en atıl pozisyonda olduğu yerlerdi.
Tabii burayı alıp burayı restore eden insanlar, ki 1970'li yıllar ve sonrası, 1990'lara kadar uzanıyor, sonradan gelip yerleşen halk, ki örneğin bir Mehmet Pir, Eski Datça Mahallesinde, ana caddelerdeki birçok tescilli binayı satın alıp tarihi dokusuna uygun, Anıtlar Kurulu ile bağdaşık birebir restore etti. Çok güzel bir tarih oluşturdu. (Mehmet Pir, Mehmet Ali Ağa Konağı'nın sahibidir.) Bu mahalledeki birçok tarihi yapı da kendilerinindir. Restore ettiler. Restore olunca sokak da beraberinde, örneğin bahçe duvarı da restore oldu. Özel ustalarla itinalı işçilikler yapıldığından özel bir mimari görünüm kazandı burası. Sonradan yerleşen de bu bilinçle yerleşti. Bu görselliğe, bu dokuya bilinçli yaklaşıp ona uygun inşaatlar yapıldı. Öyle olunca da güzel bir konsept çıktı ortaya. Şimdi sadece yollar kaldı. Yollar da yapılınca Datça için çok daha iyi bir mahalle haline gelebiliriz.”

BEN BİR MAHALLE GÖNÜLLÜSÜYÜM

2021 yılı Temmuz ayı sonunda Marmaris'te çıkan yangından sonra Datça'nın her yerinde mahalle meclisi, mahalle dayanışması vb... her nasıl adlandırılıyorsa o adlarla farklı mahalle birliktelikleri oluşturma doğrultusunda adımlar atılmıştı. Sizin burada da gündeme gelmişti. Bildiğim kadarıyla bu oluşum daha sonra Eski Datça'nın dokusunu korumaya doğru bir işlev üstlenmeye başladı.
“Eski Datça'nın dokusunu koruma konusunda bir ekip zaten her zaman vardı. Özellikle ben bu işin başında yer alan birisiyim. Kiminle sohbete otursam, hangi komşumuz gelse şuraya sohbet etsek, ben mahalleye olan bakış açımı, mahallede olması gerekeni anlattığım zaman ister istemez o kişi de benimle birlikte benzer bir düşünce içerisinde yer alıyor. Böylece sayı çoğalıyor. O yüzden olası bir mahalleye aykırı gelişme durumunda haberleşiyoruz. Bağ kuruyoruz. Çözüm odaklı hareket ediyoruz. Gönüllü olarak. Hani muhtarlıktan önce ben bu mahalle gönüllüsüyüm.

Afet eğitimleri gerçekleşti. Mahallemizde bu işe gönül vermiş gerçekten gönüllü lazım ve çok önemli bir yeri var. İl'den buraya sağlık ekipleri getirdik. İlk yardım eğitim aldık. Yangınlara yönelik itfaiyeden bir eğitim programı aldık. Beraberinde AFAD'dan, buradaki MAG'dan eğitim aldık. MAG'a çok sayıda üye verdik. Bir MAG üyesi gibi çalıştık. Mahallemizdeki MAG üye sayısını artırdık. Belediye tarafından mahallemize bir adet afet konteyneri varildi. İçerisini gönüllü vatandaşlardan alabildiğimizce afet anında kullanılabilecek acil ihtiyaç malzemelerini yerleştiriyoruz. Mahallemizde yaşanılacak olası bir afette, çıkabilecek bir yangında kullanırız diyerekten. Selden etkilenecek bir mahalle değiliz ama olası bir deprem ve yangına hazırlıklıyız.”
Bizim Çomarlık Mahallesinde de benzeri çalışmalar var ama sanırım Datça'da muhtar olarak bu tür çalışmaların içerisinde bilfiil yer alan tek muhtarsın.
“Dediğim gibi muhtardan önce bir mahalle gönüllüsüyüm. Muhtar olmasaydım da bu çalışmaların içerisinde olacaktım.”
Ayrıca sanırım bu konuda bu mahallenin sakinleri ve buradaki iş yeri sahipleri diğer mahallelere göre daha duyarlı, benim gördüğüm bu.
“Esnafımız bu konuda çok duyarlı. Esnafımız, afetler konusunda yaptığımız her türlü çağrıya ellerindeki imkanlar doğrultusunda her türlü katkıda bulunmuşlar, çağrılarımızı geri çevirmemişlerdir. Söz konusu afet olunca, toplumsal dayanışma olunca birbirini seven sevmeyen herkes tek bir yürek olur anında.”

SU, KANALİZASYON, MEZARLIK, ELEKTRİK HATLARI...

Eski Datça ile ilgili başka neler söyleyebilirsin?
“Eski Datça hak ettiği değerlerini tanıtamıyor. Yani yerleşik halkı bir kenara bıraktım, tamam herkes bir şekilde evine ulaşıyor, su bir şekilde iletiliyor. Karadağ bölgesinin yukarı alanlarında su basınca yetersiz. Yazın. Kışın üst sokaklarında gün batımı saatlerinde evlere su çıkmıyor...”
Yüksek bir yerde su deponuz yok mu?
“Bu mahallenin su deposu yok. Önceden bir köy suyumuz ve su depomuz vardı. O şu an kullanılmıyor. Dağdaki su kaynağından o depoya su gelmesine MUSKİ el atmıyor. Neden atmıyor? 'Parasını almadığım suya karışmam' diyor. Bu mahallede su ciddi bir problem. Üst sokaklarda bu problemi yaşıyoruz. Yazın gün batımında herkes evine geçtiği vakit, üst kısımlardan yer alan komşularımıza su gitmemektedir.
Bu konuda öneriniz var mı?
“Önerimiz şu: Teknik anlamda da yaptığımız araştırma o doğrultuda, mahallenin giriş kısmında bir basınç noktası oluşturulmalı. Şu anki basınç yetmiyor. Datça'nın sadece bu mahallesinin değil genelinin bir su problemi var. Büyük problem yaşıyoruz. Bir patlak oluyor. Patlak için yalvarıyoruz. Çalışma yapılıyor. Patlak onarılıyor. Patlakları yamamak geçici bir durum. Patlakları yamamak için harcanan para, kalıcı yapmaktan daha büyük. MUSKİ'nin Datça genelindeki bütün alt yapıya el atması gerekiyor.”
Datça'nın her yerinde onlarca yerde aynı anda su ve kanalizasyon patlakları yaşanıyor.
“Bizim hala kanalizasyon olmayan ama kentsel sit sınırları içerisinde kalmış sokaklarımız var. İnsanlar ruhsatlı evlerinde oturuyorlar ama kanalizasyon bağlantıları yok...”
Ben bu mahallede kanalizasyon sorunu olduğunu sanmıyordum.
“Foseptik olan sokaklarımız var. Şu bulunduğumuz alanda kanalizasyon var. Karadağ'a doğru giden hatta kentsel sit alanları içerisinde kalan bölgede de kanalizasyon hattı yok...”
Bu konudaki bazı gelişmelerden söz ediyor ama sonuç itibarıyla somut bir ilerleme olmadığını söylüyor. “Sonuç alabilir miyiz? Sonuç almak için mücadele vereceğiz.” diyor.
Elektrik hatlarının yer altına alınması konusunda AYDEM ile olan görüşmelere değiniyor.
“AYDEM Eski Datça sınırları içerisinde kalan elektriği yer altına alacaktı. Bütçeyi aldık. Onayı aldık. Yol yapılmayınca onlar da yapmadı. Biz de dedik ki 'Sen yap.' Bu yazın yaşanan o elektrik sıkıntısından sonra o da kaldı. Talep ettiğimiz ile kalıyoruz. Trafo patlıyor. Mevcut alt yapı şu anki yükü kaldıramıyor. Trafonun gücü yıllar önceki yerleşik halka göre belirlenmiş. Şu an ise her evde, her otelin her odasında klima var. Her işletmede buzdolabı var. Bu nedenle trafonun kabloları patlıyor. Geliyorlar, yama yapıyorlar. Gidiyorlar. Bir daha patlıyor. Vantilatör koyuyorlar trafoyu soğutmak için. AYDEM'in yetkililerine de valiliğede bildirdik. Datça'nın büyük bir ayıbı bu.”
Sonra, birden “Mezarlığımız yok bizim” diyor. Şaşırıyorum.
Nereye gömüyorsunuz ölülerinizi?
“ İskele Mezarlığı'na. İskele Mezarlığı ortak mezarlığımızdı. Orası da doldu şimdi. Babayani Köprüsü sınırdır. Babayani Köprüsünden öbür taraf İskele Mahallesi sayılır.
Toprak parçamız çok geniştir ama seçmen sayımız çok azdır.”
Kaç seçmen var?
“900 civarında seçmenimiz, 1200 civarında nüfusumuz vardı geçtiğimiz genel seçimde. Yerel seçime kadar kaç kişi taşınır ve sayı kaç olacak bilemiyorum. Bizde geçici olarak gelip konaklayanların sayısı çok. Bizim kentsel sit alanında yerleşik nüfusumuz fazla yok. İşletme sayımız çok. Durmadan da artıyor. Hastane bölgesi, aşağıdaki apartmanlaşma sistemi, ki bir bloktan 6 daire çıkarılır oldu, her daireye bir aile gelse, her aileyi 3 ile çarparsan her apartman 18-20 kişiyi barındırıyor. Durmadan yan yana apartman, apartman gidiyor. 2019'da sayımız 750 idi. 550 seçmenimiz vardı. 400 küsur seçmen oy kullanmaya gitmişti. Bu geçtiğimiz genel seçimde 950 kişi oy kullanmaya gitmişti. Sayı neredeyse ikiye katlandı. Apartman sayısı çoğaldıkça bu sayı artıyor.”
Bu hatta inşaatlar devam edecek, çünkü ilçe merkezi Reşadiye Dörtyol'a doğru kayıyor. Haliyle sizin bu mahallenin nüfusu da hızla artacak.
“Nüfus artışı devam edecek bu bölgede ama Eski Datça'nın şu an bulunduğumuz bölgesi korunaklı, değişmeyecek. Belki buradaki pek çok işletme sayısı artacak inşaatlar nedeniyle. Son yıllarda evler iş yerlerine dönüştü.”
Bu daha karlı da ondan...

Son olarak, 2024 yılında yapılacak yerel seçimde yeniden aday olup olmayacağını öğrenmek istiyorum. “Mahallem için yeniden adayım” diyor. 2019 yılında önce 3 aday varmış, sonrasında bir aday çekilmiş ve 2 aday yarışmışlar. “Halkın takdiriyle kazandım” diyor. 17.10.2023

Bitti

(*) Bu bölümde okuduğunuz söyleşiler aynı tarihlerde Milas üzerinden paylaşımlar yapan mobil.haberveinsan.com sitesinde yayınlanmıştır